Türkistan Tarihi Özeti

Alim Oktay Çatkal

(Ana Başlıklarıyla)

images (3)

Önsöz: Türkiye’de milli eğitim müfredat programında okutulmayan Türkistan tarihini oldukça kısa bir şekilde sunmaya çalıştık. Sitemizin “Tarih Dersleri” başlığı altında daha ayrıntılı konuları işlemeye devam edeceğiz. Bundan sonraki konu başlıkları: Türkistan Hanlıklarının Kısa Tarihi, Doğu Türkistan’da Kurulan hükûmet ve cumhuriyetler, Türkistan ve Türkiye (Osmanlı) İlişkileri, Doğu Türkistan Tarihi Mücadelesi,  Korbaşı (Basmacılık) Hareketi, 20. Asır Başında Türkistan’da Kurulan Milli Devletler, Türkistanlı Tarihi Şahsiyetler.

Harzemşahlar’ın Moğollar tarafından yıkılmasından sonra (1231) Türkistan’da Cengiz İmparatorluğu’nun bakiyesi olan Çağatay Ulusu hakimiyet kurdu. Çağatay, Cengiz’in oğullarından birisidir. Cengiz’in ölümünden sonra bu bölgeyi o idare etmiştir. Moğollar kısa zaman içerisinde Müslüman olmuşlar ve kültür olarak Türkleşmişlerdir. Çağatay Ulusu bir dönem sonra ikiye bölünmüş, Doğu Çağatay Ulusu ve Batı Çağatay Ulusu şeklinde devam etmişlerdir. Batı Çağatay Ulusu’nun hakimiyetine 1370 yılında Timur son vermiştir.

Timurlular Devleti’nin Türkistan’daki hakimiyeti 1507’ye kadar sürmüştür. 1507’de Özbekler, Timurlular’ın hakimiyetine son vermiştir. Timurluların soyundan gelen Babür ise Hindistan’a geçerek Büyük Babür İmparatorluğu’nu kurmuştur.

Doğu Çağatay Ulusu ise 1507 yılına kadar Doğu Türkistan ‘da hüküm sürmüştür. Son Doğu Çağatay hanı Ahmet Han, Özbeklere karşı yaptığı savaşta yenilmiş ve idam edilmiştir. Bu dönemden sonra Doğu Türkistan’da “Hocalar Devri” başlamıştır.

Özbek Hanlığı adını kurucusu olan Şeybani Han’ın dedesi olan Özbek Han’dan alır.

Özbek Hanlığı daha sonra Buhara Hanlığı adı altında hükümranlığına devam edecektir. Bu sırada Türkistan’ın batısında Şah İsmail tarih sahnesine çıkacaktır.  Özbek hanı Şeybani Han, 1510 tarihinde Şah İsmail tarafından yenilmiş ve öldürülmüştür. Safavi işgaline Babür de katılmış ve Türkistan’a gelmiştir. Türkistan halkının bu durumu soğuk karşılaması sonucu Babür bir daha gelmemek üzere Hindistan’a dönmüştür. Bir müddet sonra Buhara Hanlığı kendisini toparlamış ancak yine bu işgalin bir sonucu olarak bölünmek durumunda kalmıştır. Bunun sonucu olarak Hive (Harezm ) Hanlığı ortaya çıkmıştır.(1511)

Buhara Hanlığı’nda merkezi idarenin zayıfladığı bir dönemde (1709) Hokand Hanlığı ortaya çıkmıştır. Böylece hanlık 3 parçaya bölünmüş oldu: Buhara Hanlığı, Hive Hanlığı ve Hokand Hanlığı.

 Bu üç hanlık hiçbir zaman siyasi bir ittifak kuramamış, hatta zaman zaman birbirleriyle savaşmışlardır. 1557’de Astrahan’ın işgaliyle başlayan Rus istilası adım adım yaklaşmıştır. Bu üç hanlık, muhtemel Rus işgalini çok uzak bir ihtimal görmüşler ve hiçbir tedbir almamışlardır. 18. Yüzyılda dünyadaki tüm sömürgeci devletlerini taklit eden Ruslar 90 yıllık süre zarfında(1732-1822) bütün Kazak bozkırlarını istila etmişlerdir. Rus askerleri bu üç hanlığın sınır bölgelerine gelip dayandıkları zaman dahi bir ittifak oluşturamamışlardır. Ruslar bu üç hanlık arasındaki ihtilafları daha önce gönderdikleri casuslar vasıtasıyla iyi bir şekilde kullanmışlardır. Teknik üstünlüğe sahip Rus ordusuna karşı Türkistanlı mücahitler, yetmiş seneden daha uzun süre devam eden mücadelelerinden maalesef yenik ayrılmışlardır. 1853’de Akmescit, 1865’te Taşkent, 1870’te Buhara, 1876’da Kokand, 1884’de Merv işgal edilmiştir.

Bunun neticesi olarak Türkistan’da 19. Asrın sonuna gelindiğinde Kazak toprakları, Bozkır Valiliği olarak; Hokand Hanlığı ise Türkistan Valiliği olarak Rusya’ya bağlanmıştır. Buhara Hanlığı ve Hive Hanlığı ise ağır şartlar içeren anlaşmalar sonucu içişlerinde bağımsız, dışişlerinde Rusya’ya bağlı muhtar bölgeler haline getirilmiştir.

1892’de İşanlar ayaklanması ve 1916’daki Büyük Ayaklanma, Rus istilasına karşı Türkistanlıların verdiği mücadeleye birer örnektir. 1916’da 673.000 kişi öldürülmüş, 168.000 kişi Sibirya’ya sürülmüş, 300.000 kişi de hicret etmek zorunda kalmıştır. 1916 ayaklanmasının kanlı bir şekilde bastırılması Türkistanlıları yıldırmamış, hemen akabinde Korbaşılar(Basmacılar) hareketi başlamıştır.(1917-1924)

1917 devrimi sonrası Türkistan’da kısa ömürlü Milli Cumhuriyetler (Buhara Halk Cumhuriyeti, Hive Halk Cumhuriyeti, Türkistan Milli Devleti, Alaş-Orda Milli Hükümeti) kurulmuştur.

1862 den 1924 tarihine kadar Türkistan’da Rus istilasına karşı mücadele sürmüştür. 1924’te Rusya’daki sosyalist rejim yerleştikten sonra Batı Türkistan’ın bölünmesi süreci başlatılmıştır.

1925 tarihinden sonra Bozkır Valiliği, Türkistan Muhtar Bölgesi, Buhara Halk Cumhuriyeti ve Hive (Harezm) Halk Cumhuriyeti lağvedilerek  beş cumhuriyet ihdas edilmiştir. (Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan)

Doğu Türkistan’da ise Çin saldırıları 1755 yılında başlamıştır. 1755-1764 arasında 500.000 Türkistanlı katledilmiştir, buna rağmen Türkistanlıların mücadelesi devam etmiştir. 1873 yılında Yakup Bey tarafından Osmanlı Devletine bağlı olan bir hükümet ilan edildi. Yakup Bey’in ölümünden sonra birliği koruyamayan hükümet dağıldı ancak mücadele bitmedi. 1933 ve 1944’te Şarkî Türkistan İslam Cumhuriyetleri kuruldu.

Çin ve Rus saldırıları karşısında Doğu Türkistan güçsüz düşünce, bu cumhuriyetler  dağılmak zorunda kaldı. Çin işgali altında kalan Doğu Türkistan, Sincan (Sinkiang) ismiyle özerk bir bölge haline getirildi. Çin Halk Cumhuriyeti özerk bölge statüsüne tanımış olduğu kanuni hakları çiğnemek pahasına, mütecaviz tutumuna devam etmektedir.

1991 yılından itibaren Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte beş Türk Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan etti. Ekonomik ve askeri açıdan bağımsız olamamış olan bu beş cumhuriyet, dünyadaki büyük devletlerin etkisinden tam olarak kurtulabilmiş değildir. Doğu Türkistan’da ise işgalci Çin zulmüne karşı mücadele devam etmektedir.

 

 

Devami

Kırgızistan’da Hizbu’t Tahrir’e operasyon

Kırgızistan’ın Oş Eyaleti’nde Hitbut-Tahrir üyesi olduğu iddia edilen bir grup tutuklandı, çok sayıda materyal ele geçirildi

16 Aralık 2013-Kırgızistan İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülen geniş çaplı operasyon neticesinde Hizbu’t Tahrir üyesi olduğu öne sürülen çok sayıda kişi yakalandı. Ülkenin emniyet teşkilatının Oş, Celalabad ve Batken bölgelerinde yürüttüğü operasyonlarda Hizbut- Tahrir örgütüne üye olduğu ileri sürülen 8 kişi tutuklandı. Örgütün lideri olduğu iddia edilen “Amir” lakaplı kişi ile yanındaki kişilerin üzerinde çeşitli materyaller ele geçirildi. Ele geçirilen yazılı ve elektronik materyaller ile 8 kişi ifadesin alınması için tutuklanarak karakola sevk edildi.

Kırgızistan eski Milli Güvenlik Komitesi Başkanı Şamil Atahanov’un açıklamasına göre ülkede Hizbu’t Tahrir’in 10 bine yakın üyesi bulunuyor. Örgütün ülkenin Oş, Celalabad, Batken ve Narın bölgesinde yeşkilatlandığı öne sürülüyor.

Kırgızistan terör örgütü olarak gördüğü Hizbu’t Tahrir hareketinin faaliyetini 2004 yılında resmen yasaklamıştı.

(Marat Omurov/ Dünya Bülteni- Bişkek)

Devami

Kırgızistan’da Resmi Yazışmalar Artık Kırgızca Yapılacak

Kırgızistan’da resmi yazışmaların Kırgızca yapılması için alınan kararın 2014 yılından itibaren uygulanmaya başlayacağı duyuruldu. Bu kapsamda Kırgıziztan hükümeti çalışanlarına Kırgızca gramer eğitimleri verildi.
Kırgızistan Hükümeti İdari İşleri Başkanı Nurkanbek Momunaliyev 40’a yakın görevliye dil yeterliliği belgesi verildiğini duyurdu. Momunaliyev 1 Ocak 2014 tarihinden itibaren yazışma dilinin Kırgızca olacağını vurguladı.

Kırgızistan Anayasası’na göre, Kırgızca devlet dili iken, Rusça’ya ise resmi dil statüsü verilmişti. Çok uluslu bir ülke olan Kırgızistan’da meclis içinde de farklı ırklara mensup vekiller bulunuyor. Meclis genel oturumunda yapılan konuşmalar simultane olarak Rusça’ya tercüme edilirken, Rusça konuşmaların ise Kırgızca’ya çevrisi yapılmıyor. Ayrıca bakanlık ve diğer devlet dairelerinden gelen açıklama ve yazışmalar da Rus dilinde yapılıyor.

Dünya Bülteni

Devami

Türkmenistan Parlamento Seçim Sonuçları Açıklandı

Türkmenistan’da 15 Aralık’ta yapılan parlamento seçimlerinin resmi sonuçları açıklandı. Ülkenin bağımsızlığını kazandıktan 22 yıl sonra yapılan çok partili seçim sonucunda, 1991 yılında kurulan Demokrat Parti, 125 koltuklu parlamentoda fazla temsilciye sahip oldu. Türkmenistan Seçimler ve Referandum Kurulu, ülkede 15 Aralık Pazar günü yapılan parlamento seçimlerinin kesin sonuçlarını açıkladı. Açıklamaya göre, 3 milyonu aşkın seçmenin yüzde 91.3’ünün oy kullandığı seçimlerde Demokrat Parti, 47 milletvekili kazandı. Sanayiciler ve Girişimciler Partisi ise 14 koltuk elde etti. Partiler haricinde sendikaların da aday gösterdikleri seçimlerde Türkmenistan Meslek Birlikleri 33, Kadınlar Birliği 16, Gençler Birliği ise 8 milletvekiliyle temsil edilecek. Bağımsız adaylardan ise 7 kişinin parlamentoya girdiği açıklandı. Ülkede milletvekilleri 5 yıllığına seçiliyor.

www.turkmenistanhaber.com

Devami

21. ASIRDA TÜRKİSTANLILAR VE YENİ GÖÇ DALGASI

Burhan Kavuncu

Merkezi Asya’daki eski Sovyet Cumhuriyetleri’nin birbirinden  ayrıştırılmaya çalışılması ve ayrı birer ulus devlet olarak tanımlanması bir realiteye dayanmamaktadır.  Masa başında çizilmiş sun’i  sınırlar olmasa, bu bölgede  Özbekler, Uygurlar, Kırgız, Kazak, Türkmen, Tacikler  karışık olarak bir arada yaşıyorlardı. Yine de yaşıyorlar, ama arada sınırlar var.

Ortaasya’da Müslüman halkların yaşadığı bölgenin adı Türkistan’dır. Türkistan Asya’nın kalbidir, Doğusu ve Batısıyla bir bütündür. Türkistan  bir medeniyetin adıdır ve Türkistanlılar birbirine tarihî, dinî, kültürel bağlarla bağlıdır. Her yerde  olduğu gibi burada da bir çok aşiret veya kabile yaşamaktadır.  Bunlar arasında tarihte  bir çok cahili çatışmalar yaşanmış olsa dahi aslında Türkistan halkı 100 milyonu aşan nüfusuyla  kültür ve inanç olarak bir bütündür.  Türkistan, Müslüman nüfusunun yanı sıra, stratejik mevkii, ekonomisi, tarihi geçmişi sebebiyle de önem arz etmektedir. Bu sitede bu konuların her birisini ayrı başlıklar halinde ele almaya çalışacağız.

Türkistan önce Çin ve Sovyet Rusya arasında Doğu ve Batı Türkistan diye bölündü. Her iki bölümde de şiddetli baskı ve asimilasyonlar uygulandı. Bu baskılar, özellikle Mao ve Stalin dönemlerinde kitlesel katliamlar halinde gerçekleştirildi. Türkistan adı iki parçada da yasaklandı. Doğu’da Komünist Çin hükûmeti Türkistan’ın adını Sin Kiang (yeni ülke) olarak değiştirdi. Batı’da ise Türkistan Ruslar tarafından beş  ayrı cumhuriyete bölündü. Her bir parça ayrı ayrı uluslaşma sürecine sokularak maalesef birbirinden uzaklaştırıldı. Bütün bu  sun’i ayrıştırma çabalarına rağmen, Türkistan halkları, kültürel ve dinî bütünlüğünü büyük ölçüde korumaktadır.

Türkistan’daki  uluslaştırma süreçlerinin ve sınırların ne kadar yapay olduğunu gösteren bir örnek, Türkistan’ın kalbi mesabesindeki  Vadi (Fergana Vadisi)’ dir. Vadi bugün Özbekistan’ın Doğusu ile Kırgızistan’ın Güney-Batısı ve Tacikistan’ın Kuzey’inde  bulunmaktadır. Tarihi Maveraünnehir  (Amuderya ile Siriderya arasındaki bölge) uygarlıkları da bu bölgede kurulmuştur. 19. Yüzyılda  Hokant Hanlığı’nın yönetiminde bulunan Fergana vadisi, Ortaasya’daki İslamî hareketlerin de beşiği durumundadır. Vadi’nin bugün üç ayrı devletin sınırları arasında bölünmesi ne kadar sun’i ise, Türkistan’ın ayrı ayrı ulusal devletler olarak bölünmesi de aynı derecede sun’idir.   Fergana Vadisi, halkının dinini yaşamaya önem vermesi ve geleneksel  İslamî ilimlerin öğretiminin yüzyıllardır kesintisiz devam etmesi sebebiyle büyük bir İslamî  birikimi ihtiva etmektedir. Bu potansiyeli yok etmek, Kerimov diktatörlüğünün olduğu kadar ABD, Rusya ve Çin’in de başlıca amacıdır.

Günümüze gelecek olursak. Bugün farklı ulusal sınırlar ve bayraklar arasında bölünmüş olsa da, Türkistan halklarının kaderi birdir ve birbirine bağlıdır. Özbekistan 30 milyon nüfusuyla bölgede büyük bir ağırlık merkezidir. Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan’da da problemler olmakla beraber, Özbekistan’daki mesele,  hem ekonomik, hem içtimaî hem de siyasî bir çıkmaza saplanmış olması sebebiyle Türkistan coğrafyasındaki bütün çözümsüzlüklerin  merkezini  teşkil etmektedir.

Sovyetler Birliği (1917-1991) bütün Türkistan için büyük bir tahribat dönemi olmuştur. Orta Asya’nın tamamı  yoksullaştırma, dinî ve millî kimliğinden uzaklaştırmayla beraber, stratejik olarak da önemsizleştirme  uygulamalarına maruz kalmıştır. Aynı politikalar özellikle Özbekistan’da 1991’den sonraki sözde müstakillik döneminde de devam etmektedir. Özbekistan’daki diktatörlük rejimi, kendi varlığını ve diktatörlerin şahsi zenginliklerini koruyabilmek için, ülkenin daha da gerilemesine, halkın Sovyet döneminde dahi görülmemiş bir yoksulluk içine düşmesine sebep olmuştur.  Kerimov rejimi  Rusya, Çin  ve ABD ile devirsel işbirliği dönemlerinde, bu ülkelerin istek ve çıkarlarını gözetmek dışında bir harici politika yürütmemektedir. Halkın  Türk ve İslam kimliğinden uzaklaşması  emperyalist devletlerin ortak talebi olduğu gibi, Özbekistan’daki Stalin modeli diktatörlük din düşmanlığını kimliğinin esası yapmıştır. Komşuları Kırgızistan ve Tacikistan’la meydana gelen sınır ihtilafları, su, enerji  ve diğer meseleler, halklarımızı gereksiz olarak birbirinden uzaklaştırmaktadır.

 

YENİ GÖÇ DALGASI

Bugün Türkistan’da, özellikle Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan ve  Özbekistan’da açlık vardır. Bütün yer altı zenginliklerine, doğal kaynaklara rağmen insanlar ekmek bulabilmek için yurtlarından uzaklara gidiyorlar. Sadece Özbekistan’da 50 bin civarında insan, dini ve siyasi nedenlerle hapishanelerdedir. Basın ve kültür hayatı despotik uygulamalar sebebiyle ölmüş durumdadır. Bu dört  ülkeden ve Doğu Türkistan’dan en az 10 milyon kişi, komşu ülkelere, Rusya ve Türkiye’ye göç etti.  Ortadoğu ülkelerinden Avrupa’ya, hatta Kanada’ya kadar Türkistanlı göçmenler hayat mücadelesi veriyorlar. Muhacirlerin çoğunluğu iş ve ekmek bulmak için, önemli bir kısmı da baskı ve işkenceden kurtulmak maksadıyla vatanlarından uzak yollara düştüler.

Türkistanlılar artık insanca yaşamak istiyor. Özgürlük ve asgari insani haklarına kavuşmak istiyor. Bizi önce Doğu- Batı Türkistan, sonra Kırgız, Kazak, Tacik, Uygur, Özbek diye bölenler, bu yetmezmiş gibi halkımızı birbiri ile vuruşturarak iktidarlarını sürdürmeye çalışıyorlar. 2010 yılında meydana gelen Kırgız- Özbek çatışmaları hala canlı tutulmak isteniyor. Türkistan halklarının kendi kendini yönetecek dirayetli kadroları ya ülkelerinden uzaklaştırıldı ya da hapishanelere doldurularak çeşitli şekillerde tasfiye edildi. 150 yıldan beri Türkistan büyük katliamlarla ve göçlerle ağlatılıyor.  Kimse rahatını bırakıp vatanından ayrılmak istemez. Türkistanlılar çeşitli göç dalgalarıyla Dünya’nın her yerine dağılmak zorunda kaldılar. Son göç dalgası, Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte1991’den beri devam eden ekonomik ve siyasi istikrarsızlıkların sonucudur. İstikrarsızlığın da ötesinde bir çöküş söz konusudur. Milyonlarca Türkistanlı, büyük acılar içerisinde yurtlarından ayrı kalmanın zorlukları ile mücadele ediyor.

Bugün Türkistanlı yeni kuşak göçmenlerin ciddi problemleri vardır. Bunların başında, geldikleri ülkede yasal olarak kalma imkanının verilmemesi geliyor. Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri, Türkistanlılara, geldikleri ülkeyi göz önünde bulundurmadan ikamet hakkı vermek zorundadırlar. Çünkü bu ülkeyi, 1000 yıl önce kuranlar da Ortaasya’dan göç ederek gelen Türkistanlılardır. Dolayısıyla, yerli halklarla beraber bu ülkeniz gerçek sahipleri olan Türkistanlılara ikamet hakkının dahi tanınmaması ayıptır. Bu tabii hakkımızı elde etmek için elimizden gelen her türlü çabayı sarfetmeliyiz. Türkistanlılar, ‘yabancılar mevzuatına’ tabi olamaz. Yasal düzenlemelerde bu husus dikkate alınmalıdır.  (Bu doğrultuda T.C. Milli Eğitim Bakanlığı derneğimizin müracaatı üzerine, “Türkistanlıların çocuklarının ikamet durumlarına bakılmaksızın okullara kaydedilmeleri” ni öngören yazılı bir talimat yayınlamıştır. Bu şuurla diğer uygulamaların da düzeltilmesini ümit ediyoruz).

Biz biliyoruz ki, gelişmiş ve özgür, Uluğ ve Azad Türkistan’ı ziyalı ve İslami Türkistanlı kadrolar kuracaktır.  Ne kendisine milliyetçi diyen ulusal etnik bölücü çevreler, ne de sosyalist veya laikler Türkistan’ın meselelerine gerçek bir çözüm getirebildiler.  Gurbet ellerde sahipsiz kalan Türkistanlıların sosyal ve ekonomik dertleriyle kimse ilgilenmedi.  Bugün de Türkistanlıların acısını sadece, ümmetin ayağına diken batsa onu ciğerinde hisseden Müslümanlar  paylaşmaktadır. Halkımızın içinde farklı kültürler, dini ve siyasi temayüller vardır, ancak bu farklılıklar bir arada yaşamaya, bir  ve beraber olmaya mani değildir.  Diktatörlüğün ve hizmetkârı olduğu emperyalist devletlerin aleti olmamak şartıyla, bir toplumda elbette farklı eğilimler olacaktır ve herkes bunu kabul etmek zorundadır.  Emperyalist devletlerin işbirliğindeki diktatörlük rejimleri bize bugüne kadar sadece baskı, işkence, yoksulluk ve etnik kargaşa ile acılar yaşatmıştır. Türkistan ve Türkistanlılar acılardan kurtulmaya yakın ve layıktır inşâallah.

Devami

Kerimov ailesindeki kavga mahkemeye taşınıyor

Özbekistan Devlet Başkanı Kerimov’un kızları Lola ile Gülnara arasındaki kavga yargıya taşınıyor

Dünya Bülteni / Haber Merkezi

Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov’un kızları Gülnara ile Lola’nın arasındaki tartışma ve peşinden gelen kavga Kerimov’u zor durumda bıraktı. Yurtdışında yaşayan kızlardan Lola Kerimova, ablasını mahkemeye vereceğini duyurdu. Lolaı, mahkemeye sebep olarak da ablasının kocası aleyhine attığını söylediği iftiraları gösterdi.

Diplomat ve sanatçı olan ayrıca yardım faaliyetlerinde boy gösteren büyük kardeş Gülnara’nın kariyeri de son yaşanan tartışmalardan dolayı olumsuz etkilendi. Gülnara’ya ait ticari faaliyet gösteren kuruluşlar, televizyon kanalları ve radyolarının kapatıldığı ve bunların Gülnara’yı kamuoyu önünde küçük düşürmeye yönelik çalışmalar olduğu iddia ediliyor. Gülnara ise bu gelişmelere sosyal medya hesabı aracılığıyla tepki göstermiş, ama bir süre sonra twitter sayfasına ulaşılamamıştı. Gülnara Kerimova’nın hesabının kapanması sansür iddialarını da beraberinde getirmişti.

Geçtiğimiz Temmuz ayında ise Gülnara Kerimova’un Fransa’da bulunan gayrimenkulleri nedeniyle yaşanan tartışmalar sonrası Özbekistan yönetimi Gülnara’nın diplomatik dokunulmazlığını kaldırma kararı almıştı.

Lola Kerimova’nın ise ABD’nin California eyaletindeki zenginler semti Beverly Hills’te değeri 58 milyon dolar olan ev satın alması, Rus ve Batı basınında geniş yankı bulmuştu.Rus basını, kızlarının bilhassa da Gülanara’nın ününün babasının önüne geçtiğini iddia etmişti.

Kerimov’un küçük kızı Lola, ablası Gülnara ile 12 yıldır konuşmadıklarını kaydetti. Ülke dışında yaşayan Lola Kerimova, ablasını mahkemeye vereceğini de söyledi. Ablasına çok kızgın olduğunu dile getiren Lola, ablasının kendisine iftira attığını ileri sürdü. Özbekistan’ın UNESCO Temsilciliğini yapan Lola Kerimova, ablası Gülnara’nın hakkında ileri sürdüğü iddialardan dolayı şikayet başvurusunda bulundu. Lola bir internet sitesine yaptığı açıklamada, kocası Timur Tillayev hakkında yolsuzluk iftiraları atıldığını, bununla ilgili yasal haklarını kullanacaklarını ifade etti.

 

 

Devami

Kaşgar’da Müslüman avı

Çin, son beş ayda 200 kişinin hayatını kaybettiği Doğu Türkistan’da bir katliama daha imza attı. Polisler, Kaşgar kentinde ‘bıçak taşıdıkları’nı iddia ettiği 14 Müslüman’ı katletti, onlarcasını da yaraladı. Çıkan çatışmada iki de polis öldü.

Doğu Türkistan’ı işgali altında bulunduran Çin yönetimi, Müslümanlara yönelik katliam politikasını artırarak sürdürüyor. Son beş ayda 200 Doğu Türkistanlı Müslüman’ı öldüren Çin polisi, önceki gün bir katliama daha imza attı. Kaşgar kentindeki saldırıda 14 kişi katledildi, onlarcası da tutuklandı. Resmi adı Sincan Uygur Özerk Bölgesi olan Doğu Türkistan’daki saldırılarda polis, ‘bıcaklarla karakola saldırdığını’ iddia ettiği Türkistanlıların üzerine ateş açtı. Oysa, toprak ve işyerleri ellerinden alınan ve siyasi baskılara maruz kalan Müslümanlar, karakola şikayette bulunmak için gitmişti. Nitekim Çin makamları geçen ay da saldırı düzenlendiğini iddia etmiş, fakat dilekçe vermek için karakola giden Türkistanlı Müslümanların öldürüldüğü ortaya çıkmıştı. Şinhua ve Tengritağ ajanslarına dayanılarak verilen haberlere göre olay Kaşgar Vilayeti Yenişehir İlçesi Saybağ kentinde meydana geldi.

KASITLI DEZENFORMASYON

Çin ajansları 15 Aralık günü gece saatlerinde (yerel saatle 23 sularında) meydana katliamı ‘Kaşgarlılar ellerinde bıçaklarla karakola saldırdı’ şeklinde verdi. Bölgesel yönetime ait Tianşan sitesine göre ise, Sufu kasabasında ‘elinde patlayıcılar ve bıçaklar olan’ bir grupla, polis arasında çatışma çıktı. Site, saldırganların bir karakolu hedef aldığını belirtti. Antik İpek Yolu üzerinde kalan Kaşgar kentinin yakınındaki kasabada yaşanan olayda, polisin suçluları yakalamak istediği, bu esnada çatışma çıktığı öne sürüldü.

‘PUSU KURULDU’ İDDİASI

South China Morning Post sitesi de, polisin silahlı çete tarafından ‘pusuya düşürüldüğünü’ belirtti ancak bu bilgi başka kaynaklar tarafından doğrulanmadı. Bölgeden gelen bilgilerin yetersizliği nedeniyle, olayın tam olarak nasıl yaşandığı halen bilinmiyor. En son çatışmanın yaşandığı Kaşgar’da, geçtiğimiz ay bir polis karakolunda yaşanan çatışmada 11 kişinin öldüğü açıklanmıştı.

Gerilim artarak sürüyor

Çin hükümeti, Doğu Türkistan’daki katliamlardan İslamcıları sorumlu tutuyor. Bölgenin Turfan vilayetine bağlı Lukçün kasabasında Haziran ayında çıkan olayda ise 35 kişi katledilmişti. 2009’da Urumçi’de yaşanan olaylarda da resmi rakamlara göre yaklaşık 200 kişi hayatını kaybetmişti. Diğer yandan Çin yönetimi ülkenin güneyindeki Hotan vilayetinde yeni bir tutuklama kampanyası başlattı. Gizli Kur’an kursu ve medrese açmak, çocuklara dini eğitim vermek, geleneksel Türkistan kıyafetleri ile tesettüre uygun kıyafet giymek gibi suçlamalarla yaklaşık 300 kişinin toplu olarak tutuklandığı ifade ediliyor. Çin yönetiminin son yıllarda Doğu Türkistan’daki asimilasyon , şiddet ve baskı politikasının temelinde ise bu ülkenin tarihi sakinleri olan Müslüman Türkleri yok etmek ya da Çinlileştirmek amacı yatıyor.

Yeni Şafak

Devami

Kazakistan’da ‘Jeltoksan’ kurbanları anıldı

Kazakistan’ın bağımsızlık sürecinin başlangıcı kabul edilen 1986 yılındaki öğrenci hareketinde hayatını kaybedenler,Almatı’da düzenlenen törenle anıldı. Sovyetler Birliği’ne karşı başlatılan ve tarihe Jeltoksan (Aralık) olayları olarak geçen öğrenci hareketinde resmi kaynaklara göre 22 kişi hayatını kaybetti. Yerel kaynaklar ölenlerin saysının çok fazla olduğunu iddia ediyor.

Almatı Valiliği yetkilileri ve çok sayıda vatandaşın katıldığı anma töreninde hayatını kaybedenler için anıta çiçek bırakıldı. Anma töreninde Kur’an-ı Kerim okundu ve ölenlerin ruhuna dua edildi. Anma töreninde Cihan Haber Ajansı (Cihan) mikrofonlarına konuşan ve Jeltoksan olaylarına katılan Gülbahram Junus isimli kadın, 1986 yılı olaylarını asla unutmayacaklarını söyledi. Junus, 16 Aralık gününün Kazakistan için çok önemli olduğunun altını çizdi. Jeltoksan olaylarının büyük bir ayaklanma olduğunu ifade eden Gülbahram Junus, Kazakistan’ın bağımsızlığının bu ayaklanmadan sonra kazanıldığını dile getirdi. Bağımsızlık için çok kurban verdiklerinin altını çizen Junus, Kazakistan’ın ve Kazakların geleceği için verilen bu mücadele sonucunda mutlu sona ulaştıklarını ve Kazak gençliğinin bu günleri unutmaması gerektiğinin altını çizdi.JELTOKSAN (ARALIK) OLAYLARI 1986 yılının Aralık ayında Moskova, şimdiki karşılığı Cumhurbaşkanı olan Kazakistan Komünist Partisi Merkez Komitesi 1. Sekreteri Din Muhammed Kunayev’in yerine Rus asıllı Gennadiy Kolbin’i atadı. Kazaklar ise 22 yıl bu görevde kalan Kunayev’in yerine yine Kazak asıllı birinin atanmasını istiyordu. Bunun üzerine dönemin Kazakistan başkenti Almatı’daki Kazakistan Devlet Üniversitesi’nden SSCB’ye karşı öğrenci hareketleri başladı. Öğrenciler, Komünist partisi merkez binasına girerek, binayı ele geçirdiler. Daha sonra şehir hapishanesini de ele geçiren öğrenciler bir çok mahkumu serbest bıraktı. Rusya, Moskova’dan uçak ile Almatı’ya çok sayıda asker gönderdi. Askerler Almatı sokaklarında gösteri yapan Kazak gençleri üzerine ateş açtı. Olaylarda çoğu öğrenci 22 kişi hayatını kaybetti. Tutuklanan binlerce kişi işkenceye maruz kaldı. Olaylarda çok sayıda kişi de yaralandı. Bağımsızlıktan sonra her yıl 16 Aralık’ta olaylarda hayatını kaybedenler için resmi anma törenleri düzenleniyor.

CİHAN

Devami

“İnnâ li’llâhi ve innâ ileyhi râciûn”

 

“İnnâ li’llâhi ve innâ ileyhi râciûn”

Bengaldeş Cemaati  İslami önderlerinden Abdulkadir Molla’nın 12 Kasım 2013 günü şehid edilmesi sebebiyle bütün İslam ümmetine ve mazlum halklara başsağlığı diliyor, yüce Allah’tan şehadetinin kabul buyurulmasını niyaz ediyor, şehidimizin ailesini ve mücadele arkadaşlarını tebrik ediyoruz.

ULUSLARARASI TÜRKİSTANLILAR DAYANIŞMA DERNEĞİ

14.12.2013

ABDÜLKADİR MOLLA KİMDİR?

Bangladeş’te 1971 yılındaki bağımsızlık mücadelesi sırasında savaş suçu işlediği iftirasıyla hakkında idam cezası kararı çıkan Cemaat-i İslâmi Partisi liderlerinden biri olan Abdülkadir Molla, partinin genel sekreter yardımcılığı görevini yürütüyordu. Geçmişte The Daily Sangram gazetesinin yayın yönetmenliğini de yapan Abdülkadir Molla, 1986 ve 1996 yıllarında iki kez parlamentoya girebilmek için aday oldu.

Bangladeş’te 2009 yılında kurulan Uluslararası Suçlar Mahkemesi’nde yargılanan, 5 Şubat 2013’te savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla bağlantılı 6 iftiranın 5’inden mahkûm olanAbdülkadir Molla, bağımsızlık savaşı sırasında El Bedr milis gücünün üyesiydi.

Kararın açıklanmasının ardından savaş suçlarından yargılananların idamla cezalandırılmasını isteyen Şahbag protestoları başladı. Dakka’da başlayan protestolar, ülkenin diğer kesimlerine sıçradı. Protestocuların talepleri arasında Cemaat-i İslâmi Partisi‘nin yasaklanması da bulunuyordu. Bunun üzerine Cemaat-i İslâmi Partisi, mahkûm olan ve suçlanan liderlerinin serbest bırakılması talebiyle karşı gösteriler başlattı. Bangladeş Yüksek Mahkemesi, 17 Eylül 2013 tarihinde Abdülkadir Molla‘ya verilen ömür boyu hapis cezasını idam cezasına çevirdi.

CİHAN

Devami