Kazakistan’da yeni hükümet kuruldu

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in, kabine üyelerini atama kararnamelerini imzalamasıyla yeni hükümet kuruldu.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev, 53 yaşındaki Askar Mamin‘i başbakan olarak atamasının ardından Kazakistan Meclisi’nin ilgili komiteleri tarafından adaylıkları onaylanan kişilerin bakanlıklara atanmasına ilişkin kararnameleri imzaladı.

Kararnameler cumhurbaşkanlığı sitesinde yayımlandı.

Maliye Bakanı Alihan Smayilov aynı zamanda Başbakan Birinci Yardımcısı olurken, eski Sanayi ve Altyapı Geliştirme Bakanı Jenis Kasımbek Başbakan Yardımcılığına getirildi.

Dışişleri Bakanı Beybut Atamkulov, Savunma Bakanı Nurlan Yermekbayev, Sağlık Bakanı Yeljan Birtanov, Kültür ve Spor Bakanı Arıstanbek Muhamediulı, Enerji Bakanı Kanat Bozumbayev, Adalet Bakanı Marat Beketayev ve İçişleri Bakanı Yerlan Turgumbayev görevlerine yeniden atandı.
Yeniden düzenlenen Enformasyon ve Toplumsal Kalkınma Bakanlığına Dauren Abayev, Dijital Kalkınma, Savunma ve Havacılık Sanayi Bakanlığına Askar Jumagaliyev getirildi.

Devlet Sekreteri Gülşara Abdıkalikova Başbakan Yardımcısı olurken, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Berdibek Saparbayev oldu.

Saparhan Omarov Tarım Bakanlığına atanırken, Eğitim Bakanlığına Kulyaş Şamşidinova getirildi.
Sanayi ve Altyapı Geliştirme Bakanlığına Roman Sklyar, Ulusal Ekonomi Bakanlığına Ruslan Dalenov atandı, Milli Bankanın başına Yerbolat Dosayev geçti.

Cumhurbaşkanı Nazarbayev’in ekonomide hedeflenen olumlu gelişmelerin sağlanamadığı gerekçesiyle geçen hafta hükümetin istifasını istemesinin ardından, Bakıtcan Sagintayev’in başkanlığındaki hükümet istifa etmiş, geçici başbakanlık görevine Mamin getirilmişti.

https://www.dunyabulteni.net

Devami

Asya’nın diplomasi merkezi: Kazakistan – Burak Çalışkan

1990’ların başında bağımsız kalıp kalamayacağı sorgulanan Kazakistan’ın diplomatik başarıları, ülkeyi Orta Asya Türk cumhuriyetleri arasında lider bir pozisyona getirmiş bulunuyor.

Burak Çalışkan

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığını elde eden Kazakistan, pek çok problemle karşılaşmasına rağmen son yıllarda izlediği rasyonel ve aktif dış politika ile Orta Asya’da ağırlığını artırırken, küresel siyasette de etkin bir rol oynamaya başladı. Özellikle, ülkenin bağımsızlığından itibaren Cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Nursultan Nazarbayev’in uluslararası krizlerdeki arabulucu rolü ile Astana ve Almatı’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen uluslararası müzakereler, Kazakistan’ı Asya’nın diplomasi merkezi haline getiriyor.

Dünyanın en geniş topraklarına sahip dokuzuncu ülkesi konumunda bulunan ve yeraltı kaynakları bakımından da oldukça zengin olan Kazakistan’ın uluslararası ilişkilerde son yıllarda artan etkisi, ülkenin bağımsızlıktan sonra karşı karşıya kaldığı temel problemlerini belirli ölçüde çözebilmesiyle mümkün oldu.

Aralık 1991’de bağımsızlığını kazanan Kazakistan, iç ve dış siyasetini uzun yıllar etkileyen üç temel problemle karşılaştı. Bu problemlerden ilki Rusya tarafından kontrol edilen askeri/nükleer tesis ve silahlar olarak ön plana çıktı. 1949 yılında Sovyetler Birliği tarafından inşa edilen Semipalatinsk’te bulunan nükleer deneme alanı, Baykonur uzay üssü ve nükleer başlık taşıyan 1.000’den fazla füzenin Kazakistan sınırları içinde kalması, Nazarbayev yönetimi üzerinde önemli bir baskı unsuru oluşturmuştu.

İkinci temel sorun ise Kazakistan ekonomisinin sektörel ve finansal açıdan büyük ölçüde Rusya’ya bağımlı olmasıydı. Bağımsızlığını kazanmasına rağmen 1990’ların başında ülke sanayisinin yarıya yakını doğrudan Moskova’nın kontrolündeydi. Ayrıca Rus nüfusun yoğun olduğu Kazakistan’ın kuzey bölgelerindeki üretim tesisleri, Rusya pazarı ile entegre haldeydi. Bundan dolayı bağımsızlıktan sonra Kazakistan’da Rus ekonomisine bağımlı bir dış ticaret yapısı hâkim oldu.

Üçüncü ve en önemli problem ise Kazakistan’ın etnik/demografik yapısıydı. 1989 verilerine göre 16,5 milyon olan Kazakistan nüfusu içinde Kazakların oranı yaklaşık olarak yüzde 40 iken Rusların oranı yüzde 38’e karşılık geliyordu. Geri kalan nüfusun önemli bir kısmı ise Belarus, Alman ve Ukraynalılardan oluştuğu için Kazakistan nüfusunun önemli kısmını Avrupalılar oluşturuyordu. Özellikle Moskova’nın ülkenin kuzey bölgelerinde yoğunlaşan Rus nüfusuna duyduğu ilgi, Kazakistan’ın ulusal bütünlüğü için önemli bir tehdit unsuru oluşturuyordu.

Bu noktada bağımsız Kazakistan’da kronikleşen bu üç temel problem yüzünden, Nazarbayev yönetimi Sosyo-ekonomik olarak Moskova’dan bağımsız hareket etme konusunda uzun süre boyunca zorluklar çekti. Özellikle Kuzey Kazakistan’da yoğunlaşan Rus nüfus ve ekonomik anlamda Rusya’ya bağımlılık, Nazarbayev’in izlediği politikalarda rasyonel hareket etmesini zorunlu hale getirdi. Bu sebeple Kazakistan, ilk olarak hem Rusya hem de ülkedeki Rus yerleşimcilerle önemli anlaşmazlıklar yaşamamaya çalışarak bağımsız bir devlet yapılanması oluşturmak için çaba harcadı. Buna rağmen var olan sorunlar Kazakistan’ın özellikle dış politikada Rusya’dan bağımsız hareket etmesini güçleştirdi. Ancak bu problemli alanların zamanla önemli ölçüde iyileştirildiği gözlemlenmiştir.

Nitekim ülkedeki nükleer tesis ve füzeler konusunun kendi politikalarından ziyade Rusya ve ABD’nin kararlarıyla belirlenebileceğinin farkında olan Kazakistan, sahip olduğu nükleer füze başlıklarını 1993 yılında Moskova’ya devretmeyi kabul etti ve iki yıllık bir süre içerisinde devir süreci tamamlandı. Ülkenin farklı bölgelerine dağılmış durumdaki Sovyet askeri üsleri ise, imzalanan çeşitli anlaşmalarla belirli süreler içinde Rusya’ya kiralandı. Bugün Rusya’nın Kazakistan’ın farklı bölgelerinde yedi ayrı askeri tesisi bulunuyor.

Kazakistan’ın demografik yapısı ise izlenen politikalarla zaman içerisinde önemli ölçüde değişikliğe uğradı. Aralık 1998’de Almatı’nın yerine Rus nüfusun yoğun olduğu Astana başkent yapılarak ulusal bütünlüğün sağlanması amaçlanırken, Kazak diasporası da ülkeye davet edildi. Astana yönetiminin çağrısı ve vaat edilen imkanlar üzerine Moğolistan başta olmak üzere diğer ülkelerde bulunan pek çok Kazak anavatanlarına dönerken, geri gelen bu Kazaklar Kuzey Kazakistan’a yerleştirildiler. Bağımsızlık sonrası süreçte ise ülkede bulunan Rusların önemli bir kısmı geniş gruplar halinde Rusya’ya göç etmeyi tercih ettiler. Bunların yanında Kazakların doğum oranlarının Ruslara göre oldukça yüksek olması da demografideki değişimi etkileyen önemli faktörlerden oldu.

Nitekim 2018 verilerine göre 19 milyona yaklaşan Kazakistan nüfusunun yüzde 65’ini Kazaklar, yüzde 23’ünü ise Ruslar oluşturuyor. Kazakların ülkede çoğunluğu sağlaması ve Rusların nüfus içindeki oranının 1990’lara göre yarı yarıya düşmesi, Nazarbayev yönetiminin izlediği politikalarda daha rahat hareket etmesini sağlamış bulunuyor.

Kazak ekonomisinin gelişimi ise Nazarbayev’in ilk dönemden itibaren en fazla üzerinde durduğu konulardan biri. Ülkenin sahip olduğu zengin enerji ve maden kaynaklarından dolayı sanayi de bu alanlar üzerine inşa edildi. Ancak mevcut doğalgaz ve petrolün Rusya üzerinden satılması, uzun süre Moskova’ya karşı ayrı bir bağımlılık oluşturdu. 1990’ların başında Batılı ülkelerin bölgedeki ekonomik girişimlerine karşı Rusya farklı yöntemlerle cevap verse de zamanla hem Batı hem de Çin, Kazakistan ekonomisinde oldukça önemli bir yer edindi.

Özellikle 1997 yılından itibaren Kazakistan’ın petrol ve doğalgaz sektöründe önemli bir yer edinmeye başlayan Çin, Kazak enerji kaynaklarının Çin pazarlarına taşınması amacıyla boru hatları inşa etti. Günümüzde Çin şirketlerinin Kazakistan’ın enerji piyasasında önemli bir etkinliğe sahip olduğu bilinirken, zamanla bu etkinin daha da artacağı düşünülüyor. Nitekim Kazakistan, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 2013 yılında Astana’da yaptığı bir konuşmayla dünyaya duyurduğu Yeni İpek Yolu Projesi’nde de kendisine oldukça önemli bir konum edinmiş durumda. İki ülke arasında imzalanan 30 milyar dolarlık anlaşmanın yanında Kazakistan’ın İtalya, Hollanda ve İsviçre gibi Batılı ülkelerle geliştirdiği güçlü ticari ilişkiler de Kazak ekonomisinin Moskova’ya bağımlılığını büyük oranda kırıyor.

Nazarbayev, Moskova ile ilişkileri her zaman üst seviyede tutsa da özellikle son dönemde çok yönlü bir dış politika izlemeye çalışıyor. Astana yönetimi, ülkedeki Rus etkisini dengeleyebilmek adına hem Batı ve Çin hem de bölge üzerinde önemli etkinlikleri bulunan Türkiye ve İran ile ilişkilerini geliştiriyor. Özellikle bağımsızlıkla birlikte belirginleşen bazı temel sorunların zaman içinde belli oranda çözülmesi, iç ve dış politikada daha önemli adımlar atılmasını sağlamış bulunuyor.

Bu noktada Nazarbayev 2010 yılında Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilirken, uluslararası siyasette ise “uzlaştırıcı lider” olarak görülmekte. Nitekim Kazak lider, ilk olarak 2013 yılında İran’ın P5+1 ülkeleri ile gerçekleştirdiği nükleer müzakerelere Almatı’da ev sahipliği yapmıştı. Ayrıca 24 Kasım 2015 tarihinde bir Rus savaş uçağının Türk hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle Türk jetlerince düşürülmesinden sonra gerginleşen Ankara-Moskova ilişkilerinin normalleştirilmesi sürecinde de Nazarbayev devreye girmiş ve iki ülke arasında arabulucu bir rol oynamıştı.

2010 Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) dönem başkanlığı yapan Kazakistan, 2017-2018 dönemi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğini de yerine getirerek dünya siyasetindeki görünürlüğünü daha da artırdı. Ayrıca Suriye krizinin gidişatını değiştiren Türkiye, İran ve Rusya arasındaki Astana görüşmeleri de Kazakistan’ın diplomasi merkezi olma rolünü kuvvetlendiriyor.

Bunların yanında 2017 yılında Almatı’da gerçekleştirilen 28. Kış Oyunları ve Astana’da düzenlenen bölgenin en önemli ekonomik organizasyonu EXPO 2017 ile birlikte İslam İşbirliği Teşkilatı’nın 1. Bilim ve Teknoloji Zirvesinin de Kazakistan’da gerçekleştirilmesi, ülkenin geldiği konumu göstermesi açısından önem arz ediyor.

Nazarbayev’in bu önemli diplomatik çabalarının yanında son yıllarda iç politikada gerçekleştirdiği icraatlar da dikkat çekiyor. 2017 yılının sonunda Kiril alfabesinden Latin alfabesine geçme kararı alan Kazakistan, kısa sürede kitap, dergi ve resmi belgelerin Latin alfabesi esası ile yayınlanmasında önemli bir ilerleme kaydetti. Ayrıca Mart 2017’de istikrarlı bir devlet yönetimi için görevlerinin bir kısmını parlamentoya devreden Nazarbayev, Batı kamuoyuna karşı da olumlu bir imaj çiziyor.

Bunların yanında Nazarbayev, Şubat 2019’da devletin stratejik ve ekonomik programlarının gerçekleştirilmesi konusunda hükümetin yetersiz kaldığını belirterek, Bakıtcan Sagintayev’in Başbakanlığındaki hükümetin istifasını istemiştir. Nazarbayev’in isteğiyle istifa eden mevcut hükümetin ardından Başbakan yardımcısı Askar Mamin geçici Başbakan olarak atanırken, devlet sektörünün ekonomideki payını düşürmek, bankaların şeffaflaşması, mahkemelere ve kolluk kuvvetlerine olan güveni artırmak kararın alınmasındaki temel amaçlar olarak belirlenmiştir.

Ayrıca 2018 yılında Hoca Ahmet Yesevi’nin türbesi ve Uluslararası Ahmet Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi’nin de bulunduğu Güney Kazakistan eyaletinin ismi Nazarbayev’in talimatıyla “Türkistan” olarak değiştirildi. Bunun yanında 2019 yılında Kazakistan Merkez Bankası’nın bastığı hatıra paralarda Kazak ve Türk tarihinin önemli isimlerinin yer alması, Nazarbayev’in ülkedeki tarih bilincini yeniden güçlendirmek istediğini gösteriyor.

Vladimir Putin Rusya’sı ve Şi Cinping yönetimindeki Çin ile iyi ilişkileri olan Kazakistan, Trump liderliğindeki ABD ile de son zamanlarda önemli ölçüde bir yakınlaşma yaşıyor. Özellikle Trump’ın, pek çok konuda arabulucu rol oynayan Kazakistan’ın, Kuzey Kore’nin nükleer programı ile ilgili de önemli bir müttefik olabileceğini belirtmesi ve Kazakistan’ı “stratejik ortak” ilan etmesi, Kazak diplomasisinin yeni bir başarısı olarak yorumlanabilir.

Gerçekten de Rusya, Çin ve ABD ile aynı anda iyi ilişkilere sahip olan Kazakistan, Türkiye ve İran için de çok önemli bir ortaktır. 1990’ların başında bağımsız kalıp kalamayacağı sorgulanan Kazakistan’ın diplomatik başarısı, ülkeyi Orta Asya Türk cumhuriyetleri arasında da lider bir pozisyona getirmiş bulunuyor. On dokuzuncu yüzyılda Rusya ve İngiltere arasında yaşanan “Büyük Oyunda” olduğu gibi, günümüz küresel güçleri arasında yaşanan ve Orta Asya’nın ön plana çıkmaya başladığı jeopolitik mücadelede Kazakistan, bölgede oldukça önemli bir rol üstlenecektir.

https://www.dunyabulteni.net

Devami

Rusya, Tacikistan ve Kırgızistan’da göçmen işçi bürosu açıyor

Petersburg, Tacikistan ve Kırgızistan’daki göçmenlerin işe alım merkezleri açacak

St. Petersburg’daki İşgücü Kaynak Merkezinin (MDC) Basın Servisi, St. Petersburg makamlarının Kırgızistan ve Tacikistan’da işçi göçmenleri için işe alım merkezleri açmak istediklerini bildirdi.

MDC’ler, Tacikistan ve Kırgızistan’dan işçilerin organize alımı için dört merkez kurma yarışması başlatıldığını açıkladı. Planlardaki merkezlerin yardımı ile bu yılın eylül ayında resmi olarak bu ülkelerin binlerce vatandaşını şehir işletmelerine istihdam ediyor.

Kazanan organizasyon, şehir bütçesinden tahsis edilen 6.6 milyon ruble (100 bin dolardan fazla) değerinde projenin koordinatörü olacak. Bir merkezin Kırgızistan’da, üçü Tacikistan’da açılması planlanmaktadır. Projenin beş ayında, St. Petersburg şehir işletmelerinde en az bin kişinin konaklaması planlanıyor.

Özel bir ekip tarafından istihdam edilecek göçmenler için ana faaliyet inşaat, yemek, otel ve restoran işletmeleridir. Geçen yıl çoğu yabancı, yardımcı bir işçi, aşçı, paketleyici, yükleyici ve tamirci mesleği tarafından işe alındı.

Kalkınma ve Kalkınma Merkezi’nin hesaplanmasından sonra, çekilen Kırgızistan ve Tacikistanlı göçmen sayısının şehir bütçesine 20 milyon ruble (300 bin dolar) gelir getireceği sonucuna varıldı. Geçen yıl Binyıl Kalkınma Hedefleri, beşi Tacikistan Cumhuriyeti’nde ve biri Kırgız Cumhuriyeti’nde olmak üzere altı işe alım merkezi kurdu. Burada yaklaşık 12 bin yabancı vatandaşın başvurduğu bilinmektedir.

Merkez çalışanları, göçmenlere çalışma ve yaşam koşullarının yanı sıra Rusya‘nın mevzuatı ve uyumsuzluğun sonuçları hakkında da bilgi verecek.

Kaynak: www.dunyabulteni.net

Devami

İstanbul’da “Ben de Uygur’um, Ben de Doğu Türkistanlıyım” mitingi yapıldı

 

Bugün İstanbul Beyazıt Meydanı tarihi günlerinden birini yaşadı. Binlerce Türkistanlı ve Türkiyeli müslüman, Doğu Türkistan’da Çin işgal yönetimi tarafından sürdürülmekte olan zulümleri protesto etti. Doğu Türkistan buluşmasına Doğu Türkistan dernek ve vakıflarının yanı sıra Uluslararası Hukukçular Birliği Genel Sekreteri Necati Ceylan, Hoca Ahmet Yesevi Vakfı Başkanı İlyas Saka, Türkistander Başkanı Burhan Kavuncu ve bir çok siyasetçi, STK temsilcisi destek verdi.

Saat 12’de Beyazıt Meydanı’nda toplanan kalabalık tekbir ve sloganlarla, Doğu Türkistan’ın yalnız olmadığını ilan ediyordu. Program, Doğu Türkistan Teşkilatlar Birliği Genel Başkanı Hidayet Oğuzhan‘ın hazırlanan Basın Açıklaması’nı okumasıyla başladı.

Hidayet Oğuzhan konuşmasına başlarken “Bütün Türkistan boylarını, Özbekleri, Kazakları, İslam ümmetinin bütün şubelerini ve dünya mazlumlarını, Türkleri, Kürtleri, Arapları, Afrikalıları Doğu Türkistan’ın ıztırabını paylaşmaya, hep beraber  “Ben de Uygurum, Ben de Doğu Türkistanlıyım” diye haykırmaya çağırdı. Oğuzhan:  “Türkistan coğrafyasında bir tarih kapatılmak üzere, bir millet yok ediliyor , bir medeniyet yok ediliyor , kültürel ve ırki soykırım sürüyor.izzet ve namuslar çiğneniyor,minareler susturuyor, camileri yıkılıyor kuran ve kutsallar yakılıyor. Bugün burada herkesi etnik kimlikleri, töreleri,inançları ve değerleri ne olursa olsun Bir İnsan olarak kendilerine düşen mes’uliyet ve mecburiyetlerini yapmaya davet etmek için toplandık. Bugün Türklüğün, Müslümanlığın ve insanlığın sınav günüdür, bugün Doğu Türkistan meselesinin, Türklerin,  Azeri’nin, Özbeklerin, Kırgızların, Kazakların, Kürt’lerin,  Arapların,  Afrıkalının,  Asyalının, Batılının, Doğulunun, Ümmetin ve vicdanı olan bütün insanlığın meselesi olsun isteriz. Herkesin #BendeUygurum #BendeDoğuTürkistanlıyım
demesini ve haksızlığın, hadsizliğin ve zulmün karşısında durmasını istemek için bugün buraya toplanmış bulunuyoruz” dedi.

(Basın Açıklaması’nın tam metni aşağıda)

Daha sonra Alperen Ocakları İstanbul Şubesi, Doğu Türkistan Kültür Derneği Başkanı Seyit Tümtürk ve bazı siyasetçiler duygu ve düşüncelerini paylaştılar. Günün son konuşmasını Türkistander Genel Başkanı Burhan Kavuncu yaptı.

Kavuncu konuşmasında şunları söyledi:

“Şu meydandaki her kardeşimizin  en az bir akrabası ya şehit oldu, ya toplama kamplarında veya hapishanelerde. Bunun için Doğu Türkistan’da yaşadığımız büyük acıları size tekrar anlatmama gerek yok.

Ben bazı hususların altını çizmek istiyorum. Doğu Türkistan’daki Çin işgali, Batı Türkistan’ı da tehdit etmektedir. Özellikle Kırgızistan ve Tacikistan Çin tehdidiyle karşı karşıyadır. Çin ordusu sınır bölgesinde Tacikistan topraklarını işgal etmeye başlamıştır. Tacikistan’ın satılmış devlet başkanı İmamali Rahmanov Çin’den para alarak sınır bölgesindeki ülke topraklarının işgal edilmesine izin vermektedir. Bütün Batı Türkistan, Çin tehdidi altındadır. Bu sebeple bizim Özbek, Uygur, Kazak demeden, hep birlikte Çin işgaline karşı durmamız gerekmektedir.

Bir diğer husus, Doğu Türkistan mücadelesi dünyanın en temiz, en saf, Allah’ın rızasına en yakın bir mücadeledir. Bu mücadele ne bir mezhep mücadelesi, ne etnik bir mücadele, doğrudan doğruya hak ve batılın bir mücadelesidir. Allah’ın razı olduğu ve Allah’ın yardımına mazhar olacak bu mücadeleyi kimsenin kirletmesine izin vermeyeceğiz. Özellikle Çin büyük şeytandır ama Amerika en büyük şeytandır. Amerika’nın dünyada yardım ettiği, himayesine aldığı hiç bir millet, hiç bir topluluk iflah olmamıştır. Biz Amerika’dan yardım da istemiyoruz, destek de istemiyoruz. Amerika bize uzak dursun yeter. Bize Allah’ın yardımı yeter diyoruz. Amerika bizi, kendi içimizde bölerek ‘Amerikancı Uygurlar, Amerikancı Özbekler, Kazaklar’ diye gruplaştırarak, birbirimize düşürmek istiyor. Eğer biz bunun fitnesine, fesadına, iğvasına kapılırsak Allah’ın yardımından mahrum kalacağımızı unutmamalıyız.

Son olarak Çin Komünist Partisi, komünist ismini kullanmasına rağmen dünyanın en vahşi kapitalist ülkesinin hakimidir. Çin devleti dünyanın en ucuz iş gücünü kullanarak, işçi ücretlerini, emeğin hakkını bütün dünyada düşürerek, ucuz ve kalitesiz mal üretmektedir. Çin malı denilince herkesin aklına ilk önce bu geliyor. Ucuz ve kalitesiz üretim. Şimdi bu ucuz ve kalitesiz mallarına, Türkiye’den Aydınlık gazetesi ile Sabah/ a haber grubunu da katmış. Parayla yaptırdığı yalan haberleri bunlara yayınlatıyor. Doğu Türkistan’ın Müslüman halkını arkadan vuran bu yalancıları da burada kınıyoruz”.

 

BASIN AÇIKLAMASI METNİ

23 Şubat Basın Açıklaması

 

#Ben deUygurum #Ben deDoğuTürkistanlıyım BasınAçıklaması

#Ben de Uygurum #Ben Kazağım #Ben Kırgızım  #Ben Özbeğim      #BenDoğu Türkistanlıyım #AnnemNeredeBabamNerede #KardeşlerimNerede #HeyitiSerbestBırak  #HalkımıSerbestBırak #ToplamaKamplarınıKapat

Türkistan coğrafyasında bir tarih kapatılmak üzere, bir millet yok ediliyor , bir medeniyet yok ediliyor , kültürel ve ırki soykırım sürüyor.izzet ve namuslar çiğneniyor,minareler susturuyor, camileri yıkılıyor kuran ve kutsallar yakılıyor. Bugün burada herkesi etnik kimlikleri, töreleri,inançları ve değerleri ne olursa olsun Bir İnsan olarak kendilerine düşen mesuliyet ve mecburiyetlerini yapmaya davet etmek için toplandık. Bugün Türklüğün,Müslümanlığın ve insanlığın sınav günüdür, bugün Doğu Türkistan meselesinin,Türklerin, Azeri’nin, Özbeklerin, Kırgızların, Kazakların, Kürt’lerin, Arapların, Afrıkalının, Asyalının, Batılının, Doğulunun, Ümmetin ve vicdanı olan bütün insanlığın meselesi olsun isteriz. Herkesin #BendeUygurum #BendeDoğuTürkistanlıyım
demesini ve haksızlığın, hadsizliğin ve zulmün karşısında durmasını istemek için bugün buraya toplanmış bulunuyoruz.

Malum olduğu üzere, Çin’in Doğu Türkistan’da son iki senedir sürdürmekte olduğu asimilasyon ve imha politikası, üç alandaki uygulamalarla Doğu Türkistan’ın varlığına son vermeyi hedeflemektedir: Bunlar: Toplama kampları, Çinli-Uygur akrabalaştırma projesi ile bütün inanç ve kimlikleri Çinlileştirme politikasıdır. Bir halkı yok etme yönündeki bu hamlelerin yarattığı ızdırap ve çığlıklar, ne kadar bastırılmak istense de arşa kadar yükseldi. Mazlumların feryadını duymayan kalmadı. Dünya ve Türkiye kamuoyunda meydana gelen infial ve Türk milletinin iftiharı olan Abdurehim HEYİT’in şehit edildiği haberinin yayılması üzerine, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ve Hükümet sözcüsü milletin hissiyatına tercüman olarak birer açıklama yaptılar. Bu açıklamalarda özetle şunlar söylendi:
“Uygur Türklerinin ve diğer Müslüman toplulukların temel insan haklarını ihlal eden uygulamalar, özellikle son iki yıl içerisinde ağırlaşmış ve uluslararası toplumun gündemine taşınmıştır.
Özellikle Ekim 2017’de “Tüm Dinlerin ve İnançların Çinlileştirilmesi” siyasetinin resmen ilan edilmesi, Uygur Türklerinin ve bölgedeki diğer Müslüman toplulukların etnik, dini ve kültürel kimliklerinin tasfiye edilmesi hedefi doğrultusunda atılmış yeni bir adım olmuştur.
Keyfi tutuklamalara maruz kalan bir milyondan fazla Uygur Türkünün toplama kamplarında ve hapishanelerde işkence ve siyasi beyin yıkamaya maruz bırakıldıkları artık bir sır değildir.
Kamplarda alıkonmayan Uygurlar da büyük baskı altında bulunmaktadır.
Yurtdışında yaşayan Uygur asıllı soydaş ve vatandaşlarımız bu bölgedeki akrabalarından haber alamamaktadır. Binlerce çocuk ebeveynlerinden uzaklaştırılmış, yetim kalmıştır.
21. yüzyılda toplama kamplarının yeniden ortaya çıkması ve Çin makamlarının Uygur Türklerine yönelik sistematik asimilasyon politikası insanlık adına büyük bir utanç kaynağıdır”.
Dışişleri Bakanlığı açıklamasında ayrıca “Türk kamuoyunun Doğu Türkistan’daki ağır insan hakları ihlalleri konusundaki tepkisinin Çin makamlarınca dikkate alınması, Uygur Türklerinin temel insan haklarına saygı gösterilmesi ve toplama kamplarının kapatılması” istenmiş, BM bu insanlık trajedisinin sona erdirilmesi için etkili adımlar atmaya çağırılmıştır.

Türkiye’nin resmi tepkisini bildirmesinin üzerinden 24 saat geçmeden Çin’in resmi basını, Abdurehim Heyit’in hayatta olduğunu iddia eden bir video yayımladı. Ardından Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ve Ankara Büyükelçisi, pişkin ve küstahça toplama kamplarını savunarak Türkiye’ye karşı nezaketsiz, kustah bir uslüpla cevap verdiler.
Yayımlanan 26 saniyelik bu video bile Çin’in utanmazlığının, sanatçıları hapislere
doldurduğunun itirafıdır. Doğu Türkistanlılara yapılan işkencelerin yeni bir ispatıdır. Abdurehim Heyit, ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmeden ve rahat bir şekilde konuşamadan, yapılan açıklamaları kabul etmiyoruz.
Ve biz de onlara diyoruz ki: Ey Çin ! Daha önce şehit edildiği haberlerini aldığımız  şahsiyetlerin de hayatta olduklarına yönelik video görüntülerini yayınla! Ünlü Tıp profesörü Halmurat Ghopur nerede? Dünyaca meşhur tarihçi Prof.Dr.Rahile Davut’tan tam onüç aydır haber alınamıyor. Yaşıyorlarsa videosunu görmek istiyoruz. İslam aleminin iftiharı olan Abdulkerim Abdulveli, Abdulhamid Damolla, Muhammed Salih Damolla vr Abdulahad Han Mahdum gibi nice alimlerimizin öldüğünü açıkladın, cenazelerini vermedin. Alimlerimizi, aydınlarımızı, işadamlarımızı, sanatçılarımızı, sporcularımızı serbest bırak! Akrabalarımızı serbest bırak. Halkımızı serbest bırak ve Çin nazi kamplarını şartsız olarak kapat.

Çinin Doğu Türkistana Yabancı gözlemci çağırma oyununu kabul etmiyoruz.
Çinin kamp iddialarımızı çürütme gayretinde yabancı ülke heyetlerini tertip ve tezgah ortamında Doğu Türkistan’a gözleme için çağırmasının Çin gibi baskıcı ve dikta rejimin organizasyonda adil ve şeffaf olmayacağından dolayı bu tür tek taraflı, kontrollü ve düzmece ziyaretler neticesinde sunulacak her türlü açıklama ve raporu tamamen reddediyor ve kabul etmediğimizi ilan ediyoruz.

Bunun karşılığında Doğu Türkistan diasporası olarak Türkiye başta olmak üzere BM, İİT, Arap Birliği, uluslararası İnsan Hakları Örgütleri ve Doğu Türkistan Diasporası vekillerinden teşkil eden bağımsız bir Teftiş heyetinin Doğu Türkistan’a gitmesi talebinde bulunuyoruz. Bu heyetin sağlıklı, adil ve şeffaf gözlem ve incelemelerde bulunabilmeleri için ziyaret esnasında Çin yönetiminin tamamen devre dışı kalmasını talep ediyoruz,  Aksi tadirde Çin’in uyduruk model tertipleri çerçevesinde yapılacak bütün yabancı gözlemci ziyaretlerini bir tiyatro olma dışında bir anlamı olmadığını ilan ediyoruz.

İşbu nedenle Türkiye’deki Doğu Türkistanlı Sivil Toplum Kuruluşları olarak Çin’in Doğu Türkistan’daki toplama kamplarında tutulan akrabalarımıza sahip çıktığımızı gösterebilmek amacıyla bu Basın Açıklamasını yapmaktayız.
2050 senesine kadar Dünyaya hakim olma rüyasına ulaşmayı hedefleyen işgalcı Çin, tek Çin-Tek Millet (Çin Milleti ve Çin Devleti) yaratmak açısından projenin çok önemli bir kısmı olan Doğu Türkistan için Uygurların yok edilmesi veya tamamen Çinlileştirilmesi hedeflenmiştir. Hedefe ulaşmak için olağan üstü bir operasyona hızlı geçiş yapan Çin 70 senelik zulüm politikasını bir anda zirveye çıkarmıştır.

BM ve Uluslararası İnsan Hakları teşkilatları temsilcileri, herhangi bir yargı kararına dayanmaksızın toplama kamplarına konulan kişi sayısının 1 milyonu aşkın olduğunu iddia etmişti. Gayri resmi kaynaklar ve bulgulardan yola çıkarak 3 ile 5 milyon kadar insanın kamplarda tutulduğu kanaatindeyiz. Toplama kamplarında ırkî ve dinî aşağılama esaslı Çinlileştirme projesi yürütülmektedir. Kamp veya hapishanelerde şehit edilen veya hayatını kaybeden vatandaşlarımızın cenazeleri verilmemekte mezarları gösterilmemektedir.

Ayrıca “kardeş aile projesi” adı altında Çin Komünist Partisi üyeleri veya istihbarat elemanları, erkekleri hapse atılan ailelerimizin evlerine yerleştirilerek birlikte yaşamaya zorlanmakta, genç kızlarımız Çinli erkeklerle evlendirilmeye mecbur bırakılmaktadır.

Müslüman Türkistan halkı içki içme ve domuz eti yemeye zorlanmaktadır. Doğu Türkistan ile dışarıdan irtibat kurmak, telefonla görüşmek imkânsız hale gelmiştir. İrtibat kurulanlar direkt hapse atılmakta, hapse atılanların akıbetinden ise haber alınamamaktadır.

Çin’in Doğu Türkistan halkının milli, dini ve kültürel kimliğine yönelik başlattığı Çinlileştirme politikasını gerçekleştirmek için her türlü asimilasyon tuzakları, aile planlama ve Çinli göçmen-yerleşimci politikaları ile bölgenin demografik yapısının değiştirme icraatları tam hız ilerlemektedir. Böylece 40 milyonluk Müslüman Türk halkı dünyanın göz önünde etnik ve kültürel büyük bir soykırıma maruz kalmaktadır. Dil, kültür, medeniyet miraslarımız, camilerimiz yok edilmekte, Uygur kızları meslek edindirme bahanesi ile Çin’e gönderilmekte, kızlarımız Çinlilerle zorla evlendirilmektedir. Ebeveynleri toplama kamplarında tutulduğundan dolayı başı boş kalan masum çocuklar da özel hazırlanmış mankurtlaştırma kamplarında Çinlileştirmeye tabi tutulmaktadır.

70 yıldan beri işgal altında olan ata yurdumuz Doğu Türkistan geçmiş yıllarda büyük katliamlar yaşadı. 1991’de Barın Katliamı, 1997’de Gulca Katliamı, 2009’da Urumçi katliamlarında onbinlerce Doğu Türkistanlı öldürüldü. Kadın erkek Türkistanlıların infaz görüntüleri hala hafızalarımızdadır. Doğu Türkistan halkı bu katliamlara rağmen asla teslim olmadı. Fakat şimdi yaşadığımız 2017 sonrası dönem artık bir TOPLU İMHA OPERASYONU’dur. 21. Asırda yeni bir Endülüs olayı yaşanıyor.

Bütün insanlığa, İslam alemine ve Türk dünyasına sesleniyoruz. Bizim sesimiz olun. Ben de Uygurum! Ben de Kazak’ım! Ben de Doğu Türkistanlıyım! Diyerek bizim acımızı, bizim derdimizi paylaşın.
Son olarak Sayın Cumhurbaşkanımız ve İslam Dünyası liderlerinden bu basın açıklamamız aracılığı ile halkımız adına iletmek istediğimiz ve çok aciliyet arz eden taleplerimiz olacaktır.
1-Çinliler zaten üstü açık hapishaneye çevrilmiş olan Doğu Türkistan’da dünyada başka bir örneği olmayan sözde “Eğitim merkezleri” adını verdiği Nazi kamplarında halkımıza karşı kültürel, dinî ve ırkî soykırım yapmaktadır. Bu kamplar derhal kapatılmalıdır.
Buralara hapsedilen aydınlar, sanatçılar, din adamları, iş adamları, bütün Doğu Türkistanlılar serbest bırakılmalı, 21. Asrın bu utanç uygulaması sona ermelidir.

2-Kutsal ve namus saydığımız evlerimize ve ailemizin içine göçmen Çinlileri yerleştirilmektedir. Bu çirkin ve ahlaksız uygulama derhal durdurulmalıdır.

3-Açıkça ilan ettiği Türkleri ve İslam dinini Çinlileştirme politikaları ile Uygurca, Kazakça ve diğer Türk dilleri, kültür ve kimliklerimiz ve bütün manevi değerlerimiz yok edilmektedir, buna derhal dur denmelidir.

Evlerimiz ve sokaklarımız virane hale dönmüş, kökleri binlerce seneye uzamış şanlı ve asil bir millet göz göre göre yok edilerek yer yüzünden silinmek istenmektedir. Çin’in Doğu Türkistan’da yürütmekte olduğu bu insanlık dışı uygulamalar derhal durdurulmalıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın mesele ile ilgili bizzat alakadar olup diplomatik girişimlerin başlatılması ve gerekli adımların atılmasını arz ediyoruz.

Hidayet OĞUZHAN
Doğu Türkistan Teşkilatlar Birliği Platformu

 

Devami

TÜRKİSTANDER HABER MERKEZİ

Yarın Türkistanlılar ve Türkistan dostlarının katılımı ile, Doğu Türkistan Teşkilatlar Birliği öncülüğünde bir Basın Açıklaması yapılacaktır. Konuyla ilgili ÇAĞRI METNİ aşağıdadır.
Teşriflerinizi rica ederiz.

TÜRKİSTANDER HABER MERKEZİ

Yer: Beyazıt Meydanı- İSTANBUL
Tarih: 23 Şubat 2019 Cumartesi
Saat: 11.00

ÇAĞRI METNİ
#BendeUygurum #BendeDoğuTürkistanlıyım
Basın Açıklamasına Davet
Malumunuz olduğu üzere Doğu Türkistan’da Çin Hükümeti, Uygurları maddi ve manevi anlamda asimile etmek üzere adına “Eğitim Kampları” dedikleri bir nevi “Nazi Toplama Kampları” kurmuştur. Zikredilen kamplara başta aydın, sanatçı, din ve iş adamları, ünlü sporcular ve kanaat önderleri olmak üzere milyonlarca Doğu Türkistanlı rızası olmadan yerleştirilmiştir. Toplama kamplarında ırkî ve dinî aşağılama esaslı Çinlileştirme projesi yürütülmektedir. Son zamanlarda bu insanlık dışı uygulama dünya gündeminde yer almıştır. Konu Türkiye halkı ve hükümetini de endişeye sevketmiştir.
Doğu Türkistan’da yaşananların Ülkemiz kamuoyunda geniş yankı bulması üzerine Dışişleri Bakanlığımızın ve Hükümet süzcüsünün de Çin’in toplama kamplarını eleştiren sert çıkışları olmuştur. Bu açıklamalar Çin Hükümeti nezdinde yankı bulmuş, dünyaca ünlü Uygur Ozanı Abdurrehim Heyit’in kampta şehit edildiği haberinin yayılması üzerine Çin yönetimi Heyit’in hayatta olduğuna dair 26 sn’lik bir video kaydı yayımlamak zorunda kalmıştır.
İşbu nedenle 23 Şubat 2019 Cumartesi günü Türkiye’deki Doğu Türkistanlı Sivil Toplum Kuruluşları olarak Türkiyemizin Uygur kardeşleri için yaptığı bu haklı ve yerinde yapılan çıkışının arkasında durarak elini güçlendirmek ve Türk kamoyuna da Çin’in Doğu Türkistan’daki toplama kamplarında tutulan akrabalarımıza sahip çıkmaktığımızı gösterebilmek ve bu mesele üzerine dikkatleri bir kez daha çekmek amacıyla sessiz ve barışçıl bir Basın Açıklaması yapmak arzusundayız.
İşbu maksadın gerçekleşmesi için Beyazıt Camii meydanında toplanıp bir basın açıklaması düzenlemekteyiz, sizlerin bu etkinliğimize katılmanız bizleri ziyadesiyle memnun edecektir. Şahsınız, kuruluşunuz, çevrenizin katılımı ve bu faaliyetin geniş kitleye ulaşımında katkılarınızı istirham ederiz.

Hidayet OĞUZHAN
Genel Başkan
Doğu Türkistan Teşkilatlar Birliği Plarformu
Doğu Türkistan Maarif Cemiyeti
İletişim: 05323856574
Etkinlik Yeri: Beyazıt Camii Meydanı
Toplanma Tarih ve Saat: 23 Şubat 2019 -11.00
Basın Açıklaması: 12:00

Devami

Özbekistan’da, Aral Denizi’nin kurumuş dibine bir ağaç dikilecek

Kazakistan ve Özbekistan sınırında yer alan kurumuş Aral Denizi bölgesinde 500 bin hektarlık ormanlaştırma projesi başlatıldı

Özbekistan’da, bu yıl Aral Denizi’nin kuru dibine yaklaşık 500 bin hektarlık ormanekilecek.

Bakanlığa göre, bu amaçlara kademeli olarak 100 milyar adet (12 milyon dolar) tahsis edilmesi planlanıyor.

Şu anda, bir hükümet kararnamesine göre, yaklaşık 50 bin hektarlık bir alan, denizin kuruması ve tuzlanmasından dolayı uygun değildir. Kazakistan ve Özbekistan sınırında yer alan Kurutulmuş Aral Denizi bölgesinde, Aralkum çölü 5.5 milyon hektarlık bir alanı kapsıyor.

Kaynak: www.dunyabulteni.net

Devami

Suudiler Deve Festivali’nde Kırgız göçebe yaşamını tanıyacak

Kırgız göçebe kültürü Suudi Arabistan’daki Deve Festivali’nde ziyaretçilerin ilgisine sunulacak

Suudi Arabistan Krallığı’nda 9 – 23 Mart 2019 tarihlerinde düzenlenecek olan Uluslararası Deve Şenliği Festivali bu yıl bir ilke şahit olacak. Kırgızistan‘ın yaratıcı takımları ve sporcularının festivale katılmasının yanı sıra ülkenin göçebe kültürü de gösterime çıkacak.

Kırgız Cumhuriyeti Kültür, Enformasyon ve Turizm Bakanlığı basın servisi tarafından bildirilen habere göre, Kırgız tarafı festivalde, Kırgız göçebe kültürünü tanıtmak için sanatçı ve sporcularca bir gösteri düzenliyecek.

Festivalin 90’dan fazla ülkeden gelecek konukları ve Suudi Arabistan sakinleri, Kırgız halk sanatçılarının ve müzik ve dans konserinin yanı sıra dublör, salburun ve milli oyun Kök-Börü‘nun gösteri performanslarını görecekler.

Dünya Etno-Oyunları Konfederasyonu, Kırgızistan’a katılım için en kapsamlı kotayı sağladı. Festival kapsamında binden fazla kişiye uluslararası hava yolculuğu, konaklama, yemek ve para ödülü alacak.

Bu projenin başarılı bir şekilde uygulanması, Kırgızistan ile Suudi Arabistan arasındaki ikili ticaret, ekonomik, kültürel ve insani ilişkilerin kurulması ve geliştirilmesi için uygun koşullar yaratacak, ayrıca Kırgız Cumhuriyeti’nin yurtdışında tanıtımına katkıda bulunacak ve tiyatro ve eğlence kurumlarının yaratıcı çalışanlarına uluslararası seviyede etkinliklere katılımıyla destek sağlayacaktır.

Kaynak: www.dunyabulteni.net

Devami

Abdurehim Heyit’in ardından diğer Uygurlardan da talep yağıyor

Doğu Türkistanlılar, toplama kamplarında olan akrabalarının görüntülerini Çin hükûmetinden talep ederek, sosyal medyada #MeTooUyghur başlıklı bir kampanya başlattılar.

ÇinDoğu Türkistan‘daki toplama kamplarına hapsettiği ünlü halk sanatçısı Abdurehim Heyit‘in öldüğüne dair haberlere yanıt olarak bir video yayınlamış ve Heyit’in hayatta olduğunu iddia etmişti. Buna karşılık sosyal medyada akrabaları toplama kampında olan Uygurlar “Benim de akrabalarımın görüntülerini yayınla” sloganıyla bir kampanya başlattılar.

Sosyal medya kullanıcısı olan ve ABD’De yaşayan Uygur aktivist Gülşen Abbas kendi kız kardeşinin de sağ olup olmadığını öğrenmek istediği için görüntülerinin yayınlanmasını Çin hükûmetinden talep etti.

Bu gelişme ile beraber, Twitter’da “#MeTooUyghur” başlığıyla bir kampanya başlatıldı. “#BenDeUygurum” ve “#MenMuUyghur” gibi Türkçe ve Uygurca versiyonları da olan bu kampanya sosyal medyada oldukça geniş bir yer buldu.

Ünlü Uygur komedyen Adil Mijit’in Türkiye’de yaşayan kızı Adile Mijit de aynı tepkiyi vererek, “Babamın görüntülerini istiyorum. İyi olduğunu bilmem gerekiyor. Onu derhal serbest bırakın” ifadelerini kullandı.

https://www.dunyabulteni.net

Devami

Rus mahkemesinden Özbeklere Hizb ut Tahrir üyeliğinden hapis cezası

Moskova’da Hizb ut Tahrir’e üye Özbek vatandaşları, 11 ila 16 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Moskova Bölge Askeri Mahkemesi, Hizb ut Tahrir partisinin faaliyetlerinin düzenlenmesi ve buna katılması gerekçesiyle halinde Özbekistan vatandaşlarına ceza verdi, dedi.

15 Şubat 2019’da, Moskova Bölge Askeri Mahkemesi, Rusya‘da bir terör örgütü olarak kabul edilen İslami parti Hizb ut Tahrir’in bir hücresini örgütlemekle suçlu bulunduğunu ve bu yasalara katıldığı iddiasını açıkladı (bölüm 1, 2, madde 205.5). 11 ila 16 yıl arasında hapis cezasına çarptırıldılar.

Mahkeme, Özbekistan vatandaşlarını, 50 yaşındaki Zafar Nodirov ve 35 yaşındaki Farhod Nodirov ile 33 yaşındaki Rus Khamid Igamberdyev’i terör örgütü faaliyetlerini organize etmekten suçlu buldu (Ceza Kanunu’nun 205.5. Maddesi). Hepsi yüksek güvenlikli bir kolonide cümle ile 16 yıla mahk sentm edildi. Igamberdyev’e, yaşadığı belediyenin sınırlarını izinsiz bırakma hakkından mahrum bırakılmasıyla, bir yıllık özgürlük kısıtlaması cezası verildi.

Hizb ut Tahrir’e 2006’nın 2. Maddesi kapsamında katıldığı için bir yıl hapis cezasına çarptırılmış olan bir Özbekistan Sardorbek Siddikov vatandaşı. Ceza Kanunu’nun 282.2’si (aşırılık yanlısı bir örgütün faaliyetlerine katılım) şimdi Sanatın 2. Bölümünde 12 yıl süren sıkı bir rejim aldı. Ceza Kanunu’nun 205.5’i (bir terör örgütünün faaliyetlerine katılım). Kalan sanıklar – bir Özbekistan vatandaşı olan Otabek Isomadinov, bir Rusya vatandaşı Aziz Khidirbayev, Tacikistan Sobirchon vatandaşı (diğer kaynaklara göre, Sobidjon veya Sobirdzhon) Burkhoniddin, Olidzhon (veya Alijon) Odinayev ve Murojon Sattorov – 2. Ceza Kanununun 205.5’i sıkı rejim kolonisinde 11 yıla kadar.

Mahkeme ayrıca tüm mahkumları ceza süresince tutuklu olarak geçirdiği süreye itiraz etmiştir. Ayrıca, cep telefonlarının, e-kitapların ve onlardan ele geçirilen tabletlerin, yasaklanmış bilgileri kaldırmak için FSB’ye aktarılması gerektiğine karar vermiş, daha sonra davalılara iade edilebilir.

Terörist hücre düzenlemekle suçlananlar Hizb-ut Tahrir üyeliğini reddetmedi, ancak partinin faaliyetlerinin terörist nitelikte olmadığını savundu. Kalan altı sanık (diğer kaynaklara göre beş) parti üyeliğini de reddetti. Savcılık, iddia edilen organizatörlerin 17 yıl hapis cezasına ve hücrenin katılımcılarının her birinin 13 yıl hapis cezasına çarptırılmasını istedi.

Moskova Dokuzunun mahkemede yargılanması 1 Kasım 2018’de başladı. Tüm sanıklar Aralık 2016’da gözaltına alındı ​​ve tutuklandı. Soruşturma, “Hizb-ut Tahrir” vatandaşlarının ilgisini çekmek için bir kampanya düzenlediklerini bildirdi.

2016 yılında Moskova’da da gözaltına alınan Zhoodarbek Toktomuradov ve Farrukh Mamayusupov ayrı ayrı mahkum edildi, her biri Sanat altında 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 2 yemek kaşığı. Ceza Kanunu’nun 205.2. Bu gruptan başka bir suçlanan kişi, Abubakr Domullojonov, 11 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Kaynak: www.dunyabulteni.net

Devami

Sağlık Bilimleri Üniversitesi ile Özbekistan Sağlık Bakanlığı arasında iş birliği protokolü

Sağlık Bilimleri Üniversitesi ile Özbekistan Sağlık Bakanlığı arasında iş birliği protokolü

Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) ile Özbekistan Sağlık Bakanlığı arasında “Sağlık Eğitimi” alanında iş birliği protokolü imzalandı.

Yapılan protokol çerçevesinde, SBÜ tarafından Özbekistan’da Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu açılması, kısa ve uzun süreli öğrenci ve akademisyen değişim programları konusunda mutabakat sağlandı.

SBÜ Rektörlüğündeki imza töreni SBÜ Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl, Özbekistan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Alisher Shadmanov, SBÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Sadrettin Pençe, Prof. Dr. Mustafa Gerek, Prof. Dr. Kadriye Kart Yaşar ve diğer yetkililerin katılımıyla gerçekleşti.

SBÜ Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl, imza töreninde yaptığı konuşmada, şunları kaydetti:

“Özbekistan bizim ata yurdumuz. Özbek kardeşlerimizle ortak medeniyeti, ortak tarihi ve ortak inançları paylaşıyoruz. Yani bizim kardeşliğimiz bugün var değil, geçmişten gelen, tarihin derinliklerinden gelen bir kardeşliktir. Üniversitemiz gönül coğrafyamıza sağlık profesyonelleri yetiştirmek amacıyla 1903’te 2. Abdülhamid Han tarafından kurulan Mekteb-i Tıbbiyye-i Şahane’nin bugünkü imkanlarla daha ileriye taşınmasına müteveccih bir uygulama olarak kuruldu. Gönül coğrafyamızda önemli bir yeri olan Özbekistan’a sağlık eğitimi başta olmak üzere her türlü desteği sunmaktan onur duyacağımızı ifade etmek istiyorum.”

Özbekistan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Alisher Shadmanov da Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl’e iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi konusundaki katkılarından dolayı teşekkür ederken, bu tarz eğitim programlarının Türkiye ve Özbekistan arasındaki tecrübe paylaşımı açısından önemli bir yere sahip olduğuna dikkati çekti.

https://www.trtavaz.com.tr

Devami