Özbekistan’da halk, ramazanın ilk teravihine büyük ilgi gösterirken, ülke genelinde bine yakın camide hatimle teravih kılınıyor. Taşkent’teki camilerde de teravih namazları kılındı.
TRT AVAZ



Özbekistan’da halk, ramazanın ilk teravihine büyük ilgi gösterirken, ülke genelinde bine yakın camide hatimle teravih kılınıyor. Taşkent’teki camilerde de teravih namazları kılındı.
TRT AVAZ



Uygur Türklerine sahip çıkan Devletimize ve Devlet adamlarımıza Teşekkür ederiz.
Binlerce Uygur Türk’üne kolay şartlarla Uzun Süreki oturum izni kararını veren Başta sayın Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, Başbakan Yardımıcısı Numan KURTULMUŞ,İçişler Bakanımız, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü ve ekibi, Cumhurbaşkanı Başdanışmanları, Değerli Milletvekilleriniz,Türkistan meselesini dava edinip sıkıntılarımız ile bizzat ilgilenen Liderlerimizden sayın Devlet Bahçeli, Sayın Mustafa DESTECİ, sivil Toplum Kuruluşlarımızdan İHH, sivil Dayanışma Platformu, TGTV,İDSB,ULUSLARARASI HUKUKÇULAR BİRLĞİLİ, Mülteci Hakları Derneği, Akademisyenlerimiz ve Ticaret Üniversitesi Rektör yardımcısı Sayın Yücel Oğurlu ve isimlerini zikredemediğim bütün Türkistan dostu kardeşlerimize Halkımız adına minnet ve Şükranlarımızı sunuyoruz.
En kısa zamanda bütün muhabirlerimizin Türk vatandaşlığına alınması, Kanaat Önderimiz VE aksakalımız Abdülkadir YAPÇAN Hocanın evine ve Halkına dönmesini temenni ederiz.
TÜRKİSTAN-DER başkanı
BURHAN KAVUNCU

Rusya Kırgızistan’da askeri eğitim sınıfı açtı
Kırgızistan’ın Oş kentindeki “Svetoç” okulunda Rusya Federal Güvenlik Servisi’nin (FSB) katılımıyla gençler için askeri hazırlık sınıfı açıldı.
26.05.2017
Kırgızistan’ın Oş kentindeki okulda Rusya Federal Güvenlik Servisi’nin (FSB) katılımıyla yeni bir askeri sınıf açıldı.
www.turmush.kg sitesinde yer alan habere göre, sınıfın açılış törenine Rusya’nın Oş Başkonsolosluğu temsilcileri, Oş Rusya Bilim ve Kültür Merkezi Müdürü Vasiliy Alekseyev, FSB operasyonel sınır grubu temsilcileri ve “Naslediye” gençlik askeri hareketi temsilcileri katıldı.
Alekseyev, benzer sınıfların açılmasının “askeri mesleklere saygının geliştirilmesi ve gençlere meslek seçiminde yardımcı olmak için iyi bir adım olduğunu” kaydetti.
Bunun yanı sıra, FSB temsilcilerinin gençlere askeri alanda üniversiteye giriş imkanları ve askeri meslekler hakkında bilgiler aktarmanın bir anlamda cesaret dersi verdiği kaydedildi.
Bu hamle Rusya’nın Türk dünyasına yönelik nüfuz alanını muhafaza etme ve genişletme çabalarının yeni adımı olarak değerlendiriliyor.
Dünya Bülteni.

Türkistander bu hafta yapılan YK toplantısında, Halep’te zor durumda kalan sivil halk için bir yardım kampanyası başlatma kararı aldı. “HALEP BİZİM BİR PARÇAMIZ” başlığıyla düzenlenen kampanyanın duyurusu şöyle:
Muhterem kardeşler
Halep’de meydana gelen olaylardan haberiniz var. Her bir müslüman “ben nasıl yardım edebilirim” diye düşünüyor. Çünkü kardeşlerimizin derdi bizim de derdimizdir. Biz müslümanların bir beden gibi oluşumuz gerekir ki, onun bir azası acı duysa diğer azalarının da aynı acıları hissederek onlarla hemderd olması gerekir. Sonunda diğer organlarımız da hastalanarak gecelerini uykusuz geçirmekte. Bugün bedenimizin bir parçası ağrıyor ve sıkıntılardan şikayet ediyor.
Bu sebeple TÜRKİSTANDER olarak “Halep Bizim Bir Parçamız” başlığıyla bir yardım kampanyası düzenlemeye karar verdik. İsteyen kardeşlerimiz kendi imkanlarıyla gelip aşağıdaki listede yer alan ilaç ve ilk yardım malzemelerini veya nakit para ile yardımlarını bölgelerindeki dernek temsilcilerine teslim edebilirler.
Gerekli olan ilaç ve ilk yardım malzemeleri:
1)Sargıbezi, gazlıbez, flaster, antiseptik solüsyonlar, vb.
2)Yara-yanık kremleri
3)Ağrı kesiciler
4)Antibiotiklar
5) Astım ve nefes açıcı ilaçlar
6) Bit ilaçları
Yukarida sayılan tibbi malzamalari almak için ortalama 70-100 TL arası bir miktar gerekmektedir. Göndermek istediğiniz Nakit yardımlarınızı aşağıda belirtilen hesaplara veya bölgelerdeki yetkili kişilere ulaştırmanız mümkündür.
Hesap no: ULUSLARARASI TÜRKİSTANLILAR DAYANIŞMA DERNEĞİ
IBAN: TR 07 0020 6000 0402 8219 3100 01
(Türkiye Finans Katılım Bankası Fatih Şubesi)
Devami
19 Kasım 2016
* Burhan Kavuncu Genel Başkanlığa devam ediyor.
* Tahir Domla ve Namoz Normumin Genel Başkan Yardımcısı
Geçtiğimiz 13 Kasım Pazar günü 3. Olağanüstü Kurultayı’nı yapan Türkistander’de seçilen yeni Yönetim Kurulu görev taksimatını yaptı. Buna göre Burhan Kavuncu yeniden Genel Başkanlığa seçildi. Tüzük değişikliği ile 2’ye çıkarılan Genel Başkan Yardımcılıklarına ise Tahir Domla ve Dr.Namoz Normumin getirildi. Genel Sekreterliğe Abdullah Genç, Genel Muhasipliğe de Hüsnidin Haliloğlu’nun seçildiği Yönetim Kurulu’nda Abdulhamid Mumin ve Azad Tekin Ulutaş asil üye olarak yer aldılar.
Türkistander’in 3.Olağanüstü Kurultayı’nın yankıları İstanbul Türkistanlı muhacir camiasında devam ediyor. Özellikle Tahir Domla’nın Genel Başkan Yardımcısı olması sevinçle karşılandı. Kurultay’da yayınlanan “Taleplerimiz” başlıklı deklarasyonun, Özbekistan yönetimine ulaştırılması ve Mirziyayev yönetiminin tepkisi merakla bekleniyor.
Devami
Tahir Domla, Abdullah Genç ve Hüsnidin Haliloğlu da Yönetim Kurulu’na seçildi

Türkistander 3. Olağanüstü Kurultayı’ndan notlar:
* Yeni Yönetim Kurulu seçildi. Yüksek İstişare Heyeti oluşturuldu.
* Kerimov sonrası Özbekistan’daki gelişmeler tartışıldı. Muhacirlerin taleplerini içeren bir deklarasyon yayınlandı.
* Dün yapılan Kurultay’a geniş katılım oldu.
14 Kasım 2016
2 Eylül tarihinde ölen Özbek diktatör İslam Kerimov’dan sonra Özbekistan’da bazı değişimler yaşanıyor. Taşkent’te ezan ve başörtüsü yasağının kalktığı yönündeki haberler, yurtdışında bulunan Özbek muhacirler arasında heyecan yarattı. Bu dalgalanma, İstanbul’da dün gerçekleştirilen Türkistander genel kurul toplantısına da damgasını vurdu.
Tüzük ve yönetim değişikliği yapmak ve Özbekistan’da İslam Kerimov’un vefatından sonra yeni durumu değerlendirmek için toplanan Uluslararası Türkistanlılar Dayanışma Derneği (Türkistander) 3. Olağanüstü Kurultayı 13 Kasım Pazar günü İstanbul Zübeyde Hanım Kongre salonunda gerçekleşti. İstanbul’un çeşitli semtlerinde yaşayan Türkistan uleması ve muhacirler Kurultay’a yoğun ilgi gösterdi. Özbekistan’ın tanınmış hocalarından Sadık Semerkandi, Tahir Domla, Tacikistan’dan Ahmadullo domla, Afganistan’dan Abdulbaqi domla yaptıkları konuşmalarda Türkistanlı muhacirlerin İslami duyarlılıklarını dile getirdiler. Konuşmaların özetleri ayrıca hazırlanmaktadır. Kurultaya katılanlar arasında Said domla, İbrahim Utaev, Abdulbasıt, İsmatullo, Kamaruddin, Kazanlı Abdullah domlalar da bulunuyordu.
Kurultaya derneğin Türkiye ve dünyanın başka ülkelerinde bulunan üyeleri adına 110 delege, Türkiye’deki kardeş derneklerin ve başka STK temsilcileri katıldılar. Dr.Veysi Erken‘in Divan Başkanı seçildiği kurultayda, Dr.Namaz Normumin ve Av.Abdulhalim Yılmaz da divan üyesi oldular.
Kurultayda “Türkistander” yönetimi 2014-2016 yıllar faaliyet raporu, mali ve denetim komisyonunun raporları dinlendi ve onaylandı.
Kurultayda yönetim adına bir konuşma yapan “Türkistander” Genel Başkanı Burhan Kavuncu geçen dönemde derneğin 2 uluslararası ve 2 de küçük kurultay olmak üzere birçok organizasyona imza attığını, Türkiye’de ve başka ülkelerde bulunan Türkistanlı muhacirlere ilmi, maarifi, sosyal ve hukuk alanlarında önemli ölçüde hizmet verdiklerini söyledi.
Yönetim raporunu ve Özbekistan’da İslam Kerimov vefatından sonra oluşan yeni durumu değerlendiren kurultay konuşmacıları Orta Asya, yani Türkistan Müslümanlarının kendi değerlerine sahip çıkarak, ana vatanlarının tüm alanlarda gelişmesi için çabalayacaklarını belirttiler.
Kurultay katılımcıları bunun yanında şu anda dini, sosyal, ekonomik vs sıkıntılar içinde olan ve bu ülkeleri yönetenlerin çeşitli baskılarına maruz kalmakta olan Türkistanlı Müslümanların bunlara karşı birlik ve beraberlik içinde olması gerektiğinin önemini belirttiler.
Kurultayda Orta Asya devletlerinin çeşitli alanlarda kalkınması için sosyal istikrar ve toplumsal barışın, Türkistanlı Müslümanların ise kendi faaliyetlerinde barışçıl ve hikmetli davet, birlik ve beraberlik, iyi organizasyon işlerini yola koymalarının önemine dikkat çekildi.
“Türkistander” 3. Olağanüstü kurultayında derneğin tüzüğünde değişik yapılarak Yüksek İstişare Heyeti oluşturmasına karar verildi. Kurultayda bu şekilde 20 kişilik yeni Yönetim Kurulu ve 10 kişilik Yüksek İstişare Heyeti seçildi.
Yeni Yönetim Kurulu şöyle oluştu:
Burhan Kavuncu, Namoz Normumin, Tahir Domla, Abdullah Genç, Hüsnidin Haliloğlu, Abdulhamid Mumin ve Azad Tekin Ulutaş. Yönetim Kurulu kendi arasında görev bölüşümünü yapacak.
Kurultay Özbekistan’daki yeni yönetime müracaat ederek, bir istek ve talep beyannamesi de kabul etti.
“Türkistan-Der” 3. Olağanüstü Kurultayı Beyannamesi
* Türkistan’ın (Orta Asya) Kalkınması için Toplumsal Barış, Müslümanlarının birlik ve beraberliği şarttır !
“Türkistander” 2013 yılında Orta Asya ülkelerinden çeşitli nedenlerden dolayı vatanlarını terk ederek, yabancı ülkelerde yaşayan Türkistanlı muhacirlere ilmi, marifi, sosyal ve hukuki yardım etmek amacıyla kuruldu. Bununla beraber derneğimiz ana vatanımız Türkistan’daki haklarımızın tüm alanlarda gelişmesine katkıda bulunmayı kendine bir görev olarak biliyor.
Biz “Türkistander” olarak Orta Asya, yani Türkistan hududundaki halklarımız ve ülkelerimiz arasında her alanda dostane ve işbirliği ilişkilerin geliştirilmesini isteriz.
Özellikle Özbekistan’da eski Devlet Başkanı İslam Kerimov’un ölümünden sonra iktidara gelen yeni hükümetin toplumsal yaşamın çeşitli alanlarında reformlar yapması artık kaçınılmaz hale gelmiştir.
Tüm dünyada halkların ve devletlerin gelişmesini sağlayan müspet manada insan hakları, inanç, ifade ve basın özgürlüğü, insanların kendi devlet liderlerini seçme, sivil toplum kurumları ve siyasi örgütleri tesis etme, iş, girişim ve ticari özgürlüklerin hayata geçirilmesini Özbekistan’ın yeni hükümeti başlıca görevleri olarak kabul etmelidir.
Özbekistan halkın çoğunluğu Müslümanlardan oluşmaktadır. Onların özgürce ibadet etmeleri dini inançlarının gereği olduğu için bu Müslümanlara eğitim ve ibadet hukuku başta olmak üzere tüm hukukları temin edilmelidir.
Müslümanların dini eğitimi almaları da onların insani haklarıdır ve onlara devlet ve özel din eğitim müesseselerinde bu haklar verilmelidir.
“Türkistander” müspet manadaki bu insan hakları ve özgürlüklerinin Özbekistan ve değer Orta Asya ülkelerinde uygulanmasının kadım vatanımız Türkistan’ın tüm alanlarda gelişmesinin olmazsa olmaz şartı olarak değerlendiriyor.
“Ekteki talepnamede “Türkistander” 3.Olağanüstü Kurultayı’nın kabul ettiği “Özbekistan yeni yönetiminden taleplerimiz” yer almaktadır.”
* ÖZBEKİSTAN’DA UMUMİ AKLANIŞ İSTİYORUZ!
Özbekistan Yönetiminden İstek ve Taleplerimiz:
1-DİNİ ÖZGÜRLÜKLER: Özbekistan halkı müslümandır. İbadetlerini ve inancının gereklerini özgür bir şekilde yerine getirmek istiyor. Bu sebeple:
İBADET ÖZGÜRLÜĞÜ
Camiilerde halkın duyacağı şekilde ezan okunabilmelidir.
Hangi yaşta olursa olsun camiilerde namaz kılmak isteyen kişilere baskı ve müdahale yapılmamalıdır.
İşyeri, otel veya toplu kalınan heryerde seccade bulundurulması ve namaz kıllanması serbest bırakılmalıdır.
KILIK KIYAFET ÖZGÜRLÜĞÜ
Kadınların sokaklarda, işyerlerinde, kamu kurumlarında, okullarda serbest bir şekilde hicaplı olarak bulunmalarına izin verilmelidir.
DİNİ EĞİTİM HAKKI
İsteyen vatandaşların çocukları için özel veya resmî eğitim kurumlarında dini eğitim görme imkanı sağlanmalıdır.
2. BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ
Basın- yayın ve matbuat üzerindeki her türlü baskı ve sansur kaldırılmalıdır.
3. SOSYAL VE SİYASİ ÖZGÜRLÜKLER
Sivil toplum kuruluşlarının (dernek, sendika ) ve siyasi partilerin kurulması ve faaliyetleri serbest bırakılmalıdır.
Ülkede bütün seçimler serbest olarak, “gizli oy açık tasnif” kuralına uygun bir şekilde yapılmalı, kişilerin aday olması önünde hiç bir engel kalmamalıdır. *Ülkede toplantı, gösteri, yürüyüş, miting gibi sosyal faaliyetler serbest bırakılmalıdır.
4. CEZALAR KALKSIN
Devlete veya yönetime karşı işlenmiş fiiller gerekçesiyle veya dini/ siyasi sebeplerle cezaevlerinde bulunan, tutuklu ve ya hükümlü herkes serbest bırakılmalıdır. Bu sebeplerle açılmış olan tüm davalar durdurulmalı, verilmiş hükümler sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmalıdır.
5. MUHACİRLER DÖNSÜN
Hangi sebeple olursa olsun, Özbekistan’dan ayrılmak durumunda kalmış bütün vatandaşların, hatta ana babasından birisi Özbekistan’da doğmuş olan eski muhacirlerin ülkeye geri dönmelerine izin verilmelidir. Haklarında herhangi bir soruşturma açılmayacağı güvencesi ilan edilmelidir.
6. İKTİSADİ ÖZGÜRLÜKLER
Özbekistan’da Sovyet döneminden kalan “pamuk ziraatinde zorla çalıştırma” uygulamasına benzeyen uygulamalar“angarya” olarak adlandırılmakta ve insanlık suçu olarak görülmektedir. Bu ve benzeri uygulamalar artık sona ermelidir.
7. SEYAHAT ÖZGÜRLÜĞÜ
Yurt içi seyahatlerde kısıtlamalar kaldırılmalı, Özbekistan şehirleri arasında yolculuk tamamen serbest olmalıdır. Yurt dışına çıkış vizesi (OVİR) uygulaması kaldırılmalıdır. Özbekistan’da bugün yoğun bir “ülkeden ayrılma talebi” vardır. Yukarıdaki özgürlükler sağlanırsa ve ekonomi düzelirse, halkımız ülkesinden niye ayrılmak istesin. Daha önce gidenler de bu özgürlükler sağlanırsa geri dönecekti.
8. SINIRLAR AÇILSIN
Türkistan (Orta Asya) devletleri ile sınırlar açılsın ve onların vatandaşlarına vize uygulamaları kaldırılsın.
“Türkistander” 3. Olağanüstü Kurultayı
13.11.2016
Devami
Hakan Erdem iç uğramaz olur mu? Ama sorunumuz büyük. Sorun, Evliyâ Çelebi’ye göre cim karnında nokta bile olmayan Koçi Bey’deki tek Türkistan referansına karşılık, onun 10 büyük cildindeki referans bolluğu bile değil. Sonuçta, Yapı Kredi Yayınları’nın yayınladığı ve geniş bir ekibin emeğinin ürünü olan transkripsiyon kullanışlı bir indeks içerdiği için ne kadar “Türkistan” referansı varsa ufak bir çabayla erişmek mümkün. Sorun, Evliyâ Çelebi’deki Türkistan kullanımlarının gösterdiği çeşitlilik ve dolayısıyla zuhur eden yorumlama ihtiyacı.
Bu konuda yapılacak belki ilk gözlem, Evliyâ Çelebi’nin, “Türkistan” adını birden fazla yer için kullanmış olmasıdır. Onun, Batı İran’daki Rûmiyye/Urumiye için “Şehr-i Türkistan-ı Azerbaycan” veya “Türkistan-ı İran” nitelemelerinin kullanıldığını kaydetmesi ilginçtir. Ayrıca, Orta Asya’yı kastederek “Tataristan Türkistan’ı” da diyor. Kelimenin sözlük anlamının basitçe “Türklerin yaşadığı yerler” olduğu düşünülürse, Çelebi de farklı coğrafyalarda nerede Türk nüfus varsa orasını Türkistan olarak görmüş olabilir.
Ne var ki, Evliyâ Çelebi, Osmanlı’nın Avrupa’daki toprakları için hiç Türkistan nitelemesini kullanmıyor. Bu toprakların adı onda Rumeli’dir. Muhakkak ki Rumeli’nde de Türkler vardı ama ülkenin, Türkler geldiğinde, onların dilinde zaten başka bir etnik addan, Rum’dan, türeme bir adı olduğu ve herhalde Türkler de bu yörelerde çoğunluk olmadıkları için o ad öylece kaldı. Dolayısıyla, bir yerin Türkistan sayılması için sadece Türk nüfusa sahip olmasının yetmediğini söyleyebiliriz.
Evliya Çelebi’nin zihninde “Türkistan” denince Rumeli’den farklı, belli bir coğrafyanın canlandığını ise, hem de Rumeli bağlamlarındaki kullanımlarından kolayca anlayabiliyoruz. “Iklık” adlı müzik aletinden bahsederken “Bu saz Arabistan’da ve Türkistan’da çoktur amma Rumeli’nde asla yoktur” diyor. Aynı şekilde, Sofya’yı överken “Bu diyarda ılıcaya ‘bana’ derler. Acem’de germâb, Arab’da humma, Türkistan’da ılıca, Yörükistan’da kaplıca derler” demekte ki mübarek adam başımıza bir de “Yörükistan” sorunsalı açıyor. Hiç girmeyeyim, isteyenler nerelerde “kaplıca” deniyor, onu kıstas alarak bulmaya çalışsın. Yalnız geçerken şunu belirteyim ki Çelebi’nin kendisi “Türkistan” asıllı, yoksa “ılıca” demezdi!
Suyun öte yakasında, Rumeli’nde olduğu için midir nedir, ama Evliyâ, imparatorluğun başkentini de Türkistan’dan saymıyor. İstanbul için Türkistan nitelemesini kullandığını hiç görmedim. Onun Türkistan’ı kesinlikle taşrada bir yerdeydi. Öte yandan Türkistan’a ulaşması için büyük mesafeler katetmek zorunda da değildi. Bakın, payitahtın burnunun dibinde sayılabilecek bir uzaklıkta olan Bursa Yenişehir’i için ne diyor: “Ve bu şehir cümle bin üç yüz kiremit örtülü hâne-i zîbâlardır. Ve âb ü havası ve sahrâ-yı mezraları ve fezâsı latif Türkistanşehirlerinden bir müzeyyen şehirdir.” Anlaşılan Çelebi, Yenişehir’in kiremit kaplı damlarını, süslü evlerini, havasını suyunu, tarlalarını çayırlarını çok beğenmiş ki diğer “Türkistan” şehirleri ve kasabaları için kullandığı küçümseyici dili kullanmamış. İki adım ötedeki İnegöl’den Tavşanlı’ya hareket ettiğinde ise “Türkistan olmakla refikler alıp (…) nehr-i Ilıca’yı atlar ile ubur [geçtik] ettik” dediğine göre, Türklerin ülkesinde bir güvenlik sorunu vardı ve fazladan yoldaşlar almak gereğini duymuştu.
Kendi atalarının toprağı olan Kütahya içinse övgüden başka bir sözü yok ama övgülerini kurgulayışında biraz tuhaflık var: “Gerçi Anadolu’da Türkistan vilayettir, amma ulemâsı ve fuzalâsı ve şu‘arâsı gâyet çokdur. Zirâ halkı safâ ve zevk ile alûdedirler.” Bir Anadolu şehrinde okuryazar kişilerin, oturup kalkmasını, eğlenmesini bilen insanların bulunmasında ne tuhaflık vardı ki Çelebi böyle diyordu?
Evliya Çelebi’nin metni incelendiğinde bu kurgunun sadece Kütahya için değil, diğer Anadolu şehir ve kasabaları için de geçerli olduğunu görürüz. Doğuya doğru ilerleyerek birkaç örnek daha vereyim. Bolu için, “Türkistan’da bu dahi bir şehr-i ganimettir” diyerek bolluğunu övüyor ve “Gerçi Türkistandır amma ayân u eşrafı ve tüccarı çokdur. Gerçekden bir mamûr ve âbâdan şehr-i muazzamdır kim (…) cümle üç bin tahta örtülü hane-i zibalardır” diyor. Bolu’nun zenginlerinin evleri ve hanlar ise kiremit örtülüymüş.
Lâdik (Amasya) için “Gerçi Türkistan şehirlerindendir amma farisü’l- hayl sipahileri ve erbâb-ı maârif yaranları çokdur. Vasatü’l-hâl olanları tüccar ve ehl-i hirefdir. Çuka ferace ve kontuş giyip gûnâ-gûn akça ve gökçe ve pakça esbab giyerler” diyor. Atlı askerlerinin ve okuryazar takımının çokluğu, orta hâlli takımının tüccar ve esnaf oluşu ve insanlarının çeşitli renklerde temiz pak giyinmesi Evliyâ için hoş sürprizler olmuşa benziyor. Çorum da “Gerçi Türkistan şehirlerindendir amma yine erbâb-ı maarifi ve nükte-şinâs çelebileri, ulemâ ve sulehâ”sı olan bir yerdir. Osmanlı’nın Rum vilayetinde olan Tokat ise “Gerçi diyar-ı Rum-ı behçet-rüsûm-ı Sivastan” imiş ama “yine Türkistan add olunup reaya ve berayası gayet koyu Etrak” olan bir yermiş. Son örneğim iyice doğudan, Kemah olsun: “GerçiErzene’r-rûm hâkinde Türkistan şehridir, amma garib-dost, sulehâ-yı ümmetten halûk ve selim âdemleri vardır.”
Bu yazıdaki asıl amacım Evliyâ’nın nereleri Türkistan olarak gördüğünü tesbit etmek ama Anadolu kentlerini överken takındığı “Türkistan olmasına rağmen” söylemine de çok kısa değineyim. Öyle görünüyor ki payitahttan yola çıkan bir çelebi, belki de oradaki diğer çelebilerden oluşan çevresinin ve okurlarının beklentileri doğrultusunda taşraya karşı ciddî önyargılar besliyor ve “Türkistan” dendiğinde cehaletin, yoksulluğun, düzensizliğin ve kaba-sabalığın hüküm sürdüğü, pejmürde kılıklı insanların yaşadığı bir yer anlıyordu. Mümkündür, diğer ülkelerde de payitaht/merkezin periferideki küçük kentler ve kasabalar hakkında böylesi önyargıları ve tepeden bakan görüşleri vardı. Tarihsel bağlamda bunun en aşırı örneklerinden biri Roma kentidir ama herhalde Doğu Roma’nın payitahtının da emperyal küstahlık vadilerinde hatırı sayılır bir yeri bulunuyordu.
Evliyâ Çelebi’nin yazdıklarından Anadolu’da olduğu iyice anlaşılan bu Türkistan’ın coğrafî- kültürel sınırları konusuna gelince, şanslıyız ki seyahatnamesi bu konuda da ufuk açıcı bilgiler içeriyor. Osmanlılarca fethinden sonra Ahıska’nın bir eyalet merkezi (Çıldır Eyaleti) yapılmasını Evliyâ: “Gürcistan ve Kürdistan, Türkistan ve Dağıstan ve Acem diyarının hudûdlarında intihâ-yı serhad” yani serhadin sonu olmasına bağlıyor. Buradaki Türkistan’ın Orta Asya Türkistanı olmadığı ve Anadolu olduğu, hiçbir şey değilse Anadolu’nun zikredilmemesinden anlaşılır. Eh, bu da bize “Türkistan”ın Kuzeydoğu sınırını verir. Bugün Gürcistan’da olan Ahıska’nın Türkiye sınırına sadece 15 kilometre mesafede bulunduğunu düşünürsek Evliya Çelebi’nin sınırında da büyük bir sapma olmadığını söyleyebiliriz.
Batı sınırı olan Rumeli’ni zaten gördük. Güneydeki Antakya içinse, bu kez Arabistan üzerinden giderek “hudut” çizmiş: “Meşhur Arabistan’ın ibtida hududu olmakla” diyor. Arabistan hududu Antakya’dan başlıyormuş. Şöyle devam ediyor: “Bu şehrin cânib-i garbı diyâr-ı Rum’dur. Bu şehir diyâr-ı Arabistan’ın ibtidâsıdır kim Irak-ı Arab yani şehr-i Haleb hududundadır.” Antakya, Halep hududundaymış ve batısında Rum ülkeleri varmış ki bundan da Anadolu ve Rumeli’yi birlikte anlamamız gerektiği kanısındayım. Halep’in kuzeyindeki Maraş içinse “Bu şehirTürkistan şehirlerindendir” diyor. O dönemde Halep ve tüm Arabistan’ın Osmanlı yönetiminde olduğu düşünülürse buradaki sınırın siyasî bir karşılığının olmadığını daha çok dil ve kültür ekseninde çizilen bir iç sınır olduğunu söylemeliyiz ki bu, bugünkü Türkçe-Arapça dil sınırlarıyla da uyumludur. Evliyâ Çelebi’nin zihniyet haritasında aynı imparatorluk içinde Arabistan, Türkistan, Rumeli gibi farklı memleketlere muhakkak ki bir yer vardı.
Üç aşağı beş yukarı bugünkü Türkiye sınırlarıyla büyük benzerlik gösteren bir bölgeye Evliya Çelebi’nin Türkistan dediğine dair örnekleri çoğaltmak, onun bu bölgenin adet, görenek, dil ve mimarî özellikleri hakkındaki görüşlerini alıntılamak da mümkün. Vurgulamak istediğim, henüz 17. Yüzyılda bir Osmanlının kafasında bir Türkistan olması ve daha da önemlisi bu coğrafyanın sınırları hakkında da gayet oturmuş görüşleri bulunmasıdır.
Evliyâ Çelebi’nin “Türkistan” dediğinde kesinlikle Orta Asya’yı değil Anadolu’yu kastettiğine dair bir örnekle bitireyim. Olur ya, tarihçiler de bazen bir şeyi kanıtlar. Çelebi, İskenderiye limanı için “Mısır’ın baş iskelesidir ve cümle kâfiristan veTürkistan gemilerinin ârâmgâhıdır [durağıdır]” diyor. O dönemde denize erişimi olmayan Orta Asya’yı ve henüz bir kanal olmadığı için Kızıldeniz tarafından gemi göndermesi imkânsız olan İran’ı diğer muhtemel adaylar olarak elersek, Anadolu’dan başka bir Türkistan kalıyor mu İskenderiye’ye gemi gönderecek? Osmanlılar son zamanlara kadar Türkiye diye bir mevcudiyetten haberdar değildi mi demiştiniz? “Türkiye” yerine “Türkistan” demelerine bakarak bu yargıya ulaşmamıştınız umarım.
(Karar Gazetesi, 9 Ekim 2016)
BURHAN KAVUNCU
01 Ekim 1916
Bir süredir İstanbul’da devam eden “Özbek operasyonu” ile ilgili çeşitli tartışmalar medya gündeminde yer alıyor. Özellikle iki bayanın durumu ile ilgili farklı iddialar söz konusu. Bununla ilgili gerçek durum şudur:
1-Kazakistan uyruklu KULASH MİRZA KALKAMAN : 72 yaşındaki (1945 doğumlu) bayan, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün hakkında Kod koyması (Türkiye’de bulunması sakıncalı olan yabancı kodu) sebebiyle 2 Ağustos 2016’da gözaltına alınarak Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ne konuldu. Buradaki görevliler insani sebeplerle yaşlı hanımın Kurban Bayramı’nı olumsuz şartlar altında geçirmesini istemedikleri için şartlı salıverme tutanağı ile serbest bıraktılar. Evine giden Kulash hanım henüz yolda iken, geri çağrıldı. Ankara’daki Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün talimatı ile salıverme tutanağı iptal edildi ve yeniden ‘gözetim altına’ alındı. 28 Eylül tarihinde sosyal medyada ve basında Kulash Mirza Kalkaman’ın durumu haberlere konu oldu. 29 Eylül’de avukatının açtığı davada İstanbul 2.İdare mahkemesi kararıyla serbest bırakıldı. Göç İdaresi, “15 gün içinde Türkiye’yi terk etmesi” şartını öngören bir tutanak imzalattı. Kızı ve damadı bir süreden beri kayıp olan Kulash Kalkaman, iki küçük torununa da kendisi bakıyordu.
2-Özbekistan uyruklu DİLAFRUZ ŞAMSİDİNOVA: 1985 doğumlu bayan dokuz aylık hamile iken, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün kararı ile 04 Ağustos 2016 günü gözaltına alınarak Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ne konuldu. 25 Ağustos günü 29 Mayıs Haseki Hastanesi’nde bir kız çocuğu doğurdu. Doğumdan sonra, henüz birkaç saat geçmişti ki Göç İdaresi görevlisi polis memuru, Kadın Doğum uzmanından ‘olur’ alarak anneyi ve bebeğini yeniden Kumkapı GGM’ye götürdü. Bebekten sorumlu olan çocuk doktoru, kedisine sorulmadığı içim “izinsiz sevk” tutanağı tuttu.
Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ndeki görevliler, Dilafruz hanımın ve bebeğinin durumları Kumkapı’da daha fazla kalmaya uygun olmadığı için, bütün sorumluluğu üzerlerine alarak aynı gün serbest bıraktılar. Göç İdaresi genel Müdürlüğü tam 1 hafta sonra, Dilafruz Şamsidinova’nın serbest bırakılmasına karar verdi.
Yaklaşık 150 Türkistanlıdan ikisinin kısa hikayesi böyle. Diğerlerinin de her birisinin ayrı birer hikayesi var. Gözaltı kararına esas olan liste ile ilgili birçok açıklama yaptık. Artık İstanbul emniyeti bu insanların tamamen masum olduğunu bildiği için sorgulamadan, doğru Kumkapı’ya gönderiyor. Ondan sonrası, Ankara’nın insafına…
İstanbul’da Türkistanlılara yönelik bir zulüm olduğu kesin de, insanlar bunun sorumlusunun kim olduğunu merak ediyor.
(01 Ekim 1916)
Devami