İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Özbekistan İçişleri Bakanı Pulat Bobojonov ile görüştü.
Çeşitli temaslarda bulunmak için Türkiye’ye gelen Özbekistan İçişleri Bakanı Bobojonov, Bakan Soylu’yu ziyaret etti.
Soylu’nun Bakanlık girişinde karşıladığı Bobojonov, daha sonra Şeref Defteri’ni imzaladı.
Bakan Soylu’nun makamında gerçekleşen ikili görüşmenin ardından iki bakan, Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi’ni (GAMER) gezdi.
Merkezde toplantı yapan Soylu ile Bobojonov, daha sonra Konferans Salonu’na gelerek, “Kolluk Eğitim İş birliği Protokolü’nde Yapılan Değişiklikler ve İlavelerle İlgili Ek Protokol” ile “Suçla Mücadelede İşbirliği Konulu Anlaşma’da Yapılan Değişiklikler ve İlavelere İlişkin Protokol”ün imza törenine katıldı.
Soylu, burada yaptığı konuşmada, kardeş ülke Özbekistan İçişleri Bakanı ve heyetini ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Türkiye ile derin tarihi ve kültürel bağları bulunan, dost ve kardeş ülke Özbekistan’ın, kendileri açısından özel bir yere ve değere sahip olduğunu belirten Soylu, Bakan Bobojonov’un “ülkesine” hoş geldiğini söyledi.
Soylu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ile önemli bir iş birliği geliştirdiğini, Cumhurbaşkanları arasında atılan adımların, iki ülke ilişkilerini ve iki ülke kurumlarını da olumlu yönde etkilediğini anlattı.
Bakan Soylu, bugün Bobojonov ile yaptıkları görüşmede de bölgesel ve küresel güvenlik konularını, kapsamlı şekilde ele aldıklarını, güvenlik iş birliği, terörle mücadele ve düzensiz göç konularında fikir alışverişinde bulunduklarını bildirdi.
Anlaşmalar ile ortak ilişkilerin nasıl yürüdüğünü değerlendirdiklerini ve 20’ye yakın başlıkta ortak hareket etme iradesini ortaya koyduklarını aktaran Soylu,”Burada, eğitimden ortak teknolojilere kadar, yani teknoloji kullanımımızdan tecrübe paylaşımına, siber güvenliğe kadar birçok alanda irademizi teyit ettik.” dedi.
Soylu, FETÖ ile mücadelede ortaya koydukları kararlı irade sebebiyle de Bakan Bobojonov nezdinde hem heyete hem de Özbekistan’a teşekkürlerini iletti.
İçişleri Bakanı Soylu, bugün imzalanacak ve terör, fikri mülkiyet suçları, organize suç örgütleri, kaçakçılık, yasa dışı göç ve insan ticareti, siber suçlar ve sahtecilik suçlarıyla mücadele, kolluk birimlerinin eğitim faaliyetlerini kuvvetlendirecek protokollerin hayırlı olmasını diledi, metnin hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür etti.
Konuk Bakan Bobojonov da kardeş Türkiye Cumhuriyeti topraklarında bulunmaktan ve Bakan Soylu ile görüşüyor olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Cumhurbaşkanlarının, ikili ilişkilerin gelişmesinde önemli mesafeler kat ettiğini belirten Bobojonov, bunun, Türkiye ile Özbekistan’daki kurumların kendi aralarındaki ilişkilerine de ivme kazandırdığını vurguladı.
Bobojonov, Cumhurbaşkanlarının talimatıyla, Türkiye ve Özbekistan İçişleri Bakanlıkları arasındaki ilişkileri daha ileriye taşımak amacıyla gerçekleştirilen bu ziyaretin de iyi neticeler vereceğine inandığını söyledi.
Türkiye İçişleri Bakanlığının sahadaki çalışanlarıyla tanıştıklarını anlatan Bobojonov, Türkiye’nin, siber güvenlik ve siber suçlarla mücadeledeki gelişmelerine işaret etti.
Bobojonov, Polis Akademi, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğüne ziyaretler gerçekleştirdiğini aktararak, misafirperverliği için Bakan Soylu’ya teşekkür etti.
Özbekistan’da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vaka sayısı 100 bin 335’e çıktı.
Sağlık Bakanlığı verilerine göre, ülkede son 24 saatte yeni vaka sayısı 211 artarak 100 bin 335 oldu.
Son 24 saatte 207 hastanın iyileşmesiyle taburcu edilenlerin sayısının 95 bin 993’e çıktığı ülkede 3 bin 652 hastanın tedavisi sürüyor. Ülkede bugüne kadar 690 kişi virüs nedeniyle hayatını kaybetti.
Ülkede Kovid-19’a karşı 1 milyon 950 bin 398 doz aşı yapıldı.
Son 24 saatte 60 bin 423 doz aşı uygulanmasıyla toplam aşı miktarı 1 milyon 950 bin 398 doz oldu. Bu çerçevede ülkede 1 milyon 321 bin 851 kişiye ilk doz, 628 bin 547 kişiye ise ikinci doz aşı uygulandı.
Aşı uygulamasının 1 Nisan’da başlatıldığı ülkede, ilk etapta yaşlı, sağlık personeli, öğretmen, asker ve emniyet görevlileri olmak üzere yıl sonuna kadar toplam 4,1 milyon kişinin aşılanması öngörülüyor.
Ülkedeki aşı uygulaması için Oxford Üniversitesinin ilaç firması AstraZeneca iş birliğinde geliştirdiği Vaxzevria, Çin’in Anhui Zhifei Longcom ilaç şirketi ile Çin Bilimleri Akademisince ortak geliştirilen “ZF2001” ve Rus üretimi Sputnik V aşıları kullanılıyor.
Kazakistan’ın Türkistan şehrinde 10. yüzyılda Karahan Devleti döneminde ilk kez eski Türk diline tercüme edilen ve halen “İstanbul nüshası” olarak bilinen Kuran-ı Kerim’in bilimsel kopyası kitap olarak yayımlandı.
Uluslararası Türk Akademisi tarafından basılan kitap, Türkistan’daki Ahmet Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen “Türk Dünyasının Manevi Başkenti Türkistan” konulu uluslararası konferansta tanıtıldı.
Türkistan’ın manevi yönleri ve değerlerinin ele alındığı konferansa Türksoy Genel Sekreteri Düsen Kaseinov, Türk Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ömer Kocaman, Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Darhan Kıdırali, Kazakistan Dışişleri Bakanlığı Özel Yetkili Büyükelçisi Ercan Mukaşev, Türkiye’nin Almatı Başkonsolosu Ali Rıza Akıncı, Kazakistan Enformasyon ve Toplumsal Kalkınma Bakanlığı Din Komitesi Başkanı Ercan Nükecanov, Ahmet Yesevi Üniversitesi Rektörü Janar Temirbekova, Bilge Türk Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı Güngör Azim Tuna’nın yanı sıra çok sayıda bilim insanı ve basın mensupları katıldı.
10. yüzyılda Türkistanlı bilim insanlarının da katkısıyla Karahanlı Türkçesine çevrilen Kuran-ı Kerim’in bilimsel kopyası olan kitabın önsözlerini, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Kazakistan’ın Kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev yazdı.
Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Prof. Dr. Darhan Kıdırali, konferans sonrası yaptığı açıklamada, Kuran-ı Kerim’in dünyada ilk kez Samaniler döneminde Farsçaya tercüme edildiğini ve eş zamanlı olarak Buhara’da Türkistan bölgesinden çıkan bilim insanlarınca Karahanlı Türkçesine çevrilmeye başladığını söyledi.
Kıdırali, ilk kez Türk diline çevrilen Kuran-ı Kerim’in bugüne dek korunduğu tek ve tam nüshasının, Türkiye’deki Türk ve İslam Eserleri Müzesinde sergilenen İstanbul nüshası olduğuna işaret ederek “Dolayısıyla yayımladığımız kitabın İstanbul nüshası olması hem de Türkistan’ın manevi başkent ilan edildiği yılda Türkistan diyarına dönmesi çok anlamlı.” dedi.
Zamanında söz konusu Kuran-ı Kerim’in Arapçadan Türkçeye çevrilmesiyle dilimizin daha da zenginleştiğini kaydeden Kıdırali, “Karahan döneminde tercüme edilen bu Kuran-ı Kerim’i belki Hoca Ahmet Yesevi gibi büyüklerimiz kullanarak büyümüşlerdir. Büyük şair, düşünürlerimizin yetişmesinde de bu Kuran-i Kerimin katkısı olmuştur. Bilemeyiz ama bin yıl önce çevrildiği için öyle bir yorumda bulunabiliriz.” ifadelerini kullandı.
Kıdırali, kitabın birkaç nüshasını Türkistan’daki Hoca Ahmet Yesevi Müzesine takdim edeceklerini, daha sonraki dönemlerde akademiye üye ülkelerde de tanıtımını yapacaklarını sözlerine ekledi.
Kun.uz huquq-tartibot organlarining qonunlardan chekinishi, haqsiz ravishda ayniqsa faol fuqarolarga nisbatan zulm o‘tkazishi mavzusida suhbat uyush
Huquqni muhofaza qiluvchi idoralarning o‘zlari huquqingizni buzganda, dunyoqarashingizda jiddiy va shiddatli siljish sodir bo‘ladi. Ichki tizimingiz chalkash-chulkash bo‘lib ketadi desa ham bo‘ladi. Bunday o‘zgarishni majoz bilan tasvirlaydigan bo‘lsak, buni bir zamonlar sodir bo‘lgan, butunboshli qit’alar siljishiga – shiddatli tektonik harakatlarga o‘xshatsa bo‘ladi.
«Nega?» degan savol ichingizda ulkan, keng yelkali tog‘dek qad rostlaydi shunda. Mana shu «nega»ning zamirida bir dunyo ma’no bor.
«Huquq-tartibot idoralari: ichki ishlar, davlat xavfsizlik xizmati va boshqalar – avvalo shular emasmidi qonunni hurmat qilishi kerak bo‘lgan, «qonun» so‘zining ulkan ahamiyatini hammadan yaxshiroq tushunishi kerak bo‘lganlar?» Bu savollar aqlingizning yoqasidan oladi.
Shunda, aqlingiz qalbingizga nimadir javob berishga urinadi, biroq… dodingizni Xudodan boshqaga aytolmasligingizni, shikoyat qilsangiz shikoyatingiz baribir o‘sha qonunbuzarga qaytib kelishini bilib, jim qolasiz.
Shunda, nochor ahvolda qolgan vujudingiz, o‘zingiz bilmagan holda… bunga ko‘nika boshlaydi! Va eng mudhishi aynan shu – bunga ko‘nikib qolish! Chunki bunda sizning «davlat» tushunchasiga bo‘lgan qarashlaringizda siljish sodir bo‘lgan bo‘ladi, zero huquq-tartibot idoralari bu – davlatning ajralmas qismi, uning qo‘li, ko‘zi, oyog‘i.
Ko‘nikib qolishni nega eng mudhish holat deb baholadik? Chunki siz bunda ishonchsizlikka ko‘nikayotgan bo‘lasiz. Bunga ko‘nikkandan keyin siz faol, qalbi jo‘shib turadigan, yuzidan nur yog‘adigan bunyodkorlar jamiyati a’zosi emassiz, balki jamiyat ishlaridan o‘zini chetga olib qochadigan, imkon topib boshqa – «jamiyat» desa bo‘ladigan yurtlarga ketishni istaydigan kishiga aylanasiz.
Darvoqe, AQShga grin-karta bo‘yicha ketishni istovchilar soni bo‘yicha O‘zbekiston 5-o‘rinda ekan.
Bir savolga javob beraylik: huquq-tartibot idorasi xodimi uchun qachon qonun eng katta prioritetga, «otasi-yu onasiga» aylanadi, tepasidagi boshlig‘ining buyrug‘i emas, aynan qonun uning ongida ustuvorlikka ega bo‘ladi?
Zero aynan shundagina huquq-tartibot idorasi xodimi haqiqiy ma’noda huquq-tartibot idorasi xodimiga aylanadi, boshlig‘i qonunbuzarlikka chaqirganda ham o‘zini, o‘zligini yo‘qotmaydi.
O‘zaro ishonch muhiti hukm surgan muhitdagina ijobiy o‘zgarishlar sodir bo‘ladi va alaloqibat omma haqiqiy jamiyatga aylanadi, ulkan natijalarga erishiladi. Kim bizga bunday jamiyatga aylanishga xalaqit qilyapti va… huquq-tartibot idoralarida islohotlar nega buncha sekin amalga oshyapti?
Kun.uz shu mavzuda blogerlar Jamoliddin Muhammadjon, Musannif Adham, Muhammad Shakur, Bobir Ismoilov va Sardor Salim bilan suhbat uyushtirdi. Bugun suhbatning 1-qismini e’tiboringizga havola etamiz.
Quyida ko‘rsatuvdan ayrim parchalar matn shaklida taqdim etiladi, suhbatni to‘liq holda videoko‘rsatuvda tomosha qilishingiz mumkin.
Jamoliddin Muhammadjon: «Agar men ham qolganlar qatori jim turganimda, balki bu amaliyot yoyilib ketgan bo‘lardi»
— [2019 yilda, Toshkentdagi «Malika» savdo majmuasida o‘tkazilgan «soqol reydi» bo‘yicha] o‘shanda berilgan rasmiy bayonotda jami 138 kishi deb aytilgan. O‘sha 138 kishi orasida mendan tashqari hech biri bunga munosabat bildirmagandi. Dastlab e’lon qilingan rasmiy bayonotda esa hech kimning soqoli majburan oldirilmagani aytilgan, bu esa haqiqiy voqeaga umuman zid edi.
Ikkinchidan, o‘sha vaziyatda men ham 138 kishiga qo‘shilib sukut saqlaganimda, balki bu kabi reydlar bugungi kunda bundan ham kengayib ketishi mumkin edi. Shuning uchun biror vaziyatga tushganda odam faqat o‘zini o‘ylamasligi kerak. «Agar hozir men harakat qilsam, nimagadir qarshilik qila olaman, nimanidir to‘xtataman», degan nuqtayi nazardan fikrlash kerak.
Natija ham shunga yarasha bo‘ldi. Juda katta sa’y-harakat qilmagan bo‘lsam-da, jim turmaganimning o‘zi natija bo‘lishi uchun yetarli bo‘ldi. Ana shu natijadan o‘zim mamnunman.
Musannif Adham: «Baribir foydasi yo‘q, eng yengili shu – 15 sutka» deyishgan»
— Uyingizga tintuv o‘tkazish uchun kelishsa, barchaga ma’lum muayyan qoidalarga amal qilish kerak. Uyni tintuv qilishga order bor-yo‘qligini so‘rashingiz, boshqa huquqlaringizni talab qilishingiz kerak. Men bilan ro‘y bergan holatda men ham shunday yo‘l tutganman.
Huquq-tartibot idoralari bilan ilk to‘qnashuvim uch yil oldin, [maktab o‘quvchilariga dars vaqtida bosh kiyimda bo‘lishni taqiqlovchi] 666-sonli qarorni tanqid qilganimda bo‘lgan. Tintuv o‘tkazish uchun uyga kelishgan. «Uyingizda qidiruvdagi odamni yashirayotgan ekansiz, shunaqa xabar keldi», degan.
Order so‘raganman. Qaysidir prokuror qo‘l qo‘ygan sanksiyani ko‘rsatishgan. Sizlar odam qidirgani keldilaringmi, deb ikki marta so‘radim, ha deyishgan, uyga kirgizdim. Kirgach, birinchi qilgan ishlari – telefon, kompyuter, kitoblarni yig‘ishtirib olishdi.
Qo‘llanmalarda yozilganidek ish tutdim, ularning bunday xatti-harakatlar uchun ruxsatlari bor-yo‘qligini so‘radim. O‘tirib, bayonnoma yozishdi. Bayonnomaning tagida: «Bitta nusxasini oldim» deb yozilgan, men shuni tasdiqlab qo‘l qo‘yishim kerak. Qo‘l qo‘yishdan oldin so‘radim:«Nusxasini berasizlarmi?» «Ha, hozir ko‘chaga chiqib, kserokopiya qilib, beramiz», deyishdi.
«Pasportingizni olib oling, IIBga borib, narsalaringizni tekshiramiz va hech narsa chiqmasa, qaytarib berib yuboramiz», deyishdi. Tabiiyki, ular qidiruvdagi shaxsni qidirayotganlari eslaridan chiqib ketdi. Men bu yerda nima bo‘layotganini, gap nima haqida ketayotganini tushundim.
Asl mavzu (666-sonli qarorni tanqid qilganim) yo‘lga chiqqanimizdan keyin ochildi. «Nima uchun kelganimizni bilasiz…» deyishdi yo‘l davomida. Borganimdan keyin menga advokat berishlari kerakligi, ungacha hech narsa gapirmaslik huquqim borligini aytdim. Kulishdi. Advokat berilishi, advokat ishtirokida so‘roq qilinishi qonunda yozib qo‘yilgan. Ular: «Bu tergov emas, tergovgacha bo‘lgan jarayonda advokat kerak emas», deyishdi.
O‘sha yerda rasmga olishdi, qanaqadir «delo»lar ochishdi, bosim bilan suhbatlar bo‘ldi. Hech kim urmagan bo‘lsa-da, so‘kinish, haqoratlar – bular hammasi bo‘ldi. U haqoratlar – men eshitmagan haqoratlar. Og‘ziga kelganini gapiradi…
3-4 soatdan keyin olib borib sud qilishdi va 15 sutka berishdi. Sababi – Ma’muriy kodeksning 195-moddasi, ya’ni ichki ishlar organi xodimiga qarshilik ko‘rsatish. Holbuki, men hech qanday qarshilik ko‘rsatmadim. Uyimning eshigini taqillatib kelishdi, nega keldilaring dedim, order ko‘rsatgach, mana, kiringlar, dedim. Bu yerda men tomonimdan ularga hech qanday qarshilik bo‘lgani yo‘q.
«Aybimga iqrorman, ichki ishlar xodimiga qarshilik ko‘rsatdim», deb tushuntirish xati yozishga ham majburlashdi. Qarshilik bildirganimda esa: «Shunaqa yozaver, baribir foydasi yo‘q, eng yengili shu, 15 sutka olasan, o‘tirib-chiqasan» deyishdi. Oxiri yozganman. Sudya aybingizga iqrormisiz, dedi, men ha deyishim kerak ekan, shunday dedim. Sudya 10 sutka deb chiqib ketdi, keyin esa xullas 15 sutka qilishdi.
Xo‘p, nima qilish kerak? O‘z boshimdan o‘tkazgan inson sifatida aytishim mumkinki, shunaqa vaziyatga tushgan odam huquqini talab qilishda davom etaverishi kerak. Keyingi gal «Aybimga iqrorman» deb yozmaslik kerak… Qaysidir nuqtagacha qoidalarga binoan ish tutdim, qaysidir joyga borib qoidadan chekindim. Baribir chekinmaslik kerak. Bir menda bo‘lar, keyin ikkinchi, keyin uchinchi odamda shunday bo‘lar, lekin ko‘pchilik shunday noqonuniy xatti-harakatlarga qarshi chiqavergach, qoida bo‘yicha ish ko‘rilishini talab qilavergach, bu narsa oxir-oqibat organdagilarga ham yetib boradi.
Sardor Salim: «Blogerlar bilan terrorizmga qarshi bo‘lim shug‘ullanadi. Blogerlik terrorizm bilan tenglashtirilyaptimi?»
— Velosipedni qaytadan ixtiro qilib o‘tirish shart emas. Konstitutsiya shuning uchun ham yoziladi: millionta odam, millionta fikr, biroq hamma birgalikda, hamjihat yashashi kerak. Hammasi har xil individlar. Faqat konstitutsiyaga, qonunchilikka amal qilib. Bo‘ldi.
Qonunchilikda falon narsa man qilinmadimi, demak u mumkin deb hisoblanadi. «Asal yeyish mumkin emas», deyildimi, demak mumkin emas. Shu yagona cheklov.
Bizning huquq-tartibot organlari, xususan DXXning «profilaktik suhbat» degan amaliyoti bor. Bu – yangi amaliyot emas, eski sovet davridan, KGB davridan davom etib kelayotgan amaliyot. Ya’ni nimadandir norozi insonlar bilan «suhbat o‘tkazish» amaliyoti.
Bu amaliyot Stalin o‘lgandan keyin, «ottepel» paytida paydo bo‘ldi. Chunki KGB qaradiki, hammani qatag‘on qilib bo‘lmas ekan. Jamiyat buni qabul qilmayapti. Demak, norozi inson bilan alohida ishlash kerak.
KGB «norozilar»ni chaqirar, «O‘rtoq, sen partiya aytgan narsadan chetga chiqib ketyapsan, bizlar senga xayrixoh insonlar sifatida to‘g‘ri yo‘lni ko‘rsatyapmiz, mana senga rasmiy ogohlantirish, tuzalmasang, ishing sudga ketadi». Bu amaliyot hozirgacha bor, eski tuzumdan qolib ketgan. Karimov davrida ham bor edi, hozir ham bor.
Siz nima qilish kerak deyapsiz. Jamiyatga qandaydir faol sifatida jamoat hayotida qatnashmoqchi bo‘lsangiz, albatta advokatingiz bo‘lishi kerak. Masalan, hozir sizga telefon qiladi kimdir, otini aytmaydi: «Falonchiman, falon joyga kelib keting», deydi.
«Povestka» (chaqiruv qog‘ozi) bo‘lmasa, bormaslikka qonunan haqlisiz. «Povestka yubor, keyin boraman», desangiz, bu ham bo‘ladi. Lekin bizdagi ko‘plab faollar, shaxsan o‘zim ham juda unchalik darajaga olib borishni istamaymiz. Odatda «RUVD»ga chaqirishadi. «RUVD»da boshqa idoradan odam bo‘ladi, DXXdan bo‘ladi odatda.
Shu yerda bir e’tiborli jihat: blogerlar bilan terrorizmga qarshi bo‘lim shug‘ullanadi. Blogerlik jamiyatda terrorizm bilan tenglashtirilyaptimi?
O‘z tajribamdan kelib chiqib aytaman, menga qilingan asosiy ta’na – «Siz blogerlar xalqni noto‘g‘ri yo‘lga chorlayapsizlar, ertaga xalq ko‘tarilib ketishi mumkin», deydi. Savol tug‘iladi: qanday qilib bir hovuch odam feysbukda o‘tirib, xalqni g‘alayonga chorlashi mumkin? Hech qanday ma’muriy yoki boshqa resurssiz? Buni xalqqa nisbatan hurmatsizlik deb hisoblayman.
[…] Paskal aytgan ekan, «Fransiyadan eng 300 nafar eng oldi ziyoli ketsa, bu Fransiya ahmoqlar mamlakatiga aylanib qoladi». Bizda 300 nafar emas, 30 000 nafari ketganov kamida…
Muhammad Shakur: «Inson qo‘rquv muhitidan ketishni istaydi»
— Nazarimda, bu yerda munosabatni o‘zgartirish kerak. Insonga nisbatan munosabatni. Inson qadriga nisbatan munosabatni. Shunda demokratiyaning ahamiyatini tushuntirish ham oson bo‘ladi.
Bizda inson qadri tushib ketgani uchun biz tushuna olmayapmiz. Yaxshi natijalarga erishgan mamlakatlar, hayotiy tartibini birmuncha yaxshilab olgan, inson huquqlari ma’lum miqdorda ro‘yobga chiqqan mamlakatlar bor. Agar e’tibor bersangiz, u yerda inson qadriga munosabat boshqacha.
Suhbatimizning ruhiyatiga e’tibor beradigan bo‘lsak, kuchishlatar tizimlarimiz go‘yo Mars sayyorasdan kelgandek. Aslida bu noto‘g‘ri. Bular o‘zimizning tashkilot-ku, o‘zimizning soliqlarimiz evaziga faoliyat yuritadi, o‘zimizning millatimiz vakillari.
Mana shu haqda ko‘proq o‘ylash kerak-da: nega bunday bo‘lib qoldi?
Sardor KGB haqida gapirdi. KGB bu – sovet ittifoqida bo‘lgan tashkilot. Bu tashkilot o‘sha tuzumga kerak edi. O‘sha tuzumning tarkibiy qismi edi. O‘sha tuzum uchun, qaysidir ma’noda, foyda ham keltirdi. Endi savol tug‘iladi, qanday qilib foyda keltirdi u tuzumga? Shunga bir nazar tashlasak.
Bu tashkilotga ma’lum vazifa yuklatilgan edi – ommani ma’lum chiziq ichida saqlab turish. Bu uchun ommani qo‘rquv ostida saqlab turish kerak bo‘ldi. Nega kerak edi ommani qo‘rquv ostida saqlash? Gap shundaki, odamlarga bir qancha erkinliklar berilmagan edi. Misol uchun, o‘sha din erkinligi. Deylik, diningizni o‘rganmoqchi bo‘lsangiz, kitoblar yo‘q edi. Davlat ishida ishlab, namoz o‘qisangiz, KGB olib ketardi. Haq-huquqlar ta’minlanmagani uchun ommani qo‘rquv ostida saqlash ehtiyojga aylangan edi – omma ichida norozilik paydo bo‘lishi aniq edi.
KGB o‘sha tuzumga foyda berdi, natija berdi, nega? Chunki SSSR yopiq mamlakat edi: chegaralari yopiq edi, axborot uchun cheklovlar qo‘yilgan edi, ko‘chib ketish imkoniyati deyarli yo‘q edi. Shu uchun qo‘rquv muhiti foyda berar edi.
Endi, ochiq mamlakatda bu narsa foyda beradimi, yo‘qmi, degan savol tug‘iladi.
Biz ochiq mamlakatmiz, chegaralar ochiq, informatsiya kirib-chiqib yotibdi. Bunaqa sharoitda qo‘rquv muhiti qanday natija beradi? Shu savolga javob beraylik.
Avvalo, inson qo‘rquv bilan yashashni istamaydi. Qo‘rquvsiz yashash inson uchun – bazaviy ehtiyoj. Shu uchun qo‘rquv muhitidan, har qanday lahzada qonunsiz uyingdan olib ketilishing mumkin bo‘lgan muhitdan odamlar imkon qadar boshqa – tinchroq joyga ko‘chishga harakat qilishadi.
Endi savol tug‘iladi: kim ko‘chadi? Javob: avvalo o‘z kasbini yaxshi egallagan insonlar chiqib ketadi. Chunki chet elda bunday insonlarga talab katta. Ikkinchidan, faol insonlar chiqib ketadi, zero faol insonlarning tabiatan ambitsiyalari katta bo‘ladi, katta-katta orzular qiladi. Bunday muhitda ular o‘zini yaxshi his qilmaydi, chiqib ketadi.
Ya’ni mamlakat o‘zining yaxshi kasb egalari, ziyolilari, olimlari, faol insonlar – tadbirkorlar, orzusi ko‘kka yetib boradigan insonlaridan ayriladi. Bu narsa bizda 25 yildan beri davom etyapti.
[…] Ikkinchidan, qo‘rquv muhiti iqtidorlarni so‘ndiradi. Chunki iqtidorli odamga erkinlik kerak. Iqtidor (talant) shunday narsaki, u erkinlik muhitida unib, o‘sib, ko‘karadi.
Qo‘rquv muhiti qayerdan paydo bo‘ladi? Agarki qonunlarga hamma amal qilmasa, qo‘rquv muhiti paydo bo‘ladi. Hamma birdek amal qilmasa. Deylik hamma amal qilyapti, ammo kimdir, qaysidir idora amal qilmayapti. O‘shanda inson ertangi kunini bashorat qilolmay qoladi. Ya’ni qonun himoyachilari qonunga amal qilmasa, inson ertaga qaysi harakati uchun ta’qibga uchrashini bashorat qila olmaydi.
Kazakistan Sağlık Bakanı Aleksey Tsoy, ülkede son 1 ayda yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) görülme sıklığının yüzde 20 azaldığını bildirdi.
Kazakistan Bakanlar Kurulu, bu hafta ülkenin epidemiyolojik durumu gündemi ile toplandı.
Sağlık Bakanı Aleksey Tsoy, kurulda verdiği raporda, Kovid-19 ile ilgili durumun istikrara kavuştuğunu belirterek “Geçtiğimiz hafta, ülkede tespit edilen Kovid-19 vaka sayısı 4 bin kişi azaldı. Genel olarak, son 1 ayda Kovid-19’un görülme sıklığı yüzde 20 düştü.” dedi.
Tsoy, hastanelerdeki doluluk oranının geçen aya kıyasla yüzde 8 azaldığını da aktardı.
-Ülkede nüfusun yüzde 20’si aşının ilk dozunu yaptırdı
Kovid-19’a karşı aşılama sürecine ilişkin de güncel bilgileri paylaşan Tsoy, “1 Şubat’tan bu yana Kovid-19’a karşı aşının ilk dozunu yaptıranların sayısı 2 milyonu geçerken, ikinci dozunu alanların sayısı da 950 bine yaklaştı. Böylece ülke nüfusunun yüzde 20’sine aşının ilk dozu uygulandı.” ifadelerini kullandı.
Kazakistan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, son 24 saatte Kovid-19 vakası sayısı 1558 artarak toplam 376 bin 572 oldu. Ülkede en yüksek günlük vaka sayısı Almatı ve Nur Sultan şehirlerinde tespit edildi.
Türk Hava Yolları (THY), Kazakistan’ın güneyinde, Türk dünyasının manevi başkenti olarak bilinen Türkistan şehrine doğrudan uçuş yapan ilk uluslararası hava yolu şirketi oldu.
22 Mayıs 2021 11:26
Kazakistan Sivil Havacılık Komitesi’nden yapılan açıklamaya göre, THY’nin ilk İstanbul-Türkistan seferini yapan uçağı Türkistan Uluslararası Havalimanı’nda “su takı” gösterisiyle karşılandı.
Havalimanında düzenlenen törene Türkiye’nin Nur Sultan Büyükelçisi Ufuk Ekici’nin yanı sıra Kazakistanlı yetkililer ve çok sayıda basın mensubu katıldı.
Büyükelçi Ekici, tören sonrası, bugün tarihi bir olaya şahitlik ettiklerini belirterek, “Ülkemizin medarı iftiharı Türk Hava Yolları’nın Türkistan’a ilk uçuşunu törenle gerçekleştirdik. Bu Kazakistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerde yeni bir dönemi oluşturuyor.” dedi.
Türkistan’a doğrudan uçuş yapan ilk uluslararası hava yolu şirketinin THY olduğuna dikkati çeken Ekici, “İstanbul ile Türkistan arasında bir hava yolu bağlantısı kuruldu. Bu yolun ilerleyerek Türkistan ile ülkemiz arasındaki ilişkilerin daha da artmasını ümit ediyorum.”yorumunda bulundu.
THY, İstanbul-Türkistan-İstanbul seferini B-737 tipi uçakla ilk aşamada haftada 1 daha sonra kademeli olarak haftada 2’ye çıkaracak.
Özbekistan, Çin’in Anhui Zhifei Longcom ilaç şirketi ile Çin Bilimleri Akademisince yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı ortak geliştirilen “ZF2001” aşısından 500 bin doz daha teslim aldı.
Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, Anhui Zhifei Longcom şirketi ile Çin Bilimleri Akademisinin ortak geliştirdiği “ZF2001” aşısından 500 bin dozunun daha Taşkent’te ulaştığı kaydedildi.
Açıklamada, Özbekistan’a son 3 ayda Çin üretimi “ZF2001” aşısından 3 milyon doz, Oxford Üniversitesinin ilaç firması AstraZeneca iş birliğinde geliştirdiği Vaxzevria aşısından 660 bin doz, Rus üretimi Sputnik V aşısından da 100 bin doz getirilmiş olduğu anımsatıldı.
Son 24 saatte ülkede 65 bin 551 doz aşının uygulanmasıyla yapılan toplam aşı dozunun 1 milyon 412 bin 312’ye çıktığı kaydedilen açıklamada, bu çerçevede ülkede 1 milyon 125 bin 995 kişiye ilk doz, 286 bin 317 kişiye de ikinci doz aşıların uygulandığı ifade edildi.
Ülkede son 24 saatte 212 kişide virüsün tespit edilmesiyle toplam vaka sayısının 97 bin 280’a, virüs tespit edilen 258 hastanın taburcu edilmesiyle virüsten iyileşenlerin sayısının 92 bin 840’a çıktığı ifade edildi. Ülkedeki hastanelerde 3 bin 766 hastanın tedavisinin sürdüğü, son 24 saatte 2 kişinin vefat etmesiyle virüs nedeniyle ölenlerin sayısının 674 olduğu aktarıldı.
1 Nisan’dan itibaren aşı uygulamasının başlatıldığı ülkede, ilk etapta yaşlı, sağlık personeli, öğretmen, asker ve emniyet görevlileri olmak üzere yıl sonuna kadar toplam 4,1 milyon kişinin aşılanması öngörülüyor. Ülkedeki aşı uygulaması için Vaxzevria, Çin’in “ZF2001” ve Rus üretimi Sputnik V aşıları kullanılıyor.
Dünya Bankası, “Mezarı Şerif-Kabil-Peşaver” demir yolu inşaatı projesinin hayata geçirilmesine destek sağlayacak.
Özbekistan Yatırım ve Dış Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Başbakan Yardımcısı, Yatırım ve Dış Ticaret Bakanı Sardor Umurzakov, ülkede temaslarını sürdüren Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya Bölgesinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Anna Bjerde ile bir araya gelerek taraflar arasındaki iş birliği konularını ele aldı.
Bölgesel entegrasyon ve Afganistan’ın yeniden kalkınmasına yönelik görüşmede değerlendirmede bulunan Bjerde, bankanın “Mezarı Şerif-Kabil-Peşaver” demir yolu inşaatı projesinin hayata geçirilmesi için mali destek sağlamaya hazır olduğunu belirtti.
Bjerde, diğer uluslararası finans kuruluşlarının da bu projede yer alması için gayret gösterecek olan bankanın ayrıca projeyle ilgili saha çalışmalarını finanse etmek ve projenin ön fizibilite çalışmalarının geliştirilmesi için teknik yardım sağlamak istediğini kaydetti.
Şubat ayında Taşkent’te, Özbekistan Başbakan Yardımcısı, Yatırım ve Dış Ticaret Bakanı Sardar Umrzakov, Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmar ve Pakistan Başbakanı’nın ticaret, sanayi ve yatırımlardan sorumlu danışmanı Abdul Rezzak Davud’un katılımıyla gerçekleştirilen Özbekistan-Afganistan-Pakistan Üçlü Çalışma Grubu’nun ilk toplantısında, “Mezarı Şerif-Kabil-Peşaver” demir yolunun inşasını öngören yol haritası kabul edilmişti.
Özbekistan, Afganistan ve Pakistan’ın ilkbaharda demir yoluyla ilgili saha çalışmalarına başlaması, ardından demir yolu inşaatı için projenin ve finansman mekanizmalarının ön fizibilite çalışmalarını yapması kararlaştırılmıştı.
Özbek yetkililer, Orta Asya ülkelerinin limanlara en kısa erişiminin Afganistan ve Pakistan üzerinden olacağına dikkati çekerek, demir yolunun faaliyete geçmesiyle Avrupa ve Güney Asya ülkelerinin Orta Asya üzerinden transit taşımacılığında zaman kaybı ve maliyetinin önemli ölçüde azalacağının altını çizmişlerdi.
Aralık 2018’de Taşkent’te, söz konusu demir yolu inşaatı için taraflar arasında ortak çalışma grubu ve mali konsorsiyum oluşturulmasına ilişkin protokol imzalanmıştı.
Özbekistan’da Ramazan Bayramı dolayısıyla 100 mahkum affedildi.
Özbekistan Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisinden yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, Ramazan Bayramı dolayısıyla “işledikleri suçtan pişman olan ve düzelme yoluna giren mahkumların” affedilmesine ilişkin kararnameyi imzaladı.
Kararnameye göre, toplam 100 mahkumun yararlanacağı af çerçevesinde 46 mahkum salıverilecek, 54 mahkumun ise ceza süreleri kısaltılacak.
Tacikistan ile Kırgızistan arasında çıkan çatışmada, 50 kişi öldü, 175 kişi yaralandı. 7 bin kişi yerinden oldu. Kırgızistan’da 2 gün yas ilan edildi. Sovyetlerin çöküşünden sonraki en şiddetli çatışmada görünürdeki anlaşmazlık “su meselesi”ydi.
Bazı kaynaklar daha şimdiden buna “yeni bir Türk vekâlet savaşı” dedi. Gerekçeleri şuydu: “Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Neo-Osmanlı özlemi adım adım gerçekleşiyor. Orta Asya’da ise Pan-Türk Yolu Çin sınırına dayandı.”
“Orta Asya’da kardeş savaşı olmasın.” Hızlı hareket ettik.
Bunu söyleyenler, Kırgızistan-Tacikistan çatışmasının yeni bir Karabağ senaryosu olduğunu iddia etti. “Karabağ zaferi ile Orta Asya’ya yol açıldı. Şimdi doğu sınırı tahkim ediliyor” mealinde yorumlar yapıldı.
Şükür ki, Türkiye, Özbekistan ve Kazakistan’ın telkin ve girişimleri ile çatışma şimdilik kontrol altına alındı. “Orta Asya’da kardeş savaşı olmasın” refleksi çok önemliydi.
Umarız Orta Asya’nın bu iki kardeş ülkesi, Doğu-Batı, Çin-ABD ekseni arasındaki güç sınırlarındaki çatışmalarının yeni kurbanları olmaz.
Fergana patlarsa Orta Asya yanar. Kaşıyorlar!
5 Temmuz 2000’de, 21 yıl önce, “Çeçenistan’dan Fergana’ya” başlıklı yazıda şunu söylemiştim: “Orta Asya’nın geleceğini Çeçenistan’ın (Kafkasya) ve Fergana’nın geleceği belirleyecek.”
2010’da, “Fergana Vadisi, küresel kırılmanın ve güç mücadelesinin en keskin, en kanlı merkezlerinden biri haline gelecek. Buradaki kriz sadece Özbekistan’ı, Kırgızistan’ı ve Tacikistan’ı değil, Orta Asya’dan Güney Asya’ya kadar bütün bölgede sarsıcı etkiler gösterecek. Fergana patlarsa Orta Asya’yı yakar” demiştim.
‘Büyük Oyun’un çatışma alanı. Yeniden fokur fokur kaynıyor.
Kafkasya ve Fergana Vadisi, Orta Asya’nın iki kapısıdır. Biri Kafkaslar üzerinden Batı’ya açılır, biri Fergana ve Afganistan/Tacikistan üzerinden Güneye açılır. Doğu Türkistan ise Orta Asya’nın Doğu Kapısı’dar.
Sovyetler’in ve ABD’nin Afganistan’ı işgal sebebi Orta Asya’nın güney kapısını tutmaktı. Başarılı olsaydı Pakistan da gidecekti. Sovyetler Hint Okyanusu’na inecek, ABD ise bu işgalle Orta Asya’ya girecekti. İngilizlerle Ruslar arasındaki “Büyük Oyun”un sebebi tam da buydu.
Fergana Vadisi ile Afganistan’ın kaderi bu yüzden birbirine çok benziyor. İkisi de kuzeyden gelenlerle güneyden gelenlerin hesaplaşma alanıdır. Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan arasında paylaştırılan, Rusların çok sıkıntılı sınır çizgileri ile kalıcı anlaşmazlıklar miras bıraktığı bu bölge, Orta Asya’nın fokur fokur kaynayan yarasıdır.
Özbekistan’ın en ağır bunalımı.
2010 yılında yine Fergana Vadisi’nde çatışmalar yaşandı. Kırgızistan’a ait bölgede, Özbek vatandaşlara karşı katliamlar sergilendi. 2 binden fazla Özbek öldürüldü, 200 bine yakın kişi topraklarından sürüldü.
Yine Fergana Vadisi’nde yükselen muhalefet dalgası, Özbekistan lideri İslam Kerimov’a karşı en güçlü tehdit haline geldi. Hatta bazı gruplar, Kerimov’u kaçırdı, rehin aldı, Özbek lider pazarlıkla kurtuldu.
2004 yılında çatışmalar başkent Taşkent’e kadar sıçradı. Kerimov’u devirmeyi amaçlayan ve Fergana’dan yükselen dalga başkenti vuruyor, kuruluşundan sonra Özbekistan’ın en ağır bunalımı haline geliyordu.
Şimdi olayı daha jeopolitik eksene oturtalım.
İngiltere-Rusya ile başladı. ABD-Rusya ile devam etti. Şimdi 3. ülke Çin de katıldı. ‘Büyük Oyun’da 3. cephe.
Afganistan’ın önce Rusya, sonra ABD tarafından işgali. Tacikistan’da Batı yanlısı İslâmî çevrelerin yükselişi, tam o anda Fergana Vadisi’nde muhalefet dalgasının patlaması ve Özbekistan’ın tehdit edilmesi. Yine aynı dönemde Kırgızistan’a ABD güçlerinin yerleştirilmesi. Üç ülkenin de birer parçası olan Fergana’da çatışma ve bunalımların hiç bitmemesi.
Aslında hepsi aynı senaryonun parçası. Önce Ruslar başladı. Sonra ABD ve Avrupa başladı. Şimdi aynı oyuna üçüncü ülke eklendi. Çin de “Büyük Oyun”a girdi. İş, çok daha karmaşık hale geldi. İngilizlerin hayaleti Orta Asya’nın sınırlarında dolaşıyor. 19. yüzyıldan 21. yüzyıla hiçbir şey değişmedi.
Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan, Doğu Türkistan üzerinde Doğu-Batı çatışmalarının en şiddetlisini görebiliriz. ABD, Çin ve Rusya arasındaki güç hesaplaşmasının en çirkin örneklerine tanık olabiliriz.
Türkiye ve Türk dünyası, Orta Asya’da ‘yerli’ bir küresel oyuncu kurmalı. İmparatorluklar çocuklarıyız biz..
Türkiye, Türk Cumhuriyetleri ve Pakistan’ın bu senaryoyu iyi okuduğuna inanıyorum. Güçleri oranında tedbirler almaya çalıştıklarını biliyorum. Kırgızistan-Tacikistan çatışmasına bu kadar hızlı müdahale, Karabağ’daki işbirliği ve zaferden sonra oluşan özgüven bunun işaretidir.
Türk dünyasının, Pakistan gibi bazı Müslüman ülkelerle birlikte ülkelerin Orta Asya’da yeni bir küresel oyuncu rolü üstlenmesi gerekiyor. Çin, ABD ve Rusya arasındaki güç paylaşımını dengeleyebilecek tek çözüm, formül bu. Eğer Hindistan da dördüncü ülke olarak bölgeye gücünü yerleştirirse yapacakları hiçbir şey kalmayacak.
Orta Asya idrakinin bir güç olarak yeniden tanımlanması, buna bağlı ekonomik, siyasi, askeri ve kültürel üstyapıların hızla kurulması gerekiyor.
ABD, Çin ya da Rusya’nın hesapları içinde güvenli yer bulma arayışından çıkıp, imparatorluklar coğrafyasını yeniden harekete geçirmesi gerekiyor.
Orta Asya için de “Türkiye Modeli”. Aynı jeopolitik mücadele verilmeli.
Karadeniz’i nasıl Doğu Akdeniz’e dönüştürmek istiyorlarsa, Orta Asya’yı da Ortadoğu’ya dönüştürmek istiyorlar. Üç ülkenin paylaşım hesaplaşmasına sıkışıp kalırsak, Orta Asya’nın 21. yüzyılı olmayacak.
Türkiye’yi nasıl yeniden 20. yüzyıla çekmeye çalışıyorlarsa, bugün ülkemizin içeride ve dışarıda en büyük kavgası buysa, Türk Cumhuriyetleri’nin 21. yüzyılını çalıp onları da yeniden 20. yüzyıla hapsetmek isteyeceklerdir.
“Türkiye Modeli” Orta Asya’ya taşınmalı. Türkiye’nin kendi coğrafyasında verdiği jeopolitik mücadelenin aynısı Orta Asya’da yürütülmeli. Kazakistan, Özbekistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan, Pakistan, Afganistan ve Türkiye arasında bu yüzyıla yayılacak bir ortaklığın güçlü temelleri atılmalı.
İmparatorluklar coğrafyasında olağanüstü fırsatlar var. Bizim 21. yüzyılımız formatlanmalı.
Dünya yeniden yapılanıyor. Ülkeler, bölgeler, kara ve deniz ticaret yolları, askeri stratejik alanlar, Doğu-Batı fay hatlarının geçtiği bölgeler yeniden paylaşılıyor, tanımlanıyor.
Ama bu yüzyılın en önemli siyasi aklı ve gücü bunlar da değil. Geçmişin imparatorlukları yeni sözlerle, yeni iddialarla geri dönüyor. Bu da, imparatorluklar coğrafyasına olağanüstü fırsatlar ve hareket alanları sunuyor.
Anadolu’dan Doğu Türkistan’a, küresel konjonktür bizi en güçlü aday yapıyor. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Türkiye, bu alanda çok güçlü bir akıl inşa edebilir, etmeli. Sanıldığının aksine buna güçleri var.
Bu aklı, bu gücü, bu fırsatı, bu imkânı keşfetmeli. Yol, bunun üzerine kurulmalı. Bizim 21. yüzyılımız formatlanmalı.