2016’da 193 ülkeden 138’inin desteğiyle BMGK’ye daimi olmayan üye seçilen Kazakistan’ın 31 Aralık itibariyle üyeliği sona erdi

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi olmayan üyeliği sona eren Kazakistan, BM barış misyonlarındaki barış gücü sayısını artırarak, 7 yıl aradan sonra BMGK heyetinin Afganistan’ı ziyaret etmesini sağladı.

Orta Asya ülkeleri arasında 2016’da BMGK’ya daimi olmayan üye seçilen ilk ülke olan Kazakistan, 31 Aralık tarihi itibarıyla 2017-2018 dönemi üyelik süresini doldurdu.

Kazakistan, BMGK’deki çalışmalarında kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi, uluslararası çatışmaların çözülmesi, Orta Asya ve Afganistan’da güvenliğin pekiştirilmesi, uluslararası terörle mücadele, Afrika kıtasında barış ve güvenliğin tesis edilmesi ve diğer konulara öncelik verdi.

Kazakistan, BMGK heyetinin 7 yıl aradan sonra 2018 yılın ocak ayında Afganistan’a bir ziyaret gerçekleştirmesini sağladı.

Geçen yıl ekim ayında 120 askerden oluşan barış gücünü BM Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) misyonuna katılmak için Lübnan’a gönderen Kazakistan, böylece BM barış misyonlarında asker sayısını artırdı.

Kazakistan barış gücü, Lübnan’da bölgeyi izleme, gözlem noktalarının oluşturulması ile ateşkesin uygulanmasını izleme görevlerini yerine getiriyor.

Kazakistan’ın geçen yıl eylül ayında BMGK’ye sunduğu “Terörizme karşı bir dünya için davranış kuralları” belgesi, 70’ten fazla BM üyesi ülke tarafından imzalandı.

Belge, terörle mücadele konusundaki uluslararası yükümlülüklerin pratik uygulamasına bir ivme kazandırmayı ve 2045’e kadar dünya çapında terörizme karşı geniş küresel bir koalisyonun oluşturulmasını hedefliyor.

Kazakistan, ayrıca çalışmaları çerçevesinde BMGK’nin Eritre’ye yönelik silah ambargosu ve seyahat yasağını içeren yaptırımların kaldırılmasının yanı sıra Suriye krizi ve diğer uluslararası krizlerin çözülmesine yönelik öneriler sundu, çağrılarda bulundu.

Kazakistan, 28 Haziran 2016’da 193 ülkeden 138’inin desteğiyle BMGK’ye daimi olmayan üye seçilmişti.

Dünya Bülteni

Devami

Doğu Türkistan kıyameti yaşıyor

Doğu Türkistan kıyameti yaşıyor. Orada yaşayan otuz beş milyon Uygur Türk’ü, sadece Müslüman olduğu için inanılmaz işkencelere, akla hayale gelmez zulümlere maruz kalıyor.

Seyit Tümtürk, Türkiye’de doğmuş bir Uygur Türk’ü. Derdi davası, dünyası, her şeyi, Doğu Türkistan… Doğu Türkistan davasını her platformda anlatmaya çalışıyor, mazlum Müslümanların sesi olmak için çabalıyor. Ahmet Serin yazdı.

Zengin ve güçlü olanın haklı olduğu, mazlumların sesinin çıkmadığı bir çağda yaşadığımızı Seyit Tümtürk’ün ağzından Doğu Türkistan’da yaşanan trajik olayları dinlerken bir kez daha yakından anladık Birlik Vakfı Bursa Şubesinin müdavimleri olarak.

İnsanın aklının havsalasının alamayacağı modern işkence yöntemlerini ilk kez duyduk yine Seyit Tümtürk’ün ağzından.

Bunlardan bir tanesini bile dinlemek insanın tüylerini diken diken edip insanlık adına herkesten utanmaya yeterken Doğu Türkistan’da yaşayan Müslümanlar, bunları bizzat yaşamak zorunda kalıyor. Dün yaşadılar, şimdi de yaşıyorlar.

İşin kötüsü, seslerini de duyuramıyorlar. Acıdan çökmüş, büzülmüş, çığlığa dönüşmüş sesleri bir sağır duvara çarpıyor Uygur kardeşlerimizin.

Düşünün ki şu an bile, dünyanın bir köye dönüştüğü şu günlerde bile, dünyanın en uzak noktasındaki insanların birbirleriyle rahatlıkla haberleştiği şu çağda bile, Doğu Türkistan’daki ailesinden yaklaşık iki yıldır haber alamayan kardeşlerimiz var. Seyit Tümtürk’ün sohbetinde bir de onların gözyaşlarına tanık olduk, içimiz acıdı, kendimizden utandık, insanlığımızdan utandık.

“Doğu Türkistan’ı anlatmaya güzel cümlelerle başlamak isterdim ama yazık ki bunu yapamıyorum. Çünkü Doğu Türkistan kıyameti yaşıyor. Doğu Türkistan o halde ki, cenazesinin kaldırılmasını bekleyen bir ölüden farksız. Orada yaşayan otuz beş milyon Uygur Türk’ü, sadece Müslüman olduğu için inanılmaz işkencelere, akla hayale gelmez zulümlere maruz kalıyor. Ve bizler de gıyabi cenaze namazı kılmaktan başka bir şey yapamıyoruz!” cümleleriyle sohbetine başlayan Seyit Tümtürk, Doğu Türkistan Millî Meclis Başkanı sıfatını da taşıyor.

seyit tümtürk kimdir ile ilgili görsel sonucu

Devletlerin beşiği olan bir coğrafya

Sohbeti boyunca Doğu Türkistan’ın ne olduğunu, nerede olduğunu, nelere neden maruz kaldığını anlattı Tümtürk. Sözleri, sadece bilgi vermiyordu; sözleri, bir çığlıktı aslında.

“İla-yı Kelimetullah olarak adlandırdığımız düşüncenin formüle edildiği yer, Doğu Türkistan’dır. Anadolu’ya, Türkiye’ye gönülden bağlı olan Doğu Türkistan, birçok devletin kurulduğu yerdir. Türklerin İslamiyet’le tanışmasını sağlayan da Türklerin kitle halinde Müslüman olmasını sağlayan da yine Kaşgarlı olan biridir, Abdulkerim Satuk Buğra Han’dır. Türk dilinin ilk sözlüğünü yazan da Kutadgu Bilig’i yazan da yine bir Doğu Türkistanlıdır.” sözleriyle bize unuttuğumuz bir tarihi, kaybettiğimiz bir duyarlılığı hatırlatıyordu Seyit Tümtürk.

Doğu Türkistan’ın tarihin her döneminde önemli olduğunu söyleyen Seyit Tümtürk, bunun sebeplerini anlatmaya başladı sonra. Buna dair “Doğu Türkistan, Ulu Türkistan olarak da bilinen ata yurdumuzun bir parçasıdır. Yazık ki şimdi Türkistan’ın doğusu Çin’in, Batı’sı ise Rusya’nın zulmü altında inlemektedir. Zaman zaman birbirlerine öldüresiye düşman olan Rusya ve Çin, Müslüman Uygurlar söz konusu olduğunda anlaşıyor ve zulmü ortaklaşa icra ediyorlar. Doğu Türkistan’ı bu kadar önemli yapan nedir, bunu bilmek gerek. Doğu Türkistan hem yer altı hem de yer üstü zenginlik merkezlerinden biridir. Koskoca Çin’in enerji ihtiyacının üçte birini bu bölgenin karşıladığını söylesek bu zenginliğin boyutları anlaşılır herhalde.” sözlerini söyledi Seyit Tümtürk.

Çin Doğu Türkistan’dan vazgeçmez

Seyit Tümtürk, sık sık tarihi referanslara gönderme yaptığı konuşmasını “Tarih boyunca Çin, bu bölge üzerindeki emperyal iştahını sürdürmüştür. Tarihe baktığımızda, Çin, Doğu Türkistan’a hükmettiği her dönemde zenginleşip güçlenmiş, hükmedemediği zamanlarda güçsüzleşip zayıflamıştır. Çin, bunu bildiği için Doğu Türkistan üzerindeki emellerinden hiçbir zaman vazgeçmez. Günümüzde de vazgeçmedi. Hala çeşitli yıldırma politikalarıyla bunu yapmaya uğraşıyorlar. Müslüman Uygurları asimile etmek için çok uğraştılar ama bunu başaramadılar. Bunu başaramayınca da Doğu Türkistan’ın demografik yapısını değiştirmeye başladılar. Bölgedeki Türkler için şartları zorlaştırdılar. Çinliler için ise cazip hale getirdiler. Böylelikle Uygurlar bölgeden uzaklaşırken Çinliler bölgeye yerleşmeye başladı. Bu şekilde bölgenin demografik yapısını değiştirdiler. Şu an Doğu Türkistan’da Müslüman kardeşlerimiz azınlık durumundalar. İnce ve zalim politikalarla Mümin kardeşlerimizi bölgeden uzaklaştırıp Çinlileri bölgeye getirdikleri için ileride gerçekleşecek bir referandumda bölge Çin bölgesi olarak bilinecek.” sözleriyle sürdürdü.

Çinlilerin işkencelerinin dayanılmaz boyutlarda olduğunu söyleyen Seyit Tümtürk, bu işkencelerin insanın haysiyetine yönelik olmasının da daha fazla can yaktığını sözlerine ekledi. Zaman zaman kendilerinden intihar etme fetvaları istendiğini söyleyen Seyit Tümtürk, sözlerine “Çinliler, mümin kardeşlerimizi taciz etmek için her şeyi yapıyor. Bunlar zalimce şeyler. Mesela bir tanesi “Kardeş Aile Projesi”dir. Bu projeye göre, iki aile bir arada yaşamaya başlıyor. İşin aslı, Çinliler zorla mümin kardeşlerimizin evine girerek orada yaşıyor. Ama bu, öyle basit bir yaşama değil. Uzun süreli ve her şeyi paylaşmaya dayalı bir yaşama. Paylaşılan şeyler arasında yatak odası ve yatak da var. Kardeşlerimizin buna itiraz hakları da yok. Buna itiraz eden kişi anında radikal dinci, terörist, ajan ilan edilip daha beter cezalara çarptırılmaktadır.” diyerek bu modern işkenceyi kayda geçirdi.

Devlet kurma girişimleri hep oldu

Osmanlı’nın en zayıf zamanında bile, başkasını düşünecek hali yokken bile, II Abdulhamid tarafından Doğu Türkistan’ı desteklediğini söyleyen Seyit Tümtürk, günümüzde Çin’in Uygur Türklerini bir açık hava hapishanesine mahkûm ettiğini ekledi sözlerine. İşin en kötü yanının, bu durumu kimsenin bilmemesi olduğunu söyleyen Seyit Tümtürk, sözlerini “Kardeşlerimiz bu hale zaman zaman isyan etmektedir. 1933 yılında kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti, 1934 yılında Çinliler tarafından yıkılmıştır. 1944 yılında Doğu Türkistan Cumhuriyeti yine bir devlet olarak kuruldu. Ama bu devlet de beş yıl sonra yıkıldı. Daha bunun gibi birçok devlet kurma, isyan girişimleri oldu. Ama her girişime dünya sessiz kaldı. Bu da yetmezmiş gibi, Çin’i kendisine rakip gören Rusya, Uygurlar söz konusu olduğunda Çin’i destekledi. 1990, 1995 ve 1999 yıllarında haklarını korumak için harekete geçen kardeşlerimiz acımasızca katledildi. Çin, bu katliamları gözlerden gizledi. Biz bile bu katliamları yıllar geçtikten sonra duyabildik. Çin, Müslüman öldürmek için hiçbir bahaneyi ihmal etmiyor. Kaşgar’da bir mescid inşası için harekete geçen kardeşlerimiz, ayaklanma bahanesiyle bir katliama maruz kalabilmiştir.” şeklinde sürdürdü.

Kardeş Aile uygulaması

Nükleer denemeler Doğu Türkistan’da yapılıyor

Müslüman Uygur nüfusunu azaltmak için akla hayale gelmedik yöntemler düşünen Çin’in, başvurduğu yöntemlerden birinin de nükleer denemeler olduğunu söyledi Seyit Tümtürk. Seyit Tümtürk, “Çin, uzun yıllar boyunca nükleer denemelerini Doğu Türkistan’da yaptı. Bu denemeler sonucunda kardeşlerimizde kanser başta olmak üzere birçok hastalık ortaya çıktı. Çinliler, sadece kendi denemelerini burada yapmadı. İsteyen herkese denemelerini burada yapma izni vererek bu zulmü sürdürdü. Son iki yılda yapılanlar ise kimsenin aklına gelecek şeyler değil: Yüz tanıma sistemi ve her yere yerleştirilen kameralar aracılığıyla artık mümin kardeşlerimiz bir mahalleden bir mahalleye bile neredeyse pasaportla gider hale geldiler. Barkodlarla takip edilen Müslüman kardeşlerimiz, kendileri için belirlenen sınırlar içinde hareket etmeye mecburlar. Bunun aksine bir davranış halinde ise neyle karşılaşacakları belli değil. Bu sistem oturtulduğundan beri kardeşlerimizin dış dünyayla bağları tam olarak kesildi. Bizler iki yıldan beri oradan haber alamıyoruz.” sözleriyle Doğu Türkistan’da yaşanan trajediyi aktardı.

Seyit Tümtürk, imkânı ve gücü olan herkesin bu imkân ve gücü Doğu Türkistan’daki kardeşleri için kullanmaları çağrısında bulunarak sohbetine son verdi.

Dünya Bültenı

https://www.dunyabulteni.net/uzak-dogu/dogu-turkistan-kiyameti-yasiyor-h435559.html

 

Devami

Tacikistan ve Özbekistan’dan sonra Kırgızistan’da da turistler için milisler göreve başladı

Kırgızistan’da ülkeye gelen turistlere eşlik etmek ve ilgilenmekle sorumlu yabancı dil bilen milis gücü kuruldu

Kırgızistan‘ın başkenti Bişkek’te, ilk kez, turistlere yönelik bir milis birimi kuruldu.

Kırgız Radyosu Özgürlük haber sitesinde yer alan habere göre İçişleri Bakanlığı, yeni milislerin çalışmalarının, güvenliklerini sağlamaktan ve şehri nasıl gezeceğine dair ipuçlarına kadar yabancılara her türlü şekilde yardımcı olmak olduğunu açıkladı.

Turist polisinin tüm çalışanlarının, yabancı dilleri ve Kırgızistan yasalarını bilmesi gerekmektedir. İngilizce bilgisi öncelikli olarak belirlendi. İçişleri Bakanlığı’na göre, 60 çalışan arasında İtalyanca, Fransızca ve Türkçe konuşan kişiler var. Çalışanların yarısı ise kadın.

2017 yılında, Özbekistan Bakanlar Kurulu kararıyla cumhuriyetin turizm merkezleri olarak kabul edilen Semerkant, Buhara, Hiva ve Shakhrisabz şehirlerinde Güvenli Turizm Müdürlüğü oluşturuldu. Asıl görevin, turistlerin güvenliğini gerçek zamanlı olarak izlemek ve haklarını ve meşru çıkarlarını korumak olarak belirtildi.

Tacikistan‘daki bazı seyahat şirketlerinin temsilcileri bunun turistlerin hoşuna gittiğini söylüyor, ancak tüm bu maliyetler ajansa ek bir yük oluşturuyor. Onlara göre, ilk başta turist polisinin hizmetlerinin ücretsiz olduğu söylendi, ancak son iki haftanın deneyimi, polis için konaklama ve yemek dahil bu hizmetin günde 500 somoni’ye mal olduğunu gösterdi.

Bir turist polis memuru, 10 kişilik turist grubuna eşlik etmekle görevli.

Yılın başında, Tacikistan Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı, yabancı turistlere tavsiyelerde bulunabilmeleri için çalışanları için İngilizce dil kursları düzenlediğini açıkladı. Turist polisinin tüm üyelerinin iyi derecede İngilizce bildiği bildiriliyor.

Kaynak: www.dunyabulteni.net

Devami

Kazakistan’da toplu gözaltılar hakkında açıklama

Kazakistan’ın bağımsızlık gününde sosyalist grupların gösterileri sırasında yaşanan toplu gözaltılar hakkında Norveç Helsinki Komitesi açıklama yaptı

Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü Norveç Helsinki KomitesiKazakistan‘da 16-17 Aralık tarihlerinde gerçekleşen toplu tutuklamalar hakkında açıklama yaptı.

Açıklamada, “16-17 Aralık tarihlerinde Kazakistan’da Bağımsızlık Günü kutlamaları sırasında yetkililer Astana, Almatı, Uralsk, Şimkent ve Aktobe’de yaklaşık elli kişiyi gözaltına aldı. Çoğu, evlerini terk ettikten hemen sonra polis karakollarına götürüldü, diğerleri güç kullanarak ve açıklama yapmadan sokaklarda ve şehir meydanlarında gözaltına alındı.” denildi

Kazakistan’daki yetkililer, 2011’den bu yana 1986 ve 2011 yıllarında Zhanaozen’de Kazakistan sosyalist direnişinin önderliğinde 7 ay boyunca grev yapan petrol işçileri ile girişilen çatışmada ölen 40 kişiyi anma gösterisi yapan insanları gözaltına alıyor. Ancak bu yıl gözaltına alma hareketinde kesin bir yükseliş yaşandı. Bu yıl sürgün edilen hükümet eleştirmeni ve yasaklı bir muhalefet grubunun lideri Mukhtyar Ablyazov, destekçilerine anma törenine katılmaları için çağrıda bulundu. Destekçilerine yaptığı çağrı, yetkililerin bu yılki ulusal bayramlara verdikleri özel dikkatin arkasındaki nedeni olarak görünüyor. Bununla birlikte, bütün tutukluların sorgulamadan kısa bir süre sonra serbest bırakılmaları gerçeği de dikkatlerden kaçmadı.

Kazak muhalif Ablyazov, 2005 yılında Kırgızistan’da lale devrimini finansörü olduğunu itiraf etmişti. Fransa’da yaşayan Kazakistan‘ın muhalif lideri Muhtar Ablyazov, 10 Mayıs 2018’de ülkenin çeşitli şehirlerinde yapılan izinsiz protesto gösterisinin organizatörü olduğunu söylemişti.

Kazakistan hükümeti eski banka yöneticisini, Kazakistan’ın yanısıra Ukrayna ve Rusya’da büyük miktarda para kaçırmakla suçluyor. Ablyazov ise bu suçlamaları siyasi amaçlı olarak nitelendirerek reddediyor.

1986 16 Aralık tarihinin Kazakistan için önemi – Jeltoksan ayaklanması

16-18 Aralık 1986 tarihinde Almatı’da Kazak gençleri Komünist Partisi’nin kararını protesto ederek ayaklandı. O güne değin, Sovyetler Birliği’nde Moskova’ya karşı herhangi bir isyan olayı duyulmamıştı. Bu mücadele sadece Kazakistan’ın değil, diğer Sovyet Cumhuriyetlerinin de bağımsızlık sürecini başlatmıştı. Kazakistan ayrı bir devlet olarak bağımsızlığını ilan ettiği gün de 16 Aralık 1991’dir.

Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov’un, Kazakistan Komünist Partisi Birinci Sekreteri, Kazak kökenli Dinmuhammet Kunayev’i azlederek, yerine Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nden Genadi Kolbin’in ataması üzerine, Aralık 1986’da (Jeltoksan, Kazakça “aralık” ayı anlamına gelmektedir) Kazakistan’ın başkenti Almaatada patlak veren olaylar.

16 Aralık tarihinde başlayan olaylar, 19 Aralık tarihinde sona erdi. Protesto amacıyla 17 Aralık’ta toplanan öğrencilere halktan da binlerce kişi katıldı. Kitle, Kazakistan Komünist Partisi’nin de bulunduğu, Brejnev Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. Nihayetinde yerel kuvvetlerle birlikte OMON (Özel amaçlı mobil birim) güçleri şehre girdi.  Olaylar sırasında bazı kaynaklar 200 bazı kaynaklar da 1000 kişinin hayatını kaybettiğini yazdı.

Kaynak: www.dunyabulteni.net

Devami

Taciklerin politikaya ilgisi azalıyor

Tacikistanlıların geçmiş yıllardan edindikleri tecrübe dolayısıyla kendi evlerinde bile politikadan bahsetmeye korktukları tahmin ediliyor

ABD merkezli “Ozodi” radyosunun yaptığı analizde Tacik toplumunun ülkenin siyasi yaşamından uzaklaşmaya devam ettiği belirtildi.

Uzmanlar, yetkililerin toplumdaki gençleri harekete geçirmek için başlattığı girişimlere rağmen, bu ülke insanlarının kişisel güdülere dayanarak politikaya müdahale etmemeyi daha yararlı olacağı görüşündel olduıkları belirtildi.

Tacikistan‘daki toplum, bir zamanlar bölgedeki politik olarak en aktif olanlardan biri idi. Zaman geçmesi ile Tacikler ülkelerindeki önemli olaylara bile daha az tepki göstermeye başladılar. Ozodi Radyosuna konuşan İngiliz araştırmacı John Heathershow bu ülkede insanların siyasetten daha fazla uzaklaştığını, hatta politika hakkında konuşmaktan kaçındıklarını iddia ederek Taciklerin dünyanın en apolitik halklarından biri olduğunu söyledi.

Tacikistan’da sivil toplumda hareketlilik geçen yüzyılın 80’lerinin sonunda milli canlanma sürecinde aydınlar, talebeler ve gençlerin benzeri görülmemiş etkinliği ile ortaya çıkmıştı. Bu süreçte Devlet Dili Kanunu kabul edilmiş, birçok sosyal ve siyasi kurumlar oluşmuştu.

Bu olumlu süreç ülkenin daha sağlıklı siyasi rekabetine zemin oluşturmalıydı. Ancak ne yazık ki, nüfusun siyasal bilincinin düşük olması ve dini taleplerin öne alınması sivil çatışma olasılığını arttırmıştır.

Tacik uzman ve gazeteci Nurali Davlatov, modern Tacik toplumunun şu anki apolitikliğini, 1990’ların başında partilerin siyasi ve hareketlerin kendi aralarındaki çatışmalarına bağlıyor. “SSCB’nin çöküşünden sonra, bu çatışma 100 ila 150 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan bir iç savaşa dönüştü,” diyen Davlatov’a göre, iç savaşın etkilerine ek olarak, gerekli siyasi kültür, bilgi ve kişisel potansiyeli gerçekleştirmenin imkansızlığı siyasete ilgisizliğin ana nedenleridir.

Evde bile politika konuşmaktan korkuyorlar

Öte yandan Tacik yetkililer halkın hükümeti desteklediğini ve bunun için seçimlere yüksek katılım olduğunu söylüyorlar. 2013 cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılım yüzde 86.64 ve 2015 yılı parlamento seçimlerinde ise yüzde 87.7 idi.
Uzmanlar Tacikistan’daki seçimler hiçbir zaman uluslararası standartlara uygun olarak kabul edilmediğini belirtti. Tacikistan’daki seçim süreçlerini defalarca gözlemleyen siyasi gözlemci Khairullo Mirsaidov’a göre, resmi rakamlar hiçbir şekilde vatandaşların politik faaliyetlerinin göstergesi değildir. Ona göre, vatandaşların siyasi pasifliğinin temel nedenini ülkedeki siyasi durum hakkında konuşmak ve ya durumu eleştirmek isteyenlere karşı güvenlik birimlerinin aşırı ve sert önlemler almasıdır. Bu, insanların evlerde bile politika hakkında konuşmaktan korkmaya başlamasına yol açtı.

Kaynak: www.dunyabülteni.net

Devami

Özbekistan’a gidenlerin yarısı akraba ziyareti

Özbekistan’da yapılan bir anket sonuçlarına göre ülkeye gelen turistlerin yarısının ülkeye akraba ziyareti için geldiği ortaya çıktı

Özbekistan‘ı ziyaret eden yabancıların yaklaşık yüze 40’ının akraba ziyareti için ülkeye gittiği belirlendi.

İstatistiklere göre, 2018’de Özbekistan’ı ziyaret eden yabancıların yüzde 39,4 bu ülkedeki akrabalarını ve arkadaşlarını ziyarete geldi.

Kırgızistan’daki Özbekistan Cumhuriyeti Büyükelçiliği konu ile ilgili bir basın açıklaması yaptı.

Ankete katılanların yüzde 33,6’sı Özbekistan’ı ziyaret etme amacının tatil, eğlence ve dinlenme olduğunu söyledi. Ticari ve profesyonel amaçlar için gelenler oranı ise yüzde 9,1. Ankete katılanların yüzde 5,7’si tedavi ve sağlık sorunlarından dolayı, yüzde 5,4’ü alışveriş için Özbekistan’ı ziyaret ettiler.

Seyahatlerinin asıl amacının arkadaş ve akrabalarını ziyaret etmek olduğunu belirten katılımcıların çoğunluğunun komşu ülkelerin vatandaşları olduğu ortaya çıktı. Kazakistan’dan yüzde 26,6, Tacikistan’dan yüzde 20,2, Kırgızistan’dan yüzde 19,2, Türkmenistan’dan yüzde 16,1.

Rusya Federasyonu vatandaşları da bu bağlamda yüzde 15,1 ile katılımcıların önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Katılımcıların yüzde 97’sinden fazlası, arkadaşlarını ve akrabalarını ziyaret etmek amacıyla Özbekistan’a geldiklerini belirtiyor.

Özbekistan’a tatil ve eğlence için gelenlerin en büyük kısmını yüzde 17,2 ile Kazakistan, yüzde 10,4 Rusya Federasyonu,  yüzde 8,5 Kırgızistan, yüzde 7,7 Çin, yüzde 5.9 Türkmenistan, yüzde 5.8 Tacikistan, yüzde 5.7 Hindistan, yüzde 4.9 İtalya vatandaşları oluşturuyor.

Analiz, yabancı vatandaşların çoğunun eğlence ve tatil için Özbekistan’a geldiğini gösteriyor. Örneğin, Hong Kong vatandaşlarının hepsi tatil, eğlence ve dinlenme için bu ülkeye geldiklerini belirtti. Avustralya’dan gelen turistler arasında bu gösterge yüzde 89,4, Hollanda yüzde 87,1, İtalya yüzde 86,3, Fransa yüzde 85,1, Büyük Britanya yüzde 84,9, Almanya yüzde 80,2, ABD yüzde 78.2, Çin yüzde 75, Güney Kore yüzde 70.3.

Özbekistan’a dini yönden önemli yerleri ziyaret için gelenler sayısı da ilginçtir. Bu turistlerin ana kısmı yüzde 33.9 ile Türkmenistan vatandaşlarıdır. Genel olarak, bu amaçla gelenlerin çoğunluğunu Orta Asya ülkeleri (Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan) ve Rusya Federasyonu vatandaşları oluşturmaktadır. Kalanları ise Asya-Pasifik bölgesi vatandaşları yüzde 15,6, Avrupa yüzde 12,8 ve yüzde 6,4 ile Orta Doğu bölgesinden gelenlerdir.

Kaynak: www.dunyabulteni.net

Devami

Kazak polis memurları yeniden yeterlilik testine tabi tutulacak

Kazakistan polisi yeni çıkan kararname sonrası yeniden değerleme testine tabi tutulacak

Kazakistan İçişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in polismemurlarının yeterliliklerinin yeniden test edilmesini öngören kararnameyi onayladığını açıkladı.

Taslağa göre, 1 Temmuz 2019’dan önce tamamlanması gereken bu tedbir Cumhurbaşkanlığı İdaresi Başkanının başkanlık ettiği komisyon tarafından yapılacak.

Komisyonun görevleri şu şekilde belirlendi:

Yeterlilik testine tabi tutulacak olanlar;

– Yerel Polis Komiteleri ve Göç Servisi Başkanları ve onların vekilleri

– Kazakistan Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı merkez bürosunun başkanları ve onların vekilleri

– Bölgelerin, başkentin, büyük şehirlerin polis dairelerinin başkanları ve bunların vekilleri

– Almata, Karaganda, Kostanay Polis Akademileri Başkanlarını, Aktobe Hukuk Enstitüsü, İçişleri Bakanlığı Eğitim Merkezi (Çimkent) başkanları ve bunların vekilleri;

– Kazakistan Cumhuriyeti içişleri organlarının merkezi denetleme komisyonu adayları

– Kazakistan Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı’nın uluslararası kuruluşlardaki ve dış ülkelerin içişleri bakanlıklarındaki temsilcileri

Bu yanında Komisyon İçişleri organları polis memurlarının olağanüstü yeniden değerleme test organizasyonu ve koordinasyonunu yönetecek.

Yeniden değerleme testinden muaf olanlar ise şu şekilde:

– Hamilelik ve ebeveynlik izninde olan kadın polis görevlileri.

– Mastera ve doktora yapan polis görevlileri. Onlar hizmete başladıklarından sonra test edilecekler.

Polis görevlileri olağanüstü yeniden değerleme testi hakkında en geç bir ay öncesinden haberdar edilmelidir. Teste girecek olan görevlinin şefi en geç 10 gün önce onun görev tanımı belgesini hazırlayacak ve kendisine bu konuda bilgi vericek.

Kaynak: www.dunyabulteni.net

Devami

Nazarbayev Dışişleri Bakanını görevden aldı

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Dışişleri, Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayisi ile Sanayi ve Altyapıyı Geliştirme bakanlıklarına yeni atamalar yaptı.

Cumhurbaşkanlığı internet sitesinde yayımlanan kararnameye göre, görevinden alınan Dışişleri Bakanı Kayrat Abdrahmanov’un yerine mevcut Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayisi Bakanı Beybut Atamkulov getirildi.

Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayisi Bakanlığına Başbakan Yardımcısı Askar Jumagaliyev, Yatırımlar ve Kalkınma Bakanı Jenis Kasımbek ise Sanayi ve Altyapıyı Geliştirme Bakanlığına atandı.

Dünya Bültenı

Devami

Orta Asya devletlerinde alfabe kargaşası

Orta Asya’da bir Alfabe kargaşası yaşanmaktadır. Bunun bölgede milli, siyasi, kültürel ve dini alanlarda sorunlara yol açacağı çok aşikârdır. Söz konusu olan sadece bölgedeki kardeş halklar ve onları yönetenlerin değil,  aynı halk ve devlet içinde iki neslin birbirine anlamasında yaşanmakta olan zorluk ve sorunlardır.

Namoz Normumin Mohammad

Milli olarak Türkistan, dini olarak da Maveraünnehir adı ile anılan Orta Asya bölgesinin Müslümanların en önemli ilmi ve kültür merkezi olduğu bir gerçektir. Ancak günümüzde Orta Asya halkları ve devletleri hem kendi hem de ortak kimliklerini tanıma konularında büyük sorunlar yaşamaktadırlar. Bu sorunların başında alfabe kargaşası gelmektedir.

Rus istilasından önce Türkistan’da Arap alfabesini esas alan Çağatay yazısı kullanılmakta idi. Bölge halklarının dilleri de aynı idi, ama lehçe farkları olması tabi olarak kabul ediliyordu. Siyasi olarak Orta Asya 3 mahalli devlete bölünmüştü: Kuzeyde Hokand hanlığı, güneyde Buhara Emirliği ve batıda Hiva hanlığı.

Çarlık Rusya’sı 19. Yüzyılın ortalarından başlayarak Türkistan’ı kendi sömürgesine çevirdikten sonra bölge halklarının alfabesine müdahale etmemişti. Ama Rusların siyasi otoritesinin bölgede zorla yerleştirilmesi, onlarla yapılan ticari ve kültürel ilişkiler Türkistanlı Müslümanların kimliklerini olumsuz etkilemeye başlamıştı.

Lenin ve işbirlikçilerinin 1917 yılının Ekim ayında gerçekleştirdiği ihtilal zamanında Orta Asya’da onları destekleyen gruplar bulunmakta ve bu mahalli işbirlikçiler Bolşeviklerin şiarlarını kırmızı bayraklara Çağatay yazısı ile yazarak taşıyorlardı.
1924 yılına gelindiğinde SSCB kurulmuş, Türkistan adı kaldırılmış, bölge Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, son olarak da Tacikistan Cumhuriyeti kurularak 5 mahalli Sovyet Cumhuriyetlerine ayrılmıştı. Aynı yılda Çağatay yazısı Sovyet hükümeti tarafından iptal edilerek Orta Asya’da Latin yazısı uygulamaya konmuştu.

Daha sonra Sovyetler Orta Asya haklarına sadece kendi komünist fikirlerini empoze etmekle yetinmeden, Rus şovenizmini de yaymaya başladı. Bu amaçla geçen yüzyılın 30’lu yıllarında Orta Asya’da Rus Kiril alfabesi uygulamaya konuldu. Neticede Türkistanlı Özbek, Kazak, Kırgız, Türkmen ve Taciklerin milli ve dini kimliği esastan tahrip edildi. Zaten Lenin, daha sonra Stalin tarafından yönetilen komünist rejimin ana amacı yerli halklardan suni de olsa ateist inanca ve yaşama sahip Sovyet insanını yetiştirmek idi. Daha sonra Sovyetlerin bu girişimini ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov “mankurtlaştırmak” olarak nitelendirecekti…

1990 yılından başlayan bağımsızlık süreci Orta Asya devletlerinde alfabe konusu ve sorununu yeniden gündeme getirdi. Burada en çabuk davranan bağımsızlıkla beraber Latin alfabesine geçen Türkmenistan oldu. Özbekistan da Latin yazısına geçme kararı aldı ama bu adım Kerimov dikte rejiminin tüm kararları gibi uygulamada başarı göstermedi. Ancak 2016 yılında Kerimov’un ölümünden sonra bu alandaki kargaşaya son verilmesi gündeme geldi. Şimdi Özbekistan’da teklif edilen Latin alfabesi yazısında Türkiye’de kullanılan yazıdaki “ş”, “ç” harflerinin kullanılması öngörülmektedir.

Kazakistan’da Latin alfabesine geçiş söz konusudur ve bu sürecin 2025 yılında tamamlanması beklenmektedir. Ancak Kırgızistan ve Tacikistan Rus Kiril alfabesinden vazgeçmeye niyetli değiller. Latın alfabesine geçen ya da geçmekte olan Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan’ın yeni yazılarında da farklılıkları görmek mümkündür.

Sonuçta şu anda Orta Asya’da bir Alfabe kargaşası yaşanmaktadır. Bunun bölgede milli, siyasi, kültürel ve dini alanlarda sorunlara yol açacağı çok aşikârdır. Söz konusu olan sadece bölgedeki kardeş halklar ve onları yönetenlerin değil,  aynı halk ve devlet içinde iki neslin birbirine anlamasında yaşanmakta olan zorluk ve sorunlardır. Örneğin, Kiril yazısında eğitim alan 40 yaşın üzerindeki insanlar yeni Latin yazısını okumak ve anlamakta sorunlar yaşamaktadır. Daha genç insanlar ise Kiril yazısı ile aynı sorunlarla karşılaşmaktadırlar.

Beklenen Orta Asya’daki beş devlet  yetkililerinin alfabe konusunda bir koordinasyon çalışmasını yola koymaları ve bu alanda ortak hareket etme girişimlerini açıklamalarıdır.

Namoz Normumin MOHAMMAD – Türkistander Genel Başkan Yardımcısı

Devami

Çin’in Uygurlara karşı enformasyon savaşı

Çin, Batı dünyası tarafından kendisine uygulanan ve şikayet ettiği enformasyon savaşının enstrümanlarını Doğu Türkistan’a karşı uyguluyor.

Rusya’nın, ABD’nin 2016 başkanlık seçimlerine şaibe karıştırdığı iddiasından, Çin’in Avustralya’daki ve ABD’deki etki operasyonlarına kadar, ‘politik ve stratejik hedeflerin peşindeki enformasyon manipülasyonunun’ günümüz uluslararası güvenliğin temel dinamiği haline geldiği açık.

Uluslararası siyasi arenada “Bilgi savaşı” (IW) etiketi altında geniş operasyonlar dizayn ediliyor. Algılar üzerinde etki sahibi olmak ve hedeflenen kitlenin karar verme sürecini ele geçirmek gibi.

Çin, ülkenin bilgi alanındaki savaşında Tayvan gibi uzun zamandır devam eden uluslararası ihtilafın yanı sıra Güney Çin Denizi ve Hindistan ile olan toprak anlaşmazlıkları konusunda da üç yoldan saldırıya uğruyor. Bu saldırılar; Kamuoyu, psikolojik ve yasal savaş.

Ancak aynı Çin, kendisine karşı oynanan bilgi savaşına karşı koymak için aynı şekilde kendisine uygulanan stratejinin unsurlarını kullanarak Sincan Uygur Özerk Bölgesiolarak adlandırdığı Doğu Türkistan‘daki Uygur Müslümanları ile uğraşıyor.

Çin, Sincan’daki baskısını arttırmasına gerekçe olarak, Sincan ve Uygur terörizmi iddiasıyla yabancı ülkelere yönelik bilgi savaşı statejisini de yoğunlaştırdı.

Örneğin, 9/11 ( ABD’de  İkiz Kuleler’e gerçekleştirilen 11 Eylül saldırısı) saldırısından bu yana geçen yıllarda Şangay İşbirliği Örgütü’nün (SCO) merkezi bir gündemi olarak “terörle mücadeleyi” içine aldı, örgütlenme büyük ölçüde düzenli ortak terörle mücadele tatbikatlarına ve yargı işbirliğine odaklandı. Şüpheli “teröristlerin” iadesi ve bilgi paylaşımı da bunun en önemli ayağı oldu. Tabi burda Çin’in terörist diye adlandırdıklarının kimler olduğu ise tartışma konusu.

Çin’in medya savaşı aktörleri

Pekin, China Daily, Xinhua ve Global Times of Business gibi devlet medyasında istikrarlı bir şekilde Batı medyasının Sincan (Xinjiang)’daki baskı haberlerine karşı refleks geliştirdi. Batı ile medyada kamuoyu savaşına giren Çin, örneğin Mart 2014 Kunming terörist saldırısından sonra, China Daily, Batı’nın terörle ilgili “çifte standart” ını reddeden bir makale yayınladı .

Çin’in kitlesel “yeniden eğitim kampları” hakkındaki bilgiler uluslararası kamuoyuna ulaştığında, Sincan’daki durumla ilgili “dezenformasyon” olarak gördüğü haberlerle mücadele etmek için medya platformlarında bir dizi farklı anlatı yaymaya başladı.

Global Times 26 Temmuz 2018 tarihinde “ Gözetim, Bastırma ve Kitlesel Gözaltı” adıyla bir makale yayınladı. Çin hükümetinin uyguladığı politikanın aslında Sincan’ın güvenlik durumunu “geri döndürdüğü” ve “Sincan’ın Çin’in Suriye veya Libya’sı” olmasını engellediğini bu yüzden de haklı olduğunu yazdı. Ayrıca, “bölgedeki barışı ve istikrarı korumanın hem hükümetin hem de halkın çıkarlarına olduğu belirtildi.

China Daily ise 14 Ağustos tarihli bir makalede Çin’in Sincan’da uyguladığı politikanın ve güvenlik önlemlerinin yabancı medya tarafından yanlış yorumlandığını veya hatta abartıldığını vurguladı. Makaleya göre bu abartı; cehalet ve bölgeyi Çin’den ayırma ve bağımsız bir ülkeye çevirme üzerine eğilmiş Uygur diasporasında yer alanların yaydığı yanlış öykülerin sonucuydu.

İdeolojik totalitarizm ve Mao dönemi

Yaşananlar Çin siyasi kültüründe derin kökleri olan ideolojik totalitarizm dönemlerini hatırlatıyor. 1950’lerde Mao Zedong altında kurulan yargısız “düşünce reformu” kurumlarına geri dönüş.

Çin’in bilgi savaşı stratejisinin unsurlarını Sincan’da uygulaması, Çin Komünist Partisi (ÇKP)’nin “sosyal istikrar” a engel olarak gördüğü Uygurca’nın dini ve kültürel tezahürlerini hedefleyerek önleyici bir işleve hizmet etti.

Şanghay İşbirliği Örgütü Nedir ?

Şanghay İşbirliği Örgütü veya bilinen adlarıyla Şanghay Beşlisi ve Şanghay Paktı, Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın 1996 yılında oluşturdukları uluslararası bir örgüt. 2001 yılında Özbekistan’ın katılımıyla üye sayısını altıya çıkarttı. İran, Hindistan, Pakistan ve Türkiye için üyelik hala tartışma aşamasında.

Kaynak: www.dunyabulteni.net

Devami