TİKA’nın Kırgızistan’da kooperatifçiliğin gelişmesine eğitim katkısı sürüyor

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığınca (TİKA), Kırgızistan’da kooperatifçiliğin geliştirilmesi amacıyla eğitime devam edildi.

Kırgızistan Tarım, Gıda ve Su Islahı Bakanlığı iş birliğinde, TİKA Bişkek Program Koordinatörlüğünün Kırgızistan Milli Tarım Üniversitesi bünyesinde kurduğu Kooperatifçilik Eğitim ve Danışmanlık Merkezi’nde tecrübe paylaşımı alanında iki günlük “Kooperatifçilik Eğitimi” programı düzenlendi.

Türkiye ile Kırgızistan arasında tarım alanında iş birliğinin artırılması ve kooperatifçiliğin geliştirilmesi amacıyla verilen eğitime, Kırgızistan’ın kuzeyindeki Çuy Bölgesi’nin İlçe Tarımsal Kalkınma Müdürlüklerinden idareciler ile uzmanlar katıldı.

Kooperatifçilik eğitimi, bir ay önce Türk uzmanlarca eğitilen Kırgız akademisyenler tarafından verildi.

Kooperatifçiliğin temel ilkeleri, tanımı, kurulumu, kooperatiflerde tedarik ve pazarlama konuların anlatıldığı eğitimin ardından 18 kişiye sertifikaları takdim edildi.

Sertifika törenine Tarım, Gıda ve Su Islahı Bakan Yardımcısı Canıbek Kerimaliyev, Türkiye’nin Bişkek Büyükelçiliği Müsteşarı Yekta Kamil Noyan, TİKA Bişkek Program Koordinatörü Ali Muslu ve Kırgızistan Milli Tarım Üniversitesi yönetimi ile akademisyenler de katıldı.

https://www.trtavaz.com.tr/haber

Devami

Özbekistan’da metro inşaatındaki göçükte ölü sayısı 5’e çıktı

Özbekistan Acil Durumlar Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, başkentin Yunusabad semtinde inşaatı devam eden metro tünelinde şiddetli yağış nedeniyle meydana gelen göçükte kurtarma ekiplerince yapılan çalışmalarda bir işçinin daha cesedine ulaşıldı.

Özbekistan‘ın başkenti Taşkent’te dün metro tüneli inşaatında meydana gelen göçükte hayatını kaybedenlerin sayısı beşe yükseldi.

Özbekistan Acil Durumlar Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, başkentin Yunusabad semtinde inşaatı devam eden metro tünelinde şiddetli yağış nedeniyle meydana gelen göçükte kurtarma ekiplerince yapılan çalışmalarda bir işçinin daha cesedine ulaşıldı.

Olayda hayatını kaybedenlerin sayısı beşe çıktı. Toprak altında kalan diğer işçilerin kurtarılması için çalışmalar sürüyor.

Olayın araştırılması için Başbakan Birinci Yardımcısı ve Ulaştırma Bakanı Açılbay Ramatov başkanlığında komisyon kurulmuştu.

https://www.dunyabulteni.net/orta-asya/ozbekistan-da-metro-insaatindaki-gocukte-olu-sayisi-5-e-cikti-h455789.html

Devami

Doğu Türkistan’ın hali ne olacak!

Türkiye’nin tanınmış İslam alimlerinden Prof.Hayreddin Karaman, 15 Aralık 2019 günü, Yenişafak Gazetesi’nde Doğu Türkistan konusunda önemli bir yazı yayımladı. Önemine binaen okurlarımızın dikkatine sunuyoruz.

DOĞU TÜRKİSTAN’IN HALİ NE OLACAK!

Prof.Dr.Hayreddin Karaman

Doğu Türkistan Cumhurbaşkanı Alihan Töre’nin Hatıratı “Türkistan Kaygısı” ibretle okunması gereken bir kitap.

Doğu Türkistan, 1944-1946 yılları arasında bağımsız bir cumhuriyetti. Devletin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı olan Alihan Töre Saguni, 1946 yılı Haziran’ında Stalin ve Mao işbirliği sonucu SSCB tarafından kaçırıldı, sonrasında ise 1949’da Çin Ordusu Doğu Türkistan’ı işgal etti.

Alihan Töre Saguni, Özbekistan’ın Taşkent şehrinde vefatına dek 30 yıllık bir sürgün hayatı yaşadı. Bu sırada 1917 ve 1950 yılları arasındaki dönemi kapsayan Orta Asya tarihine ilişkin anılarını yazdı. 1938’den sonraki olaylar ise ikinci oğlu Asılhan tarafından kaleme alınmıştır.

Eser, hem Sovyetler Birliği ve Çin’in Doğu Türkistan politikalarından ve uygulamalarından bahsetmekte, hem de Özbek, Uygur, Kazak ve diğer Doğu Türkistanlıların kurtuluş mücadelesini ilk elden anlatmaktadır.

Sürgünde sayfa sayfa gizlice yazılan, her sayfası ayrı yerlerde saklanan bu eser, Alihan Töre’nin oğlu Kutlukhan Şakirov tarafından yayına hazırlandı, Oğuz Doğan öncülüğünde Türkiye Türkçesine aktarıldı.

Doğu Türkistan’da bağımsız cumhuriyetin bir öncesi de var.

Kaşgar’da 12 Kasım 1933’te İslamî anayasa ile kurulan, para basmaktan vatandaşlarına pasaport dağıtımına kadar normal bir devletin her türlü faaliyetini yerine getiren, işgalci Çinlilere karşı modern çağda Müslüman Türklerin nasıl devletleşebileceğinin en güzel göstergesi olan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin tarihçesini Doç. Dr. Alimcan Buğda, “Tarihi Vesikalarda 1933 Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti ve Anayasası” isimli kitabında anlatıyor.

Müslüman Hui askerî hiziplerin bir kolu olan Ma Zhongying’ın ordusu Urumçi’ye kadar genişlemeye başladı. Buna karşın Müslüman Doğu Türkistan halkı önce 1931’de Kumul’da sonra da 1932’de Turfan’da isyan başlattılar. Kumullu Hoca Niyaz önderliğindeki direniş gücü Eyalet ordusunun hücumuna uğrayarak batıya çekilmek zorunda kalmıştır.

Ma Chungying ordusunun saldırıya uğramamış Tarım havzasının güneyindeki Hotan’da da 1933’te Mehmet Emin Buğra işgalci Çinlere karşı başkaldırdı. İsyancılar Hanlı memurları kovarak Hotan’ı aldıktan sonra Yarkand ve Kaşgar’a ilerleyerek Kumlu ve Turfan’dan sağınmış güçleriyle birlikte 12 Kasım 1932’de Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan ettiler.

Türkiye’de laiklik uygulamalarının had safhada uygulandığı bir dönemde dualarla açılan Kaşgar Meclisi’nde Kur’an-ı Kerimler okunarak dualar edildi. 23 Recep Cumartesi (14 Kasım 1933) Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin milletvekilleri Kur’an-ı Kerim’i öperek yemin ettiler. Meclis’in açılmasından sonraki Pazar günü ise asker, komutanlar, mülkî erkân ve Yarbağ Taşı’ndaki köprü önünde toplandı ve 41 adet top atışı yapıldı. Devletin resmî bayrağı olarak ise asırlardan beri bölgede kullanılmakta olan Gök Bayrak kabul edildi. Yemin töreninin üzerinden çalışmalarına acil olarak başlayan Meclis, daha önce Çinliler tarafından yayımlanan gazetelerin yayınına son vererek, İslâmî ve millî kültürün korunması için ‘Şerkî Türkistan Hayatı’ (Doğu Türkistan Hayatı) adıyla gazete yayınlarına başladılar. Bununla beraber bağımsızlıklarının nişanesi olarak Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti, ‘pul’ adı verilen para bastırarak bölgede Çin paralarının kullanımı yasaklandı. Ülke, vatandaşlarına pasaport dağıtımından nüfus cüzdanına kadar her türlü hizmeti verdi. Doğu Türkistan’da kurulan bu İslam Devleti’nin adalet işlerini ise Şeyhülislamlık makamındaki isim bakıyordu. Ülkede kısa sürede şer’î esaslara dayalı mahkemeler kuruldu. Ülkenin milli marşı ise 1933 yılında Muhammet Ali Tevpik (Tohtu Hacı) tarafından yazılmıştı, aynı yıl Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti’nin kuruluşunda devlet töreni ile okunarak Doğu Türkistanlılarca ulusal marş olarak kabul edildi.

Turfan’ı işgal eden Ma Chungying ordusunun tehdidine karşı Urumçi’deki ‘Sincan Eyalet hükûmeti’ Sovyetler Birliği’nden yardım ve müdahalesini istedi ve bunun ardından 1934’de Kızıl Ordu’ya bağlı iki tugay Urumçi’ye girdi. Kızıl Ordusu’ndan kaçan Ma Chnagying ordusu Hotan’a saldırdı ve Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti ordusunu katletti. Bunun sonucunda 6 Şubat 1934’te cumhuriyet yıkıldı.

Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin yıkılmasında Rusya’nın büyük rolü vardır. Bu ülke kendi içinde yer alan büyük çoğunluğu Müslüman Türk olan Müslüman kökenli halkların, Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’ni örnek almalarından ve isyan etmelerinden korkuyordu. Bu devletin yıkılması için Çin’e destek verdi. İngiltere ise Hindistan ve Pakistan Müslümanlarından korkarak, Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin yıkılması için Çin’e destek verdi. Hatta Çin’e maddi yardım yaptı.

Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti anayasasının ilk üç maddesi:

Madde: Doğu Türkistan Cumhuriyeti, İslam şeriatı esasına göre kurulmuş olup, bizim saadet ve mutluluğumuzun kaynağı, kıyamet gününe kadar tahrif, tebdil olmayan ve ilahî yol gösterici olan Kur’an-ı Hakim’in hükmüyle amel edilir.

Madde: Doğu Türkistan devleti, Cumhuriyet usulüyle kurulmuş olup, halkın refahı ve devletin asayiş içinde olması için halkı her türlü zahmet ve nizadan korumak, milletin dini, millî, medenî iktisadî işlerinin yoluna konulmasını temin etmek ve bunun gibi milletin taleplerini gerçekleştirmek için Nankin hükümeti ve uluslararası birleşme cemiyetler ve akvama müracaat ederek istiklali elde etmek için elinden gelen her türlü çareleri görür.

Madde: Devlet idaresinin merkezinde (Emiru’l- Mü’minin) Reis Cumhur Hazretleri bulunarak, hükümeti İslam şeriatının ahkâmına uygun idare eder.

İşte bu devletleri yıkan Kızıl Çin bugün Doğu Türkistan halkını ırk, kültür ve din olarak Çinlileştirmek için tarihte örneği belki hiç bulunmayan yöntemler ile zulümlerin en çetin, en hunharca ve en etkilisini uyguluyor.

Evet, Türkiye mazlumların yanında olacak ama nasıl?

En azından Türkiye, Malezya, Endonezya ve Pakistan arasında kurulmaya başlanacak ve giderek genişleyecek İslam birliği ile!

Devami

Çin’in toplama kamplarından kaçan iki Kazak, Çin’e geri iade edilecek

Çin’in toplama kamplarından kaçan ve Kazakistan sınırını geçen iki Kazak vatandaş iki ülke arasındaki anlaşma gereği yeniden Çin’e iade edilecek

Kazakistan sınırını yasadışı olarak geçen ve Çin’den gelen etnik Kazaklar, Custer Musakhanuly ve Murager Alimuly’in Çin’e geri gönderileceği bildirildi.

KazTAG haber ajansında 14 Aralık’ta yer alan habere göre, mevcut anlaşmaya göre, bu vatandaşlar Çin’e geri gönderilecek

Sınır servisinin müdürü yasadışı sınır geçişi olaylarına “çok sert tepki vereceklerini” söyledi.

Kazakistan ile Çin arasındaki anlaşmaya göre, sınırı yasadışı olarak geçenlerin yedi gün içinde sınır dışı edilmeleri gerekiyor.

Kazakistan’a yasa dışı giren Kazakların avukatı, “Bizim durumumuzda, bu ikisi Ekim ayında sınırı geçti. Ve şimdi Aralık, ”dedi.

30 yaşındaki Custer Musakhanuly ve 25 yaşındaki Murager Alimuly, Ekim ayında düzenlediği basın toplantısında, Doğu Kazakistan bölgesinde, Shilikty kasabası yakınlarındaki sınırı geçtiklerini söyledi.

Musakhanuly, Doğu Türkistan ( Sincan Uygur Özerk Bölgesi)’nda “kendisine ait bir baskı altında ve dövüldüğü” bir kampta tutulduğunu belirtti. Murager Alimuly, Sincan’daki korkunun baskısı ve atmosferinden bahsetti. Aynı gün, ikisi de sınır servisinin Shygys bölge departmanına teslim edildi.

Kaynak: www.dunyabulteni.net

Devami

Kırgızistan-Tacikistan sınırında yaşayan sınırdaş komşular birbirine girdi

Kırgızistan-Tacikistan sınırında yaşayan vatandaşlar arasında yaşanan gerginlikte 4’ü Kırgız güvenlik görevlisi 6 kişi yaralandı

Kırgızistan ile Tacikistan sınırında bulunan köyde iki ülke vatandaşları arasında çıkan gerginlikte 4’ü güvenlik görevlisi 6 kişinin yaralandığı bildirildi. 

Kırgızistan Devlet Sınır Hizmetleri Basın Merkezinden yapılan açıklamada, güneydeki Batken Bölgesi’ne bağlı Kök-Taş köyünde iki ülke vatandaşları arasında gerginlik yaşandığı belirtildi.

Taş, sopa ve silahların kullanıldığı olayda 2’si sivil, 4’ü Kırgız güvenlik görevlisi 6 kişinin yaralandığı aktarılan açıklamada, yaralıların hastaneye sevkedildiği kaydedildi. 

Bölgedeki durum her iki ülke sınır koruma birlikleri tarafından kontrol altına alınırken, resmi makamlar arasında görüşmelerin başladığı bildirildi. 

İki ülke arasındaki sınır belirleme çalışmaları, bağımsızlık ilanlarından bu yana devam ediyor.

Bölgede sıklıkla arazi, tarımsal sulama, hayvan otlatma, ortak yol kullanımı, inşaat ve sınırda izinsiz geçişler gibi nedenlerle gerginlik çıkıyor.

https://www.dunyabulteni.net/orta-asya/kirgizistan-tacikistan-sinirinda-yasayan-sinirdas-komsular-birbirine-girdi-h455728.html

Devami

Prokuratura va DXX xodimlarining daxlsizligi qisqartiriladi

(latın’da)

Senatning 25-yalpi majlisida senatorlar «Ba’zi davlat organlarining faoliyati takomillashtirilishi munosabati bilan O‘zbekiston Respublikasining ayrim qonun hujjatlariga o‘zgartish va qo‘shimchalar kiritish to‘g‘risida»gi O‘zbekiston Respublikasi Qonunini ma’qulladi. Bu haqda Kun.uz muxbiri xabar bermoqda.
Mazkur qonun bilan prokuratura organlari va Davlat xavfsizlik xizmati xodimlari javobgarligini oshirish maqsadida “Prokuratura to‘g‘risida”gi va “O‘zbekiston Respublikasi Davlat xavfsizlik xizmati to‘g‘risida”gi qonunlardan mazkur organlar yuqori turuvchi mansabdor shaxslarining roziligi bilan ma’muriy javobgarlikka tortish to‘g‘risidagi normalar chiqarib tashlandi.

“Prokuratura to‘g‘risida”gi O‘zbekiston Respublikasi qonunining 50-moddasiga (Prokuratura organlari xodimining daxlsizligi) muvofiq hozirda prokuratura organlari xodimlarining ma’muriy huquqbuzarlik va intizomiy nojo‘ya xatti-harakat uchun javobgarligi masalasi yuqori turuvchi prokuror tomonidan hal etiladi. Yangi tahrirda esa so‘nggi band olib tashlangan. Endilikda prokuratura organlari xodimlarining ma’muriy huquqbuzarlik va intizomiy nojo‘ya xatti-harakati uchun javobgarlikka tortishda rahbariyat roziligi talab etilmaydi.

“O‘zbekiston Respublikasining Davlat xavfsizlik xizmati to‘g‘risida”gi qonunining 37-moddasidan (Davlat xavfsizlik xizmati harbiy xizmatchilarining daxlsizlik kafolatlari) Davlat xavfsizlik xizmatining harbiy xizmatchilari tegishincha Davlat xavfsizlik xizmati raisining, Davlat xavfsizlik xizmatining Qoraqalpog‘iston Respublikasi, viloyatlar va Toshkent shahri bo‘yicha boshqarmalari boshliqlarining roziligi bilan ma’muriy javobgarlikka tortilishi mumkinligi to‘g‘risidagi norma chiqarib tashlanyapti.

Senatorlar mazkur o‘zgarishlar prokuratura organlari va DXX xizmatchilarining mas’uliyatini oshirishga qaratilganini qayd etdilar.

https://kun.uz/news/2019/12/14/prokuratura-va-dxx-xodimlarining-daxlsizligi-qisqartiriladi

Devami

Ümmetin suskunluğu Çin işkencesinden daha çok acı veriyor

Geçen yıl bu uygulamaya itiraz eden büyük âlim Abdülehad Mahsum 86 yaşında olmasına rağmen toplama kampına gönderilip orada şehit edildi. Abdülehad Mahsum’un yeğeni, öğrencisi adının ve davasının taşıyıcısı Abdulehad Hafız ile şehit olan hocasını ve dünden bu güne Türkistan’da yaşanan zulmü konuştuk.

İsmail Demirbaş

Çin komünist rejimi Doğu Türkistan Müslümanlarına uyguladığı zulümde sınır tanımıyor. Zaten kendisine ait olan “Çin işkencesi” tanımını egale edecek yeni psikolojik işkenceler uyguluyor. “Her eve bir Çin’li” siyaseti ile aile mahremiyetlerini ayaklar altına alıyor. Geçen yıl bu uygulamaya itiraz eden büyük âlim Abdülehad Mahsum 86 yaşında olmasına rağmen toplama kampına gönderilip orada şehit edildi. Abdülehad Mahsum’un yeğeni, öğrencisi adının ve davasının taşıyıcısı Abdulehad Hafız ile şehit olan hocasını ve dünden bu güne Türkistan’da yaşanan zulmü konuştuk.

Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

1968 de Doğu Türkistan’ın Hoten ilinde doğdum. Sonra babamın Kağılık ilçesinden olması nedeniyle oraya taşındık ve ben orada büyüdüm. Ortaokula kadar normal okulda okudum. Aynı zamanda babam evde Kur’an ve dini eserler okutuyordu. Okulda Latin alfabesi okuyorduk, evde Arap harfiyle ve Uygur Türkçesinde yazılmış kitaplar okuyordum. Sonra resmi okulu bırakıp tamamen İslami ilimler okumaya koyuldum. Tabii dini eğitim tamamen gizli karanlık evlerde ahırların içine yapılmış gizli odalarda, kendisini Allah yoluna feda etmiş, her türlü tehlikeleri göze almış fedakâr âlimler eliyle yapılıyordu.

1980’den sonra hükümetin siyasetinde biraz yumşama oldu ve dış ülkelerde akrabası olanların akraba ziyaretine izin verilmeye başlandı. Bu durum Doğu Türkistanlı gençlerde büyük heyecan uyandırmıştı. Yurt dışında penceresi olan, güneşin aydınlığını görebilen odalarda oturup ders okuma isteği sarmıştı. Ben de aynı arzuyla tutuşuyordum. Türkiye’de akrabalarımız vardı, onlar davet ederlese pasaport alabilir ve akraba ziyareti için yurt dışına çıkabilirdik. Ancak yol masrafına yetecek paramız yoktu. Babam annem benim dışarıda okuma isteğime dayanamadılar, evimizi satıp yol masrafı yapmaya karar verdik. Türkiye’deki akrabalarımıza mektup yazdık, onlar davetiye gönderdi. Pasaport almak için uğraştık, pasaport alma işi üç sene sürdü.

1984 de pasaportumuz çıktı ancak babamın ömrü yetmedi, ahirete göçtü. Dolaysıyla 1985 Haziran ayında evimizi satıp yol masrafı yapıp yola çıktık, Ağustos’un ortalarında İstanbul’a geldik. İstanbul’da camileri ve minarelerini görünce çok sevinmiş çok mutlu olmuştum. Çünkü bu camileri rüyalarımda görüyordum. Benim amacım okumaktı.

Okuyamadım, ama merhum Muhammed Emin Buğra’nın kızı ve damadı Buğra’nın el yazma Doğu Türkistan Tarihi’ni daktilo ile yazıp neşretmek için çalışıyordu. Ben de o kitabın tashih ve sayfalarının düzenlenmesi ve eski eseri şu anki okuyucuların anlayacağı şekle getirme işlerini yaptım.

1986 da annemle beraber hacca gittik, hac esnasında bir kaç genç ile buluşup Mekke’de bulunan Doğu Türkistanlı büyüklerle görüştük, okumak istediğimizi söyleyip yardım talebinde bulunduk. Onların yardımıyla Mısır’a gittik, El-Ezher Üniversitesi Yabancı Öğrenciler Enistitüsüne kabul edildik, dört senelik okulu üç senede bitirip, Usuliddin Fakültesi Akide bölümüne girdim, 1993 de fakülteden mezun oldum.

Amacım okulu bitirip Türkistan’a dönüp halkımın çocuklarına dini öğretmekti. Ama dönmek nasip olmadı. Dolaysıyla gurbette hayatımı sürdürmek zorunda kaldım. Türkiye’deki akrabalarımın yardımıyla 2003’te Türk vatandaşlığını aldım hamdolsun.     

1985 yılında 17 yaşında bir genç olarak Türkistan’dan ayrıldınız bir daha da geri dönemediniz. Çocukluk ve ilk gençlik döneminiz Türkistan’da geçmiş. O dönemdeki Türkistan’ın durumunu anlatır mısınız?

Benim doğduğum yıllar Doğu Türkistan’da yapılan Kültür Devrimi katliamının etkilerinin sürdüğü yıllarmış. Halk açlık ve sefalet içerisinde yaşıyormuş. Babam biz açlığa bir şekilde dayanırdık sadece seni doyuracak bir şey bulamadığımız günler olurdu, demişti. Biraz büyüyüp çevremde olan şeyleri anlayabilecek hale geldiğimde herkes korku içerisinde yaşıyordu. Babam annem sabah namazı vaktinde toplantıya giderdi, saat 7’de gelir kahvaltı yapar yine 8’de iş başı yaparlardı, öğlen bir saat yemek molası yine işe başlar akşam saatlerine kadar çalışır, işten sonra yine toplantı, saat 10’a kadar toplantıda olur, sonra gelirlerdi. Bu durum şehir köy her yerde aynı idi. Köy halkını kışın tarla işi olmayınca dağlara çöllere götürür nehir kazdırırlardı. İnsanlar açlıktan soğuktan ölürlerdi. Her şey norma/karne ile idi. Yani yetişkin bir erkek için bir ayda 15 kilo mısır unu, bir yarım kilo buğday unu, yarım kilo sıvı yağ, yarım kilo et, küçük çocuğu olana 400 gram şeker, bir yılda 8 metre kumaş, 4 kilo pamuk verirlerdi. Bunların hepsi için yılbaşında bilet verirlerdi, onun dışında bir şey alıp satmak suçtu. Eğitim tamamen komünizm ideolojisi ve dinsizlik üzerine oluyordu.

Doğu Türkistan’da çok büyük âlimler yetişmiş, orda güçlü bir ilim geleneği var. Sizce bunun sırrı, sebebi nedir?

Bunun sırrı Doğu Türkistan halkının ilim düşkünü olmasıdır. Zira dünyada ilk kâğıt üretmeyi, ilk matbaayı Doğu Türkistanlılar icat etmiştir. Doğu Türkistan hicri üçüncü yüzyılda İslamiyeti kabul etmiş ve dünyada ilk Türk İslam devletinin kurulduğu bölge. İslamiyetten önce de ilim kültür gelişmiş bölgedir. Hatta Türklerden ilk şehir hayatına geçenlerin Uygurlar olduğu tarih kitaplarında vardır. Karahanlar devleti İslam’ı kabul edip İslam devletine dönüştüğü günden itibaren ilme önem vermiş, medreseler kütüphaneler kurmuş, diğer ülkelerden öğrenciler gelip Türkistan ulemâsından ders almaya başlamıştır. Örneğin Kaşgarlı Mahmut ilk kamus olan “Divan-i Lugatü’t Türk” adlı eserini Araplara Türkçe’yi öğretmek için yazmıştır. Kur’an-ı Kerim dünyada ilk kez Uygurcaya tercüme edilmiştir. Kaşgar’da Uygur âlimlerin çevirdiği o tercüme halen topkapı müzesinde saklıdır. Ondan başka tefsir, hadis, nahiv, sarf, belağat, mantık, felsefe ve diğer fen bilimlerinde büyük âlimler yetişmiş ve İslam medeniytine büyük katkı sağlamıştır. Şu anda da yaşayan birçok âlim var.

Size bu konuda ilginç bir şey anlatayım. Biliyorsunuz komünist Çin 1949’da Doğu Türkistan’ı işgal ettikten sonra medreseleri, camileri yıktı. Kur’an kitaplarını yaktı, âlimleri ya öldürdü ya hapse attı, dini eğitimi tamamen yasakladı. Ama bizim halkımız okumaktan vaz geçmedi. Yerin üzerinde okumak mümkün olmazsa yerin altında okudu, şehirlerde imkân bulamazlarsa ücra köylerde okudu, gündüz olmazsa geceleyin okudu. Çin ne yaparsa yapsın, ne kadar cezalandırsa cezalandırsın bizimkiler bir yolunu buldu, okumayı sürdürdü.

1980 sonrası Çin’in genelinde biraz yumuşamalar, ekonomide iyileşmeler oldu, bu durum az da olsa bizim yurdumuza da yansıdı. Durumdan istifade eden halk hemen çocukları evlerde okutmaya başladılar. İki odalı evi olan bir aile bir odasını öğrencilere veriyordu. Üstatlar geceleyin öğrencilerin olduğu evlere gelip ders verip gidiyor, öğrenciler gündüz dışarıya çıkmadan ders çalışıyordu. Sonra hükümet evlere baskın düzenlemeye, öğrenci bulunan ev sahiplerini, öğrencileri, ailelerini ve üstatları hapse atmaya, hatta öğrenci bulunan evleri içindekilerin üzerine yıkmaya başladı. Sonra ne oldu derseniz? Evlerde okumak ve okutmak mümkün olmayınca, 20-30 genç birleşip bir otobüs kiralayıp üstadı da alıp Hoten’den Urumçe’ye gidiyor, yol boyunca otobüste ders yapıyor, yolda polis durdurursa ellerindeki kitapları hemen bir yere gizliyor ve yolcuyuz, Urumçe’ye ya Hoten’e ya da Kaşgar’a gidiyoruz diyorlar, bu şekilde yolda eğitimini sürdürüyorlardı. Bunlar bir örnek. Bunlar gibi insanın aklına gelmeyen yöntemler ile eğitimlerini sürdürdüler. Şimdi artık ne yerin üstünde ne altında ne yolda ne evde nefes aldırmıyorlar. Ben başka yerde böyle ilim düşkünü böyle fedakâr insanlar var mı? Bilmiyorum.  

1985 yılında Türkiye’ye geldiniz bir yıl sonra hacca, sonra da Mısır’a gittiniz. Neden Mısır diye sorsam.

Endülüs Müslümanların elinden çıktıktan sonra İslami ilimlerin ana merkezi Mısır olmuştur, özellikle El-Ezher Üniversitesi ehlisünnet ilminin dört mezhep fıkhının birlikte öğretildiği büyük bir yer. Doğu Türkistan’dan Müslümanlar çok eskiden Mısıra gelmişler orada okumuş ve orada kalmış hatta cami bile yaptırmış, Kahire’de Hoten Mescidi var. Allah’ın Lütfü ile bize de El-Ezher’de okumak nasip oldu.  

Mısır günleriniz nasıl geçti?

Mısır’daki günlerim özleyecek kadar güzel geçmişti. Dört sene arkadaşlarla ev kiralayıp orada kaldım, üç sene Ezher’in yurdunda kaldım. Ben oradayken hem okuyor, hem okutuyor hem de yazıyordum. Oradaki insanlar çok cana yakın insanlardır. Kavgacı değildir. Hele bir yabancı ile bir Mısır’lı tartışacak olursa çevredekiler hemen gelirler sorunu çözerler.   

Mısır’da Doğu Türkistan davası ile ilgili bir şeyler yapma imkânı var mıydı?

Orada Türkiye’de olduğu gibi faaliyet yapma imkânı yoktu. Çünkü Mısır yönetimi buna izin vermiyordu. Ben orada hem okuyor, hem okutuyor hem yazıyor ve tercüme yapıyordum. İslam Terbiyesi adlı ilk kitabımı orada yazmış, Mısır’lı meşhur yazar Necip el-Kilânî’nin Türkistan Geceleri adlı eserini Arapça’dan Uygurca’ya tercüme etmiştim.

Bildiğim kadarıyla Kazakistan’da öğretmenlik yaptınız. O yılları ve orada yaptıklarınızı anlatır mısınız?

Ben Kazakistan’a 1994’te gittim. Orada bir milyondan fazla Uygur yaşıyor. Oradaki insanların hayat tarzı bizim Doğu Türkistan’daki hayat tarzına benziyor. 1999’a kadar orada kaldım. 1996’da evlendim. Ben orada çocukları okutuyor, camilerde büyüklere vaz ediyor ve tercüme etme işlerini sürdürüyordum.  

2018 yılında şehit olan büyük âlim Abdulehad Mahsum ile ilgili anılarınız var mı? O sizin hem hocanız hem de akrabanızdı.

Abdulahad Mahsum, büyük âlim kendisini İslamı öğretmeye adamış çok fedakâr bir zat idi. Hayatının büyük bölümü hapishanelerde geçti. 18 yıllık hapis cezası bittiğinde evine dönmek üzereyken köy idaresi hapishaneye, kendisini istemiyoruz, diye yazı gönderiyor. Dolaysıyla cezasının bitmesine rağmen hapisten çıkarmıyorlar. Hapisten kurtulduktan sonra dinini gizli öğretme hizmetini sürdürdü. Ben küçükken bizim eve ara sıra gelirdi. Ben 1980’de bizzat kendisinden ders almaya başladım. Ben akrabası olduğum için kendi evinde kalıyordum. Bir kere de annesi Bibi Meryem Hanım benim ders çalıştığımı görünce: “Bu çok ders çalışıyor, sonra âlim olup çıkarsa iki Abdulahad bir yere sığmassasınız ne olacak?” dedi şaka yaparak. Mahsum da Allah’ın arzı geniş, başka başka yerlerde yaşarız, demişti. O sözü her halde dua olarak kabul olmuş 1985’te ayrıldığımızdan beri ayrı ayrı yerde yaşadık, görüşmek nasip olmadı.

Mahsum, 1983’te Türkiye’ye akraba ziyaretine gelmişti, bir yıla yakın kaldı, akrabalarının burada kalın ısrarına rağmen “Ben burada sadece kendim için yaşıyormuşum, oysa Türkistan’da milletim ilme muhtaç, onlara ilim öğretmeliyim” diye geri döndü. Mahsum, gördüğü sayısız işkencelere rağmen yılmadı, ders vermeyi durdurmadı, en son hapisten çıktığında 80 yaşın üzerinde ve hastaydı. Yine de yatarak ders öğretmeye devam etti. Ziyaretçileri ona acıyarak: “Yaşlandınız, sağlığınız da el vermiyor, artık ders öğretmeyi durdursanız” dediğinde verdiği cevap: “Ben dinime layıkıyla hizmet edemedim, gözümün gördüğü, dilimin döndüğü sürece ne olursa olsum ders öğretmeye devam etmeliyim” olmuştur. En son Çin’in her eve bir Çinli yerleştirme siyaseti uyarınca getirilen Çinliyi “Ben kâfiri kardeşim diye evime almam, isterseniz beni öldürün” diyerek reddetmesi sonucu, çok yaşlı ve hasta olmasına rağmen toplama kampına gönderildi ve orada şehit edildi. Babası da büyük âlim olup Mahsum 4 yaşındayken Çinliler tarafından şehit edilmiştir.   

Hocanız Abdulehad Mahsum’un dayısı Mehmet Emin Buğra ile ilgili bildiğiniz özel anekdotlar var mı?

Mehmet Emin Buğra büyük âlim, şair, tarihçi ve mücahittir. O küçük yaşında ilim tahsil etmiş ve Hoten ilinin Karakaş ilçesinde büyük medresenin üstadı olmuş, öğrencilerine bir taraftan ders verirken bir taraftan onları cihada hazırlamıştır. 1931’de medreseden cihadı başlattı, bir günde Karakaş’ı fethetti, hemen Hoten’e yürüdü ve bir aydan az bir sürede Hoten ilini fethetti ve orada “Hükümet-i İslamiye Hoten” adıyla bir bağımsız hükümet tesis etti, kendisi Genelkurmay Başkanı oldu, iki kardeşi Abdullah ve Nur Ahmed birer komutan oldular. Böylece düzenli bir hükümet ve ordu halinde cihadını devam ettirdi. 1933 de Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kuruldu. 1949’da Çin komünistleri Doğu Türkistan’ı işgal edince Hindistan’a sığındı oradan Türkiye’ye geldi ve son nefesine kadar mücadelesini sürdürdü, 1965’te Hakkın rahmetine kavuştu. Mezarı Ankara’dadır.

İslam dünyasının Doğu Türkistan diye bir derdi var mı? Ümmet orada olup bitenlerden haberdar mı?

Maalesef, İslam ümmeti Doğu Türkistan’a gözünü kapatmış, orada olup bitenleri umursamıyor. Hele bazı İslam ülkelerinin Çin’in Doğu Türkistan müslümanlarına yapmakta olduğu akıl almaz zulümlerini açıkça teyit etmesi bizi kahrediyor. Ümmetin suskunluğu Çin işkencesinden daha çok acı veriyor.  

Türkiye’den ve diğer halkı Müslüman olan ülkelerden beklentileriniz nelerdir?

Doğu Türkistan’da uygulanan insanlık dışı zulümleri uluslararası platformlarda gündeme getirmesini, dini ve milli açıdan olmasa da insanlık açısından Çin’in insan hakları ihlallerini kınamalarını, zulmün durdurulması ve işkence yuvası olan sözde eğitim kampı dedikleri hapishanelerdeki insanların serbest bırakılması için çaba göstermesini istiyoruz.

Bir gün ata yurdunuza dönmeyi istiyor musunuz?

İstemez olur muyum? Çok istiyorum. Rabbim bir gün lütfeder inşaallah. Biz Uygur Müslümanları hiç bir zaman haklı davamızda yılgınlığa düşmedik. Gurbetteki tüm Uygurlar bir gün onurlarıyla ülkelerine gitmenin hayali ile yaşarlar. Zülüm ile âbâd olunmaz. Çin zulümde haddini aştı.

Şu an memleketinize gitmenize bir mani var mı?

Var, Doğu Türkistan’a gidebilmek için Çin Konsolosundan vize almak lazım. Bunun için oradaki akrabalardan davetiye gelmesi lazım. Bu şimdilik imkânsız bir şey.

Türkistan’daki akrabalarınızla haberleşebiliyor musunuz?

Oradaki akrabalarla üç senedir hiçbir şekilde haberleşemiyorum, onlar sağ mı? Evde mi? Hapiste mi? hiçbir şey bilmiyorum. Kur’an-i Kerim’de yurdundan sürgün edilmeyi ölümle eş değer tutuyor. Gerçekten öyleymiş. Ölüler ile iletişim kuramayız, biz de şu anda birbirimize karşı ölüyüz. Onlar bizden haber alamıyor, biz onlardan haber alamıyoruz. 

Son günlerde Çin zulmünün daha üst seviyelere çıktığını duyuyoruz, okuyoruz şu an orada son durum nedir?

İslam ülkeleri gözünü kapatıp susunca Çin daha da güç alıyor, işkencelerini artırıyor. Oradaki zulüm ve işkencileri anlatmaya yürek dayanmıyor. Doğu Türkistan’da insanlık suçu işleniyor. Çin oradaki Uygur, Kazak, Özbek Türk toplumunu tamamen yok etmek istiyor. Onun için büyük küçük demeden işkence ile kimliğini değiştirmeye çalışıyor. Bütün dünyanın gözü önünde bir millet yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Kıymetli vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederim.

Asıl ben size teşekkür ederim. Doğu Türkistan’daki acı durumu gündemde tutmaya çalıştığınız için ayrıca teşekkür ederim. Allah razı olsun. Allah bu hizmetinizi sâlih amel olarak kaydetsin. Allah sağlık ve afiyette daim eylesin.

https://www.dunyabulteni.net/roportaj/ummetin-suskunlugu-cin-iskencesinden-daha-cok-aci-veriyor-h455414.html

Devami

Taşkent metrosunda yüz tanıma işlevine sahip kameralar başlatıldı

Özbekistan’ın başkenti Taşkent metrosunda yeni yılda tabelalara ingilizce tavanlara da kameralar yerleşiyor

Taşkent Metrosu’nun bazı istasyonlarında, aranan kişileri tanıma yeteneğine sahip akıllı kameralar test modunda kuruluyor.

UzA, bu yıl kameralar sayesinde 12 suçlunun gözaltına alındığını bildirdi.

Ulaştırma Güvenliği Ana Müdürlüğü başkan yardımcısı Oleg Bichenov, “Bu tür taşımacılığı daha da geliştirmek için çalışmalar devam ediyor” dedi.

Yılın başından bu yana, sigara paketleri, telefonlar, evrak çantaları ve çeşitli kutular gibi 457 unutulmuş yetim eşya keşfedilmiştir. Özel bir dekolman her defasında patlayıcı bir cisimin atılması için gerekli ekipmanla birlikte ayrılır. Profesyonelce çalışıyorlar, iş tren tarifesini etkilemiyor, yolcular için rahatsızlık yaratmıyor. ”

Alınan önlemler sayesinde bu yıl toplam suç sayısı bir önceki yıla göre yüzde 46,5 azaldı (1253’ten 670’e). Hiçbir öldürücü saldırı ve özellikle de ağır suç işlenmedi.

Ayrıca yeni yılda metro işaretlerinin yabancı dilde, özellikle İngilizce olarak verileceği bildirildi. Monitörlerin, sürünen hatların, bilgi ekranlarının yenileriyle, sesli duyurularla değiştirilmesi planlanmaktadır.

www.dunyabulteni.net

Devami

Tahran, Özbekistan’a deniz kapıları açmaya hazır olduğunu belirtti

İran, Özbekistan’ı Kuzey Afrika ülkeleriyle birleştiren, Kuzey-Güney ulaşım koridorunda deniz, demiryolu ve motor yollarını açan transit bir ülkenin rolünü oynamaya hazır.

İran Sanayi, Maden ve Ticaret Bakanı Riza Rahmani’nin Taşkent’teki Özbekistan Dış Ticaret Bakanı Sardor Umurzakov ile yaptığı toplantıda yaptığı açıklamada, ” İran, Özbekistan’ı Kuzey Afrika ülkeleriyle birleştiren, Kuzey-Güney ulaşım koridorunda deniz, demiryolu ve motor yollarını açan transit bir ülkenin rolünü oynamaya hazır.” dedi.

Ticarette ulusal para kullanılabilecek

Rahmani’ye göre İran, Kuzey Afrika ve Basra Körfezi ülkelerinden malların sınırsız taşınması için Özbekistan’a geçiş koridoru açabilir. İran bakanı Taşkent ve Tahran’ın tercihli ticaret tarifeleri imzalayıp ulusal para birimini finansal işlemler için kullanabileceğini söyledi.

Taşkent’teki toplantıda, taraflar karşılıklı ticareti genişletmek ve İran’ın Özbek ekonomisine tarım, balıkçılık ve inşaat sektöründeki yatırımını çekmekle ilgili konuları tartıştılar. Ek olarak, taraflar, bitki sağlığı kontrol şartlarının karşılıklı olarak tanınmasını sağlayarak, karşılıklı ticaret koşullarını kolaylaştırmak için özel teklifleri tartıştılar.

www.dunyabulteni.net

Devami

Tacikistan’daki hapishane isyanına sebep olanlara 29 yıl hapis

19 Mayıs 2019 tarihinde Duşanbe’deki Vahdat cezaevinde meydana gelen ve 32 kişinin öldüğü isyana sebep olanlar 19 ila 29 yıl arasında hapis cezası aldı

Tacikistan‘ın Vahdat kolonisindeki isyana katılanlar 19 ila 29 yıl arası hapis cezasına çarptırıldı.

Karar 12 Aralık’ta Tacikistan Yüksek Mahkemesinde Radyo Ozodi tarafından açıklandı. İsyancılar, terörizm, aşırılıkçılık ve cinayet de dahil olmak üzere Tacikistan Ceza Kanunu’nun 16 maddesi ile suçlandı.

19 Mayıs 2019 akşamı, Duşanbe yakınlarındaki Vahdat’ta bir maksimum güvenlik kolonisinde bir isyan meydana geldi . İsyanlar sonucunda 29 mahkum ve üç hapishane personeli öldürüldü.

Suçluların avukatları, 28 mahkumun yeniden mahkum olduğunu bildirdi. Onlara göre, mahkumların hapis cezası 19 ila 29 yıl arasında değişiyor. Adsız kalmak isteyen avukatlardan biri, “Yüksek Mahkeme’nin kararına katılmıyoruz ve bir temyiz başvurusunda bulunmak istiyoruz” dedi.

İsyancıların ceza davaları “gizli” olarak sınıflandırıldı ve duruşmalar kapalı kapılar ardında yapıldı. Avukatlar, ceza davalarının ayrıntılarını açıklama hakkına sahip olmadıklarına dair bir belge imzaladıklarını söyledi. İçlerinden biri, iddiaya göre, 28 mahkumun hepsinin savcılığa göre isyanı kışkırtanlara bağlılık yemini ettiğini söyledi. Avukat, “Bununla birlikte, mahkumlar bu suçlamayı reddetmekte ve isyana katılmadıklarını söylemektedir.

Altı ay boyunca Tacikistan hapishanelerinde zorla bastırılan iki ayaklanma meydana geldi. Her iki durumda da, DEAŞ grubu sorumluluk aldı. Kocand’daki 7 Kasım tarihinde yaşanan isyan bastırmada iki gardiyan dahil 23 kişiyi öldü. Vahdat’taki kolonide, 32 kişi öldü – üç çalışan ve 29 mahkum.

Khuj kolonisindeki isyandan sonra Adalet Bakanlığı Ceza Cezaları İcra Dairesi Başkanı İzzatullo Sharifzoda görevini kaybetti. 

www.dunyabulteni.net

Devami