TÜRKİSTAN’IN ÜÇ ŞAİRİ

Mahdum kulu firagi Abay İbrahim beg ÇOLPAN

Derneğimizin  “Pilavlı sohbet toplantıları”,  Siyer-i Nebi ve  Türkistan Tarihi dersleriyle devam ediyor

29 Aralık 2013- Derneğimizin mutad olarak iki haftada bir Pazar günleri düzenlediği “Pilavlı sohbet toplantıları” sonuncusu bu hafta gerçekleştirildi. Bu hafta, Siyer-i Nebi Dersleri, “Mekke Dönemi’nde neden şiddet kullanılmadı” ve Türkistan Tarihi, “Türkistan’ın Üç Şairi: Mahdum Kulu, Abay İbrahim Kunanbayoğlu, Abdülhamid Süleyman Çolpan” konuları işlendi.

Dernek Başkanı Burhan Kavuncu “Türkistan’ın Üç Şairi” başlığı altında takdim ettiği sohbette özet olarak şunları söyledi:

“Bütün toplantılarımızda ısrarla Türkistan kavramının ehemmiyetini anlatıyoruz.  Çünkü bugün Türkistanlılar, kendi vatanlarının Türkistan olduğunu bilmiyorlar. Bizim ata babalarımız, hepsi de kendilerine “Türkistanlı” diyorlardı. Bin seneden fazladır Orta Asya’da atalarımızın yaşadığı yerlerin adı Türkistan’dı. Rus işgalinin ilk yıllarında bile böyleydi. Sonradan, Bolşevikler zamanında Türkistan ismi yasaklandı. Batı Türkistan beş cumhuriyet olarak parçalandı, halklarımız birbirinden uzaklaştırıldı. Doğu Türkistan’da da Çinliler ‘Türkistan’ı yasakladılar, ülkenin adını Sincan(Sin Kiang) olarak değiştirdiler. Almatı, Akmola, Taşkent, Buhara, Fergana, Kokant, Celalabad, Oş, Aşkabad, Bişkek, Duşanbe, Kaşgar, Urumçi, Mezar-ı Şerif’te yaşayan insanlar kendilerini tanıtırken şehirlerinin ismiyle beraber “biz Türkistanlıyız” derlerdi. Şimdi 1991’den beri Batı Türkistan’da resmi olarak müstakillik dönemi başladı. Ama hala kendimize Türkistanlı diyemiyoruz. Bu mesele milliyetçilik, kavmiyetçilik, urukçuluk değildir. Bu İslami bir meseledir. Çünkü küffar, bizi esir eden kafirler, bizi parçalayıp zayıf düşürmek için Türkistan’ı yasakladılar. Bizi Özbek, Kırgız, Tacik, Kazak, Uygur diye bölüp, birbirimize düşürmek için Türkistan’ı yasakladılar. Biz Türkistanlı olduğumuzu bilmezsek, onların korktuğu azad Türkistan’ı, Uluğ Türkistan’ı nasıl yeniden tesis edebiliriz?”

“Türkistan tarihinde büyük alimler, büyük liderler, büyük sanatkarlar yaşamış, insanlık tarihinde unutulmayan hizmetlerde bulunmuşlardır. Biz elbette İmam Buharileri, İbni Sina’ları bileceğiz. Amma şairlerimiz de bizi biz yapan önemli değerlerimizdendir. Bu sebeple Türkistan’ın önemli şairlerinden üçünü bugünkü dersimizde kısaca anlatacağım.

“Şairlerimizden birincisi Horasan Türkmenlerinden Mahdum Kulu Faraği’dir. 1733 yılında İran Türkmen Sahra’sında Hacı Kavuşan köyünde doğdu. Atası Devlet Mehmet Azadi’den ilk İslami bilgilerini aldıktan sonra, Lebap’taki İdrisbaba medresesinde başlayan tahsiline Buhara Göktaş medresesinde devam etti. Yüksek bilgilerini Hive Şirgazi medresesi    ve Ahmet yesevi medresesinden aldı. Bu medreselerde dini ve edebi ilimler tahsil etti. Şiirleri kendi adıyla anılan Divan’ında toplanmıştır. Akıl, iman, insani değerler ve Allah aşkını işlediği şiirlerin, beş asır önce Anadolu’da yaşamış Yunus Emre’nin şiirlerine şaşılacak derecede benzemesi dikkat çeker. Bir örnek olarak (Türkiye Türkçesiyle):

EKİP GEÇTİ

Evvel Adem indi dünya/ Bu dünyayı ekip geçti/ Öz devrinde Nuh Peygamber/ Neccar işin tutup geçti.

Cennet içre diri giren/ İdris köynek dikip geçti/ Yunus balığın karnında/ “Ente sübhan” okup geçti.

Tâ İsa gelince daim/ Eshab-ı Kehf yatar kaim/ Hakk’ın yolunda İbrahim/ Canın oda yakıp geçti.

Mahdum Kulu Faraği, 1797 yılında Türkmen Sahra Aba Sari Çeşmesi’nde vefat etti. Mezarı Ak Tokkoy köyündedir.

“İkinci şairimiz 1845 yılında Doğu Kazakistan’ın Semen vilayetinde Şıngıstavı (Şingiz dağı) köyünde doğan ABAY İBRAHİM KUNANBAYOĞLU.

“Abay İBRAHİM 20 yaşına kadar medreselerde dini tahsil gördü. Arapça, Farsça ve Rusça öğrendi. Sonra Doğu klasiklerini ve Batılı yazarları, özellikle Rus şair ve yazarları okudu. A.Puşkin’in şiirlerinden bazılarını Kazakçaya çevirdi. Şiirleri Kazak sözlü edebiyatının en fazla bilinen örneklerindendir. Kazak bozkırkırlarında Abay şiirlerinin ezbere okunduğu söylenir. Şiirin yanı sıra düz yazı ile de bir çok makalesi bulunan Abay İBRAHİM, bu yazılarında felsefi düşüncelerine, eğitime ve özellikle çocuk psikolojisine, Allah’ın buyruklarına göre yaşamanın gerekliliği gibi konulara yer vermiştir. Şiirleri ölümünden sonra neşredildi. Düz yazıları Kara Sözder (Halk Sözleri) ismini taşır. Eserleri şiir ve düz yazılar olarak iki ayrı kitapta toplanarak basılmaktadır. (Prof. Abdulvahap Kara, Arman Dergisi, Kazak Türkleri Vakfı, 2004). Abay İbrahim Kunanbayoğlu 1904 yılında Cengizdağı sırtlarında Balaşakpak yaylasında vefat etti. Mezarı Semey vilayetine bağlı Abay ilçesindedir. 1917 yılında kurulan Alaş Orda Milli Hükûmeti Abay İBRAHİM’i manevi lideri olarak kabul etmişti. Günümüz Kazakistan’ında milli şair olarak anılmaktadır.

Şiirlerinden en çok bilinen iki örnek:

Mahabbatpen jaratkan adamzattı
Sen de süy Allanı janan tetti
Adamzattın berin süy bavrım dep
Jane hak joli osı dep ediletti

“(Allah) insanı muhabbetle yarattığı için
Sen de sev Allah’ı canından tatlı
İnsanların hepsini sev ‘kardeşim!”diyerek
‘Hak yolu budur.’ diye (insanlararasında) adaleti gözet.”

Allanın özi de ras, sözi de ras,
Ras söz eş vakıtta calgan bolmas.
Köp kitap keldi Alladan, onın törti,
Allanı tanıtuvga sözi ayrılmas.

Allah’ın kendisi de gerçek, sözü de gerçek,
Gerçek söz hiçbir zaman yalan olmaz.
Çok kitap geldi Allah’dan, onun dördü,
Allah’ı tanıtırken sözü ayrılmaz.

Mahdum Kulu ve Abay İbrahim’in şiirleri ile benzerlik gösteren Anadolu Türkmen kocası Yunus Emre’nin şiirlerinden de bir örnek sunalım:

Gönül Çalab’ın tahtı/ Çalap gönüle baktı/ İki cihan bedbahtı/ Kim bir gönül yıkar ise.

Sen sana ne sanırsan/ Ayruğa da onu san/ Dört kitabın manasın/ Budur eğer var ise.

 

“Bugün hatırladığımız üçüncü Türkistan şairi, Şehid Abdülhamid Süleyman Çolpan’dır.

Çolpan 1897’de Fergana vilayetine bağlı Andican’da doğdu. Medresede dini ilimler tahsiliyle beraber Arapça, Farsça, Rusça ve İngilizce öğrendi. 1917-1918’de Orenburg’da Başkırt Milli Hükûmeti’nin genel sekreterliğini yaptı. Tagor, Puşkin, Gorki, Şekspir gibi Batılı yazarları Özbekçe’ye tercüme etti. Şiirlerini Oyganış, Bulaklar, Tansırları isimli kitaplarında topladı. Türkiye’deki İstiklal harbi sırasında yazdığı şu dizelerle Anadolu’ya destek verdi:

Ey İnönü, ey Sakarya, ey istiklal erleri yürü

Mazlumlar tufanın öç alguçu selleri.

Hayatı boyunca komünist Rus işgalcilere boyun eğmedi. Defalarca yargılandı, toplumsal linçe tabi tutuldu, sekiz defa tutuklandı. Stalin’in başlattığı tutuklama kampanyasında 1937 yılında da tutuklandı. Son yargılamada idam cezasına çarptırıldı. 4 Ekim 1938 tarihinde idam edildi. Türkiye’de İslami liderlere yapılan kabrini yok etme uygulaması, Türkistan’da da ÇOLPAN’a tatbik edildi. Halen mezarı belli değildir. Katledilmesinden 19 sene sonra 1957 yılında Sovyetler Birliği büyük şair Abdülhamid ÇOLPAN’ın suçsuz olduğuna karar vererek aklandığını ilan etti”.

Unutulmaz şiirlerinden birisi, Türkistanlıların milli şarkısı olan Güzel Türkistan’dan birkaç mısra:

Güzel Türkistan senge ne boldi?

Sebep vakitsiz küllerning soldu.

Birligimizning teprenmes tagı

Umidimizmin sönmez çerağı

Birleş ey halkım kelkendür çağı

Bezensin imdi Türkistan bağı.

Kozgal halkım yeter şunca cevrü cefalar

ÇOLPAN’ın unutulmayan şiirlerinden birisi de Gülen Başkalardır Ağlayan Benim:

Külgen başkalardır

Yığlayan menmen

Oynagan başkalardır

İnlegen menmen

Erk erteklerin işitgen başka

Kulluk koşugun tinlegen menmen

***

Erkin başkalardır

Kamalgan menmen

Hayvan katarında sanalgan menmen.

Burhan Kavuncu konuşmasını “Şehid şairimiz Abdülhamid Süleyman ÇOLPAN’a, Mahdum Kulu FARAĞİ’ye ve Abay İbrahim KUNUBAYOĞLU’na Allah’tan rahmet ve magfiret diliyoruz” diyerek bitirdi.

Devami

Tacikistan’da muhalefet liderlerinden Zayd Saidov 26 yıl hapse mahküm oldu

30.12.2013

 

56721

 

SEMERKANT- Tacikistan’da muhalif lider Zayd Saidov, ‘yolsuzluk, rüşvet, tecavüz ve çok eşlilik’ gibi suçlamalarla 26 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Ekonomi bakanlığı da yapan 55 yaşındaki Saidov, ‘Yeni Tacikistan’ ismi verilen siyasi partinin kuruluşunu duyurduktan kısa süre sonra mayıs ayında gözaltına alınmıştı. Muhalefet temsilcileri, Saidov hakkındaki suçlamaların siyasi amaçlı olduğunu savunuyor.
Bu arada Tacikistan İşadamları Derneği’nin başkanlığını da yapan Zayd Saidov hakkında yeni soruşturmaların gündeme geldiği belirtildi. Saidov’un bir kadını kürtaja zorladığı ileri sürülüyor.

Tacikistan 20 yıldan uzun bir süredir Devlet Başkanı İmamali Rahman tarafından yönetiliyor. Ekonomik nedenlerden dolayı geçen yıllarda 1 milyon dolayında Tacik Rusya’ya göç etti. Uluslararası insan hakları kuruluşları, Tacikistan yönetimini insan hakları ihlalleri ve yargısız infaz uygulamaları nedeniyle eleştiriyor.

www.dunya.com

Devami

Özbekistan BDT Serbest Ticaret Bölgesi’ne üye oldu

Özbekistan, BDT Serbest Ticaret Bölgesi’nin 9. üyesi oldu

30.12.2013

Özbekistan, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Serbest Ticaret Bölgesi’nin yeni üyesi oldu.

Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov, 18 Ekim 2011’de imzalanan Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması’na Özbekistan’ın dahil edilmesiyle ilgili daha önce ülke senatosu tarafından onaylanan belgeyi imzaladı. Belge, resmi nitelikteki Halk Sözü gazetesinde yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Özbekistan’ın oluşuma dahil edilmesine ilişkin protokol, 31 Mayıs 2013’te Belarus’un başkenti Minsk’te yapılan BDT ülkeleri başbakanlarının toplantısında imzalanmıştı. Anlaşma, 29 Kasım 2013’de Özbek parlamentosunun alt kanadı Yasama Meclisi, 13 Aralık 2013’te ise Senato Genel Kurulu tarafından onaylanmıştı.

Oluşuma üye ülkeler arasındaki ticari ilişkileri düzenleyen anlaşma, üye ülkeler arasında aşamalı olarak çeşitli malların ihracat ve ithalatına yönelik kısıtlamaların ortadan kaldırılmasını öngörüyor. Özbekistan, anlaşmayı onaylayarak, BDT Serbest Ticaret Bölgesi’nin dokuzuncu üyesi oldu.

BDT ülkeleri arasında Serbest Ticaret Bölgesi oluşturulmasına ilişkin anlaşma, 18 Ekim 2011’de Minsk’te, Rusya, Ermenistan, Belarus, Kazakistan, Kırgızistan, Moldova, Tacikistan ve Ukrayna tarafından imzalanmıştı.

Dünya Bülteni

Devami

Nazarboyev Avrosiyo iqtisodiy ittifoqini siyosiylashtirishga qarshi chiqdi

Yazının kısa Türkçe özeti:

Rusya lideri Putin eski Sovyetler Birliğinin yerine yeni bir birlik oluşturmak istemektedir. Bununla bağımsızlığını kazanan Türkistan Cumhuriyetleri yeniden Rusya’nın kontrolü altına alınması söz konusudur. Bu amaçla yeni Avroasya ekonomik birliği tesis edilmiştir. İşte bu birliğin siyasi birliği dönüşmesine Kazakistan lideri Nazarbaev karşı çıkıyor. Bu yazı BBC Özbek servisinde yayınlanmıştır:

Qozog‘iston Prezidenti Nursulton Nazarboyev Rossiya va Belarus bilan birgalikda tashkil etilayotgan Avrosiyo iqtisodiy ittifoqini siyosiylashtirishga qarshi chiqqan.

Janob Nazarboyev bu haqda seshanba kuni Moskvada, uch davlat o‘rtasidagi Bojxona ittifoqining yuqori organi bo‘lgan Oliy Avrosiyo iqtisodiy kengashida gapirgan.

Qozog‘iston rahbariga ko‘ra, hozirgi bosqichda gap faqat iqtisodiy birlik tuzish haqida bormoqda va shuning uchun ham unga “iqtisodiy integratsiya doirasidan tashqaridagi holatlarni kiritish” kerakmas.

“Kelinglar, avval iqtisodiy ittifoqni tuzaylik, hamma narsaning o‘z vaqti bor”, – deb aytgan u.

Janob Nazarboyev shuningdek, Oliy kengashga a‘zo davlatlar uchun majburiy bo‘lgan millatlarusti vakolatlar berishga qarshi ekanini bildirgan.

Unga ko‘ra, iqtisodiy ittifoq to‘g‘risidagi bitim a‘zo davlatlarning boshqa davlat va tashkilotlar bilan aloqalariga xalaqit bermasligi kerak.

“Rossiya, Belarus va Qozog‘istonning siyosiy suvereniteti buzilmas bo‘lishi kerak”, deb aytgan Qozog‘iston rahbari Kremlning rasmiy web sahifasida e‘lon qilingan nutqida.

Avvalroq qozoq parlamenti ittifoq doirasida umumiy parlament tuzish g‘oyasiga qarshi chiqqan edi.

Avrosiyo iqtisodiy ittifoqini Rossiya, Belorus va Qozog‘istonning mavjud integratsion birligi asosida tuzish ko‘zda tutilgan.

Bu uch davlat Bojxona ittifoqi va Kollektiv Xavfsizlik Shartnomasi Tashkiloti doirasida hamkorlik qilib keladilar.

Tegishli bitimning imzolanishi 2014 yilga mo‘ljallangan.

“Ustivor vazifa”

2011 yilda Kremlga qaytgan Prezident Putin Avrosiyo ittifoqini yangi prezidentlik muddatining ustivor vazifasi, deb e‘lon qilgan.

Kuzatuvchilar janob Putinning tashabbusini sobiq sovet hududida Rossiyaning avvalgi ta‘sirini qayta tiklash urinishlari bilan izohlashadi.

O‘zbekiston birinchilardan bo‘lib bu g‘oyani rad etgan.

Prezident Karimov sobiq Sovet Ittifoqining qulashini “tabiiy va qonuniy jarayon” deb atagan.

U integratsiya g‘oyalari tobora siyosiy tus olayotganini urg‘ulab, ularga ehtiyotkorlik bilan yondoshishga chaqirgan.

Avrosiyo ittifoqini qo‘llab-quvvatlagan va ushbu g‘oya muallifi Prezident Nazarboyev ekanini aytgan Qozog‘iston ham keyinroq siyosiy birlik g‘oyasiga qarshi chiqqan.

Shu yil boshida Ostonada xorijiy diplomatlar qarshisida gapirgan janob Nazarboyev Avrosiyo mintaqasidagi integratsiya jarayonlari sobiq ittifoqni qayta tiriltirishni nazarda tutmasligini urg‘ulagan.

“Shaxsan mening tashabbusim bilan amalga oshirilayotgan Avrosiyo integratsiyasi hech qachon qandaydir siyosiy ittifoqlar, ayniqsa, allaqachon hammaning esidan chiqib ketgan sobiq Sovetlar Ittifoqini qayta tiklashga qaratilmaydi”, – deb aytgan Prezident Nazarboyev.

Yangi a‘zolar

Moskva o‘zi yetakchiligidagi ittifoqqa Ukrainaning ham qo‘shilishiga umid qilayotgani aytiladi.

Prezident Yanukovichning Bojxona ittifoqiga qo‘shilish harakatlari Kiyevda uning hukumatiga qarshi hanuz davom etayotgan ommaviy noroziliklarga sabab bo‘lgan.

Seshanba kuni uch davlat rahbarlari yana bir sobiq sovet davlati – Armanistonning a‘zoligiga yo‘l ochuvchi “yo‘l xaritasi” borasida kelishganlar.

Janob Putin shuningdek, Qirg‘izistonning ham ittifoqqa a‘zolik yuzasidan dastlabki muzokaralarni boshlaganini ma‘lum qilgan.

http://www.bbc.co.uk/uzbek/

Devami

Aytmatov’un Türkçe yayın hakkı bilmecesi

 

Aytmatov'un Türkçe yayın hakkı bilmecesi

Aytmatov ailesi yazarın Türkiye’de 7 ayrı yayın evinde kitaplarının basıldığını ancak bunların sadece birisinde yayın hakkı bulunduğunu ileri sürüyor

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Dünyaca ünlü Kırgız yazarı Cengiz Aytmatov’un kitaplarının yayın hakları ile ilgili tartışma başladı. Aytmatov ailesi, yazarın Türkiye’de 7 ayrı yayın evinde kitaplarının basıldığını ancak bunların sadece birisinde yayın hakkı bulunduğunu ileri sürüyor. Söz konusu diğer yayınevleri ise Aytmatov ile sözleşmeleri bulunduğunu ve bu sözleşmenin sadece Türkçe hazırlandığını iddia ediyor.

Cengiz Aytmatov kaleme aldığı son romanı “Dağlar Devrildiğinde-Ebedi Nişanlı” adındaki kitabı Türkiye’de iki farklı çeviri ile yayınlanmıştı. Okurların da kafasını karıştıran eseri basan başka bir yayınevi, kitaba “Ebedi Gelin-Dağlar Devrildiği Zaman” adını vermişti.

Devami

Üç bin 500 Kırgız mahkuma af çıktı

 

Üç bin 500 Kırgız mahkuma af çıktı

Kırgızistan Meclisi tarafından İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 65. yıldönümü kapsamında çıkaralın aftan 3 bin 500 mahkum yararlanacak

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

26 Aralık 2013-Kırgızistan Meclisi, yolsuzluktan hüküm giyenler hariç 3 bin 500 mahkumun yararlanacağı af kanununu kabul etti.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 65. yıldönümü kapsamında mecliste kabul edilen af kanunu, Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev’in onayına gönderildi.

Af kanununu teklif edenler arasında yer alan Sosyal Demokrat Partisi Milletvekili Galina Skripkina, ülkede af yasasının en son 2011 yılında kabul edildiğini hatırlatarak, “Cezaevlerindeki mahkum sayısı kapasitenin iki katına çıktı. Dolayısıyla 7 bin 500 kapasiteli cezaevlerinde mahküm sayısı 17 bine ulaştı. Bu, bütçemize de büyük yük getiriyor” dedi.

Skripkina, af yasasından, müebbet hapis cezası alanların bir kısmı ile yolsuzluk yapan ve suçtan zarar gören mağdurların zararını kapatmayan hükümlüler dışında 3 bin 500 mahkumun yararlanacağını bildirdi.

Galina Skripkina, af kanunundan yararlanacak mahkumların suçunun yarıya indirileceğini, ilk kez suç işleyenlerin de serbest kalacağını belirtti.

 

Devami

ÇÖL OLAN GÖL YA DA ARAL GÖLÜNÜN FACİASI (6)

ARAL GÖLÜNÜN FACİASI

ALTINCI YAZI

RUSYA’NIN ÇIKMAZLARI

YAZININ ÖZETİ

Sovyetler Birliğinin dağılması ile Rus emperyalizminin maskesi da düşmüş oldu. Bu Mikhail Gorboçov’un meşhur Perestroyka (yeniden oluşum) siyasete neticende gerçekleşti. “Gorbi” bu yeni oluşumu fikir özgürlüğü (“Glasnost”) üzerine inşa etmek istemişti. Ancak böyle özgürlüğün köle edilmiş milletleri bağımsızlığa iteceğini elbette ki o tahmin edemezdi. Yani Sovyet rejiminin yeniden oluşumu imkânsızdı. Gorboçov’un fikir özgürlüğünü temel alan bu siyasetini son yüz yıllarda Rusya adına gerçekleştirilen en önemli müspet girişim olarak nitelemek mümkündür. Gerçi “Gorbi” Perestroyka ne anlama geldiğini kendisi bile anlamamış ve kimseye anlatamamıştı. Ancak bu fikir özgürlüğünün mazlum halklar bağımsızlığı ile sonuçlanması gerçekten muhteşemdi.  Bu manada Mikhail Gorboçov meşhur yazar ve aydın Tolstoy’dan sonra Rusların tarihlerinde övünebilecekleri sayılı kişilerden biridir.

Aral gölünün yok olmasının ana nedeni Rusya’nın beğendiği ve başka halklara zorla kabul ettirdiği komünist rejimin getirdikleridir. Rusların böyle insanlık düşmanı rejimi beğenmelerinin nedeni eski zamanlardan bu halkın kendi kimliğini belirlemekte yaşadığı çelişkilerdir. Bilindiği gibi Rusya ayılar ülkesidir. Birileri kurtları remiz, sembol edindiği gibi ayılar da Rusların sembolü haline gelmiştir. Sovyetler dağıldıktan sonra ayı Rusya’nın milli sembolü haline getirilmek istenmiş ancak Rusya Parlamentosu bunu kabul etmemişti. Şu anda memleketi yöneten “Birleşik Rusya” (Edinaya Rasia) partisinin bayrağında iri bir ayının resmi bulunmaktadır. Rusya’da son yıllarda yönetimi elinde bulunduran Vladimir Putin bu partinin temsilcisidir. Ancak ayının sembol olması sadece görünümdedir. Çünkü hakikatte Ruslar millet ve devlet olarak ciddi kimlik sorunu yaşamaktalar. Rusya’da son günlerde etnik milliyetçiliğe, daha doğrusu ırkçılığa dayanan ve insanların ölümü ile sonuçlanan olaylar yaşandı. Çok milletli ve kültürlü olan bu memlekette yaşanan bu tur olaylar yenilik sayılamaz.  Ruslar her zaman olduğu gibi millet ve devlet olarak büyüklük taslamaya devam etmektedirler. Ancak büyük olmanın gururunu yaşayamadıkları gibi, büyülük iddialarının içini de bir turlu dolduramıyorlar. Eski zamanlarda Kafkas bölgesini ele geçirdiklerinde esir aldıkları topraklara Vladıkafkas, yani Kafkas’ı sahiplenenler ismini vermişlerdi. Aynı mantığı Vladıvostok yani doğuyu sahiplen isminde de görmek mümkündür.  Rusların problemi kendi kimlik problemlerini bir tarafa bırakarak başkalarına ait olan yerleri ele geçirmek değil, sahiplendikleri yerlerde ne yapacaklarını şaşırmalarındadır. Daha derinliklere bakıldığında bu milletin kendi bünyesinde yol bulamamak gibi bir problemin varlığını görmek mümkündür. 19 yüz yılda kendilerine Çarlığı, yani krallığı uygun bulmayan Rus halkı, Marks ve Engelsin safsatalarını kural edinerek Bolşevik inkılâbını gerçekleştirdi. Bu inkılâbın şiarı bütün dünya proleterlerini (işçi ve köylüleri )birleştirmekten ibaretti. On milyonlarca insanin canına mal olan bu inkılâbın “bütün dünya proleterleri bizi af edin” şiarı ile sonuçlandığı malumdur.

Böyle yol kaybının dehşetli sonuçlarına eski Sovyetler Birliğini oluşturan bütün milletler katlanmak mecburiyetinde kaldılar. Büyük Rus abi, küçük kardeşleri sayılan Kafkas ve Orta Asıya halklarını maddi ve manevi yönden âdete delirmiş ayı gibi ezdi ve onları her yönden perişan etti. Bu küçük milletlerin dinleri tahrip edildi, kullandıkları harfler Rus (Kiril) alfabesine değiştirildi ya da esas yazı olarak kabul ettirildi. Rus olmayanların tarihi ile Rusya’nın tarihi birleştirildi ve bu şekilde “kardeş” tarih oluşturuldu. Kırım ve Misketi Türkleri, Çeçen ve İnguş halkları kendi topraklarından sürüldüler ve Orta Asya hududuna zorla yerleştirildiler. Sovyetlerin en korkunç uygulaması idare ettikleri insanları Kolhoz ve Sovhoz adını verdikleri devlet çiftliklerinde köle olarak çalıştırmaktan ibaretti. Bunu kendi din ve kültürlerini kaybeden milletleri top yekûn esir alma politikasının korkunç sonucu diye değerlendirmek mümkündür. Böyle esirlik neticesinde mesela Özbekistan Sovyetlerin pamuk üretim merkezine dönüştü. Neticede Orta Asya’ya doğallık sağlayan Aral gölü suları geri çekildi ve bu göl tarihte emseli görülmemiş zehirli atıklar çöplüğü haline geldi. Bunun nedeni Komünist yönetimin susuz kalan göl dibini zehirli biyolojik ve kimyasal atıklar ile doldurması idi. Neticede Özbeklerin beşte biri, yani yaklaşık dört milyon insan karaciğer çürümesi olan hepatit hastalığına yakalandı.

Sovyetler Birliğinin dağılması ile Rus emperyalizminin maskesi da düşmüş oldu. Bu Mikhail Gorboçov’un meşhur Perestroyka (yeniden oluşum) siyasete neticende gerçekleşti. “Gorbi” bu yeni oluşumu fikir özgürlüğü (“Glasnost”) üzerine inşa etmek istemişti. Ancak böyle özgürlüğün köle edilmiş milletleri bağımsızlığa iteceğini elbette ki o tahmin edemezdi. Yani Sovyet rejiminin yeniden oluşumu imkânsızdı. Gorboçov’un fikir özgürlüğünü temel alan bu siyasetini son yüz yıllarda Rusya adına gerçekleştirilen en önemli müspet girişim olarak nitelemek mümkündür. Gerçi “Gorbi”  Perestroyka ne anlama geldiğini kendisi bile anlamamış ve kimseye anlatamamıştı. Ancak bu fikir özgürlüğünün mazlum halklar bağımsızlığı ile sonuçlanması gerçekten muhteşemdi.  Bu manada Mikhail Gorboçov meşhur yazar ve aydın Tolstoy’dan sonra Rusların tarihlerinde övünebilecekleri sayılı kişilerden biridir. Aynı zamanda Gorboçov’un ortaya çıkmasını Rus halkının mesela batılı milletler gibi tamamen insanlık fıtratlarını yitirmediklerine de delil olarak gösterilebiliriz. Ruslar arasında az da olsa vicdanlı insanların varlığı da bundan dolayıdır. Ancak Rusların millet olarak problemleri kendilerini tanımlamada zorluk çekmeleri, aile hayatlarının ve ahlaki yapılarının olmaması, dinsizlik, zalimlik ve aşırı derecede alkol ve kumar bağımlısı olmalarıdır. Zira bir kişinin kendini alkole vermesinin nedeni kimlik probleminden kaynaklandığı bir gerçektir…

Bu açıdan Gorboçov yerine sarhoş Boris Yeltsin’in iktidara gelmesini doğal bir sonuçtur. Yeltsin sadece alkolden dolayı sarhoş değildi. Onun yaklaşık on yıllık iktidar dönemine bakıldığında bir turlu kendi siyasetini ortaya koyamadığı görünür. Bu yıllarda Yeltsin Rusya’yı iri ama korkunç “ayı” politikası ile yönetti. Zira bu dönemde memlekette neler olup bittiğine kimse bilemedi. Daha doğrusu bu kimsenin umurunda bile değildi. Sözde memlekette piyasa ekonomisi gerçekleştirildi. Devlete ait olan bazı iş yerleri özelleştirilmek istendi. Araya para hırsı ve Rus halkının bir turlu tedavi edemediği rüşvet girince böyle ekonomik politika iflasla sonuçlandı. Medya özgürlüğü fuhşu daha da yaygınlaştırdı. İçki zaten halk arasında yaygındı. İşte Yeltsin bu şartlar içinde karaciğer yetmezliğinden öldü.

Boris Yeltsin’in aklına başına alıp gerçekleştirdiği tek siyasi karar bağımsızlıktan yana olan Çeçen halkı ile anlaşmaya gitmesi idi. Ancak kendine varis olarak eski KGB ajanı olan Putin i seçmesi ile Yeltsin tarihe sarhoş ayı olarak karıştı gitti…

Vladimir Putin i siyasi sarhoşlukta ayıplamak haksızlık olurdu. O aklı başında olan, ama aynı zamanda acımasız ve zorba bir liderdir. Putin iktidara gelir gelmez hile yaparak ikinci Çeçen savaşını başlattı ve bu halka karşı tarihte görülmemiş zülüm siyaseti uyguladı. Bu savaşta öldürülen çocukların sayısı kırk bini aşmıştır. Yüz binlere varan ölü sayısını yine bu kadar kaçak insanlar izlemektedir. Rusya’nın şimdiki yönetimi kendi halkının problemleri ile uğraşmak yerine eski küçük kardeşlerini sindirmeye yönelik politikalar üretmektedir. Bunu Rusya’nın Gürcistan ve Ukrayna ile olan ilişkilinde olduğu gibi, Orta Asya Devletlerine karşı yürütülen politikalarda da görmek mümkündür. Örneğin, Kırgızistan’da yaşanan son Özbek katliamında Rusların parmağı yok demek basiretsizlik olurdu.

Rusya nüfuzunun beşte birini Müslümanlar oluşturmaktadır. Bundan dolayı Rusya İslam Birliği teşkilatına gözlemci olarak katılmaktadır. Rusya şu anda İslam’ın en yaygın şekilde kabul edildiği ülkelerden biridir. Ahlaki çöküntü, alkol ile ilgili problemler, ailelerde boşanma oranın yüksekliği, rüşvetin yaygınlığı Rusya’da insanlarının İslam’ı kabul etmelerinde önemli rol oynamaktadır. Bu problemleri ancak İslam dininin çözeceğini dikkate alarak Rus hükümeti İslam ve Müslümanlarla barışık bir politika izleyebilirdi. Ancak gerçekte bu böyle değildir. Memleket başkenti Moskova’da sadece üç caminin bulunması ve yeni camiler yapımının yetkililer tarafından engellenmesi buna delil olarak gösterilebilir.

Günümüzde Rusya yeniden büyümenin peşindedir. Ama Rus halkı kendi içinde küçülmeye devam etmektedir. Son veriler Rusya halkının gittikçe sayı olarak azalmakta olduğunu göstermektedir. Denilenlerden şu neticeye varmak mümkündür. Ruslara yönetilen siz aslında kimsiniz sorusuna onların derhal cevap vermeleri mümkün değildir. Ancak onların yüzlerini batıya çevirerek zehirli yılan olmaktansa akılsız ayı olmak daha iyidir demeleri hata sayılmasa gerek…           (Devam edecek…)

BIRINCI YAZI: https://turkistanlilar.com/col-olan-gol-ya-da-aral-golunun-faciasi/

İKİNCİ YAZI: https://turkistanlilar.com/col-olan-gol-ya-da-aral-golunun-faciasi-2/

ÜÇÜNCÜ YAZI: https://turkistanlilar.com/col-olan-gol-ya-da-aral-golunun-faciasi-3/

DÖRDÜNCÜ YAZI:https://turkistanlilar.com/col-olan-gol-ya-da-aral-golunun-faciasi-4/

BEŞİNCİ YAZI: https://turkistanlilar.com/col-olan-gol-ya-da-aral-golunun-faciasi-5-2/

Devami

O‘zbekistondan qochayotganlar ko‘p

Yazının kısa özeti: 

Günümüzde Özbekistan en çok göç veren ülkelerin başında gelmektedir. Bunun nedeni Kerimov’un katı diktatörlük rejiminin yol açtığı zulüm ve ekonomik zorluklardır. İşte bu nedenlerden dolayı yaklaşık 5 milyon Özbek vatandaşının yurt dışına kaçtığı söylenmektedir. Haber BBC Özbek servisinde yayınlanmıştır:

Birlashgan Millatlar Tashkilotining aytishicha, yangi ichki va tashqi qochqinlarning soni bo‘yicha bu yil “rekord” o‘rnatishi mumkin.

Xuddi shu manzarada Shvetsiyadan o‘zbekistonlik qochqinlarga ko‘mak berib kelayotgan faolning kuzatuvlariga ko‘ra, “hozir O‘zbekistondan chiqib ketish hollari ham juda ko‘p”

“2005 yilgi Andijon voqealaridan so‘ng O‘zbekistondan chiqqan qochqinlarga Ovro‘poda boshpana berish hollari ko‘paygandi. Shuning evaziga, menimcha, ko‘p odamlarda O‘zbekistondan chiqqandan so‘ng boshqa davlatlardan boshpana olish mumkin, degan fikr paydo bo‘ldi”, – deydi biz bilan suhbatida o‘z vaqtida “O‘zbekistonlik qochqinlarni himoya etish tashkiloti” rahbari ham bo‘lgan Do‘stnazar Xudoynazarov.

Suhbatdoshimizga ko‘ra, ko‘pchilik o‘z kelajagini o‘ylab, O‘zbekistonni tark etmoqda.

U kishining aytishicha, ayni masalada ham siyosiy va ham iqtisodiy sabablar bir xil rol o‘ynayapti.

“Chunki gapirolmasa, hech narsa qilolmasa, hech kim o‘z fikrini aytolmasa… Yoki biznes tashkil qilgani bilan, uni olib ketolmasa. Olib ketishga harakat qilganida, davlat tomonidan qarshiliklar bo‘lgandan keyin, bu, birinchidan, siyosiy sabab bo‘ladi. Hammasi siyosiysiga borib taqaladi. Ikkalasi ham birgalikda, ellikka-ellik”, – deydi faol.

Suhbatdoshimiz bu kabi hollarga O‘zbekistonda qat‘iy amalda bo‘lgan chiqish vizasi tartibi ham to‘sqinlik qila olmayotgani, hammasini “pul hal qilayotgani”ni ta‘kidlaydi.

“Pulingiz bo‘ladigan bo‘lsa, ikki marta “deport” bo‘lib qaytib ketganingizdan keyin ham, pasportni almashtirib olishniyam imkoniyati bor. Yoki borganingizdan keyin, vizani qo‘ydirish uchun ham pul sarflaysiz. Hammasi pul xarji bilan bo‘ladigan narsa”.

Boshpana…

U kishining so‘zlaridan ayon bo‘lishicha, o‘zbekistonlik fuqarolar bugun ko‘proq Turkiya, vizasini olish osonroq va arzonroq bo‘lgan Ovro‘po davlatlariga chiqishni afzal bilishmoqda.

“Faqat ichkariga kirib olsam bo‘ldi, degan ma‘noda. Keyin boshqa davlatlarga o‘tib ketishayapti. Masalan, Polsha yoki Chexiyaga viza olish osonroq”, – deydi Shvetsiyadan faol o‘z kuzatuvlariga tayanib.

Ammo, suhbatdoshimizning aytishicha, hozirga kelib, O‘zbekiston fuqarolarining xorijiy davlatdan boshpana olish imkoniyatlari judayam pasayib ketgan.

“Ularning 80 foizi boshpanasiz qolishayapti. “Qora” holatda boshqa davlatlarga, unisidan bunisiga, bunisidan unisiga o‘tib, ariza nima qilib yurishga majbur bo‘lishayapti”, – deydi u kishi.

Buning bir qancha omillari borligini aytarkan, suhbatdoshimiz, o‘zi guvoh bo‘lgan holatlardan kelib chiqib, bunga ko‘proq O‘zbekiston fuqarolarining o‘z sa‘y-harakatlari sabab bo‘layotganligini ta‘kidlaydi.

“Birinchidan, ko‘plab o‘zbeklarimiz boshpana olgandan keyin, O‘zbekistonga qaytib borishlari mumkin emasligini bilgan holda, vaqtinchalik berilgan maqomlaridan foydalanib, O‘zbekistonga borgan va bir qanchasi qo‘lga tushgan voqealar ham bo‘ldi…”, – deydi u kishi.

Agar, Rossiyada o‘tgan yili o‘tkazilgan so‘rov natijalariga qaralsa, o‘zbekistonlik har uch muhojirdan bittasi ortga qaytishni istamaydi.

Ustiga ustak, ular iloji bo‘lsa, fuqaroligini olib, Rossiyada doimiy yashab qolishni ham xohlashar ekan.

Turli manbalarga tayanib, Rossiyadagi o‘zbekistonlik mehnat muhojirlarining soni taxminan 5 million atrofida ekani aytiladi.

Mahalliy kuzatuvchilar esa, buning sababini o‘tgan 20 yil ichida O‘zbekiston ijtimoiy, iqtisodiy va siyosiy hayotida vujudga kelgan ahvol bilan izohlashadi.

Ya‘ni, O‘zbekistondagi nochor ijtimoiy-iqtisodiy vaziyat va siyosiy tazyiqlar sabab o‘tgan chorak asr davomida mamlakatni tark etgan fuqarolarning soni millionlarga yetgan.

Bugun o‘zga yurtlarda mehnat muhojirligida band o‘zbekistonliklar barobarida xorijiy davlatdan boshpana olgan siyosiy qochqinlarining soni ham mamlakat tarixida kuzatilmagan darajada.

Ustiga ustak bolalarining tahsili yoki yaxshiroq kelajak ilinjida O‘zbekistonni tark etayotganlar soni-da oz emas.

O‘z o‘rnida, Birlashgan Millatlar Tashkilotining yangi hisobotiga tayanilsa, birgina joriy yilning dastlabki olti oyida butun dunyo bo‘ylab 6 millionga yaqin odam qochqinlikka yuz tutgan.

Qochqinlarning soni bo‘yicha Afg‘oniston yetakchilik qilgan bo‘lsa, mezbon davlat sifatida Pokistonning oldiga tushadigani yo‘q ekan.

Birlashgan Millatlar Qochinlar bo‘yicha Oliy komissari Antonyu Guterrishning aytishicha, qochqinlarga eng zarur yordamlarni ko‘rsatishga harakat qilishayotgani bilan, urush bo‘ladimi yoki mojarolar, odamlarni ommaviy muhojiratga undayotgan omillarni bartaraf etishga imkonsizlar.

http://www.bbc.co.uk/uzbek/

Devami

TÜRKİSTAN DAVASININ PRATİK REHBERİ (TÜRKÇE)

Bismillahir Rahmanir Rahim

Türkistan Davası:

-Türkistan’da yaşayan halkların dini, ekonomik, hukuki, sosyal, eğitim vs yönden gelişmesi,

-İnsani hak ve özgürlüklere sahip olması,

-Kendi yöneticilerini seçmesi,

-İmanı kardeşlik ve İslam medeniyetinin ihyası davasıdır.

-Türkistanlılar ırkçılığı, kavmiyetçiliği ve çeşitli kabileler arasındaki çatışmaları reddederler.

Türkistan Neresidir:

Türkistan Orta Asya’da yaşayan Müslüman halkların vatanıdır. Türkistan günümüzde:

-Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tacikistan, Doğu Türkistan ve Afganistan’in kuzey topraklarını içermektedir.

Türkistan Davasının Esasları:

-Faydalı ilim: Doğru dini ilimler ve faydalı dünyevi ilimler.

-Sahih iman ve salih ameller.

-İmanı kardeşlik.

-Meslek sahibi olmak, helal ticaret ve ekonomik güç.

Türkistan Davasına Hizmet Edenlerin Bilmesi Gerekenler:

-İslam dininin esasları

-Çocuklar ve gençler için ilk, orta ve yüksek eğitim.

-Dünya devletleri ve İslam ümmetinin gerçekleri

-Türkistan ve İslam tarihinin önemli noktaları

İslam dininin esasları:

-Tevhit İnancı

-Farz ameller (ibadetler)

-Helal ve haramlar

-İslam hukuku ve İslami Yönetim

-İslami Ekonomi

-İslami Eğitim ve Müslüman Ailenin korunması

Tevhit İnancı:

-Allah (cc) Bir’dir, Es-Samet’ir, doğmamıştır, doğurmamıştır, zatı ve sıfatlarında eşi ve benzeri yoktur. Allah (cc) tek Rabdir, yani yaratan, yöneten, rızk veren, öldüren ve yeniden diriltecek olandır. Allah (cc) tek İlah’dır, yani kutsal olan, en çok sevilen ve korkulan, dua ve tevekkül edilen, ibadet ve itaat edilendir. Allah (cc) El-Evvel v’el- Ahir, El- Zahir v’el- Batın olandır. Allah (cc) her şeyi gören, bilen ve işitendir. Hiç bir şey Allah’a eşit ve denk değildir. Allah’a inananlar O’nun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve kadere de inanırlar.

Tevhidi şirk bozar:

Şirk Allah’a ortak koşmaktır, yani kişinin Allah’a inandığı halde sahte ilahlara (putlara) tapmasıdır. Allah şirki affetmez, ondan başka günahları istediği kulları için affedebilir. Şirkin (putperestliğin) çeşitleri:

Heva putuna uymak: Heva putu nefsin kötü isteklerine uyarak Allah’a ibadet ve itaati terk etmektir. İnsanların Allah’a şirk koşmasının, küfre düşmesinin ve münafık olmasının ana nedeni onların heva putuna uymasından başlar. Heva putundan korunmak nefsin tezkiyesi ile olur. Nefis tezkiyesi Kuran-ı Kerim okumak ve anlamak, ona iman etmek, onunla amel etmek, devamlı Allah’ı zikir etmek, tevbe ve istiğfar etmek, müminlerle beraber olmakla gerçekleşir.

-Tağutlara uymak: Tağut Allah’tan başka ibadet ve itaat edilen her şeydir. İslam’dan başka bütün ideoloji ve düzenler (kapitalizm, sosyalizm, faşizm, ateizm, sekülerizm, diktatörlükler vs)Tağut sayılır.

-Heykellere tapmak. Muhammed (sav) zamanında Mekke müşrikleri Lat, Üzza, Manat ismindeki putlara taparlardı.

-Ruhbanlara uymak: Ruhban “kutsal din adamı” manasına gelir.

Ruhbanlar Allah’ın (cc) helal dediğini haram, haram dediğini ise helal sayanlardır. Yine ruhbanlar gaybı bildiğini iddia eden, kutsal sayılan, Allah (cc) ve kulları arasında vasıtacı olduğu iddia edilen, masum ve hatasız kabul edilen, emirleri hatalı olsa bile tartışılmayan kimselerdir. İslam âlimlerinden dinimizi öğrenmek buna girmez. İslam âlimleri yukarıda sayılan özellikler kendilerinde bulunmadıkça ruhban sayılmazlar, onların doğru görüşlerine uyulur, hataları tenkit edilir ve düzeltilir.

-Kabirlere  tapmak, yani ölülerden yardım istemek. İslam dininde esas Allah’a inanmak ve O’ndan yardım istemek, O’na dua, ibadet ve itaat etmektir. İslam’da kabir ziyareti ancak merhumlara Allah’tan mağfiret istemek ve ölümü hatırlamak için yapılır.

-Falcılara, kahinlere, astrolojiye inanmakta şirk çeşitleridir.

Nifak (münafıklık) yalan söylemek, emanete hıyanet etmek, ahdini bozmakla olur. Bunun yanında İslam’ı ve Müslümanları sevmemek, İslam düşmanları ile Müslümanlara karşı savaşmakla insan gerçek münafık olur.

Küfür Allah’ı, Meleklerini, Kitaplarını, Peygamberlerini, Ahiret gününü ve Kaderi reddetmek, İslam’a ve Hz. Muhammaed’e (sav) hakaret etmek, Kuran ayetlerini ve hükümlerini reddetmekle, helal ve haramı reddetmekle olur.

Farz ameller (ibadetler)

-Farz ameller namaz kılmak, zekat vermek, ramazan orucunu tutmak, hacca gitmektir. Günde beş vakit namaz kılmak İslami ibadetlerin esasıdır. Kelimeyi şahadet getirdiği halde farz amelleri kılmayanlar Müslümanlardan sayılsa bilse gerçek manada mümin değillerdir.

Helal ve haramlar

-Kuran-ı Kerim’de leş, kan, domuz eti, Allah’ın adıyla kesilmeyen hayvanların eti, boğularak ve dövülerek öldürülen hayvanların etleri,  alkol ve buna benzer yiyecek ve içecekler haram kılınmıştır. Dinimizde yalan söylemek, gıybet etmek, suçsuz yere insan öldürmek, faiz yemek, hırsızlık, zina yapmak, alkol ve uyuşturucu kullanmak, Müslüman anne-babaya âsî olmak, cihattan kaçmak büyük günahlardan sayılır.

İslam hukuku ve İslami yönetim

-İslam dininde insanların dini, canı, aklı, malı, nesli, namusu ve şerefi dokunulmazdır.

-İslamda dini ve dünya hayatına ait değerler (buna siyaset alanı da dahildir) bir birini reddetmez.  İslami yönetim Müslümanların kendi Meclislerini (Şuralarını) seçmeleri ile gerçekleşir. Yönetici olmanın şartları sahih iman ve Salih ameller, doğruluk ve adaletli olmak, yönetim işinde (siyasette) ehil olmaktır. İslami toplumda halk  hukuki ve mesleki sivil örgütlerini kurabilir.

İslami ekonomi

-İslami ekonomi özel mülk edinme, girişim ve ticaret, yani helal kazanca dayanır. Malın ve paranın zekatını vermek farzdır ve zenginlik belli bir zümrenin elinde toplanmayacaktır. İslam’da faiz, rüşvet, hırsızlık ve yolsuzluk yasaktır.

İslami eğitim ve Müslüman ailenin korunması

-İslami eğitim dini ilimleri ve faydalı dünyevi ilimleri öğrenmektir. Dini ilimler Kuran-ı Kerim okumak ve mealini öğrenmek, tefsir, fıkıh ve hadis ilimleridir. Faydalı dünyevi ilimleri ana dili, arap dili, yabancı diller, matematik, fizik, kimi, biyoloji, tarih gibi ilimlerdir. İslam dini aileye büyük önem veriyor ve aileyi yeni Müslüman nesiller yetiştirme ocağı olarak görüyor.

Dünya devletleri ve İslam Ümmetinin gerçekleri

İki kutuplu dünya düzeni bittikten sonra yeryüzünde mücadele İslam ve onun karşıtları arasında devam etmektedir. İslam karşıtı devletler kendi aralarında menfaat çatışmalarını da sürdürmektedirler. Bu devletler Müslümanları direkt (Afganistan ve Irak gibi) ve dolaylı yoldan sömürmektedirler. Müslümanların devlet yöneticilerinin çoğu diktatörlüğü esas alarak halklara özgürce yaşam, kendi yöneticilerini seçme ve İslam topraklarında serbest dolaşma ve çalışma hakkı tanımamaktadır.

 İslam ve Türkistan tarihinin önemli noktaları

-İslam Ümmeti önce saadet asrını yaşamış, Raşit halifeler tarafından yönetilmiş, sonra Emeviler, Abbasiler ve Osmanlılar tarafından yönetilmiştir. 1924’ten sonra İslam Ümmeti birliğini kaybetmiş ve çeşitli devletlere parçalanmıştır.

-Türkistan hicri ikinci yüz yılda İslam’la şereflenmiştir. Bundan sonra Türkistan topraklarında Karahanlılar, Harezmşahlar gibi devletler oluşmuştur. Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden Türkistanlılar buralarda Selçuklu ve Osmanlı gibi büyük devletleri kurmuşlardır. Türkistan’da Buhari ve Tirmizi gibi İslam alimleri, Biruni, Uluğbey gibi ilim dehaları yetişmiştir. 15. ve 16. yüzyılda Türkistan’da Timur ve onun aile fertleri devletler kurmuştur. 16. yüzyıldan sonra Türkistan Buhara, Hiva ve Kokand hanlıklarına bölünmüştür. 18. yüzyılın ortalarından başlayarak Ruslar Türkistan’ı esir almışlardır. 1920’lı yıllarda Türkistan’da kurulan mahalli Sovyet devletleri 1991 yılında yok olmuş ve onların yerine şimdiki bağımsız devletler ortaya çıkmıştır. Türkistan’ın önemli parçası olan Doğu Türkistan hale Çın işgali altındadır.

Türkistanlıların yardımlaşması

Sosyal yardımlaşma:

—Ekonomik olarak zor durumda olan bireylere ve aileler maddi ve erzak yardımı. Zorluklara ve musibetlere karşı dayanışma içinde olmak.

Hukuki dayanışma:

—Türkistan coğrafyasında yaşanmakta olan çeşitli baskı ve zulüm politikalarını medyada ifşa etmek, kınamak, mazlum Türkistan halklarının hukuklarını mahalli ve uluslar arası alanda savunmak, ikamet problemi olanlara kanunlar çerçevesinde yardım etmek.

Eğitimde yardımlaşma:

—Kuran kursları açmak. Üniversite talebelerine, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine ilmi ve maddi yardım etmek. Gençlere meslek edinmede yardım etmek.

Sivil toplum kurumlarının dayanışması:

—Türkistan davasına hizmet eden kardeş sivil toplum kuruluşları ile dayanışma içinde olmak, mahalli ve uluslar arası çapta ortak toplantılar, konferanslar düzenlemek

Türkistan bir devlet midir?

Günümüzde Türkistan bir devlet değildir. Bugünkü jeopolitik ve başka nedenlerden dolayı Türkistan’ın bir devlet olması da önemli değildir. Önemli olan Türkistan halkları ve devletlerinin bütün konularda işbirliğini yola koymasıdır. Öncelikle devletlerimiz arasındaki sınırların, halklarımız arasında insani ve ticari yolların açılmasıdır. Devlet yöneticilerinin birbirlerine yakınlık göstermesi, dış siyasette işbirliği yapmaları da çok önemlidir.

NOT: Bu metin Türkistanlılar için bir hatırlatmadır. İsteyen kardeşlerimiz bu konudaki fikir ve tekliflerini bize iletebilirler.

 

 

Devami

Türkistan Tarihi Özeti

Alim Oktay Çatkal

(Ana Başlıklarıyla)

images (3)

Önsöz: Türkiye’de milli eğitim müfredat programında okutulmayan Türkistan tarihini oldukça kısa bir şekilde sunmaya çalıştık. Sitemizin “Tarih Dersleri” başlığı altında daha ayrıntılı konuları işlemeye devam edeceğiz. Bundan sonraki konu başlıkları: Türkistan Hanlıklarının Kısa Tarihi, Doğu Türkistan’da Kurulan hükûmet ve cumhuriyetler, Türkistan ve Türkiye (Osmanlı) İlişkileri, Doğu Türkistan Tarihi Mücadelesi,  Korbaşı (Basmacılık) Hareketi, 20. Asır Başında Türkistan’da Kurulan Milli Devletler, Türkistanlı Tarihi Şahsiyetler.

Harzemşahlar’ın Moğollar tarafından yıkılmasından sonra (1231) Türkistan’da Cengiz İmparatorluğu’nun bakiyesi olan Çağatay Ulusu hakimiyet kurdu. Çağatay, Cengiz’in oğullarından birisidir. Cengiz’in ölümünden sonra bu bölgeyi o idare etmiştir. Moğollar kısa zaman içerisinde Müslüman olmuşlar ve kültür olarak Türkleşmişlerdir. Çağatay Ulusu bir dönem sonra ikiye bölünmüş, Doğu Çağatay Ulusu ve Batı Çağatay Ulusu şeklinde devam etmişlerdir. Batı Çağatay Ulusu’nun hakimiyetine 1370 yılında Timur son vermiştir.

Timurlular Devleti’nin Türkistan’daki hakimiyeti 1507’ye kadar sürmüştür. 1507’de Özbekler, Timurlular’ın hakimiyetine son vermiştir. Timurluların soyundan gelen Babür ise Hindistan’a geçerek Büyük Babür İmparatorluğu’nu kurmuştur.

Doğu Çağatay Ulusu ise 1507 yılına kadar Doğu Türkistan ‘da hüküm sürmüştür. Son Doğu Çağatay hanı Ahmet Han, Özbeklere karşı yaptığı savaşta yenilmiş ve idam edilmiştir. Bu dönemden sonra Doğu Türkistan’da “Hocalar Devri” başlamıştır.

Özbek Hanlığı adını kurucusu olan Şeybani Han’ın dedesi olan Özbek Han’dan alır.

Özbek Hanlığı daha sonra Buhara Hanlığı adı altında hükümranlığına devam edecektir. Bu sırada Türkistan’ın batısında Şah İsmail tarih sahnesine çıkacaktır.  Özbek hanı Şeybani Han, 1510 tarihinde Şah İsmail tarafından yenilmiş ve öldürülmüştür. Safavi işgaline Babür de katılmış ve Türkistan’a gelmiştir. Türkistan halkının bu durumu soğuk karşılaması sonucu Babür bir daha gelmemek üzere Hindistan’a dönmüştür. Bir müddet sonra Buhara Hanlığı kendisini toparlamış ancak yine bu işgalin bir sonucu olarak bölünmek durumunda kalmıştır. Bunun sonucu olarak Hive (Harezm ) Hanlığı ortaya çıkmıştır.(1511)

Buhara Hanlığı’nda merkezi idarenin zayıfladığı bir dönemde (1709) Hokand Hanlığı ortaya çıkmıştır. Böylece hanlık 3 parçaya bölünmüş oldu: Buhara Hanlığı, Hive Hanlığı ve Hokand Hanlığı.

 Bu üç hanlık hiçbir zaman siyasi bir ittifak kuramamış, hatta zaman zaman birbirleriyle savaşmışlardır. 1557’de Astrahan’ın işgaliyle başlayan Rus istilası adım adım yaklaşmıştır. Bu üç hanlık, muhtemel Rus işgalini çok uzak bir ihtimal görmüşler ve hiçbir tedbir almamışlardır. 18. Yüzyılda dünyadaki tüm sömürgeci devletlerini taklit eden Ruslar 90 yıllık süre zarfında(1732-1822) bütün Kazak bozkırlarını istila etmişlerdir. Rus askerleri bu üç hanlığın sınır bölgelerine gelip dayandıkları zaman dahi bir ittifak oluşturamamışlardır. Ruslar bu üç hanlık arasındaki ihtilafları daha önce gönderdikleri casuslar vasıtasıyla iyi bir şekilde kullanmışlardır. Teknik üstünlüğe sahip Rus ordusuna karşı Türkistanlı mücahitler, yetmiş seneden daha uzun süre devam eden mücadelelerinden maalesef yenik ayrılmışlardır. 1853’de Akmescit, 1865’te Taşkent, 1870’te Buhara, 1876’da Kokand, 1884’de Merv işgal edilmiştir.

Bunun neticesi olarak Türkistan’da 19. Asrın sonuna gelindiğinde Kazak toprakları, Bozkır Valiliği olarak; Hokand Hanlığı ise Türkistan Valiliği olarak Rusya’ya bağlanmıştır. Buhara Hanlığı ve Hive Hanlığı ise ağır şartlar içeren anlaşmalar sonucu içişlerinde bağımsız, dışişlerinde Rusya’ya bağlı muhtar bölgeler haline getirilmiştir.

1892’de İşanlar ayaklanması ve 1916’daki Büyük Ayaklanma, Rus istilasına karşı Türkistanlıların verdiği mücadeleye birer örnektir. 1916’da 673.000 kişi öldürülmüş, 168.000 kişi Sibirya’ya sürülmüş, 300.000 kişi de hicret etmek zorunda kalmıştır. 1916 ayaklanmasının kanlı bir şekilde bastırılması Türkistanlıları yıldırmamış, hemen akabinde Korbaşılar(Basmacılar) hareketi başlamıştır.(1917-1924)

1917 devrimi sonrası Türkistan’da kısa ömürlü Milli Cumhuriyetler (Buhara Halk Cumhuriyeti, Hive Halk Cumhuriyeti, Türkistan Milli Devleti, Alaş-Orda Milli Hükümeti) kurulmuştur.

1862 den 1924 tarihine kadar Türkistan’da Rus istilasına karşı mücadele sürmüştür. 1924’te Rusya’daki sosyalist rejim yerleştikten sonra Batı Türkistan’ın bölünmesi süreci başlatılmıştır.

1925 tarihinden sonra Bozkır Valiliği, Türkistan Muhtar Bölgesi, Buhara Halk Cumhuriyeti ve Hive (Harezm) Halk Cumhuriyeti lağvedilerek  beş cumhuriyet ihdas edilmiştir. (Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan)

Doğu Türkistan’da ise Çin saldırıları 1755 yılında başlamıştır. 1755-1764 arasında 500.000 Türkistanlı katledilmiştir, buna rağmen Türkistanlıların mücadelesi devam etmiştir. 1873 yılında Yakup Bey tarafından Osmanlı Devletine bağlı olan bir hükümet ilan edildi. Yakup Bey’in ölümünden sonra birliği koruyamayan hükümet dağıldı ancak mücadele bitmedi. 1933 ve 1944’te Şarkî Türkistan İslam Cumhuriyetleri kuruldu.

Çin ve Rus saldırıları karşısında Doğu Türkistan güçsüz düşünce, bu cumhuriyetler  dağılmak zorunda kaldı. Çin işgali altında kalan Doğu Türkistan, Sincan (Sinkiang) ismiyle özerk bir bölge haline getirildi. Çin Halk Cumhuriyeti özerk bölge statüsüne tanımış olduğu kanuni hakları çiğnemek pahasına, mütecaviz tutumuna devam etmektedir.

1991 yılından itibaren Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte beş Türk Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan etti. Ekonomik ve askeri açıdan bağımsız olamamış olan bu beş cumhuriyet, dünyadaki büyük devletlerin etkisinden tam olarak kurtulabilmiş değildir. Doğu Türkistan’da ise işgalci Çin zulmüne karşı mücadele devam etmektedir.

 

 

Devami