1942’de Hollanda’da 101 Orta Asyalı neden öldürüldü?

Almanya’nın Sovyetler Birliği’ni işgale başladığı ilk haftalarda Smolensk yakınlarında esir düşen 101 Özbek, işgal altındaki Hollanda topraklarına propaganda amacıyla getirilerek Amersfoort kampında işkence edildikten sonra öldürülerek isimsiz Sovyet mezarlığına gömüldü

15.05.2017

Orta Asya’daki evlerinden Alman ordusuna karşı savaşmak için yola çıkanlar daha sonraki günlerde üstlerinde paçavralarla esir olarak Hollanda’daki toplama kampına getirildi. 1942 yılında Amersfoort kenti yakınlarında bir ormanda öldürülen çoğu Özbek 101 Orta Asyalıyı hatırlayanlardan çok azı hayatta. Öyle ki Hollandalı dikkatli bir gazeteci olmasa belki de tamamen unutulacaklardı.
BBC’nin derlediği habere göre her baharda kadın-erkek, yaşlı-genç yüzlerce Hollandalı, Utrecht yakınlarındaki Amersfoort kenti yakınlarındaki bir ormanda toplanır.
Bu insanlar Naziler tarafından tam bu noktada silahla infaz edilen ve yarım yüz yıldır unutulmuş olan 101 meçhul Sovyet askerini anmak için mumlar yakarlar.
Burada yatanların hikayesi Rusya’da birkaç yıl çalıştıktan sonra 18 yıl önce Amersfoort’a geri dönen gazeteci Remco Reiding’in yakınlarda bir Sovyet savaş mezarlığı olduğunu öğrenmesiyle başladı.
Reiding “Daha önce hiç duymadığım için şaşırmıştım. Mezarlığı ziyaret ederek arşiv bilgileri ve tanıklıklar aramaya başladım” diyor.
Araştırmaya başladığında mezarlıkta 865 Sovyet askerinin yattığını, 101’i dışında hepsinin cansız bedenlerinin Hollanda’nın diğer bölgelerinden ve Almanya’dan getirildiğini, fakat isimsiz 101 kişinin orada, Amersfoort’ta öldürüldüğünü öğrendi
Kampın Komutanı Karl Peter Berg, 1949’da idam mangası tarafından infaz edildi.
Almanya’nın Sovyetler Birliği’ni işgale başladığı ilk haftalarda Smolensk yakınlarında esir düşen bu 101 kişi, işgal altındaki Hollanda topraklarına propaganda amacıyla getirildi.
“Özellikle Asyalı görünüme sahip esirleri seçip, Nazilere direnç gösteren Hollandalılara sergilemek istiyorlardı. “Alt insan” diye tanımladıkları bu insanları gördükten sonra Sovyetlerin neye benzediğini anlayan Hollandalıların Almanya’ya destek vermesini umuyorlardı” diyor Reiding.
Nazilerin Sovyet halkları hakkında düşüncelerini değiştirmeye çalıştığı kişiler ise Amersfoort’taki toplama kampında kalan Hollandalı komünistlerdi. 1941’den beri Yahudilerle birlikte bu kampta tutuluyorlardı.
Bugün 91 yaşında olan Henk Broekhuizen, hâlâ hayatta olan az sayıda tanıktan biri. Ergenliğinde Sovyet esirlerinin kente getirilişini izlediğini hatırlıyor.
“Gözlerimi kapattığımda yüzlerini hatırlıyorum” diyor ve ekliyor:
“Paçavralara bürünmüşlerdi, hiç askere benzemiyorlardı. Yalnızca yüzlerini görebiliyordunuz.
“Naziler onları tren istasyonundan kampa kadar ana caddeden yürüttüler. Çok küçük ve güçsüzlerdi, ayaklarına da çaput bağlamışlardı. Bazıları arkadaşlarının koluna girerek güçlükle yürüyebiliyordu.”
Bazı esirler, kendilerini izleyen halkla göz teması kurmuş, el hareketleriyle aç olduklarını anlatmaya çalışmışlardı.
“Onlara su ve ekmek getirdik. Ama Naziler hepsini ellerimizden alıp yere attı. Yardım etmemize izin vermediler” diyor Broekhuizen,
Onları bir daha görmediğini söyleyen Broekhuizen, başlarına ne geldiğini de bilmiyordu.
Fakat gazeteci Remco Reiding Hollanda arşivlerine girerek yaşananlarla ilgili belgeler bulmaya başlamıştı.
İlk fark ettiği, çoğunun Özbek olduğuydu. Toplama kampındaki yetkililerin de bundan haberi yoktu. Yalnızca Rusça konuşan bir Nazi görevlisi onları sorguladıktan sonra bunu öğrenebildiler.
Reiding, bu kişilerin çoğunun Semerkant’tan geldiğini söylüyor:
“Belki bazıları Kazak, Kırgız veya Başkurt’tu. Ama çoğu Özbekti.”

Reiding’in ortaya çıkardığı bir diğer şey de Orta Asyalıların kamptaki diğer herkesten daha kötü muamele gördüğüydü:
“Kamptaki ilk üç günlerinde etrafı dikenli telle çevrili açık bir alanda tutularak aç bırakıldılar.
“Alman bir film ekibi, barbar ‘insan altı varlıkların’ yemek için birbiriyle kavga ettiği anı çekmek için hazırlanıyordu. Propaganda için bu filme ihtiyaçları vardı.
“Sonunda Naziler aç Özbeklerin arasına bir somun ekmek attı.
“Ama hiç beklemedikleri bir şekilde içlerinden biri ekmeği eline alarak bir kaşıkla eşit parçalara böldü. Diğerleri de o sırada sakince bekledi. Kimse kavga etmedi. Sonra da eşit şekilde bölünmüş ekmekleri paylaştılar. Naziler hayal kırıklığına uğramıştı.”

Remco Reiding, Amersfoort’ta yatan 865 Sovyet askerinden 200’ünün ailesinin izini sürmeyi başardı
Ama esirleri daha kötü şeyler de bekliyordu.

“Özbeklere diğer esirlere verdiklerinin yarısı kadar gıda veriyorlardı ve onlara yardımcı olmaya çalışan biri olduğunda bütün kampı cezalandırıyorlardı. Yemek artıklarını ve patates kabuklarını yediklerinde Naziler onları ‘domuzların yiyeceği şeyi yiyorsunuz’ diyerek dövüyordu” diyor.

Özbek tarihçi Bahodir Uzakov. Yakınlardaki Gouda kentinde yaşayan Uzakov da Amersfoort kampının tarihiyle ilgili araştırmalar yürütüyor.

Kamptaki gardiyanların itirafları ve kamptaki diğer esirlerin tanıklıklarını arşivlerden çıkartan ve bunlarla 2015 yılında bir kitap yayınlayan Reiding, kampta Özbeklere taş, kum veya kütük taşıma gibi en kötü işlerin verildiğini, düzenli olarak da dayak atıldığını ortaya koydu.

Gördüğü en şok edici hikayelerden biri ise kampın Hollandalı doktoru Nikolaas Van Nieuwenhuysen’in bir eylemiydi:
“Kamptaki Özbekleri, ölen iki arkadaşlarının kafalarını kesip kafataslarını tamamen temizleninceye kadar kaynatmaya zorlamış.
“Sonra da bu kafataslarını çalışma masasına yerleştirmiş. Tam bir delilik!”
Dr. Nikolaas Van Nieuwenhuysen savaşın ardından 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı
Aç ve çelimsiz kalan Özbekler yakaladıkları sıçanları, fareleri ve buldukları bitkileri yemeye başlamış. Aralarından 24’ü 1941’in sert geçen kışını çıkaramadı. Kalan 77’sine ise çalışmak için çok güçsüz kaldıkları için ihtiyaç duyulmadı.
Bu yüzden 1942 senesinde bir Nisan sabahı “İklimi size daha uygun olan Güney Fransa’ya gönderiliyorsunuz” denilerek kamptan çıkarıldılar.
Ancak götürüldükleri yer Güney Fransa değil, kampın hemen dışındaki ormandı. Burada kurşuna dizilerek infaz edildiler ve bir toplu mezara gömüldüler.

101 Orta Asyalının mezarlarının başlarında Rusça “Meçhul Sovyet Askeri” yazan mezar taşları bulunuyor.

“Bazıları ağlamaya başladı, diğerleri el ele tutuşarak ölümle yüzleştiler. Kaçmaya çalışanlar ise askerler tarafından kovalanarak vuruldu” diyor kampın gardiyanları ve şoförlerinin tanıklıklarını anlattıkları belgelere ulaşan Reiding ve ekliyor:
“Müezzinlerin insanları namaza çağırdığı, pazaryerinde rüzgârların kum ve tozlarla dans ettiği ve sokakları baharat kokan şehrinizden 5 bin kilometre uzakta olduğunuzu hayal edin.
“Onların dilini bilmiyorsunuz, onlar da sizin dilinizi bilmiyor.
“Ve bu insanların size niye hayvan gibi muamele ettiğini asla anlamıyorsunuz.”

Bu esirleri teşhis etmek için çok az bilgiye sahibiz. Naziler Mayıs 1945’te kaçarken kamp arşivlerini ateşe verdiler.
Geriye yalnızca adı bilinmeyen iki kişinin yüzlerinin gözüktüğü bir fotoğraf kaldı.

Amersfoort toplama kampındaki Özbeklerden geriye kalan tek fotoğraf.

Hollandalı bir esirin kalemle çizdiği dokuz portreden yalnızca ikisinde resimdeki kişinin adı yazılmış.
“Adları yanlış yazılmış ama kulağa Özbekçe gibi geliyor” diyor Reiding:
“Biri Kadiru Xatam ve diğeri Muratov Zayer diye yazılmış. İlk kişinin doğru adı Hatam Kadirov, ikincisi ise Zair Muratov olmalı.”( MUSEUM FLEHİTE)

Resimlere baktığımda Özbekçe isimleri ve Orta Asyalıların yüz hatlarını anında fark ediyorum. Tek kaşlar, melez yüz özellikleri… hepsi benim ülkemde güzel bulunan şeyler.

Bu genç erkekler 20’li yaşlarının başlarındaydı, belki de daha genç. Muhtemelen anneleri onlara uygun bir gelin bakmaya başlamış, babaları düğünlerine kadar besleyip büyütmek için bir dana almıştı, araya savaş girmeden önce.

100 BİN ÖZBEK KAYBOLDU

Bu kişilerden bazılarının benim akrabalarım da olabileceğini idrak ediyorum. İki büyük amcam ve eşimin dedesi savaştan geri dönmemiş.

Bana amcalarımın Alman kadınlarla evlenip Avrupa’da kalmayı tercih ettiği söylenirdi. Ninelerimin kendilerini avutmak için uydurdukları bir hikaye.
Gerçek ise savaşa giden 1,4 milyon Özbek’in üçte birinin geri dönmediği ve 100 bininin de kaybolduğu.

Amersfoort’ta yaşamını yitiren 101 Özbek’ten adı bilinen ikisi dışındakilerin teşhis edilememesinin çok nedeni var. Bunlardan biri Soğuk Savaş. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından başlayan Soğuk Savaş, Batı Avrupa ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni ideolojik düşmanlar haline getirdi.
Bir diğer neden ise Özbekistan’ın 1991’de bağımsızlığını kazanmasının ardından Sovyet geçmişini unutma kararı alması. Savaş gazileri artık kahraman statüsünde değil.

Her ne kadar ülkenin yeni devlet başkanı Şevket Mirziyoyev geri getirileceğini söylese de, savaşın ardından 14 yetimi evlat edinen bir aile anısına dikilmiş bir heykel başkent Taşkent’ten kaldırıldı.
Özetle, yıllar önce Sovyet ordusundayken kaybolan askerlerin izini sürmek Özbek hükümeti için bir öncelik olmadı.

Özbekler toplu mezardan çıkarılarak mezarlığa yerleştirildi. Daha sonra buradan da çıkarılıp özel Sovyet savaş mezarlığına yerleştirildi (NATİONAL ARCHİVES OF THE NETHERLANDS)
Özbekler toplu mezardan çıkarılarak mezarlığa yerleştirildi. Daha sonra buradan da çıkarılıp özel Sovyet savaş mezarlığına yerleştirildi
Ama Reiding, bu Özbeklerin isimlerinin ülkenin arşivlerinde bulunabileceğini düşünüyor ve ekliyor:
“Savaşta ölmeyen veya öldüğünden haber alınamayan askerlerin belgeleri yerel KGB birimlerine gönderilirdi. Bu 101 kişinin bilgileri de muhtemelen Özbekistan’da. Eğer onlara erişebilirsem bu 101 kişinin bir kısmını bulabilirim.”

Dünya Bülteni.

Görüntünün olası içeriği: açık hava ve doğa
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, ayakta duran insanlar
Devami

“Aral gölünün kuruması çağımızın büyük faciasıdır”

BM Genel Sekreteri yaptığı açıklamada, “Aral gölünün kuruması çağımızın büyük faciasıdır” dedi
BM Genel Sekreteri António Guterres dünyanın dördüncü büyük gölü olan Aral gölünün kurumasını çağımızın büyük faciası olarak değerlendirdi.
António Guterres, 10 Haziran’da Özbekistan’ı ziyaret ederek Semerkant’ta Devlet Başkanı Şevket Mirziyayev ile bir araya geldi. Guterres görüşmenin ardından kurumuş Aral Denizi bölgesine gitti.
Nukus şehrini ziyaret eden António Guterres Aral Denizi zeminindeki gemiler mezarlığını ziyaret etti ve Aral Denizi bölgesindeki aksakallar heyeti ile görüştü.
Antoniu Guterres burada gördüklerinin kendisinde şok etkisi yarattığını belirterek dünyanın dördüncü büyük gölü olan Aral gölünün kurumasını çağımızın büyük faciası olarak değerlendirdi. Guterres yaptığı açıklamada, “Denizin kademeli kaybolması iklim değişikliği nedeniyle değil su kaynaklarının yanlış kullanımı ile gerçekleşti”yorumunda bulundu.
Guterres Aral Denizi’nin insanoğlu tarafından gezegenin imha sembolü haline geldiğini vurguladı. O bu trajediden ders çıkarmaya ve iklim konusunda Paris Anlaşması’nın uygulanmasına ilişkin uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırdı.
AKSAKALLAR
Özbekistan’da her mahallede bir aksakal yani bilge ve yaşlı kişi otoriteyi elinde tutuyor. Ona danışılıyor. Her sosyal olayda oluru alınıyor. Altı yedi mahallenin bir aksakalı oluyor. Mahalleler bir bölgeyi, bölgeler ili meydana getiriyor. Mahalle komiteleri aksakalları seçiyor ve bu aksakallar tüm ülke çapında Aksakallar Meclisi’ni oluşturuyor. Aksakallar, mahallelerdeki tüm sosyal ve siyasal olaylarla, tek tek bireylerin problemleriyle ilgileniyor. Düğünlerden ölümlere, toplumsal dayanışmayı örgütlüyor, problemlere çözüm öneriyorlar.
DÜNYA BÜLTENI

Görüntünün olası içeriği: açık hava
Devami

Kırgızistan’da sokakta İslami davet yasaklanıyor

Kırgızistan’da sokaklarda İslami davet yapmak, bu amaçla görsel ve sesli malzemeler dağıtmak yasaklanıyor

05.06.2017

Kırgızistan’da sokaklarda İslami davet yasaklanmasını öngören yasa tasarısı ülke Parlamentosunun gündemine alındı.

Tasarıyı Parlamentonun Sosyal İşler, Eğitim, Bilim, Kültür ve Halk Sağlığı Komitesi toplantısında Diyanet İşleri yetkilisi Zayyrbek Ergeshov sundu.

Tasarıya göre, sokaklarda İslami davet yapmak, bu amaçla görsel ve sesli malzemeler dağıtmak yasaklanıyor.

Tasarının görüşmesi sırasında “Onuugu-Progress” partisi vekili Tazabekov Ikramov’un “Bu tasarı ülkede İslamı daveti yasaklıyor mu?” sorusuna Z.Ergeshov “belgenin insanları camiye davet etmeye yasaklamadığını” söyledi.

Kırgız diyanet yetkilisi, “Hiç kimse vatandaşları camiye davet etmeye karşı değildir. İnsanlarımız dini bilgileri mescitlerde imamlardan almalıdırlar, sokaklarda değil” dedi.

Görüşmelerin ardından, milletvekilleri ilk okumada hükümetin önerisini kabul etti.

Dünya Bülteni.

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, ayakta duran insanlar ve oturan insanlar
Devami

Türkistander: “Türkiye halkının yanındayız”

Uluslararası Türkistanlılar Dayanışma Derneği Genel Başkanı Burhan Kavuncu, İstanbul’daki hain saldırıyı lanetlediklerini bildirdi.
Türkistander açıklaması şöyle:
Türkistanlı muhacirler Türkiye halkından ve devletinden her zaman ensarlık görmüştür. Son olarak İstanbul Beşiktaş’ta 38 kişinin hayatını kaybettiği alçakça saldırılar karşısında, hürmetli Türk milleti ile beraber olduğumuzu, acılarını paylaştığımızı bildiriyor, hayatını kaybeden kardeşlerimize rahmet diliyoruz. Bu tür saldırılar kim yaparsa yapsın, insanlık değerlerini çiğneyen büyük suçlardandır. Hangi inanç ve ideoloji adına olursa olsun, bu tür eylemleri tertip edenleri lanetle kınıyoruz.
Türkistanlı muhacir camiası olarak Türkiye halkına baş sağlığı diliyoruz
Devami

TÜRKİSTANDER: “ÖZBEKİSTAN’DA UMUMİ AKLANIŞ İSTİYORUZ!”

 

 Tahir Domla, Abdullah Genç ve Hüsnidin Haliloğlu da Yönetim Kurulu’na seçildi

 

Türkistander 3. Olağanüstü Kurultayı’ndan notlar:

* Yeni Yönetim Kurulu seçildi. Yüksek İstişare Heyeti oluşturuldu.  

* Kerimov sonrası Özbekistan’daki gelişmeler tartışıldı. Muhacirlerin taleplerini içeren bir deklarasyon yayınlandı.

* Dün yapılan Kurultay’a geniş katılım oldu.

 

14 Kasım 2016

2 Eylül tarihinde ölen Özbek diktatör İslam Kerimov’dan sonra Özbekistan’da bazı değişimler yaşanıyor. Taşkent’te ezan ve başörtüsü yasağının kalktığı yönündeki haberler, yurtdışında bulunan Özbek muhacirler arasında heyecan yarattı. Bu dalgalanma, İstanbul’da dün gerçekleştirilen Türkistander genel kurul toplantısına da damgasını vurdu.

Tüzük ve yönetim değişikliği yapmak ve Özbekistan’da İslam Kerimov’un vefatından sonra yeni durumu değerlendirmek için toplanan Uluslararası Türkistanlılar Dayanışma Derneği (Türkistander) 3. Olağanüstü Kurultayı 13 Kasım Pazar günü İstanbul Zübeyde Hanım Kongre salonunda gerçekleşti. İstanbul’un çeşitli semtlerinde yaşayan Türkistan uleması ve muhacirler Kurultay’a yoğun ilgi gösterdi. Özbekistan’ın tanınmış hocalarından Sadık Semerkandi, Tahir Domla, Tacikistan’dan Ahmadullo domla, Afganistan’dan Abdulbaqi domla yaptıkları konuşmalarda Türkistanlı muhacirlerin İslami duyarlılıklarını dile getirdiler. Konuşmaların özetleri ayrıca hazırlanmaktadır. Kurultaya katılanlar arasında Said domla, İbrahim Utaev, Abdulbasıt, İsmatullo, Kamaruddin, Kazanlı Abdullah domlalar da bulunuyordu.

Kurultaya derneğin Türkiye ve dünyanın başka ülkelerinde bulunan üyeleri adına 110 delege, Türkiye’deki kardeş derneklerin ve başka STK temsilcileri katıldılar. Dr.Veysi Erken‘in Divan Başkanı seçildiği kurultayda, Dr.Namaz Normumin ve Av.Abdulhalim Yılmaz da divan üyesi oldular.

2016-11-13-PHOTO-00000033

Rollap Türkçe; AKLANIŞ İSTİYORUZ Rollap Kirilce aklanış isteği

 

Kurultayda “Türkistander” yönetimi 2014-2016 yıllar faaliyet raporu, mali ve denetim komisyonunun raporları dinlendi ve onaylandı.

Kurultayda yönetim adına bir konuşma yapan “Türkistander” Genel Başkanı Burhan Kavuncu geçen dönemde derneğin 2 uluslararası ve 2 de küçük kurultay olmak üzere birçok organizasyona imza attığını, Türkiye’de ve başka ülkelerde bulunan Türkistanlı muhacirlere ilmi, maarifi, sosyal ve hukuk alanlarında önemli ölçüde hizmet verdiklerini söyledi.

Yönetim raporunu ve Özbekistan’da İslam Kerimov vefatından sonra oluşan yeni durumu değerlendiren kurultay konuşmacıları Orta Asya, yani Türkistan Müslümanlarının kendi değerlerine sahip çıkarak, ana vatanlarının tüm alanlarda gelişmesi için çabalayacaklarını belirttiler.

Kurultay katılımcıları bunun yanında şu anda dini, sosyal, ekonomik vs sıkıntılar içinde olan ve bu ülkeleri yönetenlerin çeşitli baskılarına maruz kalmakta olan Türkistanlı Müslümanların bunlara karşı birlik ve beraberlik içinde olması gerektiğinin önemini belirttiler.

Kurultayda Orta Asya devletlerinin çeşitli alanlarda kalkınması için sosyal istikrar ve toplumsal barışın, Türkistanlı Müslümanların ise kendi faaliyetlerinde barışçıl ve hikmetli davet, birlik ve beraberlik, iyi organizasyon işlerini yola koymalarının önemine dikkat çekildi.

“Türkistander” 3. Olağanüstü kurultayında derneğin tüzüğünde değişik yapılarak Yüksek İstişare Heyeti oluşturmasına karar verildi. Kurultayda bu şekilde 20 kişilik yeni Yönetim Kurulu ve 10 kişilik Yüksek İstişare Heyeti seçildi.

Yeni Yönetim Kurulu şöyle oluştu:

Burhan Kavuncu,  Namoz Normumin, Tahir Domla, Abdullah Genç, Hüsnidin Haliloğlu, Abdulhamid Mumin ve Azad Tekin Ulutaş. Yönetim Kurulu kendi arasında görev bölüşümünü yapacak.

Kurultay Özbekistan’daki yeni yönetime müracaat ederek, bir istek ve talep beyannamesi de kabul etti.

“Türkistan-Der” 3. Olağanüstü Kurultayı Beyannamesi

 

2016-11-13-PHOTO-00000022                                  2016-11-13-PHOTO-00000035

* Türkistan’ın (Orta Asya) Kalkınması için Toplumsal Barış, Müslümanlarının birlik ve beraberliği şarttır !

“Türkistander” 2013 yılında Orta Asya ülkelerinden çeşitli nedenlerden dolayı vatanlarını terk ederek, yabancı ülkelerde yaşayan Türkistanlı muhacirlere ilmi, marifi, sosyal ve hukuki yardım etmek amacıyla kuruldu. Bununla beraber derneğimiz ana vatanımız Türkistan’daki haklarımızın tüm alanlarda gelişmesine katkıda bulunmayı kendine bir görev olarak biliyor.

Biz “Türkistander” olarak Orta Asya, yani Türkistan hududundaki halklarımız ve ülkelerimiz arasında her alanda dostane ve işbirliği ilişkilerin geliştirilmesini isteriz.

Özellikle Özbekistan’da eski Devlet Başkanı İslam Kerimov’un ölümünden sonra iktidara gelen yeni hükümetin toplumsal yaşamın çeşitli alanlarında reformlar yapması artık kaçınılmaz hale gelmiştir.

Tüm dünyada halkların ve devletlerin gelişmesini sağlayan müspet manada insan hakları, inanç, ifade ve basın özgürlüğü, insanların kendi devlet liderlerini seçme, sivil toplum kurumları ve siyasi örgütleri tesis etme, iş, girişim ve ticari özgürlüklerin hayata geçirilmesini Özbekistan’ın yeni hükümeti başlıca görevleri olarak kabul etmelidir.

Özbekistan halkın çoğunluğu Müslümanlardan oluşmaktadır. Onların özgürce ibadet etmeleri dini inançlarının gereği olduğu için bu Müslümanlara eğitim ve ibadet hukuku başta olmak üzere tüm hukukları temin edilmelidir.
Müslümanların dini eğitimi almaları da onların insani haklarıdır ve onlara devlet ve özel din eğitim müesseselerinde bu haklar verilmelidir.

“Türkistander” müspet manadaki bu insan hakları ve özgürlüklerinin Özbekistan ve değer Orta Asya ülkelerinde uygulanmasının kadım vatanımız Türkistan’ın tüm alanlarda gelişmesinin olmazsa olmaz şartı olarak değerlendiriyor.

“Ekteki talepnamede “Türkistander” 3.Olağanüstü Kurultayı’nın kabul ettiği “Özbekistan yeni yönetiminden taleplerimiz” yer almaktadır.”

 

* ÖZBEKİSTAN’DA UMUMİ AKLANIŞ İSTİYORUZ!

Özbekistan Yönetiminden İstek ve Taleplerimiz:

1-DİNİ ÖZGÜRLÜKLER: Özbekistan halkı müslümandır. İbadetlerini ve inancının gereklerini özgür bir şekilde yerine getirmek istiyor. Bu sebeple:

İBADET ÖZGÜRLÜĞÜ

Camiilerde halkın duyacağı şekilde ezan okunabilmelidir.
Hangi yaşta olursa olsun camiilerde namaz kılmak isteyen kişilere baskı ve müdahale yapılmamalıdır.
İşyeri, otel veya toplu kalınan heryerde seccade bulundurulması ve namaz kıllanması serbest bırakılmalıdır.

KILIK KIYAFET ÖZGÜRLÜĞÜ

Kadınların sokaklarda, işyerlerinde, kamu kurumlarında, okullarda serbest bir şekilde hicaplı olarak bulunmalarına izin verilmelidir.

DİNİ EĞİTİM HAKKI

İsteyen vatandaşların çocukları için özel veya resmî eğitim kurumlarında dini eğitim görme imkanı sağlanmalıdır.

2. BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

Basın- yayın ve matbuat üzerindeki her türlü baskı ve sansur kaldırılmalıdır.

3. SOSYAL VE SİYASİ ÖZGÜRLÜKLER

Sivil toplum kuruluşlarının (dernek, sendika ) ve siyasi partilerin kurulması ve faaliyetleri serbest bırakılmalıdır.

Ülkede bütün seçimler serbest olarak, “gizli oy açık tasnif” kuralına uygun bir şekilde yapılmalı, kişilerin aday olması önünde hiç bir engel kalmamalıdır. *Ülkede toplantı, gösteri, yürüyüş, miting gibi sosyal faaliyetler serbest bırakılmalıdır.

4. CEZALAR KALKSIN

Devlete veya yönetime karşı işlenmiş fiiller gerekçesiyle veya dini/ siyasi sebeplerle cezaevlerinde bulunan, tutuklu ve ya hükümlü herkes serbest bırakılmalıdır. Bu sebeplerle açılmış olan tüm davalar durdurulmalı, verilmiş hükümler sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmalıdır.

5. MUHACİRLER DÖNSÜN

Hangi sebeple olursa olsun, Özbekistan’dan ayrılmak durumunda kalmış bütün vatandaşların, hatta ana babasından birisi Özbekistan’da doğmuş olan eski muhacirlerin ülkeye geri dönmelerine izin verilmelidir. Haklarında herhangi bir soruşturma açılmayacağı güvencesi ilan edilmelidir.

6. İKTİSADİ ÖZGÜRLÜKLER

Özbekistan’da Sovyet döneminden kalan “pamuk ziraatinde zorla çalıştırma” uygulamasına benzeyen uygulamalar“angarya” olarak adlandırılmakta ve insanlık suçu olarak görülmektedir. Bu ve benzeri uygulamalar artık sona ermelidir.

7. SEYAHAT ÖZGÜRLÜĞÜ

Yurt içi seyahatlerde kısıtlamalar kaldırılmalı, Özbekistan şehirleri arasında yolculuk tamamen serbest olmalıdır. Yurt dışına çıkış vizesi (OVİR) uygulaması kaldırılmalıdır. Özbekistan’da bugün yoğun bir “ülkeden ayrılma talebi” vardır. Yukarıdaki özgürlükler sağlanırsa ve ekonomi düzelirse, halkımız ülkesinden niye ayrılmak istesin. Daha önce gidenler de bu özgürlükler sağlanırsa geri dönecekti.

8. SINIRLAR AÇILSIN

Türkistan (Orta Asya) devletleri ile sınırlar açılsın ve onların vatandaşlarına vize uygulamaları kaldırılsın.

“Türkistander” 3. Olağanüstü Kurultayı

13.11.2016

 

15037266_10207815382128956_4465711702233820884_n

 

tahir hoca                       Sadık Domla
Azad                                          Abdulhamid Mumin
Abdulbaki hoca Afg                                        ahmadullo
                                                                            2016-11-14-PHOTO-00000151
Devami

Türkistan’dan Mısır’a işleyen gemiler

 

  • Evliya Çelebi’ye göre Bursa, Bolu, Kütahya, Amasya, Maraş birer Türkistan şehridir
  • Hakan Erdem  Hakan Erdem 

Eğer çağdaşı Osmanlıların dilinde “Türkistan” veya “Türk Eli” kelimelerinin işaret ettiği mücessem yerler vardıysa, 17. Yüzyılın yorulmaz seyyahı, büyük hikâyecisi ve hoşsohbet eğlendiricisi Evliyâ Çelebi’nin yolu oralara uğramamış mıdır?

iç uğramaz olur mu? Ama sorunumuz büyük. Sorun, Evliyâ Çelebi’ye göre cim karnında nokta bile olmayan Koçi Bey’deki tek Türkistan referansına karşılık, onun 10 büyük cildindeki referans bolluğu bile değil. Sonuçta, Yapı Kredi Yayınları’nın yayınladığı ve geniş bir ekibin emeğinin ürünü olan transkripsiyon kullanışlı bir indeks içerdiği için ne kadar “Türkistan” referansı varsa ufak bir çabayla erişmek mümkün. Sorun, Evliyâ Çelebi’deki Türkistan kullanımlarının gösterdiği çeşitlilik ve dolayısıyla zuhur eden yorumlama ihtiyacı.

Bu konuda yapılacak belki ilk gözlem, Evliyâ Çelebi’nin, “Türkistan” adını birden fazla yer için kullanmış olmasıdır. Onun, Batı İran’daki Rûmiyye/Urumiye için “Şehr-i Türkistan-ı Azerbaycan” veya “Türkistan-ı İran” nitelemelerinin kullanıldığını kaydetmesi ilginçtir. Ayrıca, Orta Asya’yı kastederek “Tataristan Türkistan’ı” da diyor.  Kelimenin sözlük anlamının basitçe “Türklerin yaşadığı yerler” olduğu düşünülürse, Çelebi de farklı coğrafyalarda nerede Türk nüfus varsa orasını Türkistan olarak görmüş olabilir.

Ne var ki, Evliyâ Çelebi, Osmanlı’nın Avrupa’daki toprakları için hiç Türkistan nitelemesini kullanmıyor. Bu toprakların adı onda Rumeli’dir. Muhakkak ki Rumeli’nde de Türkler vardı ama ülkenin, Türkler geldiğinde, onların dilinde zaten başka bir etnik addan, Rum’dan, türeme bir adı olduğu ve herhalde Türkler de bu yörelerde çoğunluk olmadıkları için o ad öylece kaldı. Dolayısıyla, bir yerin Türkistan sayılması için sadece Türk nüfusa sahip olmasının yetmediğini söyleyebiliriz.

Evliya Çelebi’nin zihninde “Türkistan” denince Rumeli’den farklı, belli bir coğrafyanın canlandığını ise, hem de Rumeli bağlamlarındaki kullanımlarından kolayca anlayabiliyoruz. “Iklık” adlı müzik aletinden bahsederken “Bu saz Arabistan’da ve Türkistan’da çoktur amma Rumeli’nde asla yoktur” diyor. Aynı şekilde, Sofya’yı överken “Bu diyarda ılıcaya ‘bana’ derler. Acem’de germâb, Arab’da humma, Türkistan’da ılıca, Yörükistan’da kaplıca derler” demekte ki mübarek adam başımıza bir de “Yörükistan” sorunsalı açıyor. Hiç girmeyeyim, isteyenler nerelerde “kaplıca” deniyor, onu kıstas alarak bulmaya çalışsın. Yalnız geçerken şunu belirteyim ki Çelebi’nin kendisi “Türkistan” asıllı, yoksa “ılıca” demezdi!

Suyun öte yakasında, Rumeli’nde olduğu için midir nedir, ama Evliyâ, imparatorluğun başkentini de Türkistan’dan saymıyor. İstanbul için Türkistan nitelemesini kullandığını hiç görmedim. Onun Türkistan’ı kesinlikle taşrada bir yerdeydi. Öte yandan Türkistan’a ulaşması için büyük mesafeler katetmek zorunda da değildi. Bakın, payitahtın burnunun dibinde sayılabilecek bir uzaklıkta olan Bursa Yenişehir’i için ne diyor: “Ve bu şehir cümle bin üç yüz kiremit örtülü hâne-i zîbâlardır. Ve âb ü havası ve sahrâ-yı mezraları ve fezâsı latif Türkistanşehirlerinden bir müzeyyen şehirdir.” Anlaşılan Çelebi, Yenişehir’in kiremit kaplı damlarını, süslü evlerini, havasını suyunu, tarlalarını çayırlarını çok beğenmiş ki diğer “Türkistan” şehirleri ve kasabaları için kullandığı küçümseyici dili kullanmamış. İki adım ötedeki İnegöl’den Tavşanlı’ya hareket ettiğinde ise “Türkistan olmakla refikler alıp (…) nehr-i Ilıca’yı atlar ile ubur [geçtik] ettik” dediğine göre, Türklerin ülkesinde bir güvenlik sorunu vardı ve fazladan yoldaşlar almak gereğini duymuştu.

Kendi atalarının toprağı olan Kütahya içinse övgüden başka bir sözü yok ama övgülerini kurgulayışında biraz tuhaflık var: “Gerçi Anadolu’da Türkistan vilayettir, amma ulemâsı ve fuzalâsı ve şu‘arâsı gâyet çokdur. Zirâ halkı safâ ve zevk ile alûdedirler.” Bir Anadolu şehrinde okuryazar kişilerin, oturup kalkmasını, eğlenmesini bilen insanların bulunmasında ne tuhaflık vardı ki Çelebi böyle diyordu?

Evliya Çelebi’nin metni incelendiğinde bu kurgunun sadece Kütahya için değil, diğer Anadolu şehir ve kasabaları için de geçerli olduğunu görürüz. Doğuya doğru ilerleyerek birkaç örnek daha vereyim. Bolu için, “Türkistan’da bu dahi bir şehr-i ganimettir” diyerek bolluğunu övüyor ve “Gerçi Türkistandır amma ayân u eşrafı ve tüccarı çokdur. Gerçekden bir mamûr ve âbâdan şehr-i muazzamdır kim (…) cümle üç bin tahta örtülü hane-i zibalardır” diyor. Bolu’nun zenginlerinin evleri ve hanlar ise kiremit örtülüymüş.

Lâdik (Amasya) için “Gerçi Türkistan şehirlerindendir amma farisü’l- hayl sipahileri ve erbâb-ı maârif yaranları çokdur. Vasatü’l-hâl olanları tüccar ve ehl-i hirefdir. Çuka ferace ve kontuş giyip gûnâ-gûn akça ve gökçe ve pakça esbab giyerler” diyor. Atlı askerlerinin ve okuryazar takımının çokluğu, orta hâlli takımının tüccar ve esnaf oluşu ve insanlarının çeşitli renklerde temiz pak giyinmesi Evliyâ için hoş sürprizler olmuşa benziyor. Çorum da “Gerçi Türkistan şehirlerindendir amma yine erbâb-ı maarifi ve nükte-şinâs çelebileri, ulemâ ve sulehâ”sı olan bir yerdir. Osmanlı’nın Rum vilayetinde olan Tokat ise “Gerçi diyar-ı Rum-ı behçet-rüsûm-ı Sivastan” imiş ama “yine Türkistan add olunup reaya ve berayası gayet koyu Etrak” olan bir yermiş. Son örneğim iyice doğudan, Kemah olsun: “GerçiErzene’r-rûm hâkinde Türkistan şehridir, amma garib-dost, sulehâ-yı ümmetten halûk ve selim âdemleri vardır.”

Bu yazıdaki asıl amacım Evliyâ’nın nereleri Türkistan olarak gördüğünü tesbit etmek ama Anadolu kentlerini överken takındığı “Türkistan olmasına rağmen” söylemine de çok kısa değineyim. Öyle görünüyor ki payitahttan yola çıkan bir çelebi, belki de oradaki diğer çelebilerden oluşan çevresinin ve okurlarının beklentileri doğrultusunda taşraya karşı ciddî önyargılar besliyor ve “Türkistan” dendiğinde cehaletin, yoksulluğun, düzensizliğin ve kaba-sabalığın hüküm sürdüğü, pejmürde kılıklı insanların yaşadığı bir yer anlıyordu. Mümkündür, diğer ülkelerde de payitaht/merkezin periferideki küçük kentler ve kasabalar hakkında böylesi önyargıları ve tepeden bakan görüşleri vardı. Tarihsel bağlamda bunun en aşırı örneklerinden biri Roma kentidir ama herhalde Doğu Roma’nın payitahtının da emperyal küstahlık vadilerinde hatırı sayılır bir yeri bulunuyordu.

Evliyâ Çelebi’nin yazdıklarından Anadolu’da olduğu iyice anlaşılan bu Türkistan’ın coğrafî- kültürel sınırları konusuna gelince, şanslıyız ki seyahatnamesi bu konuda da ufuk açıcı bilgiler içeriyor. Osmanlılarca fethinden sonra Ahıska’nın bir eyalet merkezi (Çıldır Eyaleti) yapılmasını Evliyâ: “Gürcistan ve Kürdistan, Türkistan ve Dağıstan ve Acem diyarının hudûdlarında intihâ-yı serhad” yani serhadin sonu olmasına bağlıyor. Buradaki Türkistan’ın Orta Asya Türkistanı olmadığı ve Anadolu olduğu, hiçbir şey değilse Anadolu’nun zikredilmemesinden anlaşılır. Eh, bu da bize “Türkistan”ın Kuzeydoğu sınırını verir. Bugün Gürcistan’da olan Ahıska’nın Türkiye sınırına sadece 15 kilometre mesafede bulunduğunu düşünürsek Evliya Çelebi’nin sınırında da büyük bir sapma olmadığını söyleyebiliriz.

Batı sınırı olan Rumeli’ni zaten gördük. Güneydeki Antakya içinse, bu kez Arabistan üzerinden giderek “hudut” çizmiş: “Meşhur Arabistan’ın ibtida hududu olmakla” diyor. Arabistan hududu Antakya’dan başlıyormuş. Şöyle devam ediyor: “Bu şehrin cânib-i garbı diyâr-ı Rum’dur. Bu şehir diyâr-ı Arabistan’ın ibtidâsıdır kim Irak-ı Arab yani şehr-i Haleb hududundadır.” Antakya, Halep hududundaymış ve batısında Rum ülkeleri varmış ki bundan da Anadolu ve Rumeli’yi birlikte anlamamız gerektiği kanısındayım. Halep’in kuzeyindeki Maraş içinse  “Bu şehirTürkistan şehirlerindendir” diyor. O dönemde Halep ve tüm Arabistan’ın Osmanlı yönetiminde olduğu düşünülürse buradaki sınırın siyasî bir karşılığının olmadığını daha çok dil ve kültür ekseninde çizilen bir iç sınır olduğunu söylemeliyiz ki bu, bugünkü Türkçe-Arapça dil sınırlarıyla da uyumludur.  Evliyâ Çelebi’nin zihniyet haritasında aynı imparatorluk içinde Arabistan, Türkistan, Rumeli gibi farklı memleketlere muhakkak ki bir yer vardı.

Üç aşağı beş yukarı bugünkü Türkiye sınırlarıyla büyük benzerlik gösteren bir bölgeye Evliya Çelebi’nin Türkistan dediğine dair örnekleri çoğaltmak, onun bu bölgenin adet, görenek, dil ve mimarî özellikleri hakkındaki görüşlerini alıntılamak da mümkün. Vurgulamak istediğim, henüz 17. Yüzyılda bir Osmanlının kafasında bir Türkistan olması ve daha da önemlisi bu coğrafyanın sınırları hakkında da gayet oturmuş görüşleri bulunmasıdır.

Evliyâ Çelebi’nin “Türkistan” dediğinde kesinlikle Orta Asya’yı değil Anadolu’yu kastettiğine dair bir örnekle bitireyim. Olur ya, tarihçiler de bazen bir şeyi kanıtlar. Çelebi, İskenderiye limanı için “Mısır’ın baş iskelesidir ve cümle kâfiristan veTürkistan gemilerinin ârâmgâhıdır [durağıdır]” diyor. O dönemde denize erişimi olmayan Orta Asya’yı ve henüz bir kanal olmadığı için Kızıldeniz tarafından gemi göndermesi imkânsız olan İran’ı diğer muhtemel adaylar olarak elersek, Anadolu’dan başka bir Türkistan kalıyor mu İskenderiye’ye gemi gönderecek? Osmanlılar son zamanlara kadar Türkiye diye bir mevcudiyetten haberdar değildi mi demiştiniz? “Türkiye” yerine “Türkistan” demelerine bakarak bu yargıya ulaşmamıştınız umarım.

herdem@karar.com

(Karar Gazetesi, 9 Ekim 2016)

Devami

İSTANBUL’DA TÜRKİSTANLILARA YAPILAN ZULMÜN SORUMLUSU KİM?

 

BURHAN KAVUNCU

01 Ekim 1916

Bir süredir İstanbul’da devam eden “Özbek operasyonu”  ile ilgili çeşitli tartışmalar medya gündeminde yer alıyor. Özellikle iki bayanın durumu ile ilgili farklı iddialar söz konusu. Bununla ilgili gerçek durum şudur:

1-Kazakistan uyruklu KULASH MİRZA KALKAMAN : 72 yaşındaki (1945 doğumlu) bayan, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün hakkında Kod koyması (Türkiye’de bulunması sakıncalı olan yabancı kodu) sebebiyle 2 Ağustos 2016’da gözaltına alınarak Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ne konuldu. Buradaki görevliler insani sebeplerle yaşlı hanımın Kurban Bayramı’nı olumsuz şartlar altında geçirmesini istemedikleri için şartlı salıverme tutanağı ile serbest bıraktılar. Evine giden Kulash hanım henüz yolda iken, geri çağrıldı. Ankara’daki Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün talimatı ile salıverme tutanağı iptal edildi ve yeniden ‘gözetim altına’ alındı. 28 Eylül tarihinde sosyal medyada ve basında Kulash Mirza Kalkaman’ın durumu haberlere konu oldu. 29 Eylül’de avukatının açtığı davada İstanbul 2.İdare mahkemesi kararıyla serbest bırakıldı. Göç İdaresi, “15 gün içinde Türkiye’yi terk etmesi” şartını öngören bir tutanak imzalattı. Kızı ve damadı bir süreden beri kayıp olan Kulash Kalkaman, iki küçük torununa da kendisi bakıyordu.

2-Özbekistan uyruklu DİLAFRUZ ŞAMSİDİNOVA: 1985 doğumlu bayan dokuz aylık hamile iken, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün kararı ile 04 Ağustos 2016 günü gözaltına alınarak Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ne konuldu. 25 Ağustos günü 29 Mayıs Haseki Hastanesi’nde bir kız çocuğu doğurdu. Doğumdan sonra, henüz birkaç saat geçmişti ki Göç İdaresi görevlisi polis memuru, Kadın Doğum uzmanından ‘olur’ alarak anneyi ve bebeğini yeniden Kumkapı GGM’ye götürdü. Bebekten sorumlu olan çocuk doktoru, kedisine sorulmadığı içim “izinsiz sevk” tutanağı tuttu.

Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ndeki görevliler, Dilafruz hanımın ve bebeğinin durumları  Kumkapı’da daha fazla kalmaya uygun olmadığı için, bütün sorumluluğu üzerlerine alarak  aynı gün serbest bıraktılar. Göç İdaresi genel Müdürlüğü tam 1 hafta sonra, Dilafruz Şamsidinova’nın serbest bırakılmasına karar verdi.

Yaklaşık 150 Türkistanlıdan ikisinin kısa hikayesi böyle. Diğerlerinin de her birisinin ayrı birer hikayesi var. Gözaltı kararına esas olan liste ile ilgili birçok açıklama yaptık. Artık İstanbul emniyeti bu insanların tamamen masum olduğunu bildiği için sorgulamadan, doğru Kumkapı’ya gönderiyor. Ondan sonrası, Ankara’nın insafına…

İstanbul’da Türkistanlılara yönelik bir zulüm olduğu kesin de, insanlar bunun sorumlusunun kim olduğunu merak ediyor.

(01 Ekim 1916)

Devami

KERİMOV’DAN KAÇTILAR, IŞİD’İ REDDETTİLER, ERDOĞAN’A “ÖZBEKLER SENİNLE” DEDİLER. SONUÇ: 150 GÖZALTI VE SINIRDIŞI!

Kumkapı mağdurları

Burhan Kavuncu

16 Ağustos 2016

Türkiye’ye hicret eden Türkistanlı kardeşlerimiz mazlum,  mustaz’af ve garip  insanlar. Ama Türkiye devleti  onlardan daha garip. Garip olan, kendisine sığınan bu insanları itip kakması değil sadece. Boş yere mağdur ettiği kişilerle beraber, uygulamalarıyla kendi menfaatlerine de zarar vermekte.

Geçen yılın Ekim ayında İstanbul Pendik’te bir  “IŞİD operasyonu rezaleti” yaşanmıştı. 60’tan fazla Özbekistan ve Tacikistan vatandaşı, günlerce süren operasyonlarda yakalanıp gözaltına alınmış, sonra hepsi de suçsuz bulunup serbest bırakılmıştı. Göç İdaresi oturma izinlerini iptal ettiği için aylarca Kumkapı’da bekletildiler. Bazıları ülkelerine iade edilmeyi kabul etti, çoğunluğu da İdare Mahkemesi kararıyla serbest bırakıldı. Devletin imkanları, memurları lüzumsuz yere meşgul edildi, yoksul Türkistanlılar avukat ve noter masrafları ile ayrıca mağdur oldular.

Şimdi de 29 Temmuz’dan beri İstanbul Başakşehir’de yaşayan Türkistanlılara yönelik bir operasyon devam etmektedir. Operasyonu yapan İstanbul Terörle Mücadele Şubesi ekiplerinin elinde 4 sahifelik bir liste var. Bu listeyi kimin hazırladığı, kimin gönderdiği bilinmiyor. Aslında biliniyor da şimdi kimse üstlenmediği için bilinmiyor diyelim. Liste medyada ve elden ele dolaşıyor. Muhtemelen maddi yardıma ihtiyacı olan Türkistanlılarla ilgili bir liste, bir şekilde ele geçirilmiş. İstihbarat örgütleri de bu ‘çok önemli bilgi’yi  Göç İdaresi ve Emniyet birimlerine ulaştırmışlar. Ev ev dolaşarak, evlerde arama yapılarak bu listede ismi olanlar, ismi olmadığı halde ‘yabancı’ olduğu için orada bulunan Türkistanlılar, yaklaşık 150 kişi gözaltına alınmış. Yakalananlar karakollarda toplanmış, hiçbir suçlarının olmadığı bilinenler adli işlem yapılmaksızın doğrudan Göç İdaresi Geri Gönderme Merkezi’ne, yani Kumkapı’ya  sevk edilmişler. Sorguya alınan 8 kişiye de Savcılık takipsizlik kararı verdiği için Kumkapı’ya teslim edildi. Yakalananlar arasında  İstanbul’daki Türkistanlı muhacir camiasının yeterince tanımadığı,  yahut da kefil olmadığımız birkaç kişi de var.

Çoğunluğu Özbekistan vatandaşı olan Türkistanlılar  için sınır dışı işlemi başlatıldı. Bu arada Özbekistan Konsolosluğu devreye girerek Kumkapı’daki vatandaşlarının isim ve diğer bilgilerini istemekte. Sanki bu isimleri Türkiye devletine başkası vermiş gibi! Bir taraftan da gözaltına alınanların Özbekistan’daki ev ve ailelerine yönelik operasyonlar devam ediyor.

İstanbul’da göz altına alınan Türkistanlıların çoğu kadın, çocuk ve yardıma muhtaç insanlar. IŞİD ve benzeri  örgütlerle alakaları yok. Özbekistan’daki Kerimov rejimine muhalif oldukları için ülkelerini terketmek zorunda kalmışlar. Bir çoğunun yakınları oradaki hapishanelerde. Bunlar da canlarını zor kurtarıp, “emin bir belde” olarak gördükleri Türkiye’ye hicret etmiş.  Mısır, Rusya gibi ülkelerden sonra Türkiye’de yaşamaya karar vermişler. Hemen hepsi Tayyip Erdoğan’ı seviyor ve canları pahasına korumak istiyorlar. 15 Temmuz’dan sonra kendi elleriyle yazdıkları “Dik Dur Eğilme- Özbekler Seninle”  yazılı pankartlarla sokaklara çıkıp darbe karşıtı gösterilere katılmışlar.

Üst üste yapılan bu operasyonlar ve deport uygulamalarıyla, Türkistanlı muhacirlere şu mesaj verilmiş oluyor: “Size Türkiye’de yaşama imkanı tanımayacağız, kendinize başka bir yer bulmanız lazım”. Tabii kendi ülkelerine geri dönemeyecekleri gibi, Rusya veya Mısır’a da gidemezler. İstemeseler de Güney’deki  komşuya  gitmekten başka bir yol görünmüyor. IŞİD ve benzeri örgütlere katılanlar ise, “demek Erdoğan’ı  desteklediniz, başınıza gelenlere katlanın o zaman” diyerek ellerini ovuşturuyorlar.

Devami

II.TÜRKİSTAN KURULTAYI TOPLANIYOR

79407eec8e1c418f55fdf70564a6ac80

turkestan-1916-02(1916 Kozgalanı’dan sonra 347 Türkistanlı idam edildi)

 

2014 yılında birincisi yapılan Uluslararası Türkistan Kurultayı 2. defa, 17-18 Nisan tarihlerinde İstanbul’da toplanıyor. Bağcılar Belediyesi Gençlik Merkezi’nde yapılacak olan Kurultay iki gün devam edecek. Bağcılar Belediyesi‘nin desteklediği  Türkistan Kurultayı’nı Türkistander bu defa Kastamonu Üniversitesi ile birlikte hazırlıyor.

II.Türkistan Kurultayı‘nın ana teması olarak 100.yıl dönümünü anmakta olduğumuz “1916 Kozgalişi ve Büyük Türkistan Katliamı”  tespit edildi. Kurultay’da Türkiye’den akademisyenlerin yanı sıra Türkistan illerinden de yazar ve ilim adamları tebliğ sunacak. Türkiyeli ve Türkistanlı akademisyen, gazeteci ve yazarlar Türkistan’la ilgili meseleleri enine boyuna tartışacaklar.

1916 Kozgalışı ve Büyük Türkistan Katliamı’nın 100. yıl dönümü için Türkistander bir  “Basın ve STK’ları bilgilendirme toplantısı” düzenledi. 17 Mart 2016 Cumartesi günü yapılan toplantıya İstanbul’daki STK’lar yoğun ilgi gösterdi.

Kurultay’ın akışı aşağıdaki şekilde olacak:

 

II.TÜRKİSTAN KURULTAYI

(1916-2016 : Büyük Türkistan Katliamı’nın 100.Yıldönümü)

BİRİNCİ GÜN (17 Nisan Pazar)

 

Saat 10.30 Açılış ve Kur’an-ı Kerim

Sinevizyon

Konuşmalar:

Burhan Kavuncu (Türkistander Başkanı)

Lokman Çağırıcı (Bağcılar Belediye Başkanı)

Prof.Dr. Seyit Aydın (Kastamonu Üniversitesi Rektörü)

Misafirler

Saat 11.30

I (MANAS) OTURUMU

1916 ÖNCESİ GELİŞMELER: TÜRKİSTAN’IN RUSLAR TARAFINDAN İŞGALİ VE SONRASI

BAŞKAN: PROF.DR.SEYİT AYDIN

1. Cevdet Yakuboğlu (Doç.Dr., Kastamonu Ü. Fen Edb F): “RUSLAR’IN TÜRKİSTAN’I İŞGALİ VE BÖLGEDE İLK FAALİYETLERİ”

2. Alaeddin Yalçınkaya (Prof, Marmara Ü.İletişim F.): “RUSLARIN TÜRKİSTAN’I İŞGALİ ÖNCESİNDE İGNATİYEV RAPORU”

3.Kudret Artıkbaev (Yrd. Doç. Dr. Kastamonu Ü.): “ÜRKÜN OLAYINI ORTAYA ÇIKARTAN FAKTÖRLER VE SOSYO-KÜLTÜREL ETKİLERİ”
Saat 13.00 Öğle arası

Saat 14.00

II (BABÜR) OTURUMU

1916 BÜYÜK AYAKLANMA-BÜYÜK KATLİAM

BAŞKAN: PROF.DR.MÜNİR ATALAR

1. Alim Oktay Çatkal (Türkistander):1916’DA TÜRKİSTAN BÖLGESİ OLAYLARI VE GENEL OLARAK 1916 KOZGALANI”

  1. İbrahim Kalkan (Yrd.Doç.Dr.Kırklareli Ü.Uluslararası İlişkiler Bl.): “1916’DA BOZKIR BÖLGESİNDE YAŞANANLAR VE KAZAKLAR”
  2. Myktybek Arstanbek (Kırgızistan-Gazeteci): ÜRKÜN KATLİAMI VE SONUÇLARI
  3. Şuay Alpay (MSB BakanYard-24.-25.Dönem Mv): “1916 YILINDA AZERBAYCAN’DA DİRENİŞ VE ÖNDERİMEHMET KASIM BEG

Saat 15.30 15 dakika ara

Saat 15.45

III. (HOCAAHMET YESEVİ) OTURUMU

1916 KOZGALIŞI’NIN ETKİLERİ

BAŞKAN: PROF.DR.ORHAN KAVUNCU

1.Seyfettin Erşahin(Prof.Dr., Ankara Ü.): “1916 TÜRKİSTAN DİRENİŞİNE KIRIM ULEMASININ BAKIŞI

2.Kurbanbeg Kutlu (Kırgız Türkleri Kül. ve Yard. Derneği Başkanı): “1916 TÜRKİSTAN KIYAMINDA BEŞ OSMANLI TÜRKÜ”

3.Ruslan Beknazarov(Kırgızistan, Siyasetçi) : “SOVYETLERİN ÜRKÜN KATLİAMI YORUMLARI”

4.KarimBakhriev (Özbekistan, Yazar, Eski mv) : “BÜYÜK TÜRKİSTAN KATLİAMININ DİL VE EDEBİYATA ETKİSİ”

Saat 17.15 Birinci gün Kurultay’ın Kapanışı
İKİNCİ GÜN (18 Nisan Pazartesi)
Saat 10.00 Açılış

Saat 10.10

IV. (ALİ ŞİR NEVAİ) OTURUMU

1916 SONRASI SİYASİ VE ASKERİ ALANDAKİ GELİŞMELER

BAŞKAN: PROF.DR.SEYFETTİN ERŞAHİN

1.Mukhiddine Shirinov (Dr, Ulûm-u Hadis, Malezya İslam Ün.): “1916 KIYAMININ SONUCU OLARAK BASMACILAR HAREKETİ”

2. Batır Norbaev (Doç.Dr., Kastamonu Ün. Fen-Edb.F.): 1916 İSYANLARI HAKKINDA KRONOLOJİK ÇALIŞMA YAPMANIN GEREKLİLİĞİi):

3. Abdulahad Abdurrahman (D.Türkistan Maarif Derneği “DOĞU TÜRKİSTAN’IN ÇİN İŞGALİ ALTINA GİRİŞİ”
Saat 11.20

V. (GASPIRALI İSMAİL BEG) OTURUMU

SOVYETLER VE MÜSTAKİLLİK DÖNEMİNE BAKIŞLAR

BAŞKAN: PROF.İBRAHİM MARAŞ

1.Şahruh Saipov-(Kırgızistan -Gazeteci): “KIRGIZİS’TANDA ETNİK SORUNLAR VE BUNDAN KAYNAKLANAN GÖÇ VE MUHACERET SORUNLARI”

2. Orhan Kavuncu (Prof.Dr.Kastamonu Ü.Genetik Biyomühendislik Bl.): 1986 JELTOKSAN OLAYLARI VE ÇEVRE KİRLİLİĞİNE YOL AÇAN SOVYET UYGULAMALARI”

3.Muhammad Salih Sahwii Abdullah (İsveç-gazeteci): BAĞIMSIZLIK DÖNEMİNDE KURULAN OTORİTER YÖNETİMLERDE SOSYAL VE EKONOMİK PROBLEMLER”
Saat 12.30 Öğle arası
Saat 13.45

VI. (İMAM BUHARİ) OTURUMU

GEÇMİŞTEN GELECEĞE MANEVİ VE İLMİ KÖPRÜ

BAŞKAN: BURHAN KAVUNCU

1.Kamoliddin Rabbimov (Fransa -Gazeteci):ORTA ASYA DEVLETLERİNİN GELECEĞİNDE ÖZLÜK, GEOMEFKURE VE GEOSİYASET’İN UYUMU MESELESİ”

2.Adil Abdülğafur Buhari (Dr., Mekke, Camia Ümmül Qura):ARABİSTAN’A HİCRET EDEN BUHARİLER”

3.Sadık Semerqandi (Domla, Mısır, Camia Ezher): “TÜRKİSTANLI İLİM ADAMLARI VE İSLAM TARİHİNDEKİ ETKİLERİ”

4. İbrahim Maraş (Prof.Dr., Ankara Ü. İlahiyat F.): “TÜRKİSTAN VE ÇAĞDAŞ İSLAM DÜŞÜNCESİ
Saat 15.15 Çay arası
Saat 15.30

VII. 0TURUM: SERBEST KONUŞMALAR

BAŞKAN: NAMAZ NORMUMİN

10-12 kişiye 5-7 dakika söz verilecektir. Konuşmak isteyenler isimlerini önceden yazdırmalıdır

Saat 17.00    KURULTAY SONUÇ BİLDİRİSİ VE KAPANIŞ

 

 

 

II:TÜRKİSTAN KURULTAYI

DÜZENLEME KURULU 

(01 Nisan 2016)

Devami