Özbekistan’da bir ‘işkencede ölüm’ olayı daha!

Özbekistan’dan işkence ve ölüm haberleri gelmeye devam ediyor

 “Toşturma’dan (Taşkent cezaevinden) Kardeşimin Cesedi Çıktı”

(BBC -3 Temmuz 2017)

Taşkent şehrinden Umrbaev ailesi geçen hafta Taşkent cezaevinden 24 yaşındaki oğulları Cesur‘un ölüsünün çıktığını söylüyor. Telegramda yayınlanan açıklamada anlatıldığına göre, bir kaç ay önce tutuklanan Cesur Umrbaev sapasağlamdı. Cesur Umrbaev’in ablası Gülçehre, kardeşinin işkenceler sebebiyle öldüğünü iddia ediyor.

Gülçehre‘nin açıklamasını dinlemek için (BBC)  YouTube kanalımıza girin. 

Gülçehre‘nin söylediğine göre kardeşinin vücudunda işkence izleri mevcut ve Cesur Umrbaev yargılama süresince işkenceye maruz kaldı.

Resmî yetkililer Cesur Umrbaev‘in kalp krizinden öldüğünü bildirdi.


Merhum Cesur Umrbaev 

BBC, İç İşleri Bakanlığı Basın sözcüsü Tolagan Abdullaev ile bağlantı kurmak istedi. Ama Bakanlık telefon numaraları cevap vermedi.

Özbekistan hapishaneleri ve terör tecrit hücrelerinden mahbusların ölü çıkışı daha önce de olmuştu.

Devami

Dünya Mülteciler Günü Basın Acıklaması ” İzmir Göç İdaresi Guantanamo Gibi “

Dünya Mülteciler Günü Basın Acıklaması ” İzmir Göç İdaresi Guantanamo Gibi “

Dünya Mülteciler Günü (Birleşmiş Milletler) dolayısıyla UMHD (Uluslararası Mülteci Hakları derneği) öncülüğünde bir Basın Toplantısı yapıldı. Aralarında İHH, Özgürder, Mazlumder, Suriye, Kafkas, Irak, Türkistan muhacirlerini de temsil eden 25 STK’nın katıldığı toplantıya büyük ilgi oldu. TÜRKİSTANDER Başkanı Burhan Kavuncu, iki Türkistanlıyı Tacikistan’a iade eden Göç İdaresi’ni özellikle İzmir Göç Müdürlüğü’nü kınayarak şunları söyledi: “İzmir Göç İdaresi hiç bir hukuk, kanun, kural dinlemeden çalışıyor. Sanki Türkiye’nin dışında uzayda bir ülke gibi, Guantanamo gibi kanunsuz, hukuksuz uygulamalarına devam ediyor. GGM’deki Türkistanlılar’ın avukat görüşleri, noter vasıtasıyla vekalet vermeleri, yakınlarıyla telefonla görüşmelerine izin verilmemektedir. Hatta Sulh Ceza Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararına rağmen iki Türkistanlıyı Tacikistan’a iade ederek ölüme göndermiştir”.
TÜRKISTAN DER.

Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, iç mekan
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, oturuyor ve iç mekan
Devami

1942’de Hollanda’da 101 Orta Asyalı neden öldürüldü?

Almanya’nın Sovyetler Birliği’ni işgale başladığı ilk haftalarda Smolensk yakınlarında esir düşen 101 Özbek, işgal altındaki Hollanda topraklarına propaganda amacıyla getirilerek Amersfoort kampında işkence edildikten sonra öldürülerek isimsiz Sovyet mezarlığına gömüldü

15.05.2017

Orta Asya’daki evlerinden Alman ordusuna karşı savaşmak için yola çıkanlar daha sonraki günlerde üstlerinde paçavralarla esir olarak Hollanda’daki toplama kampına getirildi. 1942 yılında Amersfoort kenti yakınlarında bir ormanda öldürülen çoğu Özbek 101 Orta Asyalıyı hatırlayanlardan çok azı hayatta. Öyle ki Hollandalı dikkatli bir gazeteci olmasa belki de tamamen unutulacaklardı.
BBC’nin derlediği habere göre her baharda kadın-erkek, yaşlı-genç yüzlerce Hollandalı, Utrecht yakınlarındaki Amersfoort kenti yakınlarındaki bir ormanda toplanır.
Bu insanlar Naziler tarafından tam bu noktada silahla infaz edilen ve yarım yüz yıldır unutulmuş olan 101 meçhul Sovyet askerini anmak için mumlar yakarlar.
Burada yatanların hikayesi Rusya’da birkaç yıl çalıştıktan sonra 18 yıl önce Amersfoort’a geri dönen gazeteci Remco Reiding’in yakınlarda bir Sovyet savaş mezarlığı olduğunu öğrenmesiyle başladı.
Reiding “Daha önce hiç duymadığım için şaşırmıştım. Mezarlığı ziyaret ederek arşiv bilgileri ve tanıklıklar aramaya başladım” diyor.
Araştırmaya başladığında mezarlıkta 865 Sovyet askerinin yattığını, 101’i dışında hepsinin cansız bedenlerinin Hollanda’nın diğer bölgelerinden ve Almanya’dan getirildiğini, fakat isimsiz 101 kişinin orada, Amersfoort’ta öldürüldüğünü öğrendi
Kampın Komutanı Karl Peter Berg, 1949’da idam mangası tarafından infaz edildi.
Almanya’nın Sovyetler Birliği’ni işgale başladığı ilk haftalarda Smolensk yakınlarında esir düşen bu 101 kişi, işgal altındaki Hollanda topraklarına propaganda amacıyla getirildi.
“Özellikle Asyalı görünüme sahip esirleri seçip, Nazilere direnç gösteren Hollandalılara sergilemek istiyorlardı. “Alt insan” diye tanımladıkları bu insanları gördükten sonra Sovyetlerin neye benzediğini anlayan Hollandalıların Almanya’ya destek vermesini umuyorlardı” diyor Reiding.
Nazilerin Sovyet halkları hakkında düşüncelerini değiştirmeye çalıştığı kişiler ise Amersfoort’taki toplama kampında kalan Hollandalı komünistlerdi. 1941’den beri Yahudilerle birlikte bu kampta tutuluyorlardı.
Bugün 91 yaşında olan Henk Broekhuizen, hâlâ hayatta olan az sayıda tanıktan biri. Ergenliğinde Sovyet esirlerinin kente getirilişini izlediğini hatırlıyor.
“Gözlerimi kapattığımda yüzlerini hatırlıyorum” diyor ve ekliyor:
“Paçavralara bürünmüşlerdi, hiç askere benzemiyorlardı. Yalnızca yüzlerini görebiliyordunuz.
“Naziler onları tren istasyonundan kampa kadar ana caddeden yürüttüler. Çok küçük ve güçsüzlerdi, ayaklarına da çaput bağlamışlardı. Bazıları arkadaşlarının koluna girerek güçlükle yürüyebiliyordu.”
Bazı esirler, kendilerini izleyen halkla göz teması kurmuş, el hareketleriyle aç olduklarını anlatmaya çalışmışlardı.
“Onlara su ve ekmek getirdik. Ama Naziler hepsini ellerimizden alıp yere attı. Yardım etmemize izin vermediler” diyor Broekhuizen,
Onları bir daha görmediğini söyleyen Broekhuizen, başlarına ne geldiğini de bilmiyordu.
Fakat gazeteci Remco Reiding Hollanda arşivlerine girerek yaşananlarla ilgili belgeler bulmaya başlamıştı.
İlk fark ettiği, çoğunun Özbek olduğuydu. Toplama kampındaki yetkililerin de bundan haberi yoktu. Yalnızca Rusça konuşan bir Nazi görevlisi onları sorguladıktan sonra bunu öğrenebildiler.
Reiding, bu kişilerin çoğunun Semerkant’tan geldiğini söylüyor:
“Belki bazıları Kazak, Kırgız veya Başkurt’tu. Ama çoğu Özbekti.”

Reiding’in ortaya çıkardığı bir diğer şey de Orta Asyalıların kamptaki diğer herkesten daha kötü muamele gördüğüydü:
“Kamptaki ilk üç günlerinde etrafı dikenli telle çevrili açık bir alanda tutularak aç bırakıldılar.
“Alman bir film ekibi, barbar ‘insan altı varlıkların’ yemek için birbiriyle kavga ettiği anı çekmek için hazırlanıyordu. Propaganda için bu filme ihtiyaçları vardı.
“Sonunda Naziler aç Özbeklerin arasına bir somun ekmek attı.
“Ama hiç beklemedikleri bir şekilde içlerinden biri ekmeği eline alarak bir kaşıkla eşit parçalara böldü. Diğerleri de o sırada sakince bekledi. Kimse kavga etmedi. Sonra da eşit şekilde bölünmüş ekmekleri paylaştılar. Naziler hayal kırıklığına uğramıştı.”

Remco Reiding, Amersfoort’ta yatan 865 Sovyet askerinden 200’ünün ailesinin izini sürmeyi başardı
Ama esirleri daha kötü şeyler de bekliyordu.

“Özbeklere diğer esirlere verdiklerinin yarısı kadar gıda veriyorlardı ve onlara yardımcı olmaya çalışan biri olduğunda bütün kampı cezalandırıyorlardı. Yemek artıklarını ve patates kabuklarını yediklerinde Naziler onları ‘domuzların yiyeceği şeyi yiyorsunuz’ diyerek dövüyordu” diyor.

Özbek tarihçi Bahodir Uzakov. Yakınlardaki Gouda kentinde yaşayan Uzakov da Amersfoort kampının tarihiyle ilgili araştırmalar yürütüyor.

Kamptaki gardiyanların itirafları ve kamptaki diğer esirlerin tanıklıklarını arşivlerden çıkartan ve bunlarla 2015 yılında bir kitap yayınlayan Reiding, kampta Özbeklere taş, kum veya kütük taşıma gibi en kötü işlerin verildiğini, düzenli olarak da dayak atıldığını ortaya koydu.

Gördüğü en şok edici hikayelerden biri ise kampın Hollandalı doktoru Nikolaas Van Nieuwenhuysen’in bir eylemiydi:
“Kamptaki Özbekleri, ölen iki arkadaşlarının kafalarını kesip kafataslarını tamamen temizleninceye kadar kaynatmaya zorlamış.
“Sonra da bu kafataslarını çalışma masasına yerleştirmiş. Tam bir delilik!”
Dr. Nikolaas Van Nieuwenhuysen savaşın ardından 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı
Aç ve çelimsiz kalan Özbekler yakaladıkları sıçanları, fareleri ve buldukları bitkileri yemeye başlamış. Aralarından 24’ü 1941’in sert geçen kışını çıkaramadı. Kalan 77’sine ise çalışmak için çok güçsüz kaldıkları için ihtiyaç duyulmadı.
Bu yüzden 1942 senesinde bir Nisan sabahı “İklimi size daha uygun olan Güney Fransa’ya gönderiliyorsunuz” denilerek kamptan çıkarıldılar.
Ancak götürüldükleri yer Güney Fransa değil, kampın hemen dışındaki ormandı. Burada kurşuna dizilerek infaz edildiler ve bir toplu mezara gömüldüler.

101 Orta Asyalının mezarlarının başlarında Rusça “Meçhul Sovyet Askeri” yazan mezar taşları bulunuyor.

“Bazıları ağlamaya başladı, diğerleri el ele tutuşarak ölümle yüzleştiler. Kaçmaya çalışanlar ise askerler tarafından kovalanarak vuruldu” diyor kampın gardiyanları ve şoförlerinin tanıklıklarını anlattıkları belgelere ulaşan Reiding ve ekliyor:
“Müezzinlerin insanları namaza çağırdığı, pazaryerinde rüzgârların kum ve tozlarla dans ettiği ve sokakları baharat kokan şehrinizden 5 bin kilometre uzakta olduğunuzu hayal edin.
“Onların dilini bilmiyorsunuz, onlar da sizin dilinizi bilmiyor.
“Ve bu insanların size niye hayvan gibi muamele ettiğini asla anlamıyorsunuz.”

Bu esirleri teşhis etmek için çok az bilgiye sahibiz. Naziler Mayıs 1945’te kaçarken kamp arşivlerini ateşe verdiler.
Geriye yalnızca adı bilinmeyen iki kişinin yüzlerinin gözüktüğü bir fotoğraf kaldı.

Amersfoort toplama kampındaki Özbeklerden geriye kalan tek fotoğraf.

Hollandalı bir esirin kalemle çizdiği dokuz portreden yalnızca ikisinde resimdeki kişinin adı yazılmış.
“Adları yanlış yazılmış ama kulağa Özbekçe gibi geliyor” diyor Reiding:
“Biri Kadiru Xatam ve diğeri Muratov Zayer diye yazılmış. İlk kişinin doğru adı Hatam Kadirov, ikincisi ise Zair Muratov olmalı.”( MUSEUM FLEHİTE)

Resimlere baktığımda Özbekçe isimleri ve Orta Asyalıların yüz hatlarını anında fark ediyorum. Tek kaşlar, melez yüz özellikleri… hepsi benim ülkemde güzel bulunan şeyler.

Bu genç erkekler 20’li yaşlarının başlarındaydı, belki de daha genç. Muhtemelen anneleri onlara uygun bir gelin bakmaya başlamış, babaları düğünlerine kadar besleyip büyütmek için bir dana almıştı, araya savaş girmeden önce.

100 BİN ÖZBEK KAYBOLDU

Bu kişilerden bazılarının benim akrabalarım da olabileceğini idrak ediyorum. İki büyük amcam ve eşimin dedesi savaştan geri dönmemiş.

Bana amcalarımın Alman kadınlarla evlenip Avrupa’da kalmayı tercih ettiği söylenirdi. Ninelerimin kendilerini avutmak için uydurdukları bir hikaye.
Gerçek ise savaşa giden 1,4 milyon Özbek’in üçte birinin geri dönmediği ve 100 bininin de kaybolduğu.

Amersfoort’ta yaşamını yitiren 101 Özbek’ten adı bilinen ikisi dışındakilerin teşhis edilememesinin çok nedeni var. Bunlardan biri Soğuk Savaş. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından başlayan Soğuk Savaş, Batı Avrupa ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni ideolojik düşmanlar haline getirdi.
Bir diğer neden ise Özbekistan’ın 1991’de bağımsızlığını kazanmasının ardından Sovyet geçmişini unutma kararı alması. Savaş gazileri artık kahraman statüsünde değil.

Her ne kadar ülkenin yeni devlet başkanı Şevket Mirziyoyev geri getirileceğini söylese de, savaşın ardından 14 yetimi evlat edinen bir aile anısına dikilmiş bir heykel başkent Taşkent’ten kaldırıldı.
Özetle, yıllar önce Sovyet ordusundayken kaybolan askerlerin izini sürmek Özbek hükümeti için bir öncelik olmadı.

Özbekler toplu mezardan çıkarılarak mezarlığa yerleştirildi. Daha sonra buradan da çıkarılıp özel Sovyet savaş mezarlığına yerleştirildi (NATİONAL ARCHİVES OF THE NETHERLANDS)
Özbekler toplu mezardan çıkarılarak mezarlığa yerleştirildi. Daha sonra buradan da çıkarılıp özel Sovyet savaş mezarlığına yerleştirildi
Ama Reiding, bu Özbeklerin isimlerinin ülkenin arşivlerinde bulunabileceğini düşünüyor ve ekliyor:
“Savaşta ölmeyen veya öldüğünden haber alınamayan askerlerin belgeleri yerel KGB birimlerine gönderilirdi. Bu 101 kişinin bilgileri de muhtemelen Özbekistan’da. Eğer onlara erişebilirsem bu 101 kişinin bir kısmını bulabilirim.”

Dünya Bülteni.

Görüntünün olası içeriği: açık hava ve doğa
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, ayakta duran insanlar
Devami

ŞİÖ Türkistan’ı kuşatma projesidir

Rusya ve Çin’in istihbarat paylaşımı amaçlı kurulan ve şimdi dünyanın yüzde 40 nüfusunu içeren ve dört nükleer gücü bünyesinde bulunduran ŞİÖ bugün Türkistan’ı kuşatma projesi haline dönüştü

14.06.2017

8-9 Haziranda Kazakistan’ın başkenti Astana’da Şanghay İşbirliği Örgütünün zirve toplantısı yapıldı. Toplantıda Hindistan ve Pakistan ŞİÖ tam üyesi oldular. “Dünya Bülteni” bu toplantının sonuçları hakkında Özbek muhalif siyasetçi Dr. Namoz Normumin Mohammad’ın görüşlerini öğrendi.

Size göre ŞİÖ nasıl bir örgüttür?

Şanghay İşbirliği Örgütü bugüne kadar az rastlanan bir uluslararası oluşumdur. Başlangıçta Rusya ve Çin’in istihbarat paylaşımı amaçlı kurulan ŞİÖ şimdi dünyanın yüzde 40 nüfusunu içeren ve dört nükleer gücü bünyesinde bulunduran bir dev organizasyona dönüştü. Örgüt üyesi devletler kendi bölgelerinde İslami radikalizmi önlemeden başlayarak geniş ekonomik işbirliğine soyundular. Askeri işbirliği de buna dahil. Ancak AB ya da NATO’ya kıyaslandığında ŞİÖ yine de ideolojisi kesinleşmeyen, üye devletler arasında çeşitli rekabet, büyük sorunları ve hatta düşmanlıklar olan bir yapıdır. Örneğin, yeni üyeler olan Hindistan ve Pakistan arasına Keşmir sorunundan dolayı zaman zaman siyasi krizler ve hatta askeri çatışmalar yaşanmaktadır.

ŞİÖ ABD ve AB rakip olabilir mi?

İşin aslında böyle rekabet elbette vardır. Özellikle Rusya açısından bu böyledir. Sadece rekabet değil batı ve Rusya arasına bir stratejik savaş söz konusudur. Bu savaş eskisi gibi soğuk savaş değil, karma savaştır. Batı Ukrayna’yı kendi etki alanın alarak Rusya’ya ağır bir darbe indirdi. Yaklaşık 10 bin kişi bu ülkesindeki çatışmalarda öldü. Rusya batıya karşı koyabilmek için yeni ortaklar aramaktadır. İşte ŞİÖ orta çıkmasının ana nedenlerinden biri budur.

Öte yandan Çin ve ABD arasında büyük jeopolitik ve ekonomik rekabet söz konusudur. İşin ilginç tarafı bu ülkeler aynı zamanda kendi aralarında işbirliği de yapmak istiyorlar. Örneğin, Çin’in Yeni İpek Yolu projesi AB ile işbirliğini öngörmektedir.

Böyle karmaşık durumu nasıl yorumlarsınız?

Bu işte günümüzde post modern dünyanın yeni halidir. Yani dünyadaki lider ülkeler kendi aralarında büyük rekabet içindeler aynı zamanda çıkarları gereği işbirliğinden de vazgeçemiyorlar.

ŞİÖ ülkeleri kendi aralarındaki sorunları çözebilir mi size göre?

Bu zor bir süreçtir. Dediğim gibi ŞİÖ bir ideolojisi olmayan (zaten olamaz da), post modern dünyada kendi çıkarlarını korumayı amaçlayan devletler topluluğudur. Şimdi Çin ve Pakistan büyük rekabet içindeler. Hindistan ve Pakistan’ın durumu zaten bellidir. Burada herkes öncelikle kendi çıkarlarını düşünerek hareket edecektir. Örneğin: Rusya’nın ŞİÖ’ den büyük ekonomik ve askeri; silah satışı beklentileri vardır…

ŞİÖ kendi bölgesinde istikrara katkı sağlayabilecek mi?

Bunu söylemek zordur. Çünkü ortada Afganistan sorunu vardır. ŞİÖ şu anda etki alanı olarak Afganistan’ı kuşatmış gibi gözüküyor. Ama bu ülke aslında bölgede de batının bir üssü sayılır. Son NATO zirvesinde bu örgüte üye ülkeleri Afganistan’daki asker sayısını artırma kararı aldı. Yani batı Afganistan’dan vazgeçmeyecektir. Dolayısıyla, bu ülkede büyük güçler karşı karşıya geldiler. Çatışmaların şiddetlenmesi kaçınılmazdır…

Dört Orta Asya ülkesi ŞİÖ üyesidir. Bunarlın durumunu nasıl değerlendirilmeli?

Bu dört ülke Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan’dır. ŞİÖ radikalizmle mücadele altında bölgedeki İslami gelişmeleri kontrol altında tutmaya ve önlemeye çalıştığını gizlemiyor. Esasında ŞİO Orta Asya ya da asıl adı ile Türkistan’ı kuşatma projesidir. SSCB dağılmasından sonra ülkelerimizde güzel gelişmeler oldu. Türkistan bir İslam medeniyetin merkezidir. Şu anda bölgemiz Müslümanları yeniden uyanmaktadır. Önemli olan bu uyanışın barışçıl, akıllı ve ŞİÖ gibi örgütleri tam olmasa bile karşısına almadan gerçekleşmesidir. Örgütün son toplantısında Özbekistan’ın yeni Devlet Başkanı Şevket Mirziyayev Kırgızistan’a sınırların kaldırılması çağrısında bulundu. Bu çok önemli bir adımdır. Çünkü ŞİÖ üyesi Orta Asya devletleri kendi aralarında birlik beraberliği sağlayarak bu örgütte önemli güç halına gelirler. Yoksa ŞİO bizi kendi bünyesinde eritir ve yok eder. Bunun örneği, şu an Doğu Türkistan’da yaşananlardır…

Dr. Namoz N. Mohammad kimdir?

1957 yılında imam Tirmizi’nin memleketi Tirmiz şehrine yakın bir köyde doğdu. 1980’de Taşkent Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra genel cerrahi uzmanı olarak çalıştı.

1990’lı yıllarda önce Özbekistan’ın bağımsızlığı için sonra ise İslam Kerimov rejimine muhalefet etmek için siyasi hayata katıldı. 1993’te muhalefete karşı uygulanan baskıdan dolayı Türkiye’ye geldi.
Türkiye’de siyasi faaliyetini sürdürmekle beraber, İslam dini ve Türk dünyası tarihi konularında araştırmalarda bulundu. Özbekistan’daki siyasi durum ve toplumsal hayat hakkında kitaplar ve makaleler yayınladı.

Muhaceretteki Türkistan Müslümanlarının sivil kuruluşu olan “Türkistan-Der” kurucu üyesi olan Dr. Namaz N. Muhammed, Özbek dili yanında, Anadolu Türkçesi, Rusça, Norveççe, orta derecede Arapça ve İngilizce bilmektedir. Evli ve 3 çocuk babasıdır.

Dünya Bülteni

Devami

“Aral gölünün kuruması çağımızın büyük faciasıdır”

BM Genel Sekreteri yaptığı açıklamada, “Aral gölünün kuruması çağımızın büyük faciasıdır” dedi
BM Genel Sekreteri António Guterres dünyanın dördüncü büyük gölü olan Aral gölünün kurumasını çağımızın büyük faciası olarak değerlendirdi.
António Guterres, 10 Haziran’da Özbekistan’ı ziyaret ederek Semerkant’ta Devlet Başkanı Şevket Mirziyayev ile bir araya geldi. Guterres görüşmenin ardından kurumuş Aral Denizi bölgesine gitti.
Nukus şehrini ziyaret eden António Guterres Aral Denizi zeminindeki gemiler mezarlığını ziyaret etti ve Aral Denizi bölgesindeki aksakallar heyeti ile görüştü.
Antoniu Guterres burada gördüklerinin kendisinde şok etkisi yarattığını belirterek dünyanın dördüncü büyük gölü olan Aral gölünün kurumasını çağımızın büyük faciası olarak değerlendirdi. Guterres yaptığı açıklamada, “Denizin kademeli kaybolması iklim değişikliği nedeniyle değil su kaynaklarının yanlış kullanımı ile gerçekleşti”yorumunda bulundu.
Guterres Aral Denizi’nin insanoğlu tarafından gezegenin imha sembolü haline geldiğini vurguladı. O bu trajediden ders çıkarmaya ve iklim konusunda Paris Anlaşması’nın uygulanmasına ilişkin uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırdı.
AKSAKALLAR
Özbekistan’da her mahallede bir aksakal yani bilge ve yaşlı kişi otoriteyi elinde tutuyor. Ona danışılıyor. Her sosyal olayda oluru alınıyor. Altı yedi mahallenin bir aksakalı oluyor. Mahalleler bir bölgeyi, bölgeler ili meydana getiriyor. Mahalle komiteleri aksakalları seçiyor ve bu aksakallar tüm ülke çapında Aksakallar Meclisi’ni oluşturuyor. Aksakallar, mahallelerdeki tüm sosyal ve siyasal olaylarla, tek tek bireylerin problemleriyle ilgileniyor. Düğünlerden ölümlere, toplumsal dayanışmayı örgütlüyor, problemlere çözüm öneriyorlar.
DÜNYA BÜLTENI

Görüntünün olası içeriği: açık hava
Devami

Kırgızistan’da sokakta İslami davet yasaklanıyor

Kırgızistan’da sokaklarda İslami davet yapmak, bu amaçla görsel ve sesli malzemeler dağıtmak yasaklanıyor

05.06.2017

Kırgızistan’da sokaklarda İslami davet yasaklanmasını öngören yasa tasarısı ülke Parlamentosunun gündemine alındı.

Tasarıyı Parlamentonun Sosyal İşler, Eğitim, Bilim, Kültür ve Halk Sağlığı Komitesi toplantısında Diyanet İşleri yetkilisi Zayyrbek Ergeshov sundu.

Tasarıya göre, sokaklarda İslami davet yapmak, bu amaçla görsel ve sesli malzemeler dağıtmak yasaklanıyor.

Tasarının görüşmesi sırasında “Onuugu-Progress” partisi vekili Tazabekov Ikramov’un “Bu tasarı ülkede İslamı daveti yasaklıyor mu?” sorusuna Z.Ergeshov “belgenin insanları camiye davet etmeye yasaklamadığını” söyledi.

Kırgız diyanet yetkilisi, “Hiç kimse vatandaşları camiye davet etmeye karşı değildir. İnsanlarımız dini bilgileri mescitlerde imamlardan almalıdırlar, sokaklarda değil” dedi.

Görüşmelerin ardından, milletvekilleri ilk okumada hükümetin önerisini kabul etti.

Dünya Bülteni.

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, ayakta duran insanlar ve oturan insanlar
Devami