Kazakistan’da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ve küresel ekonomik krizin etkisine rağmen reel sektörün bu yılın ocak-eylül aylarında yüzde 2,2 büyüdüğü bildirildi.
Kazakistan Başbakanı Askar Mamin’in başkanlığında düzenlenen bakanlar kurulu toplantısında bu yılın ocak-eylül aylarında ülkenin sosyal ve ekonomik kalkınmasına ilişkin veriler açıklandı.
Mamin, göstergelerdeki istikrarlı büyüme eğiliminin ekonominin yeniden canlandığını gösterdiğini belirterek, “Genel olarak salgın ve küresel krizin ciddi etkisine rağmen Kazakistan ekonomisinin gerek reel sektör gerekse hizmet sektörü göstergeleri artış kaydediyor.” dedi.
Kazakistan Ulusal Ekonomi Bakanı Ruslan Dalenov da eylülde ülke ekonomisinin yeniden canlandığını belirterek, “Büyüme kaydeden sektör sayısı arttı. Operasyonel verilere göre gayri safi yurtiçi hasıla büyüme oranı 8 ayda eksi yüzde 3’ten ocak-eylül döneminde eksi yüzde 2,8’e yükseldi. Yıllık enflasyon yüzde 7 seviyesinde kaldı.” dedi.
Ocak-eylül aylarında reel sektörün yüzde 2,2 büyüdüğünü kaydeden Dalenov, büyüme faktörünün ihracat, üretim, madencilik dışı sektöre yatırımların artması olduğunu dile getirdi.
Dalenov, böylece bu yılın 8 ayında 31,9 milyar dolar olan ihracatın 8,1 milyar dolar seviyesinde dış ticaret dengesini sağladığını aktardı.
Bakan Dalenov, son 9 ayda otomobil üretiminin yüzde 51,6, eczacılığın yüzde 39,8, hazır metal ürünlerin yüzde 18,9, kağıt ürünlerinin yüzde 15,1 ve hafif sanayinin yüzde 14,1 artış kaydettiğini ifade etti.
Madencilik dışı ekonomiye yatırımların devam ettiğine dikkati çeken Dalenov, bu dönemde yatırımların, sağlık alanında yüzde 85,1, haberleşmede yüzde 62,4, su tedarikinde yüzde 27,4, konut inşaatında yüzde 25,2, ulaşımda yüzde 5,7 arttığını söyledi.
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov ile Dışişleri Bakanı Çingiz Aydarbekov, ülkedeki siyasi krizin çözülmesine yönelik uluslararası desteği görüştü.
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Ceenbekov tarafından kabul edilen Aydarbekov’un, partner ülkelerin ve uluslararası kuruluşların ülkedeki son olaylara ilişkin derin endişelerini dile getirdiğini aktardı.
Aydarbekov, iletişim halinde olduğu uluslararası kuruluşların ve yabancı devletlerin temsilcilerinin, Kırgızistan resmi makamlarının ülkedeki sosyo-politik durumu istikrara kavuşturma çabalarına gerekli yardımı sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiklerini bildirdi.
Bakan Aydarbekov, Kırgızistan’ın yurt dışındaki diplomatik kurumları aracılığıyla ev sahibi ülkenin resmi makamlarıyla mevcut iç siyasi durum hakkında bilgilendirme çalışmaları yürüttüğünü aktardı.
Ceenbekov, yabancı ortaklara destekleri için şükranlarını ileterek tüm uluslararası toplumuna ülkedeki son durum ile ilgili güvenilir bilgi sağlamaya özel önem verilmesi gerektiğini altını çizdi.
Ülkede tekrarlanacak parlamento seçimleri için teknik destek imkanların da ele alındığı görüşmede, mevcut durumu çözmek için tüm çabaların hukuki zeminde yürütülmesi için sarf edildiği vurgulandı.
– AB’den, Ceenbekov’a destek
Bu arada, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, gönderdiği mesajda, Ceenbekov’un tek anayasal otorite ve cumhurbaşkanlığının ülkede meşru kurum olduğunu vurgulandı.
Avrupa Birliği’nin, samimi dostu ve güvenilir ortağı olduğu Kırgızistan’daki parlamenter demokrasinin kaderine kayıtsız kalmayacağı ifade edildi.
Kırgızistan’da 4 Ekim’de yapılan parlamento seçim sonuçlarının iptalini talep eden muhalefet partilerinin taraftarlarının düzenlediği gösterilerin şiddet olaylarına dönüşmesinin ardından cumhurbaşkanlığı ve parlamento binası işgal ve talan edilmişti.
Göstericilerin bir bölümü, “valiyi rehin almak ve gösteriler düzenlemek” suçundan hapis yatan Ata Curt Partisi eski Milletvekili Sadır Caparov’u cezaevinden çıkarmış, 120 sandalyeli parlamentonun 63 üyesi Caparov’u başbakanlık görevine getirmişti.
Ülkede 19 Ekim tarihine kadar olağanüstü hal ilan eden Ceenbekov’un, Caparov’un görevine devam etmesi için onay vermesi bekleniyor.
Tacikistan’da dün yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde İmamali Rahman oyların yüzde 90,92’sini alarak 5’inci kez cumhurbaşkanı seçildi.
Cumhurbaşkanının 7 yıl süreyle seçildiği Tacikistan’da dün yapılan cumhurbaşkanı seçiminin resmi olmayan sonuçlarına göre, Rahman oyların yüzde 90,92’sini alarak açık farkla galip oldu ve 5’inci kez cumhurbaşkanı seçildi.
Tacikistan Merkez Seçim Komisyonu Başkanı Bahtiyar Hudayarzade, düzenlediği basın toplantısında 4 milyon 221 bin seçmenin oy kullandığı seçimde katılım oranının yüzde 85,39 olduğunu açıkladı.
Hudayarzade, iktidardaki Halk Demokrat Partisinden aday gösterilen Cumhurbaşkanı İmamali Rahman’ın oyların yüzde 90,92’sini aldığını belirtirken, ülkede en büyük ikinci parti durumundaki Çiftçiler Partisi lideri Rustam Latifzade’nin oyların yüzde 3,03’ünü, Ekonomik Reformlar Partisi lideri Rustam Rahmatzade’nin oyların yüzde 2,15’ini, Sosyalist Parti lideri Abduhalim Gaffarzade’nin oyların yüzde 1,49’unu, Komünist Parti lideri Miraj Abdulloyev’in ise oyların yüzde 1,17’sini aldığını aktardı.
Toplam 4 milyon 943 bin 289 kayıtlı seçmenin bulunduğu Tacikistan’daki 68 seçim bölgesinde 3 bin 375 sandık kurulmuştu. Yurt dışındaki Tacik vatandaşlar da aralarında Türkiye’nin de bulunduğu yabancı ülkelerde kurulan 39 sandıkta oylarını kullanmıştı.
Seçimi çok sayıda ülkeyle aralarında Şanghay İşbirliği Örgütü, Bağımsız Devletler Topluluğu, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi’nin de bulunduğu uluslararası kuruluşlardan 150’ye yakın gözlemci ile 200’den fazla gazeteci izlemişti.
Daha önce 1994, 1999 ve 2006 yıllarında yapılan cumhurbaşkanı seçimlerini kazanan Rahman, son olarak 6 Kasım 2013’te yapılan ve 6 adayın yarıştığı cumhurbaşkanı seçimini, oyların yüzde 83,92’sini alarak dördüncü kez kazanmıştı.
Tacikistan’da halk, cumhurbaşkanı seçimi için yarın sandık başına gidecek.
Seçimlerde 5 partili aday cumhurbaşkanlığı koltuğu için yarışacak. 5 milyona yakın kayıtlı seçmen ülke genelindeki 68 seçim bölgesinde kurulan 3 bin 414 sandıkta oy kullanacak. Oy verme işlemi yerel saatle 06.00’da başlayacak ve 20.00’da sona erecek.
Seçimlerde Çiftçiler Partisi lideri Rustam Latifzade, Sosyalist Parti lideri Abduhalim Gaffarzade, Ekonomik Reformlar Partisi lideri Rustam Rahmatzade ve Komünist Parti lideri Miraj Abdulloyev ile iktidardaki Halk Demokrat Partisinden aday gösterilen Cumhurbaşkanı İmamali Rahman yarışacak.
Seçimi çok sayıda ülke ile aralarında Şanghay İşbirliği Örgütü, Bağımsız Devletler Topluluğu, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi’nin de bulunduğu uluslararası kuruluşlardan 150’ye yakın gözlemci ile 200’den fazla gazeteci izleyecek.
Cumhurbaşkanının 7 yıl süreyle seçildiği ülkede, son olarak 6 Kasım 2013’te yapılan ve 6 adayın yarıştığı cumhurbaşkanı seçimini, oyların yüzde 83,92’sini alan İmamali Rahman dördüncü kez kazanmıştı.
Geçtiğimiz günlerrde, çoğunluğunu Batılı ülkelerinin oluşturduğu 39 ülke, Çin yönetimine ortak bir mektup göndererek Doğu Türkistan’daki toplama kamplarında zorla tutulan Uygurların derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Mektupta ise Türkiye’nin imzası yer almadı.
Konuya ilişkin ve Doğu Türküstandaki son gelişmelere ilişkin TÜRKİSTANDER Genel Başkanı Burhan KAVUNCU Hertaraf Haber’e değerlendirmelerde bulundu:
ÇİN’İN DOĞU TÜRKİSTAN’DAKİ SOYKIRIMI DEVAM EDERKEN BM’DE BİLDİRİ SAVAŞLARI VE TÜRKİYE-Burhan KAVUNCU
Geçtiğimiz günlerde BM Genel Kurulu’nun 3. Komitesi’nde Çin devletinin yaptığı hak ihlalleri tartışıldı. Komite, 39 ülke tarafından imzalan yazılı bir metinle Çin’e “İnsan haklarına saygı göster, özellikle Tibet ve Sincan’daki etnik ve dini azınlıkların haklarına saygılı ol” çağrısı yaptı (06.10.2020). Akabinde, özellikle müslüman ülkelerde, mektubu imzalayan 39 ülke arasında yer alan ve almayan devletler tartışılmaya başlandı. Türkiye’de de “neden bu mektuba imza konulmadığı” sorgulanıyor. Geçen sene Çin’i “insan haklarını ihlalden vazgeçmeye” çağıran 22 imzalı bildiriyi nüfus çoğunluğu müslüman olan bir tek ülke imzalamazken, bu sene yayınlanan benzer içerikteki 39 imzalı bildiride iki müslüman ülkenin ismi de bulunuyordu: Bosna-Hersek ve Arnavutluk.
BM Genel Kurulu 3.Komitesi’nde açıklanan ve Çin’i “Tibet, Sincan Uygur ÖB ve Honkong’da hak ihlallerini durdurmaya çağıran” çağıran bildiriyi imzalayan ülkeler (06.10.2020)
Çin Anayasası’nda tanımlanan beş özerk bölgeden* ikisinde (Tibet ve Sincan Uygur Özerk Bölgeleri) yaşayan halklara yönelik çok ağır hak ihlallerinin devam ettiği, 39 ülkenin imzaladığı çağrı metninde vurgulanıyor.
Başta toplama kampları, aydınların ve din adamlarının uzun süreli hapis ve işkence altında tutulması, hapiste ve eğitim (toplama) kamplarında meydana gelen ölümler, ana dilin kullanımına getirilen kısıtlamalar ve dini ibadet/ eğitimin engellenmesi, zorla kısırlaştırma, çalışma kampları, “kardeş aile projesi” adı altında erkek görevlilerin evlerde kalması gibi… Bunlar, Çin yönetimi tarafından (dolaylı olarak da olsa) dünyaya meydan okurcasına kabul edilmiş durumda.
1949’dan beri her türlü baskı ve asimilasyon uygulamalarının devam ettiği bu özerk bölgelerde Çin yönetimi 21. yy’ın başından itibaren “yok etme- imha” safhasına geçmişti. Kendilerinin “Çinlileştirme” olarak adlandırdığı bu uygulamalar tek kelimeyle “imha siyaseti” olarak kabul edilmelidir. İlk olarak özerk bölgelerin en küçüğü olan Tibet’i ağır bir şekilde ezen Çin Komünist Partisi yönetimi, “zor lokma” olan Doğu Türkistan’ı (Sincan Uygur ÖB) ikinci sırada ama daha korkunç bir şekilde hedefe koydu. 2016’dan itibaren, yaklaşık dört yıldan beri milyonlarca insan toplama kamplarında ağır işkenceler altında ‘eğitiliyor’.
İlk iki ÖB’deki (Tibet ve Doğu Türkistan) direnişin kırıldığı düşüncesiyle diğer iki ÖB’de yani Ningksia Hui ÖB (Çinli Hui müslümanların yoğunlaştığı bölge) ve İç Moğolistan’da da toplama kampları eşliğinde Çinlileştirmeye hız verildi. Özerk bölgelerde hem etnik hem de dinî temizlik yapılmaktadır. Tibet, İç Moğolistan ve Doğu Türkistan’da yaşayan Budist ve Müslümanların dini inançları ve uygulamaları kısıtlanır, tarihi camiiler ve mezarlıklar yok edilirken ana dillerinin resmi işlemlerde ve eğitimde kullanılması da yasaklanmıştır. Çince konuşan ama İslam dinine mensup olan Ningksia Hui ÖB halkı (müslüman Çinliler) ise dinî baskı altında “tüm dinlerin Çinlileştirilmesi” projesi kapsamında işkence görmektedir.
Uluslararası medyada daha çok Tibet ve Doğu Türkistan (Sican Uygur ÖB) gündemde yer aldığı için, diğer iki Özerk Bölge’de yaşananlar fazlaca bilinmemektedir. Bunlardan başka, ÖB’lerin dışında yaşayan çok sayıda Hui (Çinli) müslüman da aynı baskılara maruz kalıyor. BM çatısı altındaki çeşitli organlarda zaman zaman “Tibet sorunu” ve “Uygur sorunu” başlıkları tartışılmakta ise de, Hui ve Moğolların yaşadığı sıkıntıları gündeme getiren yok maalesef.
İLK BİLDİRİ/ MEKTUP
İlk olarak 2019 yılının Temmuz ayında BM İnsan Hakları Konseyi, 22 ülkenin imzasıyla bir “mektup metni” açıkladı. Mektup’ta “Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Uygur Türkleri ve diğer müslüman azınlıklara yönelik muamelesi” eleştiriliyor ve “kitlesel gözaltıların durdurulması” isteniyordu.
Metinde şu ifadeler de yer aldı: “Çin’i yasalara uymaya, uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmeye, Sincan ve Çin genelinde din ve inanç özgürlükleri de dahil olmak üzere insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı göstermeye çağırıyoruz. Çin’i Sincan’daki Uygur Türkleri ve diğer müslüman topluluklara mensup azınlıkları keyfi gözaltılardan, serbest dolaşım haklarını ellerinden almaktan uzak durmaya davet ediyoruz”.
Mektubu 22 ülkenin BM Daimi Temsilcileri imzalayarak İnsan Hakları Konseyi’ne göndermişti. İmzacı ülkeler Yeni Zelanda, Avustralya, Japonya ve Kanada’nın dışında 18 Avrupa ülkesiydi. Türkiye dahil hiç bir müslüman ülkenin bu metni imzalamaması özellikle Türkiye’de Doğu Türkistan konusunda hassas olan kamuoyunda büyük bir tepkiye neden oldu. Anadolu Ajansı (Türkiye’nin resmi haber ajansı) bir kaç gün sonra “bildirinin sadece BM İnsan Hakları Konseyi üyelerince imzalanarak yayınlandığını” duyurdu (11.07.2019). Bu açıklama tepkileri kısa bir süre yatıştırsa da, devletin resmi ajansının verdiği bilginin doğru olmadığı, bildiriyi imzalayan 22 ülkeden sadece 7’sinin BM İHK üyesi olduğu ortaya çıktı.
1.Almanya
6.Estonya
11.İspanya
16.Kanada
21.Norveç
2.Avustralya
7.Fransa
12.İsveç
17.K.İrlanda
22.Yeni Zelanda
3.Avusturya
8.Hollanda
13.İsviçre
18.Letonya
4.Belçika
9.İngiltere
14.İzlanda
19.Litvanya
5.Danimarka
10.İrlanda
15.Japonya
20.Lüxemburg
BM Cenevre Ofisi’nde devam eden İnsan Hakları Konseyi 41. Oturumunda açıklanan ve Çin’in Doğu Türkistan politikalarını protesto eden mektuba imza koyan ülkeler (Temmuz 2019)
ÇİN CEVAP VERİYOR
Çin asla beklemediği ve kendisine karşı bir cüret olarak gördüğü bu mektup metnine bir kaç gün içinde karşı bir mektupla cevap verdi. Alelacele 37 ülkeden imza toplanarak BM İnsan Hakları Konseyi’ne hitaben yazılan mektubu Çin yönetimi duyurdu. O kadar acelesi vardı ki, bilahare imza toplamaya devam etti. Ekonomik/ askeri sıkıntı yaşayan çoğu küçük ülkeler olmak üzere Çin’in baskısına karşı koyamayarak imza verenlerin sayısı bir kaç hafta sonra 50’ye çıkmıştı.
Resmi açıklamasında Çin “40’a yakın ülkenin BM’ye mektup yazarakteröre karşı mücadelelerinde kendilerine destek verdiğini” duyurdu. Açıklamada ayrıca şu ifadelere yer verildi: “Terörizm ve aşırılıkla ağır şekilde yüzleşen Çin, mesleki eğitim ve öğretim merkezleri kurmak da dahil olmak üzere Sincan’da bir dizi terörle mücadele önlemi almıştır”.
Duyanların inanamayarak hayret içinde kaldığı bir diğer husus da, Çin’e destek bildirisi’ni imzalayan 50 ülke arasında 25’inin “müslüman nüfuslu ülke” olmasıydı. Bangladeş, Pakistan, İran, Özbekistan, Türkmenistan, Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn, Katar, Mısır, Sudan gibi farklı politik çizgilerde olan müslüman ülkeler Çin’i, hem de Doğu Türkistan’a karşı desteklemekte birleştiler. O zaman sosyal medyada “ümmetin vahdeti gerçekleşti, ama ne yazık ki cehennemde!” diye yazmıştım. Daha sonra Katar, bu utanç listesinden imzasını çekerek ihanet sürüsünden ayrıldı. Türkiye Cumhuriyeti bu zillet metnine de imza atmadı. Çin’in, elindeki baskı araçlarını kullanarak bütün ükelere tek tek nasıl baskı uyguladığı düşünülürse, Türkiye’nin bunun dışında kalması takdir edilmelidir.
“Çin’in Doğu türkistan’daki terörle mücadelesini destekliyoruz” diyen ülkeler (altı çizili olanlar Müslüman)- Temmuz 2019
ÇİN’DEN BİR HAMLE DAHA
İçinde bulunduğumuz 2020 yılının Temmuz ayında BM İnsan Hakları Konseyi oturumunda Çin bu defa daha atak davranarak yeni bir “destek mektubu” yayınlattı. “Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde teröre ve bölücü gruplara karşı mücadelesini destekleyen” mektubu Belarus devlet temsilcisi açıkladı. 46 ülke temsilcisinin imzaladığı metinde:
“Çin yönetiminin Sincan bölgesinde terörizm, bölücülük ve aşırıcılıkla mücadele etmek için aldığı önlemlerin bölge halkının insan haklarını güvence altına almasını takdir ediyoruz. Sincan’da son 3,5 yıldır hiç terör olayı yaşanmadı ve bölge yeniden huzur ve istikrara kavuştu” ifadeleri yer aldı. Ayrıca “Çin’e asılsız suçlamalarda bulunma girişimlerinin durdurulması” çağrısı yapıldı.
“Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde terörizm, bölücülk ve aşırıcılığa karşı aldığı önlemleri takdir eden” bildiriye imza koyan ülkeler (altı çizili olanlar nüfus çoğunluğu Müslüman olan ülkeler)- Temmuz 2020
Çin’in bütün baskılarına ragmen bu defa Özbekistan, Türkmenistan gibi Türkçe konuşan ülkelerin hiç birisi bildiriye imza vermedi. Bangladeş, Endonezya, Malezya, Katar, Kuveyt ve Türkiye’nin de imzası yoktu. Ama bir çoğu fakir Afrika ülkesi olmak üzere Pakistan, İran, Irak, Suudi Arabistan, Mısır, BAE, Bahreyn, Sudan gibi müslüman nüfuslu ülkeler (toplam 18 ülke) Doğu Türkistan’a ihanet çizgisinde birleştiler.
TÜRKİYE’NİN DURUMU
Türkiye ne Çin’i eleştiren ve “hak ihlallerine, baskı ve işkencelere son ver” diyen ülkeler arasında, ne de “terör ve bölücülükle mücadeleye destek” çizgisindeki ihanet ittifakında yer aldı. 6 Ekim’de yayınlanan 39 imzalı bildiriye/ mektuba imza vermediği için eleştirilerin yükseldiği Türkiye, aynı günlerde BM 3.Komitesi Genel Kurul toplantısında söz alarak açıkça Çin zulmünü dile getiriyordu. BM’deki bir çok konseyin periyodik “ülke inceleme-raporlama” toplantılarında da Çin politikalarını net olarak eleştirmişti. Ancak anlaşılan eleştirilerini “Çin karşıtı kampta yer almak” noktasına getirmek istemiyordu. Nitekim 9 Şubat 2019 Dışişleri Bakanlığı açıklaması ile 29 Eylül 2020 günü Ak Parti sözcüsü Ömer Çelik’in açıklamalarında, Türkiye’nin Doğu Türkistan konusunda eleştirileri açık bir şekilde ortaya konulmuştu. Bu resmi beyanlar, en azından Doğu Türkistan’daki soykırımı ifşa edenlerin maruz kaldığı “abartıyorlar, yalan söylüyorlar” karalamalarını durdurmaya yetecek mahiyettedir. Çin’e yapılan her eleştirinin ardından Ankara’daki Çin diplomatik misyonunun terbiye sınırlarını da aşarak cevap verdiği hatta ekonomik ilişkileri hatırlatarak sopa salladığı görüldü. Türkiye’nin, eleştirilerini belli bir ölçüde sürdürürken, Çin’le özellikle ekonomik işbirliğini riske atamadığı düşünülebilir. Bu aşırı ‘ihtiyatlı’ tutumun zaman zaman Çin’e “medyayı susturma sözü” verilmesine ve bunun uygulanmasına kadar, bazan da Doğu Türkistan savunucularına ağır hakaretler savrulması noktasına geldiğini de görmekteyiz.
Azerbaycan, Endonezya, Malezya, Katar, Fas, Tunus, Mali gibi bazı ülkelerin de Türkiye gibi davrandıkları, Çin karşıtı veya yanlısı kamplarda yer almadıkları görülüyor. Bazı ülkelerin ‘tarafsızlık’ politikalarında Türkiye’nin etkili olduğu düşünülebilir. Dünya’daki en büyük “Doğu Türkistan eylemlerinde” milyonlarca insanın cadde ve meydanları doldurduğu Endonezya ve Malezya Çin yanlısı bildirilere imza koymaktan imtina etti. Bu pasif tarafsızlığın kendi halklarını ne kadar ikna edeceği, önümüzdeki yıllarda belli olur.
Türkiye’nin “Çin zulmüne dur” diyen 39 ülke arasında yer almamasına tepkiler sürerken, Dışişleri Bakanlığı, BM’nin aynı oturumunda Türkiye adına yapılan bir konuşmanın videosunu ve metnini açıkladı. Dışişleri Bakanlığı’nın web sitesinde bulunan açıklamayı aynen alıntılıyoruz:
ÜLKEMİZİN BM 75. GENEL KURULU III. KOMİTESİNİN 6 EKİM 2020 TARİHLİ TOPLANTISINDA UYGUR TÜRKLERİ KONUSUNDA ULUSAL BEYANI
Sayın Başkan,
Bu platformda da vurgulamakta olduğumuz gibi, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesindeki insan hakları durumu endişe kaynağı olmayı sürdürmektedir.
Sincan’daki Uygur Türkleri ve diğer Müslüman azınlıklara yönelik uygulamalara ilişkin olarak uluslararası toplumun endişe ve beklentilerinin ele alınmasında BM’nin rolüne önem atfediyoruz. İlgili BM organları, bölgedeki insan hakları durumunu kayda geçirme ve somut önerilerde bulunmada önemli bir rol oynamaktadır
Bu bağlamda, BM Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesinin 2018 Ağustos ayında Çin’e 8 tavsiyede bulunduğunu hatırlatmak isteriz. Komitenin dile getirdiği endişe ile tavsiyeler bugün de geçerliliğini korumakta ve bu konuda adımlar atılması gerekmektedir.
Sayın Başkan,
Çin’in toprak bütünlüğüne saygı gösterirken, ülkemizin, gerek uluslararası toplum gerek Çin makamlarınca gayet iyi bilinen beklentisi, Sincan’daki Uygur Türkleri ve diğer Müslüman azınlıkların Çin’in eşit vatandaşları olarak barış ve huzur içinde yaşamaları; ayrıca, kültürel ve dini kimliklerine saygı gösterilmesi ve bunların garanti altına alınmasıdır.
Uygur Türkleriyle etnik, dini ve kültürel bağları olan bir ülke olarak, son zamanlarda kamuoyuna yansıyan rapor ve haberlerde Sincan’daki Uygur Türkleri ve diğer Müslüman yönelik insan hakları uygulamaları bizi özellikle endişeye sevketmektedir.
Türkiye, bu meseleyi BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi çeşitli uluslararası platformlarda takip ederken, Çin ile ikili düzeyde doğrudan ve yapıcı diyaloğu sürdürecektir.
Nihai olarak, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserinin, Sincan’a, anlamlı, kapsamlı ve kısıtlama olmadan bir ziyaret düzenlemesi ve Çin’in bu konuda şeffaf davranması yönündeki beklentimizi muhafaza ediyoruz.
Türkiye’nin BM temsilcisinin Genel Kurulda’ki konuşmasının video kaydı da burada:
https://twitter.com/i/status/1313847246534979587
*Çin’deki beş özerk Bölge’nin en büyüğü Sincan Uygur ÖB (Doğu Türkistan). Resmi rakamlara göre buradaki 24 milyon nüfusun 14 milyonu Türkçe konuşan müslümanlar. Diğer Özerk Bölgeler Tibet (3 milyon) , Ningksia Hui (6,2 milyonun %20’si Çinli müslüman) ve İç Moğolistan (24 miyon nüfus içinde 4 milyon Moğol var).
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Ceenbekov, şiddete dönüşen protestoların ardından başkentte olağanüstü hal ilan etti. Eski Cumhurbaşkanı Atambayev, Ceenbekov’a istifa çağrısı yaptı.
Kırgızistan’da yaşanan siyasi kriz, güç geçtikçe büyüyor.
Seçim protestoları sırasında yanlıları tarafından salı günü cezaevinden çıkarılan eski Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev, kurucusu olduğu Sosyal Demokrat Partisi Genel Merkezi’nde taraftarlarına seslendi.
CEENBEKOV’UN İSTİFASINI İSTEDİ
Atambayev, iktidarı döneminde yaptığı hatalardan dolayı Kırgızistan halkından özür dileyerek, Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov’u sert şekilde eleştirdi.
Eski Cumhurbaşkanı, Ceenbekov’un istifasını, halkın birlik ve beraberliğinin korunmasını talep edeceklerini dile getirdi.
Atambayev, taraftarlarıyla birlikte başkent Bişkek’teki Ala-Too meydanında toplanmak için yürüyüşe geçti.
BAŞKENTTE OHAL KARARI
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Ceenbekov, genel seçimler sonrası şiddet olaylarına dönüşen protestolar nedeniyle başkentte olağanüstü hal ilan etti.
Kırgızistan’da 4 Ekim’de yapılan milletvekili seçimlerinin sonuçlarını tanımayan muhalefet partilerinin taraftarları, cumhurbaşkanlığı ve parlamento binasını işgal etmiş, eski Cumhurbaşkanı Atambayev’i cezaevinden çıkarmıştı.
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov, ülkedeki devlet binalarının işgali ve parlamento seçimlerinin iptalinin ardındaki “siyasi güçlerle diyaloğa hazır olduğunu” bildirdi.
Ülkedeki devlet binalarının işgali üzerine yaşanan gelişmeleri Bişkek’ten takip ettiği belirtilen Ceenbekov, bugün ikinci kez yazılı açıklama yaptı.
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nden yapılan açıklamaya göre, Ceenbekov’un siyasi güçlerle diyaloğa hazır olduğu ve şimdiye kadar taraflardan hiçbiri durumu çözmek için tek bir müzakere platformunu sunmadığı aktarıldı.
“Sayın siyasi güçlerin liderleri, Cumhurbaşkanı olarak, mevcut siyasi çıkmazdan çıkmak için elimden gelen her şeyi yapmaya hazırım.” diyen Ceenbekov, siyasi güçlerin teklifini beklediğini belirtti.
Ceenbekov, bazı siyasi güçlerin eylemleri nedeniyle ülkenin mevcut siyasi krize girmesinin üzerinden üç gün geçtiğini ifade ederek, “Halkın taleplerini iyi anlıyorum. Ortaya çıkan krizi çözmek için mümkün olan her türlü çabayı gösteriyorum.” dedi.
Bu amaçla çeşitli siyasi figürlerle kişisel görüşmeler yaptığını da dile getiren Ceenbekov, öncelikle yapılan atamalar ve cezaevinden çıkarmayla ilgili kararların yasallaştırılması gerektiğini kaydetti.
– BM’den Kırgızistan’a acil hukuka dönme çağrısı
Kırgızistan Dışişleri Bakanı Çingiz Abdıldayev ile görüşen Birleşmiş Milletler (BM) Kırgızistan Daimi Temsilcisi Ozonnia Ozhielo, ülkedeki gelişmelerden endişe duyduğunu aktardı.
Ozhielo, görüşmesinde ülkedeki yabancı yatırımcıların işlettikleri şirketlere kimliği belirsiz kişilerce saldırıların gerçekleştiğine dikkati çekti.
Kırgızistan’da en kısa zamanda hukuka dönülmesi gerektiğini söyleyen Ozhielo, gerektiğinde BM’nin, Cumhurbaşkanı, parlamento ve siyasi güçler arasında diyalog için platform sağlamaya hazır olduğunu bildirdi.
Ülkede 4 Ekim’de yapılan seçimlerin sonuçlarını tanımayan 12 siyasi partinin taraftarları, düzenledikleri gösterinin ardından Cumhurbaşkanlığı binasını ve parlamentoyu işgal etmişti.
Başbakanlık binasını kontrol eden muhalif parti temsilcileri, Meclis başkanı ve başbakanın istifasının ardından iktidar kavgasına tutuşmuş, Rusya sermayeli altın maden şirketinin ülkenin kuzeyindeki Talas Bölgesi’nde işlettiği Ceruy adlı altın madenine kimliği belirsiz kişilerce saldırılmıştı.
Kırgızistan’da seçim sonuçlarını kabul etmeyen muhaliflerin kamu kurumlarını işgali sürerken, ülkede durumun kontrol altına alınması için Koordinasyon Kurulu oluşturuldu.
Eski başbakanlardan Ömürbek Babanov ve Temir Sariyev’in de yer aldığı Koordinasyon Kurulunun başına Bütün Kırgızistan Partisi lideri Adahan Madumarov getirildi.
Madumarov, gazetecilere yaptığı açıklamada, Koordinasyon Kurulunun amacının ülkede durumun kontrol altına alınması ve hukuki zemine oturtulmasının yanı sıra Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov’un başkanlığındaki hükümetin istifasını talep etmek için eski meclis üyelerini bir araya getirmek olduğunu bildirdi.
Bu arada, Dastanbek Cumabekov’un başkanlığındaki meclis üyelerinin bugün bir otelde toplanacağı belirtildi.
Kırgızistan’da 4 Ekim’de yapılan seçimlerin sonuçlarını tanımayan 12 siyasi partinin taraftarları, düzenledikleri gösterinin ardından Cumhurbaşkanlığı ve Parlamentoyu işgal etmişti.
Polisin protestoculara gaz ve ses bombalı müdahalesi sonucunda 1 kişi yaşamını yitirmiş, 590 kişi yaralanmıştı.
Kırgızistan Merkez Seçim Komisyonu, parlamentonun 120 yeni üyesini belirlemek üzere 4 Ekim Pazar günü gerçekleştirilen seçimlerin ilk resmi sonucunu açıkladı.
Katılım oranının yüzde 55 civarında olduğu seçimin ilk sonuçlarına göre, 4 siyasi parti yüzde 7’lik barajı aşarak 120 sandalyeli meclise girmeye hak kazandı.
Gelecek 5 yıl görev yapacak milletvekili seçim yarışına giren 16 siyasi partinden “Birimdik” (Birlik), “Mekenim Kırgızistan” (Vatanım Kırgızistan), “Kırgızistan” ve “Bütün Kırgızistan” meclise girmeyi başardı.
Böylece mevcut Meclis Başkanı Dastanbek Cumabekov’un aday gösterildiği Kırgızistan Partisi yerini korurken, diğer üç parti ilk kez parlamentoya girmiş oldu.
Yeni partiler
Kırgızistan’da 2010’da yaşanan halk devriminin ardından iktidara gelen Sosyal Demokrat Partisi, bu partinin kurucu lideri ve ülkeyi 2011-2017 yılları arasında yöneten Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev’in çeşitli suçlardan cezaevine konulması ile dağıldı.
Son 10 yılda iki kez gerçekleşen parlamento seçimlerinde milletvekili olan Sosyal Demokrat Partisi üyeleri, yine son bir yıl içinde kurulan Birimdik ve Mekenim Kırgızistan yanısıra diğer partilere geçti.
Seçim öncesinde kurulan ve iktidar yanlısı politikalarıyla dikkat çeken bu partilerden Birimdik’in başına Sosyal Demokrat Partisi eski üyesi Marat Amankulov, Mekenim Kırgızistan’ın liderliğine de mevcut Meclis Başkan Yardımcısı Mirlan Bakirov getirildi.
Bu arada, dağılan ve birkaç üyesi ile kalan Sosyal Demokrat Partinin başına geçen cezaevindeki Atambayev’in oğlu Seyit Atambayev, babasının partisini meclise taşımaya çalıştı.
Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov’un kardeşi ve Sosyal Demokrat Partisi eski üyesi Asılbek Ceenbekov da Birimdik’in parti aday listesinde yerini aldı.
Meclise dördüncü parti olarak giren, yine Atambayev ve mevcut iktidar karşıtı söylemleriyle dikkat çeken Bütün Kırgızistan Partisi lideri Adahan Madumarov, Kırgızistan’ı 2005-2010 yılları arasında ülkeyi yöneten devrik lideri Kurmanbek Bakiyev’in iktidarı döneminde meclis başkanlığı görevinde bulunmuştu. Madumarov, Atambayev’in iktidarı döneminde yapılan iki parlamento seçimlerinde iki kez kıl payı kaybetmişti.
Özbekistan’ın dış ticaret hacmi ocak-ağustos döneminde 24 milyar 537,1 milyon dolar oldu.
Özbekistan Devlet İstatistik Komitesi’nden yapılan açıklamaya göre, yılın ilk sekiz ayında 150’den fazla ülkeyle ticaret yapan Özbekistan’ın dış ticaret hacmi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,7 azalarak 24 milyar 537,1 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Açıklamaya göre, ocak-ağustos döneminde ülkenin ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,1 azalarak 11 milyar 608,4 milyon dolar, ithalatı da yüzde 19,1 azalarak 12 milyar 928,7 milyon dolar oldu.
Bu dönemde ülkenin dış ticaret açığı ise 1 milyar 320,3 milyon dolar olarak hesaplandı.
Özbekistan’ın bu dönemde en fazla dış ticaret yaptığı ülkeler arasında 4 milyar 28,9 milyon dolarla Çin ilk sırada yer alırken, bu ülkeyi 3 milyar 589,4 milyon dolarla Rusya, 1 milyar 765 milyon dolarla Kazakistan, 1 milyar 449 dolarla Güney Kore ve 1 milyar 234 milyon dolarla Türkiye izledi.
Yılın ilk 8 ayında Özbekistan’ın Türkiye ile dış ticaret hacmi 1 milyar 234,6 milyon dolar olurken ihracat hacmi yüzde 28,1 azalarak 556,1 milyon dolar, ithalat hacmi ise yüzde 20,5 azalarak 678,5 milyon dolar olarak hesaplandı.
2019’da Özbekistan’ın ihracatında en büyük 4. ortağı olan Türkiye, bu yılın ilk 8 ayında en büyük 3. ortak konumunda yer aldı.
Türkiye, yılın ilk 8 ayında Özbekistan’ın ithalatında geçen sene olduğu gibi 5. sıradaki yerini korudu.
Aynı dönem ülkenin ihracatında altın, hizmetler sektörü, sanayi ve tekstil ürünleri, enerji ve petrol ürünleri, meyve, gıda ve kimyasal ürünler ithalatında ise makine, teçhizat, kimyasal, metal ve gıda ürünleri ilk sıralarda yer aldı.
Geçen yıl Özbekistan’ın dış ticaret hacmi 2018’e göre yüzde 26,2 artarak 42,2 milyar dolar olarak hesaplanırken, ülkenin ihracatı yüzde 15 artışla 17,9 milyar dolar, ithalatı yüzde 25 artışla 24,3 milyar dolar olmuştu.
Bu dönemde ülkenin dış ticaret açığı ise 6,4 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmişti.