Çin, Uygurlara karşı Afgan yönetimine yaklaşıyor!

afgan çin
Çin, Taliban’a karşı savaş konusunda Afganistan’la işbirliğine gitmek istediğini duyurdu. Çin yönetimi, geçtiğimiz günlerde Doğu Türkistan yakınlarında meydana gelen ve 29 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan saldırının faillerinin Afganistan’daki gruplar tarafından desteklendiğini ileri sürdü.Çin Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Çin hükümeti, terörle mücadele konusunda uluslararası güçlerle birlikte hareket etmeyi, özellikle de komşusu olan Afganistan ve Pakistan’daki gruplarla mücadelede bu ülkelere yardımcı olmayı istiyor” denildi.
Pekin yönetimi, Doğu Türkistan’da meydana gelen olayların faillerinin yurt dışındaki gruplardan destek aldığını ileri sürerek, Doğu Türkistan’da yaşanan şiddeti sona erdirmek için yurt dışında bulunan bu gruplarla da mücadele etmeye niyetli olduğunu açıkladı.
Konuyla ilgili konuşan Çin dışişleri bakanı Wang Yi, “Aşırı gruplarla mücadele etme konusunda, Afganistan ve Pakistan gibi komşu ülkelerle işbirliği yapacağız” dedi.

Wang Yi, geçtiğimiz ay Afganistan’a bir ziyarette bulunmuş ve orada Taliban’la savaşan Afgan ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) askeri yöneticileriyle görüşmüştü. Diğer taraftan Çin, bölgedeki ülkelerle yapmayı düşündüğü işbirliği çerçevesinde, Doğu Türkistan’a NATO birliklerinin gelmesine de sıcak bakabileceğini belirtiyor.

Çin’in Uygur bölgesinde bulunan Doğu Türkistan’daki Müslüman azınlık, Çin yönetiminin sistematik şiddet ve zulmüne maruz kalıyor. Enerji bakımından zengin olan bölgede hakimiyetini artırmak isteyen Çin hükümeti, şiddet kullanarak bölgede yaşayan Müslümanları sindirmeye çalışıyor.

Çin hükümetinin bu son adımı, Uygur bölgesinde yaşayan Doğu Türkistanlıları, Taliban’la işbirliği içerisinde gösterip, oradaki halka yaptığı zulmü meşrulaştırmak için attığı ifade ediliyor.

www.dunyabulteni.net
Devami

Kırım Tatarları’ndan olağanüstü toplantı kararı

bayrak

Kırım Tatar Milli Kurultayı, yarımadadaki Tatarların haklarını görüşmek üzere olağanüstü toplanacak.

Ukrayna’dan tek taraflı bağımsızlığını ilan eden ve Rusya’ya bağlanma anlaşması imzalayan Kırım’da, Kırım Tatar Milli Meclisi, geleceklerini şekillendirmek amacıyla günlerdir karar almaya çalışıyor.

Kırım Tatar Milli Meclis Başkanı Rifat Çubarov, Tatarların kaderini tayin etmek üzere Milli Kurultayı toplama kararı aldıklarını bildirdi.

Çubarov, “Kırım Tatar Milli Kurultayı’nı Kırım Tatarlarının haklarını korumak için toplayacağız.  Kendi kaderimizi tayin hakkımızdan hiç vazgeçmedik. Bunu nasıl gerçekleştireceğimizi kurultayda kararlaştıracağız” ifadelerini kullandı.

Kırım Tatarlarının kendi topraklarında yaşamaya devam edeceğini vurgulayan Çubarov, Tatarların köklü millet haklarına dayanarak kaderlerini kendileri belirleyeceğini söyledi.

Kırım Tatar Milli Kurultayı, 29 Mart’ta toplanacak.

Dünya Bülteni

Devami

Kazakistan Kırım’ın Rusya’ya Bağlanmasını Tanıdı

imagesAC2BBMV6

Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, Kırım’da 16 Mart’ta yapılan “referanduma” ilişkin olarak 18 Mart’ta yayınladığı resmi açıklamada, Kazakistan’ın Birleşmiş Milletler Sözleşmesin uyarınca uluslararası hukuk prensiplerine olan bağlılığını yineledi.

Kırım’da yapılan referandumun Kazakistan’da Özerk Cumhuriyeti halkının iradesini özgürce ifade olarak görüldüğü kaydedilerek mevcut şartlar atlında Rusya Federasyonu’nun almış olduğu kararı anlayışla karşılandığı belirtildi.

Kazakistan dışişleri, Ukrayna’daki krizin barışçıl yollarla çözülmesini desteklediğini ve bunun Birleşmiş Milletler ve diğer saygın uluslararası kuruluşların himayesinde müzakereler yoluyla gerçekleştirilmesi gerektiğine inandıklarını açıkladı.

QHA (Kırım Haber Ajansı)

Devami

Türkistan’daki En Önemli Sahabe: Kusem Bin Abbas (ra)

Peygamber Efendimizin amcası, Abbas (ra) ve Hatice (ra) annemizden sonra Müslüman olan ilk kadın sahabe Ümmü’l-Fazl Lübabe’nin oğludur. Ümmü Fazl, Hazreti Hatice’den (ra) sonra İslamiyet’i kabul eden ikinci hanım Sahabedir. Ayrıca, Peygamber Efendimizin hanımlarından olan Meymune ile kardeştir.Babası ve kardeşleri ile birlikte  Peygamberimizin (sav) duasına nail olmuştur. Dört halife dönemi ve Emevilerin ilk yıllarında yaşamıştır. Ali (ra) zamanında Mekke valiliğinde bulunmuştur. Türkistan’a gidip İslamiyet’i tebliğ edenlerin ilklerindendir.

Kusem, aynı zamanda Peygamber Efendimizin isimlerinden biri olup, “her hayrı kendinde toplayan” anlamına gelmektedir. Hüseyin (ra) ile süt kardeşi olan Kusem’in çocukluğu ve ilk hayatı ile ilgili fazla bir bilgi yoktur. Bu sebepten dolayı doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Kaynakların çoğunda kendisi ile ilgili iki ayrı bilgi yer almaktadır. Birincisi; çocuklar arasında oynayan Kusem ve Cafer-i Tayyar’ın (ra) oğlu Abdullah’ı gören Peygamber Efendimizin bu iki çocuğu bindiği hayvanının terkisine bindirmesidir. İkincisi; Peygamber Efendimizin, amcası Abbas (ra) ile çocukları için yaptığı duanın aktarılmasıdır.

zinda2

Kusam bin Abbas’ın kabri (Semerkant)

 

Peygamber Efendimizin (sav) vefatında hazır bulunan Kusem, cenazenin yıkanmasına yardımcı oldu. Daha sonra kabrine konulmasında yardımcı oldu, kabirden de en son kendisi çıktı. Dolayısıyla Peygamber Efendimize dokunan en son kişi de o oldu.

Kusem, yaşının küçük olması itibariyle Dört Halife Dönemini ve Emevilerin ilk yıllarını görüp yaşadı. Ancak, ilk üç halife döneminde herhangi bir resmi vazifede bulunmadığı tahmin edilmektedir. Sadece Ali’nin (ra) halifeliğinin son yıllarında görev aldığı ve onun vefatına kadar Mekke valiliği yaptığı görülmektedir. Medine valiliğinde de bulunduğu ifade edilmekle birlikte, kesin bilgi mevcut değildir. Ancak, Mekke valiliği dışında hac emirliğinde de bulundu ve kendisine havale edilen konularda fetva verdi.

Yezid bin Şecre’nin Emeviler tarafından hac emiri olarak atanmasına karşı çıkan Kusem, bu şahıs yerine başkasının atanmasını istedi. Emeviler, bunun üzerine Mekke’ye üç bin kişilik bir kuvvet yolladılar. Herhangi bir mukavemetle karşılaşmadan Mekke’ye girdiler. Emevi birliklerine karşı isteğinde ısrar etti ve söz konusu şahıs yerine başka birinin tayinini tekrarladı. Daha sonra hac emirliği görevine Şeybe bin Osman getirildi.

Kusem, Muaviye döneminde Horasan üzerine yapılan seferlere katıldı. Said bin Osman’ın komutanlığını yaptığı kuvvetlerle birlikte Horasan etrafındaki bazı fetihlerde bulundu. Burada yapılan savaşlarda büyük bir kahramanlık gösterdi. Bu başarısı ve cesareti karşısında kendisine fazla ganimet malı tahsis edilmesi teklifini kabul etmedi. Elde edilen ganimetlerin beşe bölünüp diğerlerine dağıtıldıktan sonra kendisine verilmesini söyledi. Daha sonra Semerkand üzerine yapılan sefere de katıldı ve burada şehit düştü.(676)

Kusem bin Abbas’ın ölüm yeri ile ilgili pekçok rivayet olsa da en kuvvetli olanı onun Semerkant’ta vefat ettiğidir.

Kusem,56/676 yılında Said b.Osman’ın kumandasındaki bir ordu ile Maveraünnehr’e yapılan bir sefere katılmıştır.(1) Buhari 657 yılında Yemen’de öldürüldüğünü söylemektedir. Fakat aynı eserin bir yerinde Muaviye döneminde Semerkand’da öldüğü kaydedilmiştir.(2) Bu durumu tahkik eden Mahmut İbrahim Zayid, Yemen’de öldürülen kimsenin Ubeydullah b. Abbas’ın oğlu Kusem olduğunu belirtmektedir.(3) Nitekim Taberi de bu olayı 40/660 yılı hadiseleri içinde kaydetmekte ve bu bilgiyi teyid etmektedir.(4)Dolayısıyla Buhari’nin ve Taberi’nin blgileri değerlendirildiğinde Semerkand’da vefat ettiği söylenebilir.

Türkistan’a gidip İslam’ı tebliğ edenlerin ilklerinden olan Kusem’in bu bölge için apayrı bir yeri vardır. Vefatına yakın yıllarda bu bölgeye yapılan seferlerde bulunduğu gibi tebliğ vazifesini de ifa etti.

Kusem’in en önemli özelliklerinin başında Peygamber Efendimize (asm) benzerliği gelir. Bu özelliğinden dolayı büyük bir sevgi ve alakaya mazhar oldu. Babası kendisine büyük bir sevgi ve alaka gösterdi. Kendisini severken de “Üstünlük ve seçkinliğin yüce sahibi Peygamber’e benzeyen Kusem” şeklindi iltifatta bulundu. Ayrıca takva ve fazilet sahibi mübarek bir insan olarak dikkatleri üzerine çekti. Bizzat Peygamber Efendimizden hadis rivayet ettiği gibi, diğer sahabelerden de rivayetlerde bulundu.

Allah kendisinden razı olsun.

 

1-Ömer en-Nesefi

2-Buhari, et-Tarihüs-Sağir, Mahmut İbrahim Zayid, 1976 1.cilt,  86-146 syf.

3-Buhari, et-Tarihüs-Sağir 1.cilt, 86. syf. not 1

4-Taberi, 5. cilt 140. syf.

Not: Bu yazı için Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi ve Ankara Üniversitesi Dergisi’ndeki Dr. Hasan Kurt’un “ORTA ASYA’DA PEYGAMBER AİLESİNDEN BİR SAHABİ: KUSEM B. ABBAS” isimli yazısından istifade edilmiştir.

Devami

Mısır’dan TİKA’ya Yasak

Mısır darbe yönetimi, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ile ülke arasında süregelen her türlü ekonomik, kültürel, ticari ve sosyal ilişkinin kesilmesi ve gelecek bütün teknik ve mali yardımları reddetmesi için tüm departmanlarını uyardı. Ülkenin darbeyle görevden alınan cumhurbaşkanı Muhammed Mursi döneminde imzalanan işbirliği protokolü gereği TİKA, Mısır’a mesleki eğitim amacıyla teknik ve mali destek sağlıyordu.

Darbeden sonra Mısır Türkiye ile olan her türlü ilişkisini koparma kararı almıştı. Mısır Başbakanlığı, ülkedeki tüm birimlere gizli ve ivedi bir genelge göndererek TİKA’nın her türlü faaliyetinin engellenmesini istedi.

Devami

Azerbaycan Rusya’ya Petrol İhracatını Durdurdu

Azerbaycan Rusya’ya Petrol İhracatını Durdurdu.Azerbaycan’ın kamu enerji şirketi Socar’ın gelecek yıl Şubat ayından itibaren Rusya üzerinden ham petrol ihracatına son vereceği ve bu petrolün büyük bölümünü Bakü-Ceyhan boru hattına ve Azerbaycan iç pazarına yönlendireceği bildirildi. Socar’ın pazarlama departmanından bir yetkili, Reuters’a bilgi vererek, “Azerbaycan, Bakü-Novorossiisk boru hattından petrol ihracını Şubat ayında durduracak” dedi.  Yetkili, “Bu yılın sonunda Rusya üzerinden petrol ihracatının 1,8 milyon ton olmasını bekliyoruz. Gelecek yıl 1,5 milyon tonu Bakü-Tiflis-Ceyhan’a yönlendirecek, 300 bin tonu da petrol ürünleri üretimi için içeriye yönelteceğiz” dedi.  Azerbaycan’ın bu yıl Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattından 30 milyon ton petrol ihraç etmeyi öngördüğünü belirten yetkili, 2014’te boru hattından aktarılan petrolün 31,5 milyon tona yükseleceğini belirtti.

Devami

ÇÖL OLAN GÖL YA DA ARAL GÖLÜNÜN FACİASI (3)

ARAL GÖLÜNÜN FACİASI

ÜÇÜNCÜ YAZI

KOLHOZ VE SAVHOZ ESARETİNDE

YAZI ÖZETİ

Oysa 1960 yıllardan başlayarak Özbekistan bağımsızlığını ilan edene kadar istisnasız bütün Özbek halkı Sovyetlerin pamuk planını yerine getirmek için çalışmışlardır. Pamuk toplama dönemi olan sonbaharda Özbekistan’da bütün iş yerleri, okullar, üniversiteler kapatılarak milletin bütün üyeleri kızıl milis kontrolünde pamuk tarlalarında çalışmaya zorlanmıştır. Bu çalışma şartlarının faşistlerin gettolarından hiç farkı yoktu. Öyle ki bazı pamuk toplayanlara iş ücreti verilmediği gibi devletin borçları bu insanların cebinden ödenirdi. Bu şartlarda çalışanların mükâfatı ise devletin pamuk planı yerine getirildikten sonra Komünist Parti yönetiminin teşekkür mektubunu dinlemeleri idi.

Sovyetler kendi düzenlerini şu üç esasa dayandırmışlardı: Bu esaslar Ateizm, yani dinsizlik, Proleter düzeni; yani işçi ve çiftçi iktidarı ve son olarak özel mülk yerine devlet mülkünün tesisidir. İşte Aral gölünün felaketi böyle bir vahşi düzenin neticesi demek gerçeği tam olarak yansıtmaktadır. Gerçi Sovyet rejiminin Türkistan topraklarında ki tesisi Rus baskıncılarına o kadar da kolay olmamıştır. 20. Yüzyılın başlarında Türkistan bölgesinde kendilerini Cedidciler (yenilikten yana olanlar) diye tanıtan aydınlar grubu faaliyette bulunmuşlardı. Bunlar arasında imamlar,  şairler ve başka aydınlar vardı. İmam Mahmut Hoca Behbüdi, şair Çolpan Cedidcilerin en ileri gelenlerindendir. Çolpan’ın “Kişen giyme, boyun eğme ki sen de hür doğmuşsun” şiiri bu aydınların şiarı idi. Bununla beraber 1918 yılında Kokand’da Özerk Cumhuriyet ilan edilmişti. Ancak Sovyetlerin planlarında Çarlık Rusya’nın mazlum halklarına özerklik verme niyetleri yoktu. Kokand Özerk Cumhuriyeti vahşi şekilde bastırıldıktan sonra bölgede bağımsızlık için mücadele eden silahlı gruplar ortaya çıkmaya başlar. Ruslar kendi baskıcı rejimlerini gizlemek için bu milli mücadelecilere “Basmacı” adını verirler. Bu milli mücadele hareketi bütün Türkistan bölgesinde ikinci dünya savaşının başlamasına kadar devam eder. Öte yandan zorba Stalin halkı kolektif çiftliklerde toplamak için harekete geçer. Bunun için bölgede suni açlık meydana getirilir ve Türkistan halkı adete açlıktan kırılır. Sadece günümüzdeki Kazakistan hudutlarında ölenler sayısı üç milyonu aşmaktadır. Sovyetlerin en korkunç uygulaması idare ettikleri insanları Kolhoz ve Sovhoz adını verdikleri devlet çiftliklerinde köle olarak çalıştırmaktan ibaretti. Ekmeksiz ve çaresiz kalan halk Stalin’in kolhoz ve savhozlarına üye olarak canını kurtarır. Stalin bununla yetinmez. Yerli halkın dini, dili ve milli medeniyeti esasından yok edilir. Mescitler kapatılır ya da kolhozların depoları haline getirilir. Kur’an alfabesi yerine Rus alfabesi tesis edilir. Milli his ve heyecan taşıyan bütün aydınlar yok edilir.

İkinci dünya savaşında Türkistanlılar Sovyet Kızıl Ordu saflarında Hitler’in faşist askerlerine karşı savaşırlar. Ancak onlardan bir kısmı Alman ordusuna teslim olduktan sonra Türkistan ordusunu kurarak Sovyetlere karşı koyma için çabalar. Savaş sırasında zor günler geçiren Ruslar Orta Asya şehirlerine taşınmaya başlarlar. Yerli halkın misafirperverliği onları adete mest eder. Bu sebepten dolayı onlar Taşkent’e “Ekmek şehri” adını verirler. Ancak Ruslar buralara yerleşmekle beraber yerli halkı manevi yönden yok etmeyi de ihmal etmezler. Onların kendilerine has olan vurdumduymazlık, ahlaksızlık, hayâsızlık, alkol bağımlılığı gibi özelliklerini yerli insanlara aşılamaya başlarlar. Rus dili yerli halka ana dili gibi öğretilir. Neticede örneğin Kazaklar ve Kırgızların nerede ise hepsi ana dillerinde okuyamaz ve konuşamaz hale gelir.

İkinci dünya savaşından sonra başta Amerika olmak üzere batı ve doğu blokları arasında “soğuk savaş” dönemi başlar. Böyle savaş karşıt taraflar arasında silahlanma yarışına döner. Taraflar özellikle nükleer silah üretiminde birbirini geçmeye çalışırlar. Buna ABD ve SSCB arasında uzaya roket ve mekik gönderme yarışı eklenince taraflar ekonomik sıkıntıya girerler. İşte bu nedenden Sovyetler Birliği yönetimi Orta Asya’da pamuk üretimini artırma kararı alır. Pamuk üretimi örneğin Özbekistan’da altı milyon tona kadar yükseltilir. Bu ancak Aral gölünü su ile besleyen Amu Derya ve Sir Derya nehirleri üzerinde su barajları inşa etmekle mümkün olabilirdi. Neticede Aral gölü suyu şiddetli şekilde çekilmeye başlar. Böylece göl suyu oranı 1960’larda senede yaklaşık 20 cm, 1970’lerde senede 50-60 cm ve 1980’lerde senede 80-90 cm azalır. 1989’da ise Aral Gölü ikiye ayrılır: Göçük göl (kuzey) ve Büyük göl (güney).

Sovyetlerin son döneminde yaşlı liderlerin ölümü ile iktidara yeni gelenler kendilerini temize çıkartmak için Özbekistan’da “Pamuk Dosyası” adında yerli yöneticileri ve aydınları yok etme projesini ortaya atarlar. Özbekistan Komünist Partisinin o zamanlardaki başkanı, onun yardımcıları, sayısızca il, ilçe, kolhoz ve sovhozların liderleri hapse atılır. Özbeklerin hepsi rüşvet verme ve almada suçlanır. Yani Özbeklerin milli gururu kuruyan Aral gölünün dibine gömülmek istenmiştir.

Oysa 1960 yıllardan başlayarak Özbekistan bağımsızlığını ilan edene kadar istisnasız bütün Özbek halkı Sovyetlerin pamuk planını yerine getirmek için çalışmışlardır. Pamuk toplama dönemi olan sonbaharda Özbekistan’da bütün iş yerleri, okullar, üniversiteler kapatılarak milletin bütün üyeleri kızıl milis kontrolünde pamuk tarlalarında çalışmaya zorlanmıştır. Bu çalışma şartlarının faşistlerin gettolarından hiç farkı yoktu. Öyle ki bazı pamuk toplayanlara iş ücreti verilmediği gibi devletin borçları bu insanların cebinden ödenirdi. Bu şartlarda çalışanların mükâfatı ise devletin pamuk planı yerine getirildikten sonra Komünist Parti yönetiminin teşekkür mektubunu dinlemeleri idi.

Böyle manzara Sovyetler döneminde Orta Asyalı insanların ne derecede köleleştirildiğini göstermektedir. Bu zaman diliminde Türkistanlıkların dini ve milli değerleri ayaklar altına alınmış ve buranın insanları ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un dediği gibi mankurtlar haline getirilmek istenmiştir. İnsanları ilk olarak mankurtlaştıran Moğollar savaş esiri aldıkları Türkleri ülkesine götürerek belirli bir işleme tabi tutardı. Bu işlem esirlerin başına kadar toprağa gömülmesiyle başlar sonra esirin kafası kazınırdı. Bir manda veya deve derisiyle kafa çevrildikten sonra güneşe bırakılırdı. Zamanla genleşerek eriyen deri esirin beynini zedeler ve hafıza kaybına yol açardı.
Bu işlemden esirlerin çok azı sağ olarak kurtulabilirdi. Daha sonra hafızasını kaybeden Türk, Moğollarca yetiştirilir ve savaşlarda en ön safta Türklere karşı kullanılırdı.

İşte Sovyet döneminin komünist rejimi Orta Asya halklarını buna benzer bir şekilde mankurtlaştırmıştı. Bundan dolayı bölge halkı dinini, milli değerlerini yitirdiği gibi kendilerini de tanımayacak dereceye geldiler. İnsanlar Lenin ve Stalin’in putlarına taparken mutlu şekilde şarkılar söylediler. Aydın ve yazar sıfatlarını taşıyanlar Sovyet rejimi için methiyeler yazdılar. Bu eserlerinde onlar Rusya’nın kendi vatanları olduğunu iddia eder derecesinde ileri gittiler. Bölge insanları toplumda önemli yere gelebilmek için Komünist parti üyesi olmakta yarıştılar. Okullarda çocukların bu partinin gençlik kollarına kayıtları yaptırıldı.

Yetmiş yıllık komünist zülüm sadece Aral gölünü yok etmekle yetinmedi. Bu zamanda yaşayan insanların bir kısmı katliama maruz kaldığı gibi geride kalanlar manen öldürüldüler. Bu vahşi rejimin sonunda ortada suçlanacak kimse kalmadı. Rejimin düşmesi ile Sovyetlere çalışan mahalli komünist liderler bağımsızlık kahramanlarına dönüştüler…(Devam edecek)

 

BIRINCI YAZI: https://turkistanlilar.com/col-olan-gol-ya-da-aral-golunun-faciasi/

İKİNCİ YAZI: https://turkistanlilar.com/col-olan-gol-ya-da-aral-golunun-faciasi-2/

Devami