ÇÖL OLAN GÖL YA DA ARAL GÖLÜNÜN FACİASI (4)

ARAL GÖLÜNÜN FACİASI

DÖRDÜNCÜ YAZI

BAĞIMSIZLIK ÇİLELERİ

YAZININ ÖZETİ

Memleket yönetimi kendinin gösterişte olsa bile özgürlüklerden yana olduğunu ortaya koymaya çalıştı. Bu şekilde 1991 yılın sonunda Özbekistan’da muhalefette olan ERK partisinin lideri Muhammed Salih’ın katıldığı bir Cumhurbaşkanlığı seçimi gerçekleştirildi. Seçimin favorisi memleket yönetimini ve bütün medya kurumlarını elinde bulunduran İslam Karimov idi. Buna rağmen seçim yarışının başa baş gittiği bir gerçekti. Onun için önce muhalefet adayının oyları yüzde kırk oranlarında açıklandı. Sonradan bu oran resmi olarak yüzde 12 yakın bir rakam olarak belirtildi. Bu seçime hile karıştığında kimsenin şüphesi yoktu.

Sovyetler Birliğinin dağılması insaniyet tarihine şaşırtıcı, yani sürpriz bir olay olarak geçmiştir. Hele Orta Asya halklarının bağımsızlığı bölgede yaşayan insanların rüyasına bile girmemiş denilse yanlış olmayacaktır. Çünkü bölgede komünist baskı son ana kadar devam ettiği gibi mahalli komünist yöneticiler Moskova onları geri çevirse bile kendi bağımsızlıklarını değil, Sovyetlerin varlığının korunması için çaba göstermişlerdir. Örneğin, Baltık Cumhuriyetlerinin ve başka halkların milletvekilleri son Sovyet parlamentosunun oturumlarına katılmayı reddederken, Orta Asya milletvekilleri parlamentonun boş koltuklarında olmayacak oturumu beklemekte idiler.

Gorboçov’un başlattığı “Perestroyka”  (yeniden oluşum) ve “Glasnost” (Açıklık, fikir özgürlüğü) siyaseti Baltıklarda, Kafkaslarda, Doğu Avrupa’da, hatta Rusya’nın kendi içinde geniş yankı bulurken Orta Asya cumhuriyetleri bu konuda derin uykuda idiler. Ancak Sovyetlerin dağılmasına doğru örneğin Özbekistan’da 1989 yılda ilk milli hareket olan “Birlik” ortaya çıkmıştır. Maalesef, bu hareket doğar doğmaz kendi içinde çelişkiler yaşamış ve sonradan parçalanmıştır. Tacikistan’da başlayan milli uyanma hareketi İslam taraftarları ve komünist hükümetin kavgasına dönüşmüş ve bu şekilde başlayan iç savaşta yüz binlerce insan öldürülmüştür.

Sovyetler Birliğinin dağılmasını istemeyen komünist rejim 1991 Mart ayında halk oylamasına gitti. Baltık Cumhuriyetleri Litvanya, Latvia ve Estonya halkları oylamaya katılmayı reddederken, Birliğin korunması için yüzde yüze yakın oy oranları Orta Asya bölgesinde görünmüştür. Ben bu olayların bizatihi şahidi olarak bunları yazıyorum. O zor dönemlerde Özbekistan’ın güneyinde vatanimizin bağımsızlığı için az olsa da gayret etmeye çalışıyorduk. ERK partisinin hazırladığı bağımsızlık broşürünü insanlara dağıttığımız için yerli komünist yöneticilerin çeşitli baskılarına maruz kalmıştık. Böyle durumlarda zalimlerin kullandığı yöntem düzen muhaliflerini çalıştıkları iş yerlerinden kovarak onları ve ailelerini aç bırakmaktan ibaretti. Çünkü bütün iş yerleri devletin kontrolünde olduğundan iş yerinden atılanların bunu yapanlara karşı koyacakları hiçbir şey yoktu.

Sovyetlerin gittikçe zayıfladığını gören aşırı komünist güçlerin buna karşı bir şeyler yapması gerekirdi. Nitekim Sovyetlerin üst askeri ve istihbarat (KGB) yetkilileri Gorboçov’un yardımcısı Yanaev başkanlığında bir cunta oluşturdular. Bu hain cunta ortaya çıkar çıkmaz Sovyetler Birliği hududunda iktidara el koyduğunu ilan etti. Cunta yönetimi Gorboçovu Kırım’da bir evde hapse attılar. Olay bütün dünyada geniş yankı bulurken, özgürlükten yana olan herkes cuntaya itaatsizlik bildirileri yayınladı. Ancak olay karşısında şok yaşayan Orta Asya Cumhuriyetlerinin komünist yöneticileri cuntaya destek çıkmada gecikmediler. Hatta mahalli rehberlerden birinin o tehlikeli günlerde “Bizim olağanüstü yönetimin (cuntanın) direktiflerini yerine getirmemize gerek yok. Çünkü bu sıkı direktifleri bizler önceden uygulamaktayız” dediğini asla unutamam. Komünist cunta o zamanlar Rusya yönetiminin başında olan Boris Yeltsin’nin girişimleri ile üç günde son buldu. Gorboçov özel uçakla Moskova’ya getirilirken Rusya, Ukrayna ve Belarus önderleri Minsk’da bir araya gelerek Sovyetler Birliğinin yerine Bağımsız Devletler Birliğinin tesis edildiğini ilan ettiler. Milli bağımsızlıktan yana olan bizler sevinçten gözyaşları dökmekte idik. Gorboçov durumu kurtarmak için gayret ediyordu. Bir de cuntayı destekleyenlerden intikam alınması söz konusu idi. İntikam alınacakların başında ise Orta Asya cumhuriyetlerinin liderlerinin olması şüphesizdi. İşte Gorboçov’un intikamından kurtulmak için bu liderler bir biri ardına kendi cumhuriyetlerinin bağımsızlığını ilan etmek mecburiyetinde kaldılar. Yani onlar bunu vatanlarını sevdikleri için değil, kendi canlarını kurtarmak için yaptılar…

Vatanımızın bağımsızlığından yana olan bizler sevinçten havada uçuyorduk. Artık bizim de öz vatanımız vardı. Artık milli değerleri yaşama koyma zamanı gelmişti. Olanlardan şokta olan komünist yönetim ne yapacağını şaşırmıştı. Ama yine de uyanık idiler. Artık komünizmin ömrünün bittiğini bildikleri için mensubu oldukları partinin adini Halk Demokratik Partisi olarak değiştirdiler. Bağımsızlığın çilesini bizler çektik ama bir anda eski komünist yeni halk demokratları kendilerini bağımsızlık kahramanları ilan ettiler. Bu arada bizlerin de omuzlarımıza dokunarak siz ne kadar haklı imişsiniz diyen eski komünist önderler de vardı. Bundan dolayı mesela Özbekistan’da rejim muhalifi olan ERK ve BİRLİK teşkilatlarına resmi faaliyette bulunma izni verilmişti. Hatta ERK partisinin gazetesi yüz bine kadar satıyordu. Memleketin güneyinde muhalefet yayını olan “Adalet” adında gazete piyasaya çıkmıştı…

Memleket yönetimi kendinin gösterişte olsa bile özgürlüklerden yana olduğunu ortaya koymaya çalıştı. Bu şekilde 1991 yılın sonunda Özbekistan’da muhalefette olan ERK partisinin lideri Muhammed Salih’ın katıldığı bir Cumhurbaşkanlığı seçimi gerçekleştirildi. Seçimin favorisi memleket yönetimini ve bütün medya kurumlarını elinde bulunduran İslam Karimov idi. Buna rağmen seçim yarışının başa baş gittiği bir gerçekti. Onun için önce muhalefet adayının oyları yüzde kırk oranlarında açıklandı. Sonradan bu oran resmi olarak yüzde 12 yakın bir rakam olarak belirtildi. Bu seçime hile karıştığında kimsenin şüphesi yoktu.

Bu günlerde Tirmiz şehir yönetiminde gerçekleşen bir toplantı hatıramda canlı duruyor. Şehir yönetimi artık kendi toplantılarına biz muhalifleri davet etmeye başlamıştı. Ben toplantıda şehir merkezindeki Lenin heykelini ortadan kaldırılmasını teklif etmiştim. Toplantı salonunda çoğunluk eski komünistlerden ibaretti. Onlar hep beraber üzerime yürüdüler ve beni âdete linç etmek istediler. Onlara göre ben bu komünist kafaların ilahına hakaret etmiştim. Polis beni bu mankurtların elinden zor kurtarmıştı. Toplantıyı yöneten şahıs beni sapıklıkta suçladı. Aradan çok zaman geçmeden yine de Lenin heykeli şehir merkezinden indirildi. Heykelsiz daha doğrusu putsuz yaşamaya alışamayan kafalar bu defa  Lenin’ın heykelinin yerine imam Tirmizi’nin heykelini diktiler. Biz doğal olarak buna da itiraz ettik. Eski komünistlerin cevabi şöyle oldu: “Siz muhalefet zaten sapıksınız. Sizler Lenini sevmediğiniz gibi kendi büyüğümüz olan imam Tirmizi’yi de sevmiyorsunuz”. O günlerde olduğu gibi bugün de bu mankurtlara İslam dininin en önemli isimlerinden biri adına heykel dikmek sapıklık olduğunu anlatmak nafiledir…

Bağımsızlıkla gelen yarı özgürlük kısa sürede sona erdi. 1993 yıldan itibaren memleketteki bütün muhalif hareketler ve onların yayınları yasaklandı. Hükümete itaat etmek istemeyenler tutuklama ya da polis dayağı ile korkutulmaya çalışıldı. Bu şekilde zamanımızın en acımasız diktatörlük rejiminin temelleri atılıyordu. Yüzlerce sene özgürlük bekleyenlere hapishane ya da hicret yolları görünmeye başlamıştı. İşte bu şartlar altında ben on sekiz sene önce “Merhaba Türkiye” demeye mecbur kalmıştım…  (Devam edecek)

BIRINCI YAZI: https://turkistanlilar.com/col-olan-gol-ya-da-aral-golunun-faciasi/

İKİNCİ YAZI: https://turkistanlilar.com/col-olan-gol-ya-da-aral-golunun-faciasi-2/

ÜÇÜNCÜ YAZI: https://turkistanlilar.com/col-olan-gol-ya-da-aral-golunun-faciasi-3/

Devami

ÇÖL OLAN GÖL YA DA ARAL GÖLÜNÜN FACİASI (3)

ARAL GÖLÜNÜN FACİASI

ÜÇÜNCÜ YAZI

KOLHOZ VE SAVHOZ ESARETİNDE

YAZI ÖZETİ

Oysa 1960 yıllardan başlayarak Özbekistan bağımsızlığını ilan edene kadar istisnasız bütün Özbek halkı Sovyetlerin pamuk planını yerine getirmek için çalışmışlardır. Pamuk toplama dönemi olan sonbaharda Özbekistan’da bütün iş yerleri, okullar, üniversiteler kapatılarak milletin bütün üyeleri kızıl milis kontrolünde pamuk tarlalarında çalışmaya zorlanmıştır. Bu çalışma şartlarının faşistlerin gettolarından hiç farkı yoktu. Öyle ki bazı pamuk toplayanlara iş ücreti verilmediği gibi devletin borçları bu insanların cebinden ödenirdi. Bu şartlarda çalışanların mükâfatı ise devletin pamuk planı yerine getirildikten sonra Komünist Parti yönetiminin teşekkür mektubunu dinlemeleri idi.

Sovyetler kendi düzenlerini şu üç esasa dayandırmışlardı: Bu esaslar Ateizm, yani dinsizlik, Proleter düzeni; yani işçi ve çiftçi iktidarı ve son olarak özel mülk yerine devlet mülkünün tesisidir. İşte Aral gölünün felaketi böyle bir vahşi düzenin neticesi demek gerçeği tam olarak yansıtmaktadır. Gerçi Sovyet rejiminin Türkistan topraklarında ki tesisi Rus baskıncılarına o kadar da kolay olmamıştır. 20. Yüzyılın başlarında Türkistan bölgesinde kendilerini Cedidciler (yenilikten yana olanlar) diye tanıtan aydınlar grubu faaliyette bulunmuşlardı. Bunlar arasında imamlar,  şairler ve başka aydınlar vardı. İmam Mahmut Hoca Behbüdi, şair Çolpan Cedidcilerin en ileri gelenlerindendir. Çolpan’ın “Kişen giyme, boyun eğme ki sen de hür doğmuşsun” şiiri bu aydınların şiarı idi. Bununla beraber 1918 yılında Kokand’da Özerk Cumhuriyet ilan edilmişti. Ancak Sovyetlerin planlarında Çarlık Rusya’nın mazlum halklarına özerklik verme niyetleri yoktu. Kokand Özerk Cumhuriyeti vahşi şekilde bastırıldıktan sonra bölgede bağımsızlık için mücadele eden silahlı gruplar ortaya çıkmaya başlar. Ruslar kendi baskıcı rejimlerini gizlemek için bu milli mücadelecilere “Basmacı” adını verirler. Bu milli mücadele hareketi bütün Türkistan bölgesinde ikinci dünya savaşının başlamasına kadar devam eder. Öte yandan zorba Stalin halkı kolektif çiftliklerde toplamak için harekete geçer. Bunun için bölgede suni açlık meydana getirilir ve Türkistan halkı adete açlıktan kırılır. Sadece günümüzdeki Kazakistan hudutlarında ölenler sayısı üç milyonu aşmaktadır. Sovyetlerin en korkunç uygulaması idare ettikleri insanları Kolhoz ve Sovhoz adını verdikleri devlet çiftliklerinde köle olarak çalıştırmaktan ibaretti. Ekmeksiz ve çaresiz kalan halk Stalin’in kolhoz ve savhozlarına üye olarak canını kurtarır. Stalin bununla yetinmez. Yerli halkın dini, dili ve milli medeniyeti esasından yok edilir. Mescitler kapatılır ya da kolhozların depoları haline getirilir. Kur’an alfabesi yerine Rus alfabesi tesis edilir. Milli his ve heyecan taşıyan bütün aydınlar yok edilir.

İkinci dünya savaşında Türkistanlılar Sovyet Kızıl Ordu saflarında Hitler’in faşist askerlerine karşı savaşırlar. Ancak onlardan bir kısmı Alman ordusuna teslim olduktan sonra Türkistan ordusunu kurarak Sovyetlere karşı koyma için çabalar. Savaş sırasında zor günler geçiren Ruslar Orta Asya şehirlerine taşınmaya başlarlar. Yerli halkın misafirperverliği onları adete mest eder. Bu sebepten dolayı onlar Taşkent’e “Ekmek şehri” adını verirler. Ancak Ruslar buralara yerleşmekle beraber yerli halkı manevi yönden yok etmeyi de ihmal etmezler. Onların kendilerine has olan vurdumduymazlık, ahlaksızlık, hayâsızlık, alkol bağımlılığı gibi özelliklerini yerli insanlara aşılamaya başlarlar. Rus dili yerli halka ana dili gibi öğretilir. Neticede örneğin Kazaklar ve Kırgızların nerede ise hepsi ana dillerinde okuyamaz ve konuşamaz hale gelir.

İkinci dünya savaşından sonra başta Amerika olmak üzere batı ve doğu blokları arasında “soğuk savaş” dönemi başlar. Böyle savaş karşıt taraflar arasında silahlanma yarışına döner. Taraflar özellikle nükleer silah üretiminde birbirini geçmeye çalışırlar. Buna ABD ve SSCB arasında uzaya roket ve mekik gönderme yarışı eklenince taraflar ekonomik sıkıntıya girerler. İşte bu nedenden Sovyetler Birliği yönetimi Orta Asya’da pamuk üretimini artırma kararı alır. Pamuk üretimi örneğin Özbekistan’da altı milyon tona kadar yükseltilir. Bu ancak Aral gölünü su ile besleyen Amu Derya ve Sir Derya nehirleri üzerinde su barajları inşa etmekle mümkün olabilirdi. Neticede Aral gölü suyu şiddetli şekilde çekilmeye başlar. Böylece göl suyu oranı 1960’larda senede yaklaşık 20 cm, 1970’lerde senede 50-60 cm ve 1980’lerde senede 80-90 cm azalır. 1989’da ise Aral Gölü ikiye ayrılır: Göçük göl (kuzey) ve Büyük göl (güney).

Sovyetlerin son döneminde yaşlı liderlerin ölümü ile iktidara yeni gelenler kendilerini temize çıkartmak için Özbekistan’da “Pamuk Dosyası” adında yerli yöneticileri ve aydınları yok etme projesini ortaya atarlar. Özbekistan Komünist Partisinin o zamanlardaki başkanı, onun yardımcıları, sayısızca il, ilçe, kolhoz ve sovhozların liderleri hapse atılır. Özbeklerin hepsi rüşvet verme ve almada suçlanır. Yani Özbeklerin milli gururu kuruyan Aral gölünün dibine gömülmek istenmiştir.

Oysa 1960 yıllardan başlayarak Özbekistan bağımsızlığını ilan edene kadar istisnasız bütün Özbek halkı Sovyetlerin pamuk planını yerine getirmek için çalışmışlardır. Pamuk toplama dönemi olan sonbaharda Özbekistan’da bütün iş yerleri, okullar, üniversiteler kapatılarak milletin bütün üyeleri kızıl milis kontrolünde pamuk tarlalarında çalışmaya zorlanmıştır. Bu çalışma şartlarının faşistlerin gettolarından hiç farkı yoktu. Öyle ki bazı pamuk toplayanlara iş ücreti verilmediği gibi devletin borçları bu insanların cebinden ödenirdi. Bu şartlarda çalışanların mükâfatı ise devletin pamuk planı yerine getirildikten sonra Komünist Parti yönetiminin teşekkür mektubunu dinlemeleri idi.

Böyle manzara Sovyetler döneminde Orta Asyalı insanların ne derecede köleleştirildiğini göstermektedir. Bu zaman diliminde Türkistanlıkların dini ve milli değerleri ayaklar altına alınmış ve buranın insanları ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un dediği gibi mankurtlar haline getirilmek istenmiştir. İnsanları ilk olarak mankurtlaştıran Moğollar savaş esiri aldıkları Türkleri ülkesine götürerek belirli bir işleme tabi tutardı. Bu işlem esirlerin başına kadar toprağa gömülmesiyle başlar sonra esirin kafası kazınırdı. Bir manda veya deve derisiyle kafa çevrildikten sonra güneşe bırakılırdı. Zamanla genleşerek eriyen deri esirin beynini zedeler ve hafıza kaybına yol açardı.
Bu işlemden esirlerin çok azı sağ olarak kurtulabilirdi. Daha sonra hafızasını kaybeden Türk, Moğollarca yetiştirilir ve savaşlarda en ön safta Türklere karşı kullanılırdı.

İşte Sovyet döneminin komünist rejimi Orta Asya halklarını buna benzer bir şekilde mankurtlaştırmıştı. Bundan dolayı bölge halkı dinini, milli değerlerini yitirdiği gibi kendilerini de tanımayacak dereceye geldiler. İnsanlar Lenin ve Stalin’in putlarına taparken mutlu şekilde şarkılar söylediler. Aydın ve yazar sıfatlarını taşıyanlar Sovyet rejimi için methiyeler yazdılar. Bu eserlerinde onlar Rusya’nın kendi vatanları olduğunu iddia eder derecesinde ileri gittiler. Bölge insanları toplumda önemli yere gelebilmek için Komünist parti üyesi olmakta yarıştılar. Okullarda çocukların bu partinin gençlik kollarına kayıtları yaptırıldı.

Yetmiş yıllık komünist zülüm sadece Aral gölünü yok etmekle yetinmedi. Bu zamanda yaşayan insanların bir kısmı katliama maruz kaldığı gibi geride kalanlar manen öldürüldüler. Bu vahşi rejimin sonunda ortada suçlanacak kimse kalmadı. Rejimin düşmesi ile Sovyetlere çalışan mahalli komünist liderler bağımsızlık kahramanlarına dönüştüler…(Devam edecek)

 

BIRINCI YAZI: https://turkistanlilar.com/col-olan-gol-ya-da-aral-golunun-faciasi/

İKİNCİ YAZI: https://turkistanlilar.com/col-olan-gol-ya-da-aral-golunun-faciasi-2/

Devami

ÇÖL OLAN GÖL YA DA ARAL GÖLÜNÜN FACİASI (2)

 

ARAL GÖLÜNÜN FACİASI

İKİNCİ YAZI

CEYHUN VE SEYHUN’UN TANIDIKLARI

YAZI ÖZETİ

Orta Asya halklarının gerçek istidadı Allah’ın (cc) Kur’an-ı Kerimi indirmesi ve peygamberler sonuncusu Hazreti Muhammed in (Sav) getirdiği İslam dininin dünyaya yayılması ile ortaya çıkar. İmam Buharı ve İmam Tirmizi gibi meşhur hadis bilginleri Maverünnehre ölçülmeyecek derecede meşhurluk getirmiştir. Maverünnehir bölgeye gelen ilk Müslümanların Orta Asya, daha doğrusu şimdiki Özbekistan hududuna verdikleri isimdir. Bilindiği gibi imam Buharı ve imam Müslim’in sahih hadisleri Peygamberimizin Hazreti Muhammed in (sav) Sünnetinin uygulanmasında en güvenilir kaynak olarak kabul görmüştür.

Orta Asya vadiler, dağlar, nehirler ve çöller ülkesidir. Dünyanın en yüksek dağlarından biri olan Tiyanşan dağı burada yer almaktadır. Karakum ve Kızılkum çölleri bölgeni kuşatmış durumdadır. İşte Seyhun (Sir Derya) ve Ceyhun (Amu Derya) nehirleri bu dağlardan başlar ve sözünü ettiğimiz çölleri yararak eski gönlerde Aral gölüne kadar uzanırlardı. Bu iki nehir onları kuşatan dağlar ve çöller gibi bölge tarihine canlı tanıklık etmektedirler.

Timur soyundan gelen Özbeklerin meşhur padişahî ve yıldız bilimcisi (astronomi) Mirza Uluğ bey aynı zamanda tarih konusunda bir âlim idi. Uluğ Bey Dört Ulus tarihi kitabında Orta Asya halklarının tarihini Nuh (as) zamanına kadar inceler. Buna göre bölge halkları Hz. Nuh’un oğullarından birinin soyundan türemiştir…

Tarihi bilgiler Orta Asya çöllerinde at koşturan üç büyük hükümdarı zikreder. Bunlar Atilla, Cengiz Han ve Timur’dir. İşte Orta Asya’nın yakın tarihi bu üç isim ve onların yaptıkları üzerinde yoğunlaşır. Bir de meşhur Çın duvarının inşası Orta Asya’da yaşayan yiğit kişilerin kimliğini tarif eden tarihi bir hüccettir. Bu insanların bahadırlığı o derecede olacak ki düşmanları onlara karşı Çin seti gibi bir duvar yapmak mecburiyetinde kalmışlardır.

Orta Asya halklarının gerçek istidadı Allah’ın (cc) Kur’an-ı Kerimi indirmesi ve peygamberler sonuncusu Hazreti Muhammed  in (Sav) getirdiği İslam dininin dünyaya yayılması ile ortaya çıkar. İmam Buharı ve İmam Tirmizi gibi meşhur hadis bilginleri Maverünnehre ölçülmeyecek derecede meşhurluk getirmiştir. Maverünnehir bölgeye gelen ilk Müslümanların Orta Asya, daha doğrusu şimdiki Özbekistan hududuna verdikleri isimdir. Bilindiği gibi imam Buharı ve imam Müslim’in sahih hadisleri Peygamberimizin Hazreti Muhammed in (sav) Sünnetinin uygulanmasında en güvenilir kaynak olarak kabul görmüştür.

Yine Maverünnehir dünya ilminin gelişmesinde büyük rol üstlenen Ebu Rayhan Biruni ve el-Harezmin’in vatanıdır. Bu âlimler Cebir ve Matemik gibi ilimlerinin gelişmesine önemli katkıda bulunmuşlardır. Bu bölge İslam dininde sonradan ortaya çıkmış tasavvuf ve tarikatların da başlangıç noktasıdır. Tasavvufi düşünceleri ilk ortaya çıkaranlarda biri hadis âlimi Ebu İsa Muhammed Tirmizi’in hemşehrisi  Hakim Tirmizi’dir. Tasavvufun en meşhur isimlerinden biri Şah-ı Nakşibendî  Semerkant lıdır. Hanefi mezhebinde akide imamı olarak kabul edilen İmam Maturudi de bu şehir ehlindendir.

Ceyhun ve Seyhun ortasında dünyanın en meşhur ve kadim şehirlerinden Semerkant, Buhara, Taşkent, Hiva yer almaktadır. Bu iki nehir bunun gibi şehirlerin ve ismi zikir edilen zatların hayatına tanık olduğu gibi Orta Asya’da çeşitli zamanlarda yaşanan savaşlara da tanıklık etmişlerdir.  Burada kılıç oynatanların en meşhurları Atilla, Cengiz Han, Timur ve onun torunu Babur Şah ve Özbek hanlarından Şaybani Hanlardır.

Timur yetmiş yıllık ömründe kendi adi ile tanınan büyük bir imparatorluğu kurmayı başarmıştır. Onun devleti kuzeyde Sibirya ormanlarına, batıda Volga nehrine, güneyde Anadolu ve Mısır topraklarına kadar uzanmıştı. Timur ve Osmanlı padişahî Beyazıt arasında yaşanan Ankara savaşı Müslümanlar açısından gerçek bir trajedidir. Timur’dan sonra onun oğulları Orta Asya’da merkezleşen devleti korumayı başarmamışlardır. Timurilerin en meşhurlarından Babur Şah’ı Özbek Hanı Şeybani Han Orta Asya’nın güneyine çekinmeye zorlamıştır. Bir daha ana vatanına dönemeyen Babur Han daha sonra Hindistan’da kendi imparatorluğunu kurmaya muvaffak olmuştur.

16. Yüzyılda Orta Asya coğrafyasında birbiri ile çekişen üç beylik meydana gelmişti. Bunlar Buhara Emirliği, Hiva ve Kokandhanlıkları idi. Timuriler bölgeyi terk etmek mecburiyetinde kaldıktan sonra buraları Daşti Qipçoq topraklarından gelen Muhammed Şaybani Han ve onun varisleri yaklaşık yüz yıl yönetmişlerdir. Çöl kültürü ve adetleri ile yaşayan bu beylerin Orta Asya medeniyetine fazla katkı sağladıkları söylenemez.  17.yüz yılın başlarında Buhara’da mahalli kabilelerden Aştarhaniler kendi iktidarını kurdular. Yüz elli sene iktidarda kalan bu sülalenin de hiçbir marifeti söz konusu değildir. Yaptıkları iş küçük beylerin kendi aralarında kavgaları idi. Bunun delili Aştarhani hanlarından ikisinin tahttan indirilmesi ve dördünün ise suikasta kurban gitmesidir. Bir müddet İranlılar baskınına maruz kalan Buhara’da 1747 yılında Mangit kabilesinden Muhammed Rahim kendi hâkimiyetini ilan etti. Buhara bu şekilde 1920 senesine kadar sürecek olan Emirliğe kavuştu.

Hiva   hanlığı 16. Yüzyılda Orta Asya’nın güney batı topraklarında ortaya çıkmıştır. Harezm’ın yani sıra Kuzey Horasan ve Karakum Çölü‘ndeki Türkmen kabilelerinin yaşadıkları bölgeleri de sınırları içine katmıştır. 17. yüzyıl başlarında merkezi yönetimin otoritesinin zayıflaması hanlığı bağımsız beyliklerden oluşan bir yapıya dönüştürmüş ve bu dönemde özellikle kuzeydeki sulanabilir tarım arazileri terk edilmiş, şehir kültürü ortadan kalkmaya yüz tutmuştur. Bu dönemdeki ekonomik zayıflık sonucu olarak hanlığın kendi parası olmamış ve 18. yüzyıl sonlarına dek Buhara Hanlığı paraları kullanılmıştır.

Kokand hanlığı 1740 – 1876 yılları arasında varlığını sürdürmüş olan Özbek devletidir. Buhara Hanlığı (Buhara Emirliği) ve Hive Hanlığı ile birlikte “Özbek Hanlıkları” olarak anılmıştır.
Hanlık 19. yüzyıl‘ın ikinci yarısında yine komşu bir Türk Devleti olan Buhara Hanlığı ile yaşanan çatışmaların da etkisi ile iyice zayıfladı. Sadece Taşkent şehri 1840-1865 arasında iki hanlık arasında yedi kez el değiştirdi. Bu zayıflıktan ötürü diğer hanlıklar gibi Kokand Hanlığı da 1860’ların başından itibaren Orta Asya Türk hanlıklarının üzerine askeri harekât düzenleyen Rusya‘nın karşısında duramadı.

24 Ekim 1862’de ilk olarak Kırgızistan‘ın bugünkü başkenti Bişkek eski adı Pişpek (eskiden kucuk yerleşim birimi) düştü. 15 Haziran 1864’te Yesi, 19 Haziran’da da Evliya-Ata şehri Rus işgaline girdi. 7 Mayıs 1865’te Taşkent yakınlarındaki meydan savaşında Alem Kul komutasındaki Kokand ordusu Rus ordusu karşısında dağıldı. Bunun üzerine General Çernayev komutasındaki Rus ordusu 16 Mayıs 1865’te Taşkent’e savaşsız girdi. Taşkent’in kaybıyla Hanlığın direnci iyice kırıldı. Buhara Hanlığı’nın ise Taşkent’in işgalinden sonra Rusya’ya karşı Kokand Hanlığı ile ittifak yapması beklenirken, Buhara Hanı 14 Temmuz 1865’te Kokand’ı işgal ile Kokand Hanı Seyid Muhammed’i esir etti. Bir yıl sonra 1 Haziran 1866’da Hocend şehri Rusların eline geçti.

17 Temmuz 1867’de Rus Çarı “Türkistan Genel Valiliği”nin kurulmasına ilişkin “ukaz”ı (emri) imzaladı ve bu makama Alman asıllı General Konstantin von Kaufmann getirildi. Bu şahıs, Orta Asya Türk hanlıklarına savaş açmak, barış yapmak ve dış ilişkileri yürütmek yetkileriyle donatıldı. Mayıs 1868’de bir fiil Kokand kenti askeri harekâtını sürdüren Rus işgaline girerken 2.500 Kokand askeri de hayatını kaybetti. Hanlık, böylece 1868‘de Rus himayesine girerek kukla devlet haline geldi. Halk kontrolü geri almak için isyan başlattı lakin Rus ordusu 22 Eylül 1875’te Nemengan’a girdi ve isyanı bastırmaya çalıştı. Kokand bir ara tekrar Türk birliklerinin eline geçtiyse de, von Kaufmann’ın atadığı Albay Skobolev 28 Şubat 1876’da Kokand’ı kesin olarak işgal etti ve direnişçi Türk komutan Polat Bey idam edildi. 28 Şubat 1876‘da tamamen Rusya’ya ilhak olundu ve 1876-1885 yılları arasında hanedan üyelerinin de yakalananları Ruslar tarafından idam edildi.1915 yılında Kokand Hanlığı’nı yeniden kurabilmek amacıyla bir isyan başladı ve 1916’da isyan tüm Fergana’ya sıçradı. 1917’deki Rus Devrimi‘nden sonra, 9 Aralık 1917-20 Şubat 1918 arasında üç ay süren Kokand Cumhuriyetikezâ Ruslar tarafından ortadan kaldırıldı. Hanlık toprakları üzerinde, Sovyet Devrimi sonrasında 27 Ekim 1924‘te Özbek Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuştur.

19.Yüzyılın başlarında dünyayı dolaşan ünlü Müslüman seyyah Abdürreşit İbrahim Türkistan şehirlerine de gelir. İslam şehri Buhara’da gördüklerinden şaşıran bu zat şöyle der: Buradaki medreselerde talebeler yirmi sene ders görmektedir. Hayret ki bu yıllar devamında iki kelime Arapça öğrenemeyen talebeler vardır… (Devam edecek )

Devami

ÇÖL OLAN GÖL YA DA ARAL GÖLÜNÜN FACİASI

Size bir gölün, daha doğrusu eski bir gölün öyküsünü anlatmaya çalışacağım. Allah’ın (cc) var ettiği ve insanların yok ettiği bir göl öyküsüdür bu. Sözünü ettiğim Aral gölüdür. Orta Asya topraklarının ziyneti olan Aral gölü bugün tamamen öldü ve onun katilleri kendilerinde insanlıklarını öldürenlerdir. Başta size göl hakkında genel bilgiler sunacağım. Sonra sizleri Aral gölünün su damarı olan Seyhun ve Ceyhun, yani Sir Derya ve Amu Derya kıyılarına götüreceğim.

ÇÖL OLAN GÖL

ARAL GÖLÜNÜN FACİASI

BİRİNCİ YAZI

YAZAR HAKKINDA

Meşhur hadis âlimi İmam Tirmizi’nin hemşerisi olan yazar 1957 yılında doğdu. Sovyet döneminde ismi Namaz Normuminoviç Mamatkulov olan yazarımız Rusların baba ve soy adlara taktıkları “iç” ve “ov” eklerini atarak ismini Namaz Normumin oğlu Abdurrahman Muhammed olarak değiştirdi. Taşkent Tıp fakültesini bitirdikten sonra 13 sene cerrah olarak çalıştı. Sovyetlerin dağılma döneminde siyasi hayata başladı. “ERK” partisinin il başkanı ve MYK üyesi olarak memleketinin bağımsızlık mücadelesine katıldı. 1993 yılda Türkiye’ye gelen yazar burada siyasi faaliyetlerini sürdürmekle beraber İslam kaynaklarından kendi diline çeviriler yaptı. Şu anda Norveç’te istikamet eden yazarın “İmanın Şubeleri” isimli bir kitabi Türkçe olarak yayınlanmıştır. Üç çocuk babası olan yazar Özbek ve Anadolu Türkçesinin yanında Rus, Norveç dillerinde ve orta derecede Arapça ve İngilizce konuşmaktadır.

YAZARIN ÖNSÖZÜ

Size bir gölün, daha doğrusu eski bir gölün öyküsünü anlatmaya çalışacağım. Allah’ın (cc) var ettiği ve insanların yok ettiği bir göl öyküsüdür bu. Sözünü ettiğim Aral gölüdür. Orta Asya topraklarının ziyneti olan Aral gölü bugün tamamen öldü ve onun katilleri kendilerinde insanlıklarını öldürenlerdir. Başta size göl hakkında genel bilgiler sunacağım. Sonra sizleri Aral gölünün su damarı olan Seyhun ve Ceyhun, yani Sir Derya ve Amu Derya kıyılarına götüreceğim. Burası tarihte Maverünnehir ya da Türkistan diye yâd edilen bölgedir. Yine size Türkistan mahalli beylerinin kısa öyküsünü anlatacağım. Çünkü İslam toprakları olan Maverünnehir işte bu beyinsiz beylerin yüzünden Ruslara esir düşmüştür. Aral gölünü öldüren Sovyetlerin Orta Asya’da uyguladıkları zülüm politikasından bahis edeceğim. Bir de Orta Asya Cumhuriyetlerinin bugün uyguladıkları politikaları ve Rusya’nın kendi içinde ve bölgedeki çıkmazlarından bahis edeceğim. Bu şekilde Aral gölü faciası örneğinde insanoğlunun kendisine ve çevresine ne kadar zülüm edebileceğini öğrenmiş olacağız.

Başarı Allah’tandır.

 

ARAL GÖLÜNÜN FACİASI

BİRİNCİ YAZI

ARAL GÖLÜ HAKKINDA TARİHİ VE COĞRAFİ BİLGİLER

Batı Türkistan’da Özbekistan ile Kazakistan arasında bulunan Aral gölü Asya’nın ikinci, dünyanın dördüncü büyük gölü idi. Gölün suyu çekilmeden önceki yüzölçümü 64.500 kilometrekare ile 68.700 kilometrekare arasında idi. Büyüklük sırasına göre; Hazar Denizi, Superior (Kuzey Amerika), Viktorya (Afrika) göllerinden sonra gelirdi.

Jeolojik “Diluvyal devirde” Aral Gölünün yüzeyi daha yüksekte olup güney tarafından Hazar Denizi (gölü) ile bağlantısı vardı. Karakum,Kızılkum ve Üstyurt çölleriyle çevrilidir. Gölün bulunduğu bölgede yazları çok sıcak geçen kurak bir iklim hüküm sürer. Akarsuların göle su taşımalarına rağmen buharlaşma, gelen sudan daha fazladır. Bu bakımdan göl gittikçe küçüldü.
Su ile dolu dönemlerde en derin yeri 68 metre idi. Geri kalan kısmının derinliği 20 metreyi geçmez. Gölün denizden yüksekliği 48, Hazar denizinden yüksekliği 78 metredir. Genişliği 228 ve uzunluğu 420 kilometre idi. Tuzluluk derecesi düşüktür (% 0,0103).

Gölün batı kıyıları dik, doğu ve güney kıyıları düz ve yassı, kuzey kıyıları girintili çıkıntılıdır. Aral Gölüne Amu Derya (Ceyhun) ve Sir Derya (Seyhun) nehirleri dökülür. Ayrıca etrafındaki yüksek dağların su kaynakları ile beslenir. Etrafı çöl olduğundan göl kenarında şehir yoktur. Göle Taşkent-Orenburg demiryolu yakındır.
Aral Gölünde irili ufaklı pek çok ada ve adacıklar vardır. Eski günlerinde gölde bol miktarda balık bulunurdu. Bilhassa sazan balığı bakımından çok zengin idi. “Hazar’ı Aral’a Birleştirme Projesi” üzerinde çalışılmaktadır. Bu projeye göre, Obi ırmağının suları Aral’a akıtılarak, Aral Gölü ile Hazar Denizi bir kanalla birleştirilmek istenmektedir.
Aral Gölü etrafında nüfus yoğunluğu azdır. Bunlar da Aral gölünde balıkçılıkla uğraşanlardır. Amu Derya ve Sir Derya nehirleri aşırı derecede alüvyon taşıdıklarından göl dolmakta ve küçülmektedir. Karadeniz, Hazar Denizi ve Aral Gölü birbirine yakın ve aynı çizgi üzerindedirler. Aral Gölü çevresi beş bin senelik bir devrede Türkler için mühim bir yerleşim merkezi olmuştur.

Aral Gölü’nde çağımızın en büyük çevre felaketi yaşanmaktadır. Amu Derya ve Sir Derya

1960’lı yıllardan beri gölü yeterince besleyememektedir. Sıcakların da etkisiyle kuruyan gölalanı %80 oranında küçülmüştür. Göl suları150 km içeri çekilmiş durumdadır.

Gölün küçülmesiyle birlikte suyunun tuz oranı artması da ilerlemektedir. Bu tuzlanmadan dolayı birçok  balık türlerinin nesli tükenmiştir.

Dünyanın en büyük dördüncü gölü olarak bilinen Orta Asya’daki Aral gölü, son 50 yılda kuruyarak yüzde 90 oranında küçüldü.

Özbekistan ile Kazakistan sınırındaki Aral gölü, Sovyetlerin bölgedeki pamuk üretimini artırmak için gölü besleyen nehirlerin yönünü değiştirmesi üzerine 1960’lardan beri kurumaya başladı.
Sovyetler Birliği’nin devasa pamuk tarlaları oluşturma planı çerçevesinde, 1940’larda sulama kanalları inşa edilmeye başlandı ve 1960’lara gelindiğinde yılda gölden 60 kilometreküp su çekiliyordu. 1997 yılına gelindiğinde ise göl orijinal büyüklüğünün yüzde 10’u kadar kaldı, ikiye bölündü.
Gölün küçülmesi balıkçılığa darbe vururken, suların çekilmesiyle dipte kalan tuzlu kum tabakaları rüzgâr estiğinde İskandinavya veJaponya‘ya kadar uçuşuyor, yerel halkın sağlığını tehdit ediyor.
Kurumuş göl yatağı şimdi paslanmış eski balıkçı teknelerinin mezarlığına dönmüş durumda ve çocukların oyun sahası haline geldi. Gölün kuruması pahasına yetiştirilen pamuk, şu anda eski Sovyet cumhuriyetlerinin büyük bölümünün ana gelir kaynaklarından birini oluşturuyor

1960’lı yıllardan beri göl yeterince beslenememektedir. Sıcaklarında etkisiyle kuruyan göl alanı %80 oranında küçülmüştür. Göl suları150 km içeri çekilmiş durumdadır. Böylece 20 ile 60 km3 tatlı su başka tarafa yönlendirilir ve gölün su seviyesi: 1960’larda senede yaklaşık 20 cm , 1970’lerde senede 50-60 cm ve 1980’lerde senede 80-90 cm azalır. 1989’da ise Aral Gölü ikiye ayrılır: Göçük göl(kuzey) ve Büyük göl (güney). 1960’ta yüzölçümü 68.000 km2 Gölün küçülmesiyle birlikte suyunun tuz oranı artması da ilerlemektedir. Bu tuzlanmadan dolayı birçok balık türlerinin nesli tükenmiştir.

Sovyetler Birliği döneminde 1960’lı yılların başında, ekonomistler Özbekistan ve Kazakistan‘daki pamuk ekiminin yoğunlaştırılması kararını alırlar. Arazileri sulamak için, Aral Gölü’nü besleyen Ceyhun ve Seyhun nehir suları başka tarafa yönlendirilir. Bir sonraki yazımızda işte bu iki nehrin tanıklık ettiklerinden söz ederiz…

(Aral gölü ile ilgili bu bilgiler medyada yayınlanan kaynaklardan alıntıdır.)

Devami