RUSYA’da Sovyet Nostaljisi Kazakistan’dan Daha Fazla

20.01.2014

Geçtiğimiz yıl Mart ayında Kazakistan’da yapılan bir ankete göre Kazak halkının %40’ının Sovyet dönemine dönmeyi istediği çıkmıştı Benzer anket bu sefer Rusya’da yapıldı. Turkrus.com’da yer alan habere göre, Rusya’da “Sovyet nostaljisi” her geçen yıl daha da artarak devam ediyor… Levade Center tarafından yapılan son anket, halkın yüzde 57′sinin SSCB’nin dağılmasına üzüldüğünü ortaya koydu. Bu oran 2007′deki benzer ankette yüzde 44′te kalmıştı. Bugün yüzde 29′luk kitle  “Dağılması kaçınılmazdı” diye fikir beyan ederken, yüzde 53′ü tersinin mümkün olduğu düşüncesinde. Yaşı 55′in üstünde olanların yüzde 86′sı Sovyet devrini özlüyor.  25-39 yaş gurubunda bu nostaljiyi yaşayanlar yüzde 37′de kalıyor. VTsIOM’un bir başka anketinden halkın yüzde 15′i kendisini Rusya vatandaşı değil, hala Sovyet vatandaşı saydığını söylemişti.

www.turkkazak.com

Devami

Londonda qamoqdagi o‘zbek adiblari kitoblari chop etildi

Yazının kısa özeti: Özbekistan’da kitapları yasaklanan muhalif yazarların eserleri Londra’da neşir edildi. Bu yazarlar arasında  Mamadali Mahmudov (adabiy taxallusi-Evril Turon), yazar Emin Osman, şair va mustaqil gazeteci Dilmurod Sayyid ve Xayrullo Hamidov’lar var.

Londonda siyosiy ayblar bilan O‘zbekiston qamoqxonalarida jazo muddatini o‘tagan va o‘tayotgan to‘rt nafar taniqli shoir va yozuvchilarning asarlari o‘zbek va ingliz tillarida nashrdan chiqdi.

Unga qariyb 17 yillik qamoqdan so‘ng 2013 yil aprelida ozodlikka chiqarilgan Mamadali Mahmudov (adabiy taxallusi-Evril Turon), 2001 yilda O‘zbekiston Ichki ishlar vazirligi yerto‘lasida hayotdan ko‘z yumgan Emin Usmonning roman va qissalari, shuningdek, hozirda jazo muddatini o‘tayotgan inson huquqlari faoli, shoir va mustaqil jurnalist Dilmurod Sayyid hamda taniqli futbol sharhlovchisi va diniy-ma‘rifiy dasturlar muallifi Xayrullo Hamidovning she‘rlari kiritilgan.

“Bu tog‘lar – ulug‘ tog‘lar” deb nomlangan birinchi kitobga Mamadali Mahmudovning sovet davrida qisman e‘lon qilinib, keyinroq taqiqlangan “O‘lmas qoyalar” romani, shuningdek, “Tumanli kunlar” qissasi, marhum Emin Usmonning esa “Tomir” qissasi kiritilgan.

“Tumanli kunlar” va “Tomir” birinchi marta kitob holida chop etilmoqda.

Kitobga filologiya fanlari doktori Botir Norboy so‘zboshi yozgan.

“Mahkumlar qo‘shig‘i” nomli ikkinchi, she‘riy kitobga esa Dilmurod Sayyid va Xayrullo Hamidovlarning she‘rlari jamlangan.

Kitob Avstriyada yashayotgan taniqli o‘zbek shoiri Yodgor Obidning so‘zboshisi ostida chop etilgan.

Har ikki kitobdagi nasriy va va she‘riy asarlarning aksari birinchi marta dunyo yuzini ko‘rmoqda.

Kitobga asarlari kiritilgan barcha mualliflarga O‘zbekistonda norasmiy taqiq qo‘yilgan.

Kaynak: www.bbc.co.uk

Devami

Ilhom To‘xtaning rafiqasi: “Erim hozir qayerdaligini bilmayman”

ilham-Tohti-

Xitoyda hibsga olingan taniqli olim Ilhom To‘xtaning rafiqasi Go‘zaloy Nur To‘xta turmush o‘rtog‘ining qayerda saqlanayotganidan bexabarligini aytgan.

“Uni nima jinoyati uchun tutganlari xususida aniq gap aytmadilar. Hozirgacha bu savolga javob yo‘q”, deydi u.

45 yoshli Ilhom To‘xta Pekin Universitetida iqtisoddan dars bergan.

Go‘zaloy Nur To‘xtaning ma‘lum qilishicha, u chorshanba kuni ishdan qaytgan payt Ilhom To‘xta politsiya tarafidan allaqachon olib ketilgan bo‘lgan.

Ammo, uyda 30-40 nafarcha politsiya xodimi 6 soatga yaqin tintuv o‘tkazishgan. “Politsiya menga uyni tintuv qilish borasidagi buyruqni ko‘rsatdi”, deydi u.

Politsiya xodimlari Ilhom To‘xtaga aloqador hujjatlar, uning qalamiga mansub maqolalar va er-xotinning kompyuterini olib ketishgan.

BBC O‘zbek Xizmatiga gapirgan Go‘zaloy Nur To‘xtahozir ikki bolasi bilan uyda qolayotgani va eriga qanday ayblovlar qo‘yilayotganidan bexabarligini aytadi.

(BBC O’zbek)

 

(Doğu Türkistan Maarif Derneği’nin sitesinde haber aşağıdaki şekilde yer aldı)

Uygur aydın İlham Tohti ve Annesi Pekin’de Tutuklandı

15 Ocak saat 15 sularında, Pekin Merkezi Milletler Üniversitesi Öğretim Üyesi İlham Tohti ile annesi çok sayıda Çin polisi tarafından tutuklanmış ve tartaklanmıştır. İlham Tohti’nin tutuklanması Çin Komünist Partisi Merkezi Polit bürosunun Sincan Toplantısının sonra erdiği güne denk gelmesi de oldukça manidardır. Çin Pekin Hükümeti bu toplantıda, Sincanı kalkındırmak suretiyle istikrarı sağlama stratejisini benimsemiştir. Amerikanın Sesi Radyosunun haberine göre 15 Ocak öğleden sonra saat 15 sularında İlham Tohti Pekin Merkezi Milletler Üniversitesinin kütüphanesinde çalışırken üniversite yönetimi, İlham Tohtinin hemen evine dönmesi gerektiğini söylerler. İlham Tohti evinin önüne geldiğinde , onu beklemekte olan 30-40 kadar polisi görür. Olay şöyle devam eder ; 7 ve 4 yaşlarındaki oğulları ile annesi evdeyken aniden kapı çalar. Kapıyı açtığında polisler İlham Tohtiyi tartaklayarak eve sokar. Polisler İlham Tohtiyle annesini tutuklayarak karakola götürür.

Habere göre İlham Tohtinin eşi Güzelnur Hanım eve geldiğinde, evi polislerin aradığını görür ve şok olur. Arama sonucunda polisler dört bilgisayar, üç cep telefonu(eşinin telefonu da dahil) , cdler, usbler, İlham Tohtinin anlattığı ders notları, tezleri, öğrencilerin puanları, çeşitli belgeler, banka kartları ve kasayıda götürmüşler. Polislerin araması öğleden sonra başlayıp gecenin geç saatlerine kadar sürmüştür. İlham Tohtinin eşinin gazetecilere söylediğine göre; İlham Tohtinin annesi hasta ve iki ay önce tedavi görmek için oğlunun yanına Pekine tedavi olmaya gelmişti. İlham Tohtinin tutuklanan annesinin kalp rahatsızlığı, tansiyon ve başka rahatsızlıkları olup iki ay önce Pekinde ameliyat geçirmiş. Şuan İlham Tohti ve annesinin polis tarafından nereye götürüldükleri bilinmemektedir.

Dr.Erkin EMET

Devami

Doğu Türkistanlı aydın İlham Tohti gözaltında

 

Doğu Türkistanlı aydın İlham Tohti gözaltında

Pekin’de yaşayan İlham Tohti, 30 polisle evinde altı saat süren arama sonucunda gözaltına alındı

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Uygur Müslümanlarının önemli aydınlarından ekonomi profesörü İlham Tohti’nin Pekin’deki evine baskın düzenlendi. Evde altı saat süren aramadan sonra Tohti gözaltına alındı.

Tohtinin eşi Guzeyle Nur’un ifadesine göre evlerine 30 kişilik bir polis ekibi tarafından baskın düzenlendi. Altı saat süren aramada Tohti’nin tüm kitapları ve belgeleri tek tek incelendi ve bazılarına el konuldu. Arama sonunda da Tohti gözaltına alındı.

Pekin Central Nationalities Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Tohti, Müslüman uygurların sorunları ve Çin’in onlara uyguladığı sistematik zulmü ile ilgili makaleler yazıyor.

İlham Tohti, Temmuz 2009’da da  Hür Asya Radyosu’na verdiği “Polis evimi gözlüyor, hayatım tehlikede” açıklamasının ardından gözaltına alınmış, aylarca tutuklu kalmıştı.

Devami

Pamir Dağları, Dünya Mirası listesinde

 

 

pamir-daglari

 

Tacikistan’daki “Pamir Dağları” UNESCO Dünya Mirası listesine alındı 

 

Dünya Bülteni / Haber Merkezi

Tacikistan‘da bulunan “Pamir Dağları” UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edildi.

Tacikistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Birleşmiş Milletler Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Mirası Komitesi’nin Kamboçya’da yapılan toplantısında, “Pamir Dağları” olarak bilinenTacikistan Milli Parkı’nın, Dünya Mirası Doğa mirasları listesine alındığı bildirildi.

Açıklamada, 1992 yılında Tacikistan Milli Parkı olarak adlandırılan Pamir Dağları’nın, UNESCO Dünya Mirası Komitesi’nin Doğa Mirasları Listesine alınan ülkedeki ilk yer olduğu ifade edildi.

Tacikistan‘ın Dağlık Bedahşan Özerk Bölgesi’nin yanı sıra Tavildara ve Jirgatal ilçelerinde bulunan Pamir Dağları, toplam 2,6 milyon hektarlık alana sahip ve Tacikistan ile Orta Asya’nın en yüksek zirvelerini bulunduruyor.

Orta Asya’nın en büyük özel korunan doğal alanı olma özelliğine de sahip Tacikistan Milli Parkı, 162 çeşit kuş, 120’si ender bulunan bitki olmak üzere 2 binden fazla bitki ile çok sayıda hayvan türünü barındırırken, Milli Park’ta ayrıca, 170 ırmak, 400 göl ve 1085 buzul var.

Tacikistan Milli Parkı, Sangvar vadisi, 3914 metre yükseklikte dağ gölü Karagöl, 1911 yılında meydana gelen depremde kayalıkların Murgab ırmağı yolunu kapatması sonucunda oluşan ve uzmanlar arasında “dünyanın çatısında uyuyan ejderha” olarak adlandırılan Sarez Gölü, eski Sovyet ülkelerindeki en yüksek dağ zirvesi olan İsmail Samani Zirvesi (7495 metre) ve dünyadaki en uzun dağ buzulu olarak bilinen Fedçenko Buzulu’nu içeriyor.

Tacikistan, Pamir Dağları’nın yanı sıra, 15 kültürel ve doğal varlığın UNESCO Dünya Mirası lisesine dahil edilmesi için başvuru yapmış bulunuyor.

Devami

Oş’ta seçime itiraz gösterisi

af1a4040-39f0-4ffe-8e83-b626e356f721-w640-r1-s-cx0-cy12-cw0

Kırgızistan’ın ikinci büyük kenti Oş’ta belediye başkanlığı seçimleri yapıldı, seçim sonucuna itiraz eden muhalif grup kentin en büyük meydanında eylem yaptı ve devlet binalarına girmeye çalıştı

Kırgızistan’ın güney bölgesinde yer alan ülkenin ikinci büyük şehri Oş’ta bugün belediye başkanlığı seçiminden sonra muhalefet grupları ayaklandı. Belediye binası önündeki meydana toplanarak seçim sonucunu bekleyen eski Başkan Melis Mırzakmatov’un taraftarları seçimlerin sonucuna karşı çıkarak eylem düzenledi. Kızgın grubun meclis binasına girme teşebbüsleri polis tarafından engellendi.

ESKİ BAŞKAN MIRZAKMATOV: “SEÇİM ŞAİBELİ GEÇTİ”

Meclis üyelerinin gizli oy kullanması ile Melis Mırzakmatov’un rakibi Aytmamat Kadırbayev üyelerden çoğunluğunun oyunu alarak başkan seçildi, ardından Mırzakmatov oylama işlemin şaibeli gerçekleştiğini söyledi.

Seçim sonucunu beğenmeyen ve adayının elenmesine karşı eylem yapan bir grup taraftar ile polis arasında tartışma yaşandı. Aralarında İçişleri Bakanlığının Oş ili eski Emniyet Müdürü Abdullah Kaparov’un meydanda seçim sonucuna tepki göstererek Devlet Başkanı Almazbek Atambayev’in portresini yaktığı kaydedildi.

Polisin soğukkanlı olarak izlediği eylemde olaylar büyümeden toplananlar dağıtıldı.

Diğer yandan Bişkek belediyesinde de başkanlık seçimi gerçekleşirken, tek adayın katıldığı seçimde eski Gümrük Müdürü Kubaniçbek Kulmatov çoğunluk oyu ile başkan oldu.

Dünya Bülteni

Devami

ABDULLAH BİN MÜBAREK

Bu metin Alim O. Çatkal tarafından, 12 Ocak 2014 tarihinde Derneğimizin mûtad pilavlı sohbet toplantısında sunulmuştur.

 

ABDULLAH BİN MÜBAREK

 Türkistan’da doğmuş (118 h. 736 m. Merv), ilk tahsiline Merv’de yapmış ve İslam coğrafyasını gezerek ilmini itmam etmiş, daha sonra Merv’de uzun zaman kalarak talebe yetiştirmiş, kitaplar telif etmiş alim, mücahit, zahid ve hâkim bir zattır Abdullah bin Mübarek

O, medresede müderris, hoca, şehirde tüccâr; harbde büyük bir kahramandı. Kılıç ve kalem sâhibi idi. Kalemiyle cihâda dâir ilk eseri o yazdı, kılıcıyla da dillere destan olan kahramanlıklar gösterdi. Gündüz Bizansla harbeder, akşam talebelerini hilal şeklinde dizerek ilim tahsil ederdi, hadis okutur ve yazdırırdı.

İslam aleminde o kadar sevildi ki, onun hakkında sonradan söylenmiş menkıbelerin sayısı çoktur. Onun ilmî ve imanî şahsiyeti maalesef bu menkıbelerin gölgesinde kalmıştır.

Hadis tedvin eden ilk Türkistanlı alimdir.

Hadis râvilerini çok iyi bildiği ve Fıkhül Hadis’in önde gelen alimlerinden olduğu için rivayet ettiği hadisler ayrı bir önem taşır. Dolayısıyla ondan rivayet edilen hadislerin delil olarak kullanılması konusunda âlimler ittifak etmiştir. Ahmet bin Hanbel’in: “O devirde ilme ondan daha meraklı ve hadis sahasında ondan daha büyük bir âlimin bulunmadığını” söylemesi onun ne denli bir ilmî kariyere sahip olduğunu göstermektedir. Kitaplarında 20 bin hadis olduğunu söyleyen meşhur muhaddis Yahya bin Main, bir hadis hakkında ihtilafa düştüğümüzde “gelin bunu ilmin tabibine götürelim” derdi. Böylece İbni Mübarek’in hadis ilmi konusundaki otoritesini belirtmektedir. Bilinen hadis ve sünnet ile ilgili kitapları, el-Müsned, es-Sünen fi’l-fıkh, el-Erba’un dur, ayrıca hadis ravilerinin hayatlarını anlatan Kitabu-Tarih adlı eseri vardır. Hadis rivayet edenleri çok iyi tanırdı.

Ehli olmayandan hadis almaz, ehli olmayana da hadis rivayet etmezdi.

Hadis konusunda otorite olması yanında  İmam-ı Azam’ın talebesi ve arkadaşı olan, onun metodunu takip eden İbni Mübarek’in fıkıh ilminde de çok ciddi bir yeri vardır. Ayrıca Hanefî ve Malikî mezheplerini birleştiren bir usûl ortaya koymuştur. Es-Sünen fi’l-fıkh adlı eserinde Ebu Hanife‘nin metodunu benimsemiştir. Genellikle Hanefilerden sayılmasına rağmen Maliki tabakâtında da kendisine yer verilmektedir.

Fıkhî bir konuda “Ebu Hanife’nin görüşü”demek yerine “Ebu Hanife’nin hadis açıklaması ve anlayışı”demeyi tercih etmiştir.

İlk hocası Merv’de Rebi’ b. Enes el-Horasanî‘dir. 23 yaşında Merv’den ayrılarak ilim tahsili için Basra, Hicaz, Mısır, Şam ve Irak’a seyahatler yaptı. İmam Ebu Hanife, İmam Malik b. Enes dahil pekçok alimden ders aldı. Ahmed bin Hanbel ,Süfyân bin Uyeyne, Fudayl bin Iyâd, Ebû Bekr bin lyâş , Velîd bin Müslim ve bir çok talebesi oldu.
İlim için yaptığı yolculuklardan sonra  uzun süre Merv’e yerleşti. Merv’de iken, bir yıl ticâretle uğraşır, kazancının hepsini fakirlere dağıtırdı. İkinci yıl İslâmiyet’i yaymak için cihâda, düşmanla harbe giderdi. Abdullah bin Mübarek (rahmetullahi aleyh), hudut boylarında at koşturur ve Ribât denilen gözetleme karakollarında bulunurdu. Cihâd için Tarsus’a kadar geldi. Misis denilen yerde de ikâmet etti. Tarsus’da, hadîs-i şerîf rivayetinde bulundu. İlim, ibâdet ve cihâddan geri durmadı. Muhammed bin Abdurrahmân bin Sehm’den rivayet edildiğine göre; Abdullah bin Mübarek, Misis nahiyesinde on yedi bin hadîs-i şerîf rivayet etti.

Gaza arkadaşı Muhammed bin Âyun şöyle anlatır: “Seferde bir gece, Abdullah bin Mübarek (rahmetullahi aleyh) istirâhate çekilmişti. Ben de mızrağıma dayanmış oturuyordum. Benim uyuduğumu zannedip kalktı ve fecr vaktine kadar namaz kıldı. Sonra beni namaza kaldırmağa geldi. Uyumadığımı, kendisinin durumunu gördüğümü anlayınca, hayasından yüzü kızardı. Sefer boyunca böyle devam etti.

***

İlmi çalışmalarını sürdürdüğü esnada çoğu zaman evinden dışarı çıkmazdı. Kendisine: “Yalnızlıktan sıkılmıyor musun?” diyenlere:“Hz. Peygamber ve ashabıyla birlikte iken niye yalnızlık duyayım ki!” derdi.

Kendisinden hadis rivayet edenlere: “Arap gramerini iyi bilen birine gösterin” derdi. Bu ilimdeki mütevaziliğini gösterir. Oysa Arapçayı mükemmel bilirdi. Devrinin önde gelen şairlerindendir. Bu şiirlerinin önemli bir kısmının kaybolduğu bilinmektedir. Şiirlerinin bir kısmı Mecelletül Mahtutatil Arabiyye’de (XXVII/I, 9-72, II, 455 -501) Mücahit Mustafa Behcet tarafından yayınlanmıştır.

Meşhur altı kitap (Kütüb-i Sitte) müellifleri onun rivayetlerini hiç tereddüt etmeden eserlerine almışlardır.

İlim ve zühd konusunda oldukça mütevazı olmasına rağmen, zenginlere karşı kibirli davranmanın tevazuun gereği olduğunu söylerdi. Bu anlayışı zenginliğe karşı olduğundan değil, onların karşısında ezik durulmaması gerektiği anlayışındandır. Kendisi zaten oldukça zengindi ticaretle uğraşırdı. Meselâ, yılda yüzbin dinar dağıtmaya çalışırdı. Merv’li dostlarını hacca götürür, alimlere, hadis talebelerine, fakirlere yardım ederdi.

Sufyân ibn Uyeyne: “Sahabe ile Abdullah bin  Mübarek’i karşılaştırdım. Sahabenin, Hz. Peygamber’le arkadaşlıkları ve onunla beraber gazaya çıkmış olmaları dışında, İbnu’l-Mübarek’e üstün bir taraflarını görmedim.” demiştir. Bu örnek tebe-i tabiinden olan Abdullah ibni Mübarek’i sahabi düzeyinde görmek değil belki onun yaşamını sahabelerin yaşamlarına ne kadar benzediğini ifade etmek için kullanılmıştır.

Yukarda da örneğini verdiğim gibi aslında Sufyân ibn. Uyeyne bu hayranlığında yalnız değil. Bir başka muhaddis ve fakih, İmam Sufyân-ı Sevrî ise (ö. 161/778), bu örnek Müslüman’ın zühd (takvâ) derecesini şu şekilde anlatmaya çalışmıştır: “İbni Mubarek’in sene boyu yaşadığı hayatı ben üç gün olsun yaşamaya kalksam beceremem.”

Bilindiği üzere, İbn-i Mübarek, kendi devri âlimlerini de hayran bırakan bir ilim ve ahlaka sahip birisidir. O aynı zamanda Anadolu cihadına katılmış, pehlivan yapılı bir muharip ve büyük servet sahibi bir tüccardı. Kazancını ilim adamı yetiştirmek ve onların geçimine yardımcı olma yolunda harcamıştır.

İbn-ül Mübarek, 797 (H.181) senesi bir gazâ dönüşü, 63 yaşında Bağdâd yakınlarında Fırat nehri kıyısındaki Hît adlı yerde vefât etmiştir ve oraya defnedilmiştir. Allah rahmet etsin!

KİTAPLARI:

1-Kitab’ül-Cihat: Cihadın önemini ve faziletlerini anlatan hadislerin toplandığı bu kitap bu konuda yazılan ilk eserdir. Tek nüshası Leipzig (Almanya)’dedir ve 1971’de Beyrut’ta yayınlanmıştır. Türkçe  olarak da basılmıştır.

2-el-Müsned:  Hadis kitabıdır. Tek nüshası Zahiriyye (Şam) kütüphanesindedir. Beyrut baskısı vardır,Türkçe  olarak da basılmıştır.

3-Es-Sünen fi’l-fıkh: Günümüze ulaşamamıştır. Bu kitapta Hadisler, fıkh bablarına göre tasnif edilmiştir.

4-Kitab’üt-Tarih :  Hadis ricalinden bahseden biyografik bir eser olduğu tahmin edilmektedir. Günümüze ulaşamamıştır.

5-El-erba’ûn: Kırk hadis kitabı. Günümüze ulaşamamıştır.

6-Kitab’üz-zühd ve’r-Reka’ik: Resulullah, ashap ve tabiinin ibadet, ihlas, doğruluk, tevazu ve kanaat gibi ahlaki faziletlerini anlatan kitap. (Hindistan 1966- Beyrut ….) “Zühd” adıyla Türkçe olarak basılmıştır.

7-Kitab’ül-Bir ve’s-Sıla: Bilinen tek nüshası Zahiriyye Kütüphanesindedir.

8-Kitab’üt-Tefsir: Rivayet tefsiri olduğu tahmin edilen bu eserin  nüsnası günümüze ulaşamamıştır.

9-Kitabü’l İsti’zan ve Kitab’ül Menasik de günümüze ulaşamamıştır.

Devami

Kırgızistan Tacikistan sınırını kapattı

12.01.2014

Geçtiğimiz cumartesi günü iki ülke askerleri arasında yaşanan silahlı çatışma sonrası, Kırgızistan, Tacikistan sınırını kapadı

Sınır çatışması sonrası, Kırgızistan ve Tacikistan sınır kapıları kapatıldı. Geçtiğimiz cumartesi günü Batken bölgesinde yaşanan çatışmada 5 Kırgız ile 3 Tacik sınır askeri yaralanmıştı.

Tacikistan’ı çatışmayı provoke etmekle suçlayan Kırgızistan Dışişleri Başkanlığı yetkilileri, çatışmaları
engellemek ve sınır bölgesinde yaşayan vatandaşları korumak amacıyla sınırın kapatıldığını  ifade ettiler.

Kırız yetkililere göre, Tacikistan sınır askerleri, Kırgızistan tarafında bir yolun yapılmasını durdurmaya çalışınca, Kırgız askerler ateş açmak zorunda kaldı. Tacikistan ise bu iddiayı reddetti.

Olaydan sonra Kırgızistan soruşturmayı başlatmak için Tacikistan’ı davet etti.

Dünya Bülteni

Devami

Bişkek’ten kalkan Uçak Ankara’da indirildi

12.01.2014

Bişkek’ten havalandığı ve rotasının Suriye’nin başkenti Şam olduğu belirtilen uçak, Türkiye hava sahasına girmesi üzerine bir saat süreyle ikaz edilmesinin ardından Esenboğa Havalimanı’na indirildi. Yapılan aramada battaniye taşıdığı anlaşılan uçağın yolculuğuna izin verildi. Askeri kaynaklardan alınan bilgiye göre,

Bişkek’ten havalanan ve rotası Şam olan, yolcu uçağından dönüştürülen kargo uçağı, Türkiye hava sahasına girmesi üzerine bir saat süreyle ikaz edildi.
Sonrasında uçağa, 12 Ocak Pazar günü saat 15.43′te Esenboğa Havalimanı’na iniş yaptırıldığı, gerçekleştirilen kontrollerde, uçakta Çin’den gelen insani yardım malzemelerinin bulunduğunun tespit edildiği belirtildi. Uçakta yapılan aramada, yükün, beyan edildiği üzere, ‘sadece battaniye’ olduğunun teyit edildiği öğrenildi. Kalkışına izin verilen uçağın, bu sabah yoluna devam edeceği bildirildi.
Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, bir Çin şirketine ait söz konusu uçağın Türkiye hava sahasını kullanması için Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’ne izin başvurusunda bulunuldu. Talebe, uçağın yükünün teyidini teminen, Ankara Esenboğa Havalimanı’na teknik iniş yapılması şartıyla olumlu yanıt verildi.
Bu kapsamda Dışişleri Bakanlığı’nca da da uygun görülen uçuş planı çerçevesinde, kargo uçağının saat 15.45′te Ankara Esenboğa Havalimanı’na indiği ve yapılan aramada, yükün beyan edildiği üzere sadece battaniye olduğunun teyit edildiği öğrenildi.
Kaynak: www.rsfmradio.com

Devami

Alihan Töre Saguni ve “Tarihi Muhammediye” adlı eseri

SAGUNI

 

Özbek bir aileye mensup olan Alihan Töre Sağunî, 1885 yılında Kırgızistan’ın Tokmak (eski Balasagun) şehrinde doğdu. İlk tahsilini kendi memleketinde yaptıktan sonra Mekke, Medine, Buhara gibi ünlü İslâm merkezlerinin mektep ve medreselerinde tahsil gördü. 1914–1916 yıllarında Çarlık Rusya’sının Türkistan’ı işgaline karşı mücadele etti. 1. Dünya Harbi yıllarında gençlerin askerlik için Rus ordusuna gönderilmemesi, Osmanlı askerine kurşun atılmaması yönünde telkinlerde bulundu. Altı defa hapsedildi. Komünizmin baskılarından ötürü 1930 yılında Doğu Türkistan’ın Kaşgar şehrine göç etti. Önce Rus sonra da Çin ordusunun Doğu Türkistan’ı işgaline karşı organize olan Doğu Türkistanlıların önderliğini yaptı ve bu uğurda mücadele etti. Pek çok askerî operasyonda komutanlık yaptı. 1944 yılındaki Gulca Zaferi’nden sonra kurulan Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı seçildi, millî ordu başkomutanı oldu ve mareşal unvanı aldı. 1944–1945 yılları arasında bu görevi sürdürdü. Orada kalması imkânsız hâle gelince 1945 senesinde bir görüşme için Rus Konsolosluğu’na çağrılarak tutuklandı ve Özbekistan’a sürüldü. Bu tarihten itibaren hayatının son yıllarına dek İslâm’a ve millî kültüre hizmet yolunda büyük gayretler sarf etti. 1976’da Taşkent’te vefat etti. Şeyh Zeyneddin Baba Mezarlığı’na defnedildi. Özbekistan bağımsızlığına kavuştuktan sonra Taşkent’teki iki cami, bir lise, bir mahalle ve sokağa adı verildi.

Askerî ve siyasî kimliğinin yanında Sağunî’nin ilmî yönü de dikkat çekicidir. O, çeşitli eserler kaleme alarak ilim alanına da ciddi katkılarda bulunmuştur. O, Tarih-i Muhammedî, Türkistan Kaygısı, Şifaü’l-ilel gibi kitaplar telif etmiştir. Emir Timur’un “Timur Tüzükleri”, Derviş Ali Çengi’nin “Musika Risalesi”, Ahmet Dâniş’in “Nevadirü’l-Vakayi'” adlı eserlerini Farsçadan, Herman Vambery’nin “Buhara veya Maveraünnehir Tarihi” eserlerini de Osmanlıcadan Özbekçeye tercüme etmiştir. Şairlik yönü de olan Sağunî’nin basılmamış bir de divanı mevcuttur. Onun “Köklem Körinişi/Bahar Tasviri”; “Bahtlık nedir?/Mutluluk Nedir” ve “Üzme Ümiding/Ümidini Kırma” başlıklı şiirleri Türkçe tercümeleri ile birlikte Yağmur dergisinde (Sayı 35 Nisan-Haziran 2007; 38 Ocak- Mart 2008; 41, Ekim-Aralık 2008) yayımlanmıştır. “Bahtlık nedir?” şiirinin muhtevası müellifin hayatta izlediği, uğrunda mücadele verdiği ideali yansıtmaktadır. Ona göre mutluluğa giden yol elbette ilim ve hünerden geçer, ama bunlar, Yaradan’a inanç olmadan asla elde edilecek şeyler değildir. Mutluluğa giden yolu bize öğreten de Hz. Muhammed’dir (sallallahu aleyhi ve sellem). Hakiki bahtiyarlığa ermek için onun yolundan gitmek, “Din-i Muhammedî”ye sıkı sıkıya sarılmak gerekli ve yeterlidir.

Tarih-i Muhammedî Adlı Eseri
Bu eser, 1957–58 yıllarında yazılmış. O dönem Sovyetler Birliği’nin kuruluşunun 40. yılı olup dünyaya yeniden meydan okumaya başladığı zaman dilimiydi. Sovyetler, ülke içinde sert yönetim usullerini uygulamaya devam ediyordu. 2. Dünya Harbi yıllarında birazcık gevşemiş olan dinî baskı yeniden güçlenmişti. Komünist Parti dinî inançların köklerini kurutmak ve tamamıyla ateist bir toplum oluşturmak gibi bir hedef belirlemişti. Bu hedefini gerçekleştirmek için kadrolar oluşturdu. Bu çerçevede ibadethaneler kapatıldı, ibadet etme yasaklandı, insanların dinî faaliyetleri engellendi. Din düşmanı olmak bir meslek hâline getirildi. Tarihî cami, medrese gibi dinî önem taşıyan kültür eserleri yerle bir edildi. Tarih-i Muhammedî kitabı işte tam bu sırada ve şartların Müslümanlar için böyle ağırlaştığı bir ortamda milletin mânevî değerlerini ve dinî düşünceyi koruma adına yazıldı.

Kitap, Çağatay Türkçesinde, Arap alfabesiyle önce müsvedde olarak kâğıt evraklara yazılmış, sonra temize aktarılmıştır. Müellifin hüsnühat sahibi olan oğlu Muhammedyâr sonradan o defterlerden iki ciltli bir kitap oluşturmuştur. Tarih-i Muhammedî’nin basımında bu iki ciltli elyazması esas alınmış; ancak basım aşamasına ulaşıncaya kadar 30 yıldan fazla saklanmıştır. Matbaa, fotokopi ve daktilo makinelerinin kontrol altında tutulması sebebiyle de basılamamış, çoğaltılamamıştır. Güvenilir bir hattatla anlaşarak, yedek nüsha oluşturma girişiminde bulunmuşlar; ama müellifin 1976’da vefat etmesinden sonra bu iş yarım kalmıştır. Geniş kitlelere hitap edebilmesi için eserin Kiril alfabesine aktarma teşebbüsleri olmuş; ancak bu da mümkün olmamıştır.

Müellifin vefatından hemen sonra, bu elyazması esere ve Sağunî’nin kütüphanesine Özbekistan İlimler Akademisi talip olmuş; fakat vârisleri bunu kabul etmemişler. Zorla almaya kalkışırlar korkusuyla oğlu Kutlukhan Bey teneke kutu yaptırarak kitabı ve diğer el yazılarını içine koyup, avlunun bir kenarında toprağa gömmüş. Her yağmur yağdığında, tedirgin olmuş, gece yarılarında toprağı kazarak gömülenlerin ıslanıp ıslanmadığını kontrol etmiş, daha sonra topraktan çıkararak un çuvalları içinde de saklamış.

1988 yılında bir gün evin salonunda uyuya kalmış olan Kutlukhan Bey sertçe bir sesle uyanmış. Bakmış ki, babasının duvarda asılı olan portresi hemen başının yanına düşmüş, ağır resim çerçevesi divana saplanmış, başı kıl payı kurtulmuş. O bunu, kitap için harekete geçme zamanına bir işaret olarak kabul edip, kitabın basımı için çalışmaya koyulmuş. Gece yarılarından sabahlara kadar sürekli çalışarak eseri Kirilceye aktarmış ve basıma vermiş. Bu işi yaparken hiçbir yorgunluk ve bıkkınlık hissetmemiş, aksine sahifeden sahifeye, başlıktan başlığa geçerken inanılmaz bir zevk ü şevke kapılmış. Bu işi yaparken eşi Merhametay Osmankızı da kendisine destek olmuş.

Kitap baskı aşamasına geldiğinde Özbekistan’da şartlar müsait olmadığı için bir Eston-Amerikan firması olan “Bulak” yayın şirketiyle anlaşma yapılarak yayın evinin Taşkent’teki şubesi tarafından Özbekistan’da 80 bin adet bastırılmış. Basımdan sonra depolama ve dağıtım işi de vârislerine düşmüş. Kutlukhan Bey yayın şirketiyle anlaşarak evini depo, kendini de depo müdürü yaptırmış. Kitapları garaja ve evin odalarına depolamış, sonra da gizlice dağıtmaya başlamış. Kısa süre sonra Özbekistan devlet televizyonunda eser hakkında bir söyleşi olmuş. Vârisler kısa bir istişareden sonra, “sırrımız” artık fâş olmuşken gizlenmekte fayda yok diyerek kendilerini ilân etmişler. Büyük ilgi toplayan bu eser dört defa neşredilmiş, ayrıca Kazakçaya, Tacikçeye ve Uygurca’ya da tercüme edilmiş. Şimdi ise Özbekçe beşinci baskısının hazırlıkları yapılmaktadır.

Tarih-i Muhammedî adlı kitap, adından da anlaşılacağı üzere Peygamberimiz’in hayatını anlatmaktadır. Şüphesiz ki İslâm’ın 1400 küsur yıllık tarihi boyunca Efendimiz’in (sas) hayatı ve faaliyetleri konusunda çeşitli dillerde muhteşem bir külliyat oluşmuştur. Ancak bu eser, fıkhu’s-sire türündendir. Yani tarihî hâdiseler anlatıldıktan sonra yer yer onlardan çıkarılacak derslere de temas edilmiştir. Müellif, Hz. Peygamber’in ümmeti olduğunu ikrar eden herkesin kendi ana-babasını tanıdığı gibi Peygamber Efendimiz’i tanıması gerektiği inancından hareketle bu eseri kaleme almıştır. (Sağunî, Tarih-i Muhammedî, s. 11). Eser ihlâsla yapılmış bir “salih amel” ürünü, Resulü Ekrem sevgisiyle yoğrulmuş bir kalbin semeresidir. Müellifin eserin Hâtime kısmında yapmış olduğu duada söylediği “Ey fazl u kerem Sahibi, Rahman u Rahim sıfatlı, esirgeyen Rabbim! Bu kitapta adı geçen iyi kulların hürmetine, ben garip kulunu yalancı çıkarma, okuyucuların günahlarını bağışla, onları belalardan esirge, imanlarını koruyarak ahiretlerini âbâd eyle. Benden sonra evlâdımı yolundan şaşırtarak beni Resul-i Ekrem’in nezdinde mahcup etme. Onların dinlerini, dünya ve âhiretlerini Sana emanet ediyorum.” sözleri, onun kalbî titreşimlerinin ve dinî hassasiyetlerinin bir göstergesidir. Kısacası kitapta, onun gönlünün derinliklerinde yatan düşünce ve duyguları ifade ettiği görülüyor.

Merhum müellif bu eserini hiçbir vakit yanından ayırmaz, kaybetmemek için çok dikkatli davranırmış. Aile içinde ve arkadaşlarıyla perşembe günleri düzenlediği sohbetlerde devamlı bu kitabı okurmuş. Basımından sonra da kitaba ilgi bir hayli fazla olmuş. Tarih-i Muhammedî’ye olan ilgi okuyuculardan yayıncılara gelen mektuplarda da çok açık ifade edilmiş. Vârisler gerek ilmî ve gerekse dinî çevrelerden eserin kendilerinde güzel bir tesir bıraktığına dâir mesajlar almışlar. Hattâ hapishanelerde bu eseri okuyan bazı mahkûmlar bu eser vasıtasıyla Efendimiz’i tanıyıp namaza başladıklarını ifade etmişler. Şimdilerde “Tarih-i Muhammedî” Özbekistan medreselerinde ders kitabı olarak okutulmakta ve üniversite talebeleri için de “Marifet ve Maneviyat” dersleri için kaynak kitap olarak resmen tavsiye edilmektedir.

Dr. Muhsin TOPRAK

*Araştırmacı-Yazar
mtoprak@yeniumit.com.tr

Kaynaklar
1. Tahir Taner, “Hazan Yıllarında Peygamber Sevgisi (s.a.s)” Yağmur Dergisi, sayı: 31 Mayıs-Haziran 2006.
2. Alihan Töre Sağunî, Tarih-i Muhammedî, Taşkent 1997.
3. Kutlukhan Şakirov, “İki Türkistan Gururu”, Şark Yıldızı Mecmuası, sayı: 7, Taşkent 1993.
4. Yılmaz Polat, “Alihan Töre Sağunî: Türkistan’ın son yüzyılında önde gelen mücadeleci ilim ve devlet adamı”, Altay Dünyası Beynelhalk Jurnalı, sayı 1-2, Bakı 1997.
5. Baymirza Hayıt, Türkistan Devletlerinin Milli Mücadeleleri Tarihi, s. 327-328.
6. http://en.wikipedia.org/wiki/Elihan_Tore

Kaynak: http://www.yeniumit.com.tr

Devami