ÇÖL OLAN GÖL YA DA ARAL GÖLÜNÜN FACİASI (3)

ARAL GÖLÜNÜN FACİASI

ÜÇÜNCÜ YAZI

KOLHOZ VE SAVHOZ ESARETİNDE

YAZI ÖZETİ

Oysa 1960 yıllardan başlayarak Özbekistan bağımsızlığını ilan edene kadar istisnasız bütün Özbek halkı Sovyetlerin pamuk planını yerine getirmek için çalışmışlardır. Pamuk toplama dönemi olan sonbaharda Özbekistan’da bütün iş yerleri, okullar, üniversiteler kapatılarak milletin bütün üyeleri kızıl milis kontrolünde pamuk tarlalarında çalışmaya zorlanmıştır. Bu çalışma şartlarının faşistlerin gettolarından hiç farkı yoktu. Öyle ki bazı pamuk toplayanlara iş ücreti verilmediği gibi devletin borçları bu insanların cebinden ödenirdi. Bu şartlarda çalışanların mükâfatı ise devletin pamuk planı yerine getirildikten sonra Komünist Parti yönetiminin teşekkür mektubunu dinlemeleri idi.

Sovyetler kendi düzenlerini şu üç esasa dayandırmışlardı: Bu esaslar Ateizm, yani dinsizlik, Proleter düzeni; yani işçi ve çiftçi iktidarı ve son olarak özel mülk yerine devlet mülkünün tesisidir. İşte Aral gölünün felaketi böyle bir vahşi düzenin neticesi demek gerçeği tam olarak yansıtmaktadır. Gerçi Sovyet rejiminin Türkistan topraklarında ki tesisi Rus baskıncılarına o kadar da kolay olmamıştır. 20. Yüzyılın başlarında Türkistan bölgesinde kendilerini Cedidciler (yenilikten yana olanlar) diye tanıtan aydınlar grubu faaliyette bulunmuşlardı. Bunlar arasında imamlar,  şairler ve başka aydınlar vardı. İmam Mahmut Hoca Behbüdi, şair Çolpan Cedidcilerin en ileri gelenlerindendir. Çolpan’ın “Kişen giyme, boyun eğme ki sen de hür doğmuşsun” şiiri bu aydınların şiarı idi. Bununla beraber 1918 yılında Kokand’da Özerk Cumhuriyet ilan edilmişti. Ancak Sovyetlerin planlarında Çarlık Rusya’nın mazlum halklarına özerklik verme niyetleri yoktu. Kokand Özerk Cumhuriyeti vahşi şekilde bastırıldıktan sonra bölgede bağımsızlık için mücadele eden silahlı gruplar ortaya çıkmaya başlar. Ruslar kendi baskıcı rejimlerini gizlemek için bu milli mücadelecilere “Basmacı” adını verirler. Bu milli mücadele hareketi bütün Türkistan bölgesinde ikinci dünya savaşının başlamasına kadar devam eder. Öte yandan zorba Stalin halkı kolektif çiftliklerde toplamak için harekete geçer. Bunun için bölgede suni açlık meydana getirilir ve Türkistan halkı adete açlıktan kırılır. Sadece günümüzdeki Kazakistan hudutlarında ölenler sayısı üç milyonu aşmaktadır. Sovyetlerin en korkunç uygulaması idare ettikleri insanları Kolhoz ve Sovhoz adını verdikleri devlet çiftliklerinde köle olarak çalıştırmaktan ibaretti. Ekmeksiz ve çaresiz kalan halk Stalin’in kolhoz ve savhozlarına üye olarak canını kurtarır. Stalin bununla yetinmez. Yerli halkın dini, dili ve milli medeniyeti esasından yok edilir. Mescitler kapatılır ya da kolhozların depoları haline getirilir. Kur’an alfabesi yerine Rus alfabesi tesis edilir. Milli his ve heyecan taşıyan bütün aydınlar yok edilir.

İkinci dünya savaşında Türkistanlılar Sovyet Kızıl Ordu saflarında Hitler’in faşist askerlerine karşı savaşırlar. Ancak onlardan bir kısmı Alman ordusuna teslim olduktan sonra Türkistan ordusunu kurarak Sovyetlere karşı koyma için çabalar. Savaş sırasında zor günler geçiren Ruslar Orta Asya şehirlerine taşınmaya başlarlar. Yerli halkın misafirperverliği onları adete mest eder. Bu sebepten dolayı onlar Taşkent’e “Ekmek şehri” adını verirler. Ancak Ruslar buralara yerleşmekle beraber yerli halkı manevi yönden yok etmeyi de ihmal etmezler. Onların kendilerine has olan vurdumduymazlık, ahlaksızlık, hayâsızlık, alkol bağımlılığı gibi özelliklerini yerli insanlara aşılamaya başlarlar. Rus dili yerli halka ana dili gibi öğretilir. Neticede örneğin Kazaklar ve Kırgızların nerede ise hepsi ana dillerinde okuyamaz ve konuşamaz hale gelir.

İkinci dünya savaşından sonra başta Amerika olmak üzere batı ve doğu blokları arasında “soğuk savaş” dönemi başlar. Böyle savaş karşıt taraflar arasında silahlanma yarışına döner. Taraflar özellikle nükleer silah üretiminde birbirini geçmeye çalışırlar. Buna ABD ve SSCB arasında uzaya roket ve mekik gönderme yarışı eklenince taraflar ekonomik sıkıntıya girerler. İşte bu nedenden Sovyetler Birliği yönetimi Orta Asya’da pamuk üretimini artırma kararı alır. Pamuk üretimi örneğin Özbekistan’da altı milyon tona kadar yükseltilir. Bu ancak Aral gölünü su ile besleyen Amu Derya ve Sir Derya nehirleri üzerinde su barajları inşa etmekle mümkün olabilirdi. Neticede Aral gölü suyu şiddetli şekilde çekilmeye başlar. Böylece göl suyu oranı 1960’larda senede yaklaşık 20 cm, 1970’lerde senede 50-60 cm ve 1980’lerde senede 80-90 cm azalır. 1989’da ise Aral Gölü ikiye ayrılır: Göçük göl (kuzey) ve Büyük göl (güney).

Sovyetlerin son döneminde yaşlı liderlerin ölümü ile iktidara yeni gelenler kendilerini temize çıkartmak için Özbekistan’da “Pamuk Dosyası” adında yerli yöneticileri ve aydınları yok etme projesini ortaya atarlar. Özbekistan Komünist Partisinin o zamanlardaki başkanı, onun yardımcıları, sayısızca il, ilçe, kolhoz ve sovhozların liderleri hapse atılır. Özbeklerin hepsi rüşvet verme ve almada suçlanır. Yani Özbeklerin milli gururu kuruyan Aral gölünün dibine gömülmek istenmiştir.

Oysa 1960 yıllardan başlayarak Özbekistan bağımsızlığını ilan edene kadar istisnasız bütün Özbek halkı Sovyetlerin pamuk planını yerine getirmek için çalışmışlardır. Pamuk toplama dönemi olan sonbaharda Özbekistan’da bütün iş yerleri, okullar, üniversiteler kapatılarak milletin bütün üyeleri kızıl milis kontrolünde pamuk tarlalarında çalışmaya zorlanmıştır. Bu çalışma şartlarının faşistlerin gettolarından hiç farkı yoktu. Öyle ki bazı pamuk toplayanlara iş ücreti verilmediği gibi devletin borçları bu insanların cebinden ödenirdi. Bu şartlarda çalışanların mükâfatı ise devletin pamuk planı yerine getirildikten sonra Komünist Parti yönetiminin teşekkür mektubunu dinlemeleri idi.

Böyle manzara Sovyetler döneminde Orta Asyalı insanların ne derecede köleleştirildiğini göstermektedir. Bu zaman diliminde Türkistanlıkların dini ve milli değerleri ayaklar altına alınmış ve buranın insanları ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un dediği gibi mankurtlar haline getirilmek istenmiştir. İnsanları ilk olarak mankurtlaştıran Moğollar savaş esiri aldıkları Türkleri ülkesine götürerek belirli bir işleme tabi tutardı. Bu işlem esirlerin başına kadar toprağa gömülmesiyle başlar sonra esirin kafası kazınırdı. Bir manda veya deve derisiyle kafa çevrildikten sonra güneşe bırakılırdı. Zamanla genleşerek eriyen deri esirin beynini zedeler ve hafıza kaybına yol açardı.
Bu işlemden esirlerin çok azı sağ olarak kurtulabilirdi. Daha sonra hafızasını kaybeden Türk, Moğollarca yetiştirilir ve savaşlarda en ön safta Türklere karşı kullanılırdı.

İşte Sovyet döneminin komünist rejimi Orta Asya halklarını buna benzer bir şekilde mankurtlaştırmıştı. Bundan dolayı bölge halkı dinini, milli değerlerini yitirdiği gibi kendilerini de tanımayacak dereceye geldiler. İnsanlar Lenin ve Stalin’in putlarına taparken mutlu şekilde şarkılar söylediler. Aydın ve yazar sıfatlarını taşıyanlar Sovyet rejimi için methiyeler yazdılar. Bu eserlerinde onlar Rusya’nın kendi vatanları olduğunu iddia eder derecesinde ileri gittiler. Bölge insanları toplumda önemli yere gelebilmek için Komünist parti üyesi olmakta yarıştılar. Okullarda çocukların bu partinin gençlik kollarına kayıtları yaptırıldı.

Yetmiş yıllık komünist zülüm sadece Aral gölünü yok etmekle yetinmedi. Bu zamanda yaşayan insanların bir kısmı katliama maruz kaldığı gibi geride kalanlar manen öldürüldüler. Bu vahşi rejimin sonunda ortada suçlanacak kimse kalmadı. Rejimin düşmesi ile Sovyetlere çalışan mahalli komünist liderler bağımsızlık kahramanlarına dönüştüler…(Devam edecek)

 

BIRINCI YAZI: https://turkistanlilar.com/col-olan-gol-ya-da-aral-golunun-faciasi/

İKİNCİ YAZI: https://turkistanlilar.com/col-olan-gol-ya-da-aral-golunun-faciasi-2/

Devami

Abdürreşid İbrahim: Japonya’ya İslam’ı getiren Türkistanlı

Abdürreşid İbrahim Efendi (d. 23 Nisan 1857Sibirya – ö. 17 Ağustos 1944Japonya), Türk fikir adamı, seyyah ve yazar.

Japonya’ya İslam’ı getiren kişi olarak bilinir. Önce Rusya Müslüman Türklerini birleştirme çabalarıyla tanındı. Rusya’daki Türkleri Türkiye’ye göç etmeye özendirdi. Bu girişimlerinde büyük ölçüde başarı sağladı. Uzun seyahatlere çıktı ve çok maceralı bir hayat sürdü. Hayatını Müslümanlığı yaymak için seyahatler yapmaya adamıştı. 1912’de Osmanlı vatandaşı oldu. Seyahatlerini “Alem-i İslam” adlı eserinde Osmanlı halkına anlattı; verdiği konferanslar büyük ilgi gördü. Süleymaniye Kürsüsünde adlı ünlü eserinde şair Mehmet Akif’in halka hitap ettirdiği kişi, Abdürreşid İbrahim’dir[1].

Yaşamı

1857’de Tobolsk ilinin Tara kasabasında dünyaya geldi. Babası Buharalı Özbek bir aileden gelen Ömer Bey, annesi Başkurt Türklerinden muallim Afife Hanım idi[2]Çocukluğunda Rusya’daki medreselerde öğrenim gördü. 1879’da Orenburg’a geldi, bir zenginin hizmetkârlığını üstlendi ve 1880’de Hicaz’a gidişinde ona eşlik etti. Hac’dan sonra Medine’ye yerleşti; medrese öğrenimine devam etti. Beş senelik eğitiminin sonunda icazetnamesini aldı.

1884’te memleketine dönen Abdürreşid İbrahim, Tara’da müderrisliğe başladı; aynı yıl evlendi. Bu evlilikten Münir, Kadriye, Fevziye adlarında üç çocuğu dünyaya gelmiştir[2]. Müderrisliğe başlamasından 6 ay sonra öğrencileri ile birlikte tekrar hacca gitti; onları bir medreseye yerleştirdikten sonra memleketine dönüp modern okullar açmakla meşgul oldu.

1890’da 10 öğrencisiyle İstanbul’a geldi, onları Darüşşafaka ve Dar-üt tedris okullarına yerleştirdikten sonra memleketine döndü. Rusya’nın her bölgesinde Müslümanlar İstanbul’a öğrenci yollaması için kendisine başvurmaya başlayınca Rus hükümeti rahatsız olarak faaliyetlerine kısıtlama getirdi.

1891’de Ufa şehrine geldi; kadı olarak görevlendirdi. Rusya’daki Müslümanların en büyük mahkemesinin kadısı olmuştu. Resmi görevlerinin yanı sıra fakir ve yetimler için dernekler kurmakla meşgul oldu. Müslüman halkın dertlerine çözüm bulmak için başkent St. Petersburg’a giderek içişleri ve eğitim bakanları ile görüşmeler yaptı. Rejim yanlısı müftüler tarafından hükümete şikâyet edilince canı tehlikeye girdiğinden 1895’te İstanbul’a gitti.

İstanbul’daki faaliyetleri

İstanbul’da iken bastırdığı ve gizlice Rusya’ya soktuğu broşür ile Rusya’da yaşayan Müslümanları Osmanlı Devleti’ne göç etmeye davet etti. Bu broşür, 70 bin Müslüman Türk’ün Anadolu’ya göçmesine vesile oldu[2]. İstanbul’da kaleme aldığı ve gizlice Rusya’ya soktuğu ünlü “Çoban Yıldızı” adlı eserinde Rusya’nın yönetimindeki Müslüman halklara yaptığı zulümleri anlattı.

İstanbul’da iki yıl boyunca kımızcılık ve ziraatçilik ile geçimini sağlayan[2] Abdürreşid İbrahim, 1896’da Avrupa’ya gitti. İsviçre’de tanıştığı Rus sosyalistlere Müslüman halkların sorunlarını anlattı.

İlk Büyük Seyahati

Abdürreşid İbrahim, 1897’de ilk büyük seyahatine çıktı. Seyahati 3 yıl sürdü. Önce memleketi Tara’ya giden seyyah, bir süre kaldıktan sonra Japonya’ya gitti. Kısa bir süre sonra 1900’de St. Petersburg’a döndü ve bir dergi çıkardı. 1902-1903 arasında tekrar Japonya’da bulundu. Rusya ve Japonya arasındaki ilişkileri inceleyip İstanbul’a aktardı. Japonların Müslümanlığa yatkın olduklarını Abdülhamit Han’a bir mektupla bildirdi[2] ve Müslümanlığın yayılması için yardım istedi. Rus karşıtı faaliyetleri nedeniyle Rusya’nın ricası üzerine kendisinden Japonya’dan ayrılması istenince İstanbul’a döndü[2].

Rusya’da yaşayan Müslümanlara yönelik kitaplarından ötürü Rusya, Osmanlı Devleti’nden de sınırdışı edilmesini talep etti. 1904’te Rusya’ya teslim edildi. Odessa’da 2 hafta hapsedildikten sonra Rusyalı Türklerin büyük baskısı sonucu serbest bırakıldı.

Yayıncılık Hayatı

Tahliye olduktan sonra St. Petersburg’a yerleşti, bir matbaa kurdu. Dini ve siyasi eserler yayımladı. Amacı, Rus egemenliği altındaki Türkler arasında bir birlik kurmaktı. “Ülfet” adlı bir Türkçe dergi yayımladı ve büyük ilgi gördü[3]. Dergi, 85. Sayısında kapatıldı. 1906’da “Tilmiz” adlı Arapça bir dergi çıkarmaya başladı. O da 1907’de kapatıldı. Bunun üzerine Kazak şivesiyle yayın yapan “Serke” adı dergiyi çıkarmaya başladı[3].

Rusya Müslümanlarının birlik olması için aydın ve zengin kesimin katıldığı bir toplantı organize etmeye çalışan Abdürreşit İbrahim, bu konuda da Rus idaresinin engelleri ile karşılaştı. İlk toplantıyıOka Nehri üstünde bir gemide gizlice gerçekleştirmeyi başardı[2]. Petersburg’a döndüğünde Müslümanların birlik olmasının önemini anlatan “Bin Üç Yüz Senelik Nazra” adlı eserini yayımladı. İkinci toplantı 13 Ocak 1906’da gerçekleştirildi ve kendisinin hazırladığı “ittifak nizamnamesi” oybirliği ile kabul edildi[2]. Rus Müslümanlara özerklik verilmesi konusunun Duma’da Müslüman milletvekilleri tarafından sürekli gündeme getirilmesi sağlandı. Abdürrreşit İbrahim, “Aftonomiya” adlı broşürde bu konuda görüşlerini dile getirmiştir. Rusya’da tüm bu faaliyetleri mümkün kılan özgürlük ortamı fazla uzun sürmedi. Yeniden baskı yönetimi başlayıp pek çok aydın sürgüne ve hapse gönderilince hayatının tehlikede olduğunu gören Abdürreşit İbrahim, Rusya’yı terk etti[2].

İkinci Büyük Seyahati

Abdürreşid İbrahim’in 3 yıl sürecek ikinci büyük seyahatinde amacı İslam aleminin durumunu görmek, tarihe tanıklık etmekti. Seyahatini kaleme alarak gelecek nesillere aktardı. Bir sene boyunca Batı ve Doğu Türkistan’ı gezdi. Rus hükümetine karşı ortak hareket edilmesi için ileri gelenlerle görüştü; yeni usul okulların açılmasına çalıştı. Memleketi Tara’da kısa bir süre kaldı. Ailesini yanına alıp Kazan’a yerleştirdi. Kazan’da yeni bir Müslüman Kongresi’nin gerçekleşmesini organize etti. Bu kongrede alınan karar gereği bölgede, öğretmenlik yapabilecek yaştaki gençlerin eğitim almak için İstanbul’a gönderilmesi gerekiyordu. Bu sayede İstanbul’a gelip eğitim alan çok sayıda genç oldu[2].

1908 Eylül’ünde yolculuğuna devam etmek için Kazan’dan yola çıktı. Rusya içinde Moğolistan’a kadar gitti. Budistlerin lideri Dalay Lama ile görüştükten sonra gemi ile Japonya’ya gitti[2].

Japonya’da bulunduğu süre içinde Tokyo’da kaldı ve Japonca öğrendi. İmparator ailesi ile dostluk kurdu. Japon eğitim sistemini inceledi. Üst düzey Japon devlet adamlarının bir kısmının Müslüman olmasına vesile oldu. Uzakdoğu halkları arasında yardımlaşma ve İslam’a davet amacını güden Asya Gikay Derneği’ni kurdu[4] . Dernek, Tokyo’da bir cami inşası için girişimlerde bulundu.

Haziran 1909’da Kore’ye gitmek üzere Japonya’dan ayrıldı. Bir hafta Kore’de kaldıktan sonra Çin’e gitti. Kore ve Çin’de Müslümanlara vaazlar verdi. Ardından Singapur’a ve Hindistan’a gitti. İngilizler, sömürgeleri Hindistan’da kendisinin varlığından rahatsız olunca ülkeyi terk etmeyi uygun buldu. 1910’da Hicaz’a gidip hac ziyareti yaptı.

Osmanlı Başkentinde

Seyahatini ve hac ziyaretini tamamladıktan sonra Hicaz Demiryolu ile Beyrut’a, ardından İstanbul’a gelen Abdürreşid İbrahim, Osmanlı vatandaşlığına geçmek için başvurdu ve 1912’de Osmanlı vatandaşı oldu[3]. Gezdiği ülkelerdeki Müslümanların durumunu Osmanlılar’a aktaran vaazlar verdi. İstanbul’da SultanahmetAyasofyaŞehzadebaşı camilerindeki bu vaazlarda binlerce kişi kendisini dinledi. Mehmet Akif ile tanışıp dost oldu. Büyük şair, vaazlardan birisini şiirleştirdi ve “Süleymaniye Kürsüsünde” adıyla yayımladı[5].

Sultanahmet’te bir eve yerleşen seyyah, bir dergi çıkarmaya başladı. “Tearüf-i Müslümün” adlı dergide Müslüman dünyasının birbirini tanımasını amaç ediniyordu. Anıları, İstanbul’da Eşref Edip Bey’in çabası sonucu “Alem-i İslam” adıyla kitaplaştırıldı ve büyük ilgi gördü.

Savaşlarda

1911 yılında Trablusgarp’in İtalyanlar tarafından işgali üzerine Osmanlı Devleti’nin İtalya ile yaptığı Trablusgarp Savaşı’na katıldı. Trablusgarp’ta beş ay kaldıktan sonra İstanbul’a döndü. Trablusgarp Savaşı hakkında çok ilgi gören konuşmalar yaptı[2].

1912’de başlayan Balkan Savaşı’nda Edirne’nin Osmanlı hakimiyetinden çıkması üzerine Müslümanları cihada çağıran yayınlar yaptı. 1914’te Kuzey Anadolu Rus işgaline uğrayınca Osmanlı askerine moral vermeye gitti. Enver Paşa’nın verdiği görev doğrultusunda; Rus ordusunda iken Almanlar’a esir düşen askerleri örgütleyip Osmanlı ordusuna kattı[2]. 1918’de Osmanlı istihbarat örgütünden aldığı görevle, Rusya Müslümanlarını savunan bir büro açmak için İsviçre’ye gitti[2].

Üçüncü Büyük Seyahati

1918’de İstanbul’dan başlayan bir yolculuğa çıktı. SibiryaUkraynaAlmanyaLitvanyaDoğu Türkistan ve Rusya’yı dolaştı. Bolşevik idarenin kanlı yönetimi karşısında Rusya’dan ayrılmak zorunda kaldı.

İnziva Dönemi

Üçüncü seyahatinden sonra Konya’nın Cihanbeyli ilçesi Böğrüdelik Köyü’ne yerleşti[6] 1925’ten itibaren bir süre gönüllü sürgün hayatı sürdürdü. 1933’e kadar bir rençber olarak yaşadı. Zaman zaman hacca ve dostu Mehmet Akif’i görmek için Mısır’a gitti. Aklı, Japonya’nın İslamlaştırılmasında kalmıştı. 1933’te 76 yaşında iken tekrar Japonya’ya gitti.

Japonya Yılları

12 Ekim 1933’te Japonya’ya vardı. Japon basını kendisine büyük ilgi gösterdi. Tokyo’da yaşayan Tatar halkının sorunlarıyla ilgilendi. Arsa temini çok zor olan Tokyo’da cami yaptırmak için büyük çaba gösterdi[7] Tokyo Camisi’nin planlarını hazırlatıp temelini attırdı. Cami, 1937’de ibadete açıldı. İlk imamı Abdurreşid İbrahim oldu. 1939’da İslamiyet’in Japonya’da resmi din olarak tanınması ve teşkilat kurma hakkı kazanmasında rol oynadı[7].

17 Ağustos 1944 günü Tokyo’da hayatını kaybetti. Tokyo yakınındaki Müslüman mezarlığı’na (Tamareien) defnedildi[8].

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Abd%C3%BCrre%C5%9Fid_%C4%B0brahim

 

 

UZTOZ ABDURRASHID İBROHİM HOTİRASİGA

 

Uztozni o’zimga oynai jahon deb bilaman,

Siymosiga boqib cheksiz hijolatda turaman.

 

Sizku dunyoni ko’rdingiz imonu hizmat bilan:

Ey voh men qachon qo’zğalaman ve qachon yuraman.

 

Siz ko’rdingiz dunyoning ğarbini va sharqini

Siz ko’rgan u yo’llarni bilmam qachonlar ko’raman.

 

Sizga boqib shohsadi aqlim mening,

Hindga qachon boramanu Japonga qachon boraman.

 

Allohning marhamati yer yuzuni sayohat

Men esa o’zimni bahona ila o’raman.

 

Ne qilay bir zolimga bo’ldim zamondosh,

Ne qilay ğofillarla turmasdan ovvoraman.

 

Bir niyat qilay men ham imonning hizmatiga,

Alloh nasib aylasa borgan joyingizga boraman…

2012

Namoz NORMUMİN

 

УСТОЗ АБДУРАШИД ИБРОҲИМ ХОТИРАСИГА

Устозни ўзимга ойнаи жаҳон, деб биламан,

Сиймосига боқиб чексиз ҳижолатда тураман.

 

Сизку дунёни кўрдингиз, имону хизмат билан

Эй, воҳ мен қачон қўзғаламан ва не замон юраман.

 

Чину Ҳиндни фатҳ этдингиз илму маърифат билан

Мен жоҳил шижоатга қачон юзимни бураман.

 

Сиз кўрдингиз дунёнинг ғарбини ва шарқини,

Сиз кўрган у йўлларни билмам қачонлар кўраман.

 

Сизга боқиб шошади ақлим менинг,

Ҳиндга қачон бораману, Японга қачон бораман.

 

Аллоҳнинг марҳамати ер юзини саёҳат,

Мен эса ўзимни баҳона ипи билан ўраман…

 

Не қилай бир золимга бўлдим замондош,

Не қилай ғофилларла турмасдан оввораман.

 

Бир ният қилай мен ҳам имоннинг хизматига,

Аллоҳ насиб айласа, борган жойингизга бораман….

Намоз НОРМЎМИН

2012

 

Devami

ÇÖL OLAN GÖL YA DA ARAL GÖLÜNÜN FACİASI (2)

 

ARAL GÖLÜNÜN FACİASI

İKİNCİ YAZI

CEYHUN VE SEYHUN’UN TANIDIKLARI

YAZI ÖZETİ

Orta Asya halklarının gerçek istidadı Allah’ın (cc) Kur’an-ı Kerimi indirmesi ve peygamberler sonuncusu Hazreti Muhammed in (Sav) getirdiği İslam dininin dünyaya yayılması ile ortaya çıkar. İmam Buharı ve İmam Tirmizi gibi meşhur hadis bilginleri Maverünnehre ölçülmeyecek derecede meşhurluk getirmiştir. Maverünnehir bölgeye gelen ilk Müslümanların Orta Asya, daha doğrusu şimdiki Özbekistan hududuna verdikleri isimdir. Bilindiği gibi imam Buharı ve imam Müslim’in sahih hadisleri Peygamberimizin Hazreti Muhammed in (sav) Sünnetinin uygulanmasında en güvenilir kaynak olarak kabul görmüştür.

Orta Asya vadiler, dağlar, nehirler ve çöller ülkesidir. Dünyanın en yüksek dağlarından biri olan Tiyanşan dağı burada yer almaktadır. Karakum ve Kızılkum çölleri bölgeni kuşatmış durumdadır. İşte Seyhun (Sir Derya) ve Ceyhun (Amu Derya) nehirleri bu dağlardan başlar ve sözünü ettiğimiz çölleri yararak eski gönlerde Aral gölüne kadar uzanırlardı. Bu iki nehir onları kuşatan dağlar ve çöller gibi bölge tarihine canlı tanıklık etmektedirler.

Timur soyundan gelen Özbeklerin meşhur padişahî ve yıldız bilimcisi (astronomi) Mirza Uluğ bey aynı zamanda tarih konusunda bir âlim idi. Uluğ Bey Dört Ulus tarihi kitabında Orta Asya halklarının tarihini Nuh (as) zamanına kadar inceler. Buna göre bölge halkları Hz. Nuh’un oğullarından birinin soyundan türemiştir…

Tarihi bilgiler Orta Asya çöllerinde at koşturan üç büyük hükümdarı zikreder. Bunlar Atilla, Cengiz Han ve Timur’dir. İşte Orta Asya’nın yakın tarihi bu üç isim ve onların yaptıkları üzerinde yoğunlaşır. Bir de meşhur Çın duvarının inşası Orta Asya’da yaşayan yiğit kişilerin kimliğini tarif eden tarihi bir hüccettir. Bu insanların bahadırlığı o derecede olacak ki düşmanları onlara karşı Çin seti gibi bir duvar yapmak mecburiyetinde kalmışlardır.

Orta Asya halklarının gerçek istidadı Allah’ın (cc) Kur’an-ı Kerimi indirmesi ve peygamberler sonuncusu Hazreti Muhammed  in (Sav) getirdiği İslam dininin dünyaya yayılması ile ortaya çıkar. İmam Buharı ve İmam Tirmizi gibi meşhur hadis bilginleri Maverünnehre ölçülmeyecek derecede meşhurluk getirmiştir. Maverünnehir bölgeye gelen ilk Müslümanların Orta Asya, daha doğrusu şimdiki Özbekistan hududuna verdikleri isimdir. Bilindiği gibi imam Buharı ve imam Müslim’in sahih hadisleri Peygamberimizin Hazreti Muhammed in (sav) Sünnetinin uygulanmasında en güvenilir kaynak olarak kabul görmüştür.

Yine Maverünnehir dünya ilminin gelişmesinde büyük rol üstlenen Ebu Rayhan Biruni ve el-Harezmin’in vatanıdır. Bu âlimler Cebir ve Matemik gibi ilimlerinin gelişmesine önemli katkıda bulunmuşlardır. Bu bölge İslam dininde sonradan ortaya çıkmış tasavvuf ve tarikatların da başlangıç noktasıdır. Tasavvufi düşünceleri ilk ortaya çıkaranlarda biri hadis âlimi Ebu İsa Muhammed Tirmizi’in hemşehrisi  Hakim Tirmizi’dir. Tasavvufun en meşhur isimlerinden biri Şah-ı Nakşibendî  Semerkant lıdır. Hanefi mezhebinde akide imamı olarak kabul edilen İmam Maturudi de bu şehir ehlindendir.

Ceyhun ve Seyhun ortasında dünyanın en meşhur ve kadim şehirlerinden Semerkant, Buhara, Taşkent, Hiva yer almaktadır. Bu iki nehir bunun gibi şehirlerin ve ismi zikir edilen zatların hayatına tanık olduğu gibi Orta Asya’da çeşitli zamanlarda yaşanan savaşlara da tanıklık etmişlerdir.  Burada kılıç oynatanların en meşhurları Atilla, Cengiz Han, Timur ve onun torunu Babur Şah ve Özbek hanlarından Şaybani Hanlardır.

Timur yetmiş yıllık ömründe kendi adi ile tanınan büyük bir imparatorluğu kurmayı başarmıştır. Onun devleti kuzeyde Sibirya ormanlarına, batıda Volga nehrine, güneyde Anadolu ve Mısır topraklarına kadar uzanmıştı. Timur ve Osmanlı padişahî Beyazıt arasında yaşanan Ankara savaşı Müslümanlar açısından gerçek bir trajedidir. Timur’dan sonra onun oğulları Orta Asya’da merkezleşen devleti korumayı başarmamışlardır. Timurilerin en meşhurlarından Babur Şah’ı Özbek Hanı Şeybani Han Orta Asya’nın güneyine çekinmeye zorlamıştır. Bir daha ana vatanına dönemeyen Babur Han daha sonra Hindistan’da kendi imparatorluğunu kurmaya muvaffak olmuştur.

16. Yüzyılda Orta Asya coğrafyasında birbiri ile çekişen üç beylik meydana gelmişti. Bunlar Buhara Emirliği, Hiva ve Kokandhanlıkları idi. Timuriler bölgeyi terk etmek mecburiyetinde kaldıktan sonra buraları Daşti Qipçoq topraklarından gelen Muhammed Şaybani Han ve onun varisleri yaklaşık yüz yıl yönetmişlerdir. Çöl kültürü ve adetleri ile yaşayan bu beylerin Orta Asya medeniyetine fazla katkı sağladıkları söylenemez.  17.yüz yılın başlarında Buhara’da mahalli kabilelerden Aştarhaniler kendi iktidarını kurdular. Yüz elli sene iktidarda kalan bu sülalenin de hiçbir marifeti söz konusu değildir. Yaptıkları iş küçük beylerin kendi aralarında kavgaları idi. Bunun delili Aştarhani hanlarından ikisinin tahttan indirilmesi ve dördünün ise suikasta kurban gitmesidir. Bir müddet İranlılar baskınına maruz kalan Buhara’da 1747 yılında Mangit kabilesinden Muhammed Rahim kendi hâkimiyetini ilan etti. Buhara bu şekilde 1920 senesine kadar sürecek olan Emirliğe kavuştu.

Hiva   hanlığı 16. Yüzyılda Orta Asya’nın güney batı topraklarında ortaya çıkmıştır. Harezm’ın yani sıra Kuzey Horasan ve Karakum Çölü‘ndeki Türkmen kabilelerinin yaşadıkları bölgeleri de sınırları içine katmıştır. 17. yüzyıl başlarında merkezi yönetimin otoritesinin zayıflaması hanlığı bağımsız beyliklerden oluşan bir yapıya dönüştürmüş ve bu dönemde özellikle kuzeydeki sulanabilir tarım arazileri terk edilmiş, şehir kültürü ortadan kalkmaya yüz tutmuştur. Bu dönemdeki ekonomik zayıflık sonucu olarak hanlığın kendi parası olmamış ve 18. yüzyıl sonlarına dek Buhara Hanlığı paraları kullanılmıştır.

Kokand hanlığı 1740 – 1876 yılları arasında varlığını sürdürmüş olan Özbek devletidir. Buhara Hanlığı (Buhara Emirliği) ve Hive Hanlığı ile birlikte “Özbek Hanlıkları” olarak anılmıştır.
Hanlık 19. yüzyıl‘ın ikinci yarısında yine komşu bir Türk Devleti olan Buhara Hanlığı ile yaşanan çatışmaların da etkisi ile iyice zayıfladı. Sadece Taşkent şehri 1840-1865 arasında iki hanlık arasında yedi kez el değiştirdi. Bu zayıflıktan ötürü diğer hanlıklar gibi Kokand Hanlığı da 1860’ların başından itibaren Orta Asya Türk hanlıklarının üzerine askeri harekât düzenleyen Rusya‘nın karşısında duramadı.

24 Ekim 1862’de ilk olarak Kırgızistan‘ın bugünkü başkenti Bişkek eski adı Pişpek (eskiden kucuk yerleşim birimi) düştü. 15 Haziran 1864’te Yesi, 19 Haziran’da da Evliya-Ata şehri Rus işgaline girdi. 7 Mayıs 1865’te Taşkent yakınlarındaki meydan savaşında Alem Kul komutasındaki Kokand ordusu Rus ordusu karşısında dağıldı. Bunun üzerine General Çernayev komutasındaki Rus ordusu 16 Mayıs 1865’te Taşkent’e savaşsız girdi. Taşkent’in kaybıyla Hanlığın direnci iyice kırıldı. Buhara Hanlığı’nın ise Taşkent’in işgalinden sonra Rusya’ya karşı Kokand Hanlığı ile ittifak yapması beklenirken, Buhara Hanı 14 Temmuz 1865’te Kokand’ı işgal ile Kokand Hanı Seyid Muhammed’i esir etti. Bir yıl sonra 1 Haziran 1866’da Hocend şehri Rusların eline geçti.

17 Temmuz 1867’de Rus Çarı “Türkistan Genel Valiliği”nin kurulmasına ilişkin “ukaz”ı (emri) imzaladı ve bu makama Alman asıllı General Konstantin von Kaufmann getirildi. Bu şahıs, Orta Asya Türk hanlıklarına savaş açmak, barış yapmak ve dış ilişkileri yürütmek yetkileriyle donatıldı. Mayıs 1868’de bir fiil Kokand kenti askeri harekâtını sürdüren Rus işgaline girerken 2.500 Kokand askeri de hayatını kaybetti. Hanlık, böylece 1868‘de Rus himayesine girerek kukla devlet haline geldi. Halk kontrolü geri almak için isyan başlattı lakin Rus ordusu 22 Eylül 1875’te Nemengan’a girdi ve isyanı bastırmaya çalıştı. Kokand bir ara tekrar Türk birliklerinin eline geçtiyse de, von Kaufmann’ın atadığı Albay Skobolev 28 Şubat 1876’da Kokand’ı kesin olarak işgal etti ve direnişçi Türk komutan Polat Bey idam edildi. 28 Şubat 1876‘da tamamen Rusya’ya ilhak olundu ve 1876-1885 yılları arasında hanedan üyelerinin de yakalananları Ruslar tarafından idam edildi.1915 yılında Kokand Hanlığı’nı yeniden kurabilmek amacıyla bir isyan başladı ve 1916’da isyan tüm Fergana’ya sıçradı. 1917’deki Rus Devrimi‘nden sonra, 9 Aralık 1917-20 Şubat 1918 arasında üç ay süren Kokand Cumhuriyetikezâ Ruslar tarafından ortadan kaldırıldı. Hanlık toprakları üzerinde, Sovyet Devrimi sonrasında 27 Ekim 1924‘te Özbek Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuştur.

19.Yüzyılın başlarında dünyayı dolaşan ünlü Müslüman seyyah Abdürreşit İbrahim Türkistan şehirlerine de gelir. İslam şehri Buhara’da gördüklerinden şaşıran bu zat şöyle der: Buradaki medreselerde talebeler yirmi sene ders görmektedir. Hayret ki bu yıllar devamında iki kelime Arapça öğrenemeyen talebeler vardır… (Devam edecek )

Devami

Özbekistan’da en büyük elektrik borçlusu: DEVLET

Özbekistan’ın Devlet Enerji Kurumu “Uzbekenergo” halkın enerji borçlarını liste halinde sıralayarak internet ortamına koydu. Borçluların adı, soyadı ve ev adresinin de açıklandığı listede abonelerin devlete ne kadar borcu olduğu da tek tek sıralandı. En çok elektrik borcu olanlar arasında ise Devlet Başkanlığı ve Maliye Bakanlığı’nın ilk sırada yer alması dikkat çekti.

Uzbekenergo bu uygulamayla ile biriken borçların geri ödenmesini planlıyor. Vatandaşlar ise ad, soyad ve ev adresi gibi tüm detayları içeren borç tablosunun başka birileri tarafından farklı amaçlarda kullanılabileceği ileri gerekçesiyle karşı çıkıyor. İsmi listede bulunan bazıları ise elektrik tüketimi borcu olmadığı halde borçlu olarak gösterildiğini savunuyor.

EN ÇOK BORÇ DEVLET DAİRESİNİN

Özbekistan’da rakamsal olarak açıklanan tabloya göre en çok devlet dairelerinin borcu olduğu görülüyor. Buna göre, Devlet Başkanlığı, Maliye Bakanlığı, Taşkent Savcılığı, Taşkent Belediye Başkanlığı, Valilik ve Devlet Televizyon Kurumu gibi kamu birimleri devlete en çok elektrik borcu olan kurumlar olarak açıklandı

Devami

Bakiyev’in kardeşi Caniş Bakiyeve’e ömür boyu hapis!

Kırgızistan’da ülkeyi kötü yönettiği gerekçesiyle düzenlenen halk ayaklanması sonucu devrilen eski Devlet Başkanı Kurmanbek Bakiyev’in kardeşi Caniş Bakiyev’e ömür boyu cezası verildi.

2010 yılında yaşanan halk ayaklanmasından sonra ülke dışına sığınan Caniş Bakiyev’e açılan dava kapsamında tutuklama emri çıkarılmıştı. Suzak İlçe Mahkmesi tarafından açıklanan karara göre, Caniş Bakiyev’e ömür boyu hapis cezası verildi.
Ülke Başsavcılı tarafından yapılan açıklamaya göre, ilçe mahkemesi hakkında gıyabi tutuklama kararı bulunan Bakiyev’e ömür boyu hapis cezası verdi.

Caniş Bakiyev, Kırgızistan’ın ilk devlet Başkanı Askar Akayev’in 2005 yılı Mart ayında devrilmesi sırasında devlet mülkiyetlerini kayıt dışı ele geçirme, Merkez Bankası’nın Celalabad şehir şubesindeki 22 milyon ABD Doları çalmakla suçlanıyordu. Canış Bakiyev bunun dışında 2010 Nisan olaylarında ise eylemci halka karşı silahlı grup hazırlamak ve keskin nişancılara ayaklananlara ateş açma emri verilmesi ile de suçlanmıştı.

Devami

Kazakistan Yabancılara Kısıtlama Getiriyor

Kazakistan Meclisi yeni düzenlediği bir yasayla ülkeye gelen yabancılara belli kısıtlamalar getiriyor. Ülkedeki yabancı çalışan sayısını kontrol altına almak amacıyla yabancılara parmak izi vermeleri zorunlu hale getiriliyor.

Kazakistan, ülkede çalışan yabancıların sayısını kontrol altında tutmak ve ülkeye yapılan aşırı göçlerin önüne geçmek için yeni birtakım yasal düzenlemeler yaptı. Düzenlemeye göre işyerlerinin beşten fazla yabancı çalıştırması yasaklandı. Ayrıca ülkeye gelen her yabancının parmak izi vermesi zorunlu hale getirildi. Böylece kayıt dışı çalışmaların da önüne geçilmiş olacak. Yeni yasaya göre ülkede çalışacak olan yabancıların çalışma izni olması zorunlu tutuluyor.

Yasa ayrıca ülkede geçici kalma iznini de en fazla 12 ay olarak belirledi

Devami

Çin’den Doğu Türkistan`da tesettür karşıtı kampanya

Çin hükümeti, özellikle Doğu Türkistan‘a yönelik olduğu belirtilen, “Güzellik Projesi” adı altında bir proje başlattı. Proje hedefi, kadınları peçeden ve tesettürden soğutmak.

Müslümanların çoğunlukta olduğu Uygur bölgesini hedef alan bir proje ile kadınların, yüzlerini açmaları ve çeşitli kozmetik malzemeleri kullanmaları özendiriliyor. Doğu Türkistan’daki şehirlerin birçok yerindeki reklam panolarına asılan afişlerde, kozmetik malzemelerinin sergilendiği, tesettürlü kadınların yüzlerini açarak bunları kullandıkları ve bundan mutlu oldukları anlatıldı.

Kampanyada, peçenin ve tesettürün kadınları sınırladığı, kısıtladığı iddia edilirken, yüzünüaçan kadınların daha özgür olacakları öne sürülüyor. Ancak kampanya ile ilgili yapılan araştırmalarda, Müslümanların bu durumdan hoşnut olmadıkları ortaya çıktı.

Kampanyla ilgili konuşan 25 yaşındaki bir Müslüman kadın yaptığı açıklamada: “Biz geleneklerimizi devam ettirmek istiyoruz, buna ihtiyacımız var, herkesin de bize anlayış göstermesi gerek.” dedi.

Projeyi başlatan kurumdan yapılan açıklamada ise, insanların özgürlüklerine karışmadıkları savunuldu, bazı kişilerin bu tür kıyafetleri kullanarak terör faaliyetleri yaptıkları iddia edildi.

Devami