Göç İdaresi Başkanlığı ve tüm resmî kurumlar hukuka/yasalara uymak zorundadır

. –Hiçbir kurum keyfi idare olma ayrıcalığına sahip değildir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ilkesi, anayasada “bir hukuk devletidir” ibaresiyle belirtilmiştir. Öncelikli olarak resmi kurumların hepsi hukuka, yasalara uymak ve mahkeme kararlarını uygulamak zorundadır. Hiçbir kurum keyfi idare olma ayrıcalığına sahip değildir.

Bu çok açık olan ilkeye rağmen maalesef Göç İdaresi Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı ve bazı mahkemeler hukukun dışına çıkmakta kendilerini masun (dokunulmaz) sanmaktadır. Yeni gelen İçişleri ve Adalet Bakanlarının bu durumu düzelteceklerini ümit ediyoruz.

Önceki bakanlar döneminde yaygın olarak yapılan hukuk ihlalleri özetle şöyledir:

GERİ GÖNDERME YASAĞI

Devletin ilgili kurumları elbette, vatandaşlarını her türlü tehlike ve kötülüklere karşı korumakla yükümlüdür. Ancak hiçbir koruma tedbiri hukukun getirdiği dengeli yaklaşımı yok sayarak tek yönlü ve keyfi bir şekilde uygulanamaz.

Örneğin çeşitli sebeplerle ülkemizde bulunan yabancıların tehdit oluşturabileceği durumlar ve alınacak önlemler yasalarda ayrıntılı bir şekilde tanımlanmıştır. (Türkistan ülkelerinden gelen kardeşlerimizin ‘Yabancı’ sayılmaması gerektiği ilkemizi ayrıca hatırlatalım.)

Hiçbir devlet görevlisi istediği yabancıyı istediği zamanda yani keyfi bir şekilde, “tehdit oluşturabilir, şüphe yeterlidir, belge gerekmez” diyerek GGM’ye kapatma ve sınır dışı işlemi yapma, hürriyetinden mahrum bırakma yetkisine sahip değildir. Ama maalesef son yıllarımız bu keyfi uygulamanın örnekleri ile dolu. Hatta İdari mahkemelerin “İptal”, Anayasa Mahkemesi’nin “İhlal” kararları bile bu keyfi uygulamaları durduramadı. Şu anda dahi birçok Türkistanlı göçmen kardeşimiz Geri Gönderme Merkezleri (GGM)’de tutuluyor.

6458 sayılı Yabancılar Yasası’nda “geri gönderilemeyecek yabancılar” “Geri gönderme yasağı” başlığı altında açık bir şekilde tanımlanmıştır:

MADDE 4 – (1) Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.

 

Yasanın 55. maddesinde de “Sınır dışı etme kararı alınmayacaklar” beş fıkrada ayrı ayrı sıralanmış, (a) fıkrası şöyle:

MADDE 55 – (1) 54 üncü madde kapsamında olsalar dahi, aşağıdaki yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınmaz:
a) Sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunanlar.

 İKİ ÜLKE: ÖZBEKİSTAN ve ÇİN

Bir Türkistan bölge ülkesi olan Özbekistan, bağımsız olduğu 1991 yılından sonra bir türlü istikrar kazanamamış, önceki başkan İslam Kerimov’un otoriter yönetimi altında çok acı günler geçirmişti. Kerimov’un 2016 yılında ölmesinden sonra cumhurbaşkanı olan Şevket Mirziyayev bazı iyileştirmeler ve reformlar yapmaya çalıştıysa da bunlar yeterli olmadı. Mirziyayev döneminde de işkence ve diğer hak ihlalleri devam etti. Bu durumu TC Göç İdaresi Başkanlığı “Özbekistan Menşe Ülke Raporu”nda (Kasım 2019) İnsan Haklarının Durumu başlığı altında Özbekistan insan haklarını tanımasına rağmen insan hakları problemleri görülmektedir. En önemli insan hakları problemleri: işkence, tutukluların kötü muameleye tabi tutuldukları, adil yargılanma hakkının ihlali …”  cümleleri Özbekistan’daki durumu özetlemektedir (S.21, Bölüm 5). Raporun sonuç bölümünde Özbekistan cumhuriyeti, kapalı ve kontrolcü bir devlet yönetimi özelliği sergilemektedir. İnsan hakları ihlalleri, dini özgürlükler temel problemler olarak göze çarpmaktadır.” ( S.29).

Her ne kadar raporun girişinde “kurumun resmi görüşünü yansıttığı şeklinde yorumlanamaz” denilmişse de söz konusu metin devletin resmi kurumunun internet sayfasında var olan bir gerçeklik olarak bulunmaktadır.

Özbekistan Devlet Başkanı Şevket Mirziyayev çeşitli konuşmalarında “ülkede vatandaşlara kötü muamele ve işkencenin bitmediğini, sorgu odalarında ve cezaevlerinde işkenceden ölüm olayları olduğunu” vurgulayarak diğer yöneticileri eleştirmekte.

Göç İdaresi Başkanlığı’nın Menşe Ülke Raporu, bir gerçeklik olarak Özbekistan’daki durumun “Geri Gönderme Yasağı” kapsamında olduğunu ikrar ediyor.

Diğer örneğimiz Çin Halk Cumhuriyeti’nde ise Doğu Türkistan Türklerine yönelik Toplama Kampları ve asimilasyon uygulamalarının varlığı. Bu durum Dışişleri Bakanlığı’nın 9 Şubat 2019 tarihli açıklaması ile resmi olarak ilan edilmişti:

“Sincan Uygur Özerk Bölgesindeki Uygur Türklerinin ve diğer Müslüman toplulukların temel insan haklarını ihlal eden uygulamalar, özellikle son iki yıl içerisinde ağırlaşmış ve uluslararası toplumun gündemine taşınmıştır.

Özellikle Ekim 2017’de “Tüm Dinlerin ve İnançların Çinlileştirilmesi” siyasetinin resmen ilan edilmesi, Uygur Türklerinin ve bölgedeki diğer Müslüman toplulukların etnik, dini ve kültürel kimliklerinin tasfiye edilmesi hedefi doğrultusunda atılmış yeni bir adım olmuştur.

Keyfi tutuklamalara maruz kalan bir milyondan fazla Uygur Türkünün toplama kamplarında ve hapishanelerde işkence ve siyasi beyin yıkamaya maruz bırakıldıkları artık bir sır değildir. Kamplarda alıkonmayan Uygurlar da büyük baskı altında bulunmaktadır.

  1. yüzyılda toplama kamplarının yeniden ortaya çıkması ve Çin makamlarının Uygur Türklerine yönelik sistematik asimilasyon politikası insanlık adına büyük bir utanç kaynağıdır.” gibi ifadeler yer almaktadır.

Ayrıca, Sincan Uygur Özerk Bölgesi (Doğu Türkistan)’da Çin devletinin soykırıma varan hak ihlalleri yaptığı konusunda BM’de yayınlanan bildirilere Türkiye Cumhuriyeti tarafından imza konulmuştur.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin “Geri Gönderme Yasağı” kapsamındaki ülkeler arasında olduğu resmi açıklamalarla sabit iken Göç İdaresi halen ülkemizde bulunan Uygur Türklerini sınır dışı kararıyla GGM’ye kapatmakta, bazı İdare Mahkemeleri de “Çin’de işkence olduğuna dair belge getirmediği” gerekçesiyle Uygurlara verilen sınır dışı kararını onaylamaktadır. Örnek olarak 2025 yılı içinde İstanbul 16. ve 18.İdare Mahkemeleri iki Uygur Türkü için “Gönderileceği ülkede karşılaşacağı riskleri ayrıntılı şekilde açıklamadığı ve iddialarını destekleyen belge sunmadığı” gerekçesiyle, sınır dışı kararının iptalini reddetmişti. Bu kararlar Türkiye kamuoyunda geniş tepkilere sebep olmuştu.

Uygulamada genel olarak Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz Çin’e teslim edilmemekle birlikte, sınır dışı kararlarıyla huzursuz edilmekte, GGM’lerde ailelerinden ayrı kalmakta veya başka ülkelere gitmeye zorlanmaktadır. “3.ülke” adı altında Tacikistan vb ülkelere zorla gönderilen Uygur Türklerinin dolaylı olarak Çin’e iade edildiği bilinmektedir.

Özbekistanlı ünlü alim Alişir Tursunov (Mübeşşir Ahmed) de aynı şekilde 10 Mayıs 2025 günü ülkesine iade edilmiş ve “dinî materyalleri yaymak ve kamu güvenliğine tehdit oluşturmak” suçlamasıyla tutuklanarak cezaevine konulmuştur. Ilımlı bir din adamı olarak tanınan Tursunov cezaevinde iken iki kere kalp krizi geçirmiş ve halen hapiste tutulmaktadır.

Mültecilerin Özbekistan ve Çin’e iade edilmesi işlemleri ancak ilgili yasa maddeleri çiğnenerek uygulanabilmiştir.

Aslında Çin ve Özbekistan dışında Tacikistan, Türkmenistan, Kazakistan, Azerbaycan ve Irak’ta da ağır hak ihlalleri tespit edilmiştir. Bu ülkeler de geri gönderme yasağı kapsamında kabul edilmelidir.

Göç İdaresi Başkanlığı durum bütün açıklığı ile ortada olduğu halde keyfi ve yasalara aykırı olarak Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan vatandaşlarını yakalamakta ve sınır dışı kararı vermekte devam ediyor. Onlarca göçmen bu şekilde iade edilmiştir.

MAHKEMELERE BYPAS, YARGIYA BİRİFİNG

Göçmenler hakkında verilen birçok sınırdışı kararının hukuka aykırılığı mahkeme kararları ile tescil edilmiştir. Buna rağmen Göç İdaresi Başkanlığı’nın çeşitli birimleri, İdare Mahkemelerinin iptal kararlarından sonra “yeniden kod koyma” ve “yeniden sınırdışı kararı verme” uygulamaları ile hukuku bypas eden yasa tanımaz tutumunu sürdürmektedir.

Mahkemelerin sınır dışı kararını iptal ettiği göçmenlere ‘Oturma İzni’ vermek zorunda olduğu halde (6458 / md46) vermeyerek, onları düzensiz göçmen durumuna düşürmekte ve yeniden yakalayarak GGM’lere kapatmaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği hak ihlali kararları bile çoğu kez Göç İdaresi tarafından işleme alınmamıştır.

Mahkemelerden istediği kararların çıkmasını sağlayamayan İdare, 28 Şubat döneminden beri” uygulanmayan “Yargıya Brifing” ile yargıya müdahaleyi en üst düzeye çıkarmıştır. Hakim ve savcılara “idareden suç delili istememesi gerektiği, göçmenlerden, sınır dışı edildiğinde kötü muamele göreceğine dair delili istenmesi gerektiği” telkin edilmiştir.

 

SONUÇ

Bir hukuk devleti olduğu belirtilen Türkiye Cumhuriyeti’nde tüm resmi kurumlar hukuka, yasalara uymakla ve mahkeme kararlarını uygulamakla mükelleftir. Hiçbir kurum keyfi idare olma ayrıcalığına sahip değildir.

Kanunsuz işlemler yapmakta ısrar eden idarenin uygulamaları, ülkeyi yöneten iktidarı sorumlu kılmaktadır.

İçişleri ve Adalet bakanlarını, Göç İdaresi Başkanlığı’nın keyfi ve hukuk dışı uygulamalarına son vermeye ve yargı üzerindeki baskıları durdurmaya çağırıyoruz.

Burhan Kavuncu

Türkistanlılar Dayanışması İnisiyatifi

 

 

Devami

TÜRKİSTANDER: GGM’LERDEKİ GÖÇMENLER SERBEST BIRAKILSIN

  • Türkiye’deki 28 Geri Gönderme Merkezi’ndeki 20 bin kişilik kapasiteye karşın, çok daha fazla göçmen buralarda tutuluyor. “Gözetim” altında tutulan Türkistanlı göçmenler, korona virüsü tehdidi altında
  • GGM’lerde bulunan göçmenler hakkında herhangi bir ceza veya suçlama yok. Sadece tedbir amaçlı tutuluyorlar
  • Siyasi görüşleri ve dinî yaşamları sebebiyle ülkeleri tarafından “radikal” olarak nitelenen Türkistanlılar, Türkiye’den “uluslararası korunma” ya da “uzun dönemli oturma izni” istiyor
  • Terör örgütleriyle veya komşu ülkelerdeki savaşlarla hiç bir ilgisi olmayan Türkistanlılar ve aileleri, konulan G-87 gibi güvenlik kodları sebebiyle zor durumda
  • Türkistanlı hemşerilerimizin daha fazla mağdur olmamaları için Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nce “Ulusal Pandemi önlemi olarak re’sen serbest bırakılmalarını” bekliyoruz

Kısa adı TÜRKİSTANDER olan Uluslararası Türkistanlılar Dayanışma Derneği, koronavirüs salgınının ülke genelinde yayılması üzerine, Türkiye’deki 28 GGM (Geri Gönderme Merkezi)’nde tutulmakta olan Türkistanlı göçmenler için harekete geçti. Koronavirüs tedbirleri kapsamında, cezaevlerinden 90 bin kişinin çıkmasını öngören yasa düzenlemesinin TBMM’de görüşülmeye başlanması üzerine, Türkistanlılar da, GGM’de tutulan hemşerilerinin serbest bırakılmasını bekliyor. Türkistanlı (Özbek, Uygur, Kırgız, Tacik, Türkmen, Kazak) muhacir ailelerin taleplerini iletmek üzere, Türkistander Genel Başkanı Burhan Kavuncu Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne yazılı olarak başvuruda bulundu.

“KEYFİ G-87 KODU HAYATIMIZI KARARTTI!”

Haklarında herhangi bir mahkeme kararı, suç unsuru, belge, suçlama olmaksızın “YTS” yani “Yabancı Terörist Savaşçı” tanımı yapılarak G-87 güvenlik tahdit kodu konulan Özbek, Uygur, Tacik, Kırgız ve diğer Türkistanlılar’ın gözetim altında tutulmasının “tedbir amaçlı” olduğu savunuluyor. Terör örgütleriyle veya komşu ülkelerdeki savaşlarla hiç bir ilgileri olmadığı halde, evinden, işinden koparılarak gözetim altına alınan Türkistanlı göçmenler ve aileleri perişan durumda. Açıkça hukuk dışı olan bu uygulama, Türkiye mahkemeleri tarafından çoğu kez durduruluyor. Ancak mahkeme süreci aylarca sürdüğü için, göçmen ailelerin içinde bulunduğu durum katlanılmaz bir hal almakta.

GGM’LERDEKİ TÜRKİSTANLILAR SERBEST BIRAKILSIN!

Geri Gönderme Merkezleri’nin toplam kapasitesi 20 bin kişi olmasına rağmen Türkistanlı muhacirlerin, çok daha fazla sayıda göçmenle bir arada kalması ve virus salgını tehlikesiyle yüz yüze bulunmaları, Türkistanlı aileler arasında endişeye sebep oldu. Esasen kuruluşu sırasında “sınırdışı edilecek yabancıların kalacağı misafirhane” olarak tasarlanan GGM’ler, daha çok hapishane formatında olmaları ve bazı şüpheli dayak vb olaylar nedeniyle kamuoyunda tartışılıyor. Türkistanlıların endişe ve isteklerini dile getiren TÜRKİSTANDER, bir dilekçe ile Göç İdaresi’ne başvurarak Türkistanlı muhacirlerin GGM’lerden serbest bırakılmaları için re’sen karar verilmesini talep etti. Genel Başkan Burhan Kavuncu imzasıyla hazırlanan dilekçede şu hususlar yer alıyor:

TC İÇİŞLERİ BAKANLIĞI

GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE- ANKARA

Bilindiği gibi Kovid-19 salgını nedeniyle cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerle ilgili bir yasal düzenleme yapılmaktadır.

Göç İdaresi Geri Gönderme Merkezleri’nde de çeşitli Türkistan ülkeleri (Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan, Doğu Türkistan) vatandaşı olan çok sayıda üyemiz bulunmaktadır. Üyemiz olan veya olmayan bu kişiler hakkında çeşitli nedenlerle Sınırdışı İşlemi başlatılmış olsa da, mevcut şartlarda bu kararların uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Çok kolay ve hızlı bir şekilde yayılan salgın, GGM’lerde bulunanların sağlığını da tehdit etmektedir. Gözetim altındakiler ve aileleri endişe içerisindedir.

Esasen üyelerimiz herhangi bir suç işlememiş, haklarındaki kodların çoğu vatandaşı oldukları ülkelerin isteği üzerine konulmuş olup, TC mahkemelerinin “kod koymayı gerektirecek bilgi ve bilge bulunmadığı” gerekçesiyle iptal kararları verdiği malumunuzdur.

6458 sayılı yasanın 57.maddesinde belirtildiği üzere idari gözetimin süreli olması da göz önünde bulundurularak, “sınırdışı kararının durdurulması/ güvenlik kodunun iptali” için dava açmış bulunan Türkistanlı hemşerilerimizin ve ailelerinin daha fazla mağdur olmamaları için makamınızca “Ulusal Pandemi önlemi olarak re’sen serbest bırakılmaları” için gereğini saygılarımla arz ederim.”

Devami