Özbekistan ile Tacikistan, gelecek sene ticaret hacmini 1 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor.
Tacikistan Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, resmi ziyaret ile geldiği Duşanbe’de Cumhurbaşkanı İmamali Rahman ile ikili ve heyetler arası görüşmelerde bulundu.
İki ülke arasındaki iş birliğinin durumu ve perspektiflerin ele alındığı görüşmelerin ardından Tacikistan ile Özbekistan arasında çeşitli alanlarındaki iş birliğinin geliştirilmesine ilişkin 36 anlaşma ve memorandum imzalandı.
İmza töreninin ardından Rahman ve Mirziyoyev ortak basın toplantısı düzenledi.
Mirziyoyev, burada yaptığı konuşmada, 2017’de 70 milyon dolar olan iki ülke arasındaki ticaret hacminin 2020’de 500 milyon dolara çıkarıldığını anımsattı. Mirziyoyev, 2022’de iki ülke arasındaki ticaret hacminin 1 milyar dolara çıkarılmasının hedeflendiğini ve bunda bugün taraflar arasında imzalanan anlaşmaların etkili olacağını belirtti.
Mirziyoyev, Özbekistan’ın yakın gelecekte Tacikistan’daki Zarafşan Irmağı üzerinde toplam 320 megavat kapasiteli iki hidroelektrik santral inşaatına başlaması konusunda anlaşmaya vardıklarını ifade etti.
Rahman da Özbekistan ile ilişkilerin geliştirilmesine ayrıca önem verdiklerini vurgulayarak, “Özbekistan bizim stratejik ortağımız ve güvenilir komşumuzdur. Tacik-Özbek ilişkilerinin dinamik olarak gelişmesinden çok memnunuz.” dedi.
Rahman, Mirziyoyev ile görüşmede bölgenin ana sorunu olan Afganistan’da barış ve istikrarın sağlanması meselesini de ele aldıklarını ve bu bağlamda iki ülkenin güvenlik alanındaki iş birliğini geliştirme konusunda anlaştıklarını vurguladı.
Geçen sene Özbekistan ile iş birliği içinde kurulan elektronik eşya üretimi yapan işletmenin faaliyetinden çok memnun kaldıklarını anlatan Rahman, bugünkü toplantıda Özbek tarafı ile tekstil, gıda ürünleri üretimi ve madenlerin işlenmesiyle ilgili ortak girişimlerin oluşturulması konusunda mutabık kaldıklarını dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov başkanlığında, “Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey Oturumu” yapıldı.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde basına kapalı düzenlenen toplantıya, Türkiye tarafından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Ticaret Bakanı Mehmet Muş ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da katıldı.
Caparov’a eşlik eden üst düzey heyette ise Kırgız bakanlar yer aldı.
Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te Türk ve Özbek şirketlerin ortaklaşa inşa ettiği Orta Asya’nın en yüksek gökdeleni, basın mensuplarına tanıtıldı.
Taşkent’in merkezindeki 1,5 hektarlık alanda inşa edilmekte olan ve inşaatı tamamlandığında 266,5 metreyle Orta Asya’nın en yüksek binası olması beklenen gökdelenin inşaatına ilişkin tanıtım toplantısı düzenlendi.
Toplantıya Türkiye’nin Taşkent Büyükelçisi Olgan Bekar da katıldı.
Proje ortağı Özgüven şirketinin kurucularından Özgür Onur Özgüven, burada yaptığı açıklamada, Taşkent’in kalbinde yer alan bu projenin kendileri için çok önemli olduğunu ifade ederek ülkenin ilk gökdeleni olan bu projede yer almaktan memnuniyet duyduklarını belirtti.
Kovid-19 salgınına rağmen gökdelen inşaatının durmadan devam ettiğini vurgulayan Özgüven, şu anda binanın 168 metre yüksekliğe ulaştığını ve bu haliyle ülkenin en yüksek binası statüsünü elde ettiğini söyledi.
Özgüven, projenin Haziran 2022’de tamamlanmasının planlandığını kaydetti.
Büyükelçi Bekar da Özbekistan’da yapılmakta olan ilk gökdelenin yeni Özbekistan’ın bir simgesi olacağını belirtti.
Taşkent’in Orta Asya’nın en önemli şehri olageldiğini anımsatan Bekar, “Orta Asya’nın kalbini teşkil eden Taşkent’teki önemli bir inşaatın Türk ve Özbek şirketleri tarafından ortak yapılıyor olması bizleri sevindiriyor.” dedi.
Özbek şirketi Murad Buildings Başkanı Murad Nazarov da rezidans, otel, iş merkezi, hamam, sauna, otel, toplantı salonu, sinema salonu, çocuk oyun alanları, kütüphane ve saire birimden oluşacak gökdeleni “Bir Yuva” olarak adlandırdıklarını söyledi.
Basın toplantısının ardından gazeteciler, inşaatı devam eden gökdelen şantiyesinde incelemelerde bulundu ve inşaatla ilgili bilgiler aldı.
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un, 9-11 Haziran tarihlerinde Türkiye’ye resmi bir ziyaret gerçekleştireceği bildirildi.
Cumhurbaşkanlığı Dış Politika Daire Başkanı Dastan Düşekeyev, yaptığı açıklamada, Caparov’un, resmi ziyaret kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşeceğini belirtti.
Düşekeyev, iki liderin, Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi) çerçevesinde ikili ve çok taraflı iş birliğinin yanı sıra güncel konular hakkında görüş alışverişinde bulunacağını ifade etti.
Ziyaret çerçevesinde, iki ülke cumhurbaşkanlarının katılımıyla Kırgızistan ve Türkiye Stratejik İşbirliği Yüksek Konseyi’nin 5. toplantısının gerçekleştirileceğini aktaran Düşekeyev, Caparov’un, TBMM Başkanı Mustafa Şentop ile de bir araya geleceğini söyledi.
Düşekeyev, Caparov’un, Kırgızistan-Türkiye İş Forumu’nda iş insanlarına hitap edeceğini ve Türkiye’deki Kırgızistan vatandaşları, öğrencileri ve Ankara’da faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geleceğini kaydetti.
Özbekistan’ın güneyindeki Surhanderya ilinde inşa edilecek 457 megavat kapasiteli güneş enerjisi santralinin temeli atıldı.
Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi’nden yapılan açıklamaya göre, söz konusu güneş enerjisi santralinin temelini Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev attı.
Mirziyoyev, Asya Kalkınma Bankası Başkan Yardımcısı Ashok Lavasa ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Enerji ve Altyapı Bakanı Suhail al-Mazroui’nin video konferans yöntemiyle katıldığı temel atma töreninde yaptığı konuşmada, ülkede son yıllarda yenilenebilir enerjinin geliştirilmesine yönelik önemli adımlar atıldığını, santralde üretilecek elektriğin bölgenin kalkınması için büyük katkı sağlayacağını kaydetti.
Surhanderya’da 601 hektarlık alanda inşa edilecek 457 megavat kapasiteli güneş enerjisi santrali için BAE şirketi Masdar 260 milyon dolarlık yatırım yapacak. Ağustos 2023’te devreye alınacak santralin faaliyete geçmesiyle yıllık 1 milyar kilovatsaat elektrik üretilecek ve bölgedeki 300 bin eve elektrik sağlanacak.
Masdar, nisan ayında ülkenin Nevai bölgesinde proje tutarı 1,6 milyar dolar olan 1500 megavat kapasiteli rüzgar santralinin temelini atmıştı.
Özbekistan hükümeti, 2030’a kadar gerçekleştireceği projelerle toplam elektrik üretimindeki güneş ve rüzgar santrallerinin payını yüzde 26’ya çıkarmayı hedefliyor.
Yıllık ortalama 52 milyar kilovatsaat elektrik üretiminin yapıldığı ülkede, 50’ye yakın termik ve hidroelektrik enerji santrali bulunuyor.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Özbekistan İçişleri Bakanı Pulat Bobojonov ile görüştü.
Çeşitli temaslarda bulunmak için Türkiye’ye gelen Özbekistan İçişleri Bakanı Bobojonov, Bakan Soylu’yu ziyaret etti.
Soylu’nun Bakanlık girişinde karşıladığı Bobojonov, daha sonra Şeref Defteri’ni imzaladı.
Bakan Soylu’nun makamında gerçekleşen ikili görüşmenin ardından iki bakan, Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi’ni (GAMER) gezdi.
Merkezde toplantı yapan Soylu ile Bobojonov, daha sonra Konferans Salonu’na gelerek, “Kolluk Eğitim İş birliği Protokolü’nde Yapılan Değişiklikler ve İlavelerle İlgili Ek Protokol” ile “Suçla Mücadelede İşbirliği Konulu Anlaşma’da Yapılan Değişiklikler ve İlavelere İlişkin Protokol”ün imza törenine katıldı.
Soylu, burada yaptığı konuşmada, kardeş ülke Özbekistan İçişleri Bakanı ve heyetini ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Türkiye ile derin tarihi ve kültürel bağları bulunan, dost ve kardeş ülke Özbekistan’ın, kendileri açısından özel bir yere ve değere sahip olduğunu belirten Soylu, Bakan Bobojonov’un “ülkesine” hoş geldiğini söyledi.
Soylu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ile önemli bir iş birliği geliştirdiğini, Cumhurbaşkanları arasında atılan adımların, iki ülke ilişkilerini ve iki ülke kurumlarını da olumlu yönde etkilediğini anlattı.
Bakan Soylu, bugün Bobojonov ile yaptıkları görüşmede de bölgesel ve küresel güvenlik konularını, kapsamlı şekilde ele aldıklarını, güvenlik iş birliği, terörle mücadele ve düzensiz göç konularında fikir alışverişinde bulunduklarını bildirdi.
Anlaşmalar ile ortak ilişkilerin nasıl yürüdüğünü değerlendirdiklerini ve 20’ye yakın başlıkta ortak hareket etme iradesini ortaya koyduklarını aktaran Soylu,”Burada, eğitimden ortak teknolojilere kadar, yani teknoloji kullanımımızdan tecrübe paylaşımına, siber güvenliğe kadar birçok alanda irademizi teyit ettik.” dedi.
Soylu, FETÖ ile mücadelede ortaya koydukları kararlı irade sebebiyle de Bakan Bobojonov nezdinde hem heyete hem de Özbekistan’a teşekkürlerini iletti.
İçişleri Bakanı Soylu, bugün imzalanacak ve terör, fikri mülkiyet suçları, organize suç örgütleri, kaçakçılık, yasa dışı göç ve insan ticareti, siber suçlar ve sahtecilik suçlarıyla mücadele, kolluk birimlerinin eğitim faaliyetlerini kuvvetlendirecek protokollerin hayırlı olmasını diledi, metnin hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür etti.
Konuk Bakan Bobojonov da kardeş Türkiye Cumhuriyeti topraklarında bulunmaktan ve Bakan Soylu ile görüşüyor olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Cumhurbaşkanlarının, ikili ilişkilerin gelişmesinde önemli mesafeler kat ettiğini belirten Bobojonov, bunun, Türkiye ile Özbekistan’daki kurumların kendi aralarındaki ilişkilerine de ivme kazandırdığını vurguladı.
Bobojonov, Cumhurbaşkanlarının talimatıyla, Türkiye ve Özbekistan İçişleri Bakanlıkları arasındaki ilişkileri daha ileriye taşımak amacıyla gerçekleştirilen bu ziyaretin de iyi neticeler vereceğine inandığını söyledi.
Türkiye İçişleri Bakanlığının sahadaki çalışanlarıyla tanıştıklarını anlatan Bobojonov, Türkiye’nin, siber güvenlik ve siber suçlarla mücadeledeki gelişmelerine işaret etti.
Bobojonov, Polis Akademi, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğüne ziyaretler gerçekleştirdiğini aktararak, misafirperverliği için Bakan Soylu’ya teşekkür etti.
Özbekistan’da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vaka sayısı 100 bin 335’e çıktı.
Sağlık Bakanlığı verilerine göre, ülkede son 24 saatte yeni vaka sayısı 211 artarak 100 bin 335 oldu.
Son 24 saatte 207 hastanın iyileşmesiyle taburcu edilenlerin sayısının 95 bin 993’e çıktığı ülkede 3 bin 652 hastanın tedavisi sürüyor. Ülkede bugüne kadar 690 kişi virüs nedeniyle hayatını kaybetti.
Ülkede Kovid-19’a karşı 1 milyon 950 bin 398 doz aşı yapıldı.
Son 24 saatte 60 bin 423 doz aşı uygulanmasıyla toplam aşı miktarı 1 milyon 950 bin 398 doz oldu. Bu çerçevede ülkede 1 milyon 321 bin 851 kişiye ilk doz, 628 bin 547 kişiye ise ikinci doz aşı uygulandı.
Aşı uygulamasının 1 Nisan’da başlatıldığı ülkede, ilk etapta yaşlı, sağlık personeli, öğretmen, asker ve emniyet görevlileri olmak üzere yıl sonuna kadar toplam 4,1 milyon kişinin aşılanması öngörülüyor.
Ülkedeki aşı uygulaması için Oxford Üniversitesinin ilaç firması AstraZeneca iş birliğinde geliştirdiği Vaxzevria, Çin’in Anhui Zhifei Longcom ilaç şirketi ile Çin Bilimleri Akademisince ortak geliştirilen “ZF2001” ve Rus üretimi Sputnik V aşıları kullanılıyor.
Kazakistan’ın Türkistan şehrinde 10. yüzyılda Karahan Devleti döneminde ilk kez eski Türk diline tercüme edilen ve halen “İstanbul nüshası” olarak bilinen Kuran-ı Kerim’in bilimsel kopyası kitap olarak yayımlandı.
Uluslararası Türk Akademisi tarafından basılan kitap, Türkistan’daki Ahmet Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen “Türk Dünyasının Manevi Başkenti Türkistan” konulu uluslararası konferansta tanıtıldı.
Türkistan’ın manevi yönleri ve değerlerinin ele alındığı konferansa Türksoy Genel Sekreteri Düsen Kaseinov, Türk Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ömer Kocaman, Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Darhan Kıdırali, Kazakistan Dışişleri Bakanlığı Özel Yetkili Büyükelçisi Ercan Mukaşev, Türkiye’nin Almatı Başkonsolosu Ali Rıza Akıncı, Kazakistan Enformasyon ve Toplumsal Kalkınma Bakanlığı Din Komitesi Başkanı Ercan Nükecanov, Ahmet Yesevi Üniversitesi Rektörü Janar Temirbekova, Bilge Türk Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı Güngör Azim Tuna’nın yanı sıra çok sayıda bilim insanı ve basın mensupları katıldı.
10. yüzyılda Türkistanlı bilim insanlarının da katkısıyla Karahanlı Türkçesine çevrilen Kuran-ı Kerim’in bilimsel kopyası olan kitabın önsözlerini, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Kazakistan’ın Kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev yazdı.
Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Prof. Dr. Darhan Kıdırali, konferans sonrası yaptığı açıklamada, Kuran-ı Kerim’in dünyada ilk kez Samaniler döneminde Farsçaya tercüme edildiğini ve eş zamanlı olarak Buhara’da Türkistan bölgesinden çıkan bilim insanlarınca Karahanlı Türkçesine çevrilmeye başladığını söyledi.
Kıdırali, ilk kez Türk diline çevrilen Kuran-ı Kerim’in bugüne dek korunduğu tek ve tam nüshasının, Türkiye’deki Türk ve İslam Eserleri Müzesinde sergilenen İstanbul nüshası olduğuna işaret ederek “Dolayısıyla yayımladığımız kitabın İstanbul nüshası olması hem de Türkistan’ın manevi başkent ilan edildiği yılda Türkistan diyarına dönmesi çok anlamlı.” dedi.
Zamanında söz konusu Kuran-ı Kerim’in Arapçadan Türkçeye çevrilmesiyle dilimizin daha da zenginleştiğini kaydeden Kıdırali, “Karahan döneminde tercüme edilen bu Kuran-ı Kerim’i belki Hoca Ahmet Yesevi gibi büyüklerimiz kullanarak büyümüşlerdir. Büyük şair, düşünürlerimizin yetişmesinde de bu Kuran-i Kerimin katkısı olmuştur. Bilemeyiz ama bin yıl önce çevrildiği için öyle bir yorumda bulunabiliriz.” ifadelerini kullandı.
Kıdırali, kitabın birkaç nüshasını Türkistan’daki Hoca Ahmet Yesevi Müzesine takdim edeceklerini, daha sonraki dönemlerde akademiye üye ülkelerde de tanıtımını yapacaklarını sözlerine ekledi.
Kun.uz huquq-tartibot organlarining qonunlardan chekinishi, haqsiz ravishda ayniqsa faol fuqarolarga nisbatan zulm o‘tkazishi mavzusida suhbat uyush
Huquqni muhofaza qiluvchi idoralarning o‘zlari huquqingizni buzganda, dunyoqarashingizda jiddiy va shiddatli siljish sodir bo‘ladi. Ichki tizimingiz chalkash-chulkash bo‘lib ketadi desa ham bo‘ladi. Bunday o‘zgarishni majoz bilan tasvirlaydigan bo‘lsak, buni bir zamonlar sodir bo‘lgan, butunboshli qit’alar siljishiga – shiddatli tektonik harakatlarga o‘xshatsa bo‘ladi.
«Nega?» degan savol ichingizda ulkan, keng yelkali tog‘dek qad rostlaydi shunda. Mana shu «nega»ning zamirida bir dunyo ma’no bor.
«Huquq-tartibot idoralari: ichki ishlar, davlat xavfsizlik xizmati va boshqalar – avvalo shular emasmidi qonunni hurmat qilishi kerak bo‘lgan, «qonun» so‘zining ulkan ahamiyatini hammadan yaxshiroq tushunishi kerak bo‘lganlar?» Bu savollar aqlingizning yoqasidan oladi.
Shunda, aqlingiz qalbingizga nimadir javob berishga urinadi, biroq… dodingizni Xudodan boshqaga aytolmasligingizni, shikoyat qilsangiz shikoyatingiz baribir o‘sha qonunbuzarga qaytib kelishini bilib, jim qolasiz.
Shunda, nochor ahvolda qolgan vujudingiz, o‘zingiz bilmagan holda… bunga ko‘nika boshlaydi! Va eng mudhishi aynan shu – bunga ko‘nikib qolish! Chunki bunda sizning «davlat» tushunchasiga bo‘lgan qarashlaringizda siljish sodir bo‘lgan bo‘ladi, zero huquq-tartibot idoralari bu – davlatning ajralmas qismi, uning qo‘li, ko‘zi, oyog‘i.
Ko‘nikib qolishni nega eng mudhish holat deb baholadik? Chunki siz bunda ishonchsizlikka ko‘nikayotgan bo‘lasiz. Bunga ko‘nikkandan keyin siz faol, qalbi jo‘shib turadigan, yuzidan nur yog‘adigan bunyodkorlar jamiyati a’zosi emassiz, balki jamiyat ishlaridan o‘zini chetga olib qochadigan, imkon topib boshqa – «jamiyat» desa bo‘ladigan yurtlarga ketishni istaydigan kishiga aylanasiz.
Darvoqe, AQShga grin-karta bo‘yicha ketishni istovchilar soni bo‘yicha O‘zbekiston 5-o‘rinda ekan.
Bir savolga javob beraylik: huquq-tartibot idorasi xodimi uchun qachon qonun eng katta prioritetga, «otasi-yu onasiga» aylanadi, tepasidagi boshlig‘ining buyrug‘i emas, aynan qonun uning ongida ustuvorlikka ega bo‘ladi?
Zero aynan shundagina huquq-tartibot idorasi xodimi haqiqiy ma’noda huquq-tartibot idorasi xodimiga aylanadi, boshlig‘i qonunbuzarlikka chaqirganda ham o‘zini, o‘zligini yo‘qotmaydi.
O‘zaro ishonch muhiti hukm surgan muhitdagina ijobiy o‘zgarishlar sodir bo‘ladi va alaloqibat omma haqiqiy jamiyatga aylanadi, ulkan natijalarga erishiladi. Kim bizga bunday jamiyatga aylanishga xalaqit qilyapti va… huquq-tartibot idoralarida islohotlar nega buncha sekin amalga oshyapti?
Kun.uz shu mavzuda blogerlar Jamoliddin Muhammadjon, Musannif Adham, Muhammad Shakur, Bobir Ismoilov va Sardor Salim bilan suhbat uyushtirdi. Bugun suhbatning 1-qismini e’tiboringizga havola etamiz.
Quyida ko‘rsatuvdan ayrim parchalar matn shaklida taqdim etiladi, suhbatni to‘liq holda videoko‘rsatuvda tomosha qilishingiz mumkin.
Jamoliddin Muhammadjon: «Agar men ham qolganlar qatori jim turganimda, balki bu amaliyot yoyilib ketgan bo‘lardi»
— [2019 yilda, Toshkentdagi «Malika» savdo majmuasida o‘tkazilgan «soqol reydi» bo‘yicha] o‘shanda berilgan rasmiy bayonotda jami 138 kishi deb aytilgan. O‘sha 138 kishi orasida mendan tashqari hech biri bunga munosabat bildirmagandi. Dastlab e’lon qilingan rasmiy bayonotda esa hech kimning soqoli majburan oldirilmagani aytilgan, bu esa haqiqiy voqeaga umuman zid edi.
Ikkinchidan, o‘sha vaziyatda men ham 138 kishiga qo‘shilib sukut saqlaganimda, balki bu kabi reydlar bugungi kunda bundan ham kengayib ketishi mumkin edi. Shuning uchun biror vaziyatga tushganda odam faqat o‘zini o‘ylamasligi kerak. «Agar hozir men harakat qilsam, nimagadir qarshilik qila olaman, nimanidir to‘xtataman», degan nuqtayi nazardan fikrlash kerak.
Natija ham shunga yarasha bo‘ldi. Juda katta sa’y-harakat qilmagan bo‘lsam-da, jim turmaganimning o‘zi natija bo‘lishi uchun yetarli bo‘ldi. Ana shu natijadan o‘zim mamnunman.
Musannif Adham: «Baribir foydasi yo‘q, eng yengili shu – 15 sutka» deyishgan»
— Uyingizga tintuv o‘tkazish uchun kelishsa, barchaga ma’lum muayyan qoidalarga amal qilish kerak. Uyni tintuv qilishga order bor-yo‘qligini so‘rashingiz, boshqa huquqlaringizni talab qilishingiz kerak. Men bilan ro‘y bergan holatda men ham shunday yo‘l tutganman.
Huquq-tartibot idoralari bilan ilk to‘qnashuvim uch yil oldin, [maktab o‘quvchilariga dars vaqtida bosh kiyimda bo‘lishni taqiqlovchi] 666-sonli qarorni tanqid qilganimda bo‘lgan. Tintuv o‘tkazish uchun uyga kelishgan. «Uyingizda qidiruvdagi odamni yashirayotgan ekansiz, shunaqa xabar keldi», degan.
Order so‘raganman. Qaysidir prokuror qo‘l qo‘ygan sanksiyani ko‘rsatishgan. Sizlar odam qidirgani keldilaringmi, deb ikki marta so‘radim, ha deyishgan, uyga kirgizdim. Kirgach, birinchi qilgan ishlari – telefon, kompyuter, kitoblarni yig‘ishtirib olishdi.
Qo‘llanmalarda yozilganidek ish tutdim, ularning bunday xatti-harakatlar uchun ruxsatlari bor-yo‘qligini so‘radim. O‘tirib, bayonnoma yozishdi. Bayonnomaning tagida: «Bitta nusxasini oldim» deb yozilgan, men shuni tasdiqlab qo‘l qo‘yishim kerak. Qo‘l qo‘yishdan oldin so‘radim:«Nusxasini berasizlarmi?» «Ha, hozir ko‘chaga chiqib, kserokopiya qilib, beramiz», deyishdi.
«Pasportingizni olib oling, IIBga borib, narsalaringizni tekshiramiz va hech narsa chiqmasa, qaytarib berib yuboramiz», deyishdi. Tabiiyki, ular qidiruvdagi shaxsni qidirayotganlari eslaridan chiqib ketdi. Men bu yerda nima bo‘layotganini, gap nima haqida ketayotganini tushundim.
Asl mavzu (666-sonli qarorni tanqid qilganim) yo‘lga chiqqanimizdan keyin ochildi. «Nima uchun kelganimizni bilasiz…» deyishdi yo‘l davomida. Borganimdan keyin menga advokat berishlari kerakligi, ungacha hech narsa gapirmaslik huquqim borligini aytdim. Kulishdi. Advokat berilishi, advokat ishtirokida so‘roq qilinishi qonunda yozib qo‘yilgan. Ular: «Bu tergov emas, tergovgacha bo‘lgan jarayonda advokat kerak emas», deyishdi.
O‘sha yerda rasmga olishdi, qanaqadir «delo»lar ochishdi, bosim bilan suhbatlar bo‘ldi. Hech kim urmagan bo‘lsa-da, so‘kinish, haqoratlar – bular hammasi bo‘ldi. U haqoratlar – men eshitmagan haqoratlar. Og‘ziga kelganini gapiradi…
3-4 soatdan keyin olib borib sud qilishdi va 15 sutka berishdi. Sababi – Ma’muriy kodeksning 195-moddasi, ya’ni ichki ishlar organi xodimiga qarshilik ko‘rsatish. Holbuki, men hech qanday qarshilik ko‘rsatmadim. Uyimning eshigini taqillatib kelishdi, nega keldilaring dedim, order ko‘rsatgach, mana, kiringlar, dedim. Bu yerda men tomonimdan ularga hech qanday qarshilik bo‘lgani yo‘q.
«Aybimga iqrorman, ichki ishlar xodimiga qarshilik ko‘rsatdim», deb tushuntirish xati yozishga ham majburlashdi. Qarshilik bildirganimda esa: «Shunaqa yozaver, baribir foydasi yo‘q, eng yengili shu, 15 sutka olasan, o‘tirib-chiqasan» deyishdi. Oxiri yozganman. Sudya aybingizga iqrormisiz, dedi, men ha deyishim kerak ekan, shunday dedim. Sudya 10 sutka deb chiqib ketdi, keyin esa xullas 15 sutka qilishdi.
Xo‘p, nima qilish kerak? O‘z boshimdan o‘tkazgan inson sifatida aytishim mumkinki, shunaqa vaziyatga tushgan odam huquqini talab qilishda davom etaverishi kerak. Keyingi gal «Aybimga iqrorman» deb yozmaslik kerak… Qaysidir nuqtagacha qoidalarga binoan ish tutdim, qaysidir joyga borib qoidadan chekindim. Baribir chekinmaslik kerak. Bir menda bo‘lar, keyin ikkinchi, keyin uchinchi odamda shunday bo‘lar, lekin ko‘pchilik shunday noqonuniy xatti-harakatlarga qarshi chiqavergach, qoida bo‘yicha ish ko‘rilishini talab qilavergach, bu narsa oxir-oqibat organdagilarga ham yetib boradi.
Sardor Salim: «Blogerlar bilan terrorizmga qarshi bo‘lim shug‘ullanadi. Blogerlik terrorizm bilan tenglashtirilyaptimi?»
— Velosipedni qaytadan ixtiro qilib o‘tirish shart emas. Konstitutsiya shuning uchun ham yoziladi: millionta odam, millionta fikr, biroq hamma birgalikda, hamjihat yashashi kerak. Hammasi har xil individlar. Faqat konstitutsiyaga, qonunchilikka amal qilib. Bo‘ldi.
Qonunchilikda falon narsa man qilinmadimi, demak u mumkin deb hisoblanadi. «Asal yeyish mumkin emas», deyildimi, demak mumkin emas. Shu yagona cheklov.
Bizning huquq-tartibot organlari, xususan DXXning «profilaktik suhbat» degan amaliyoti bor. Bu – yangi amaliyot emas, eski sovet davridan, KGB davridan davom etib kelayotgan amaliyot. Ya’ni nimadandir norozi insonlar bilan «suhbat o‘tkazish» amaliyoti.
Bu amaliyot Stalin o‘lgandan keyin, «ottepel» paytida paydo bo‘ldi. Chunki KGB qaradiki, hammani qatag‘on qilib bo‘lmas ekan. Jamiyat buni qabul qilmayapti. Demak, norozi inson bilan alohida ishlash kerak.
KGB «norozilar»ni chaqirar, «O‘rtoq, sen partiya aytgan narsadan chetga chiqib ketyapsan, bizlar senga xayrixoh insonlar sifatida to‘g‘ri yo‘lni ko‘rsatyapmiz, mana senga rasmiy ogohlantirish, tuzalmasang, ishing sudga ketadi». Bu amaliyot hozirgacha bor, eski tuzumdan qolib ketgan. Karimov davrida ham bor edi, hozir ham bor.
Siz nima qilish kerak deyapsiz. Jamiyatga qandaydir faol sifatida jamoat hayotida qatnashmoqchi bo‘lsangiz, albatta advokatingiz bo‘lishi kerak. Masalan, hozir sizga telefon qiladi kimdir, otini aytmaydi: «Falonchiman, falon joyga kelib keting», deydi.
«Povestka» (chaqiruv qog‘ozi) bo‘lmasa, bormaslikka qonunan haqlisiz. «Povestka yubor, keyin boraman», desangiz, bu ham bo‘ladi. Lekin bizdagi ko‘plab faollar, shaxsan o‘zim ham juda unchalik darajaga olib borishni istamaymiz. Odatda «RUVD»ga chaqirishadi. «RUVD»da boshqa idoradan odam bo‘ladi, DXXdan bo‘ladi odatda.
Shu yerda bir e’tiborli jihat: blogerlar bilan terrorizmga qarshi bo‘lim shug‘ullanadi. Blogerlik jamiyatda terrorizm bilan tenglashtirilyaptimi?
O‘z tajribamdan kelib chiqib aytaman, menga qilingan asosiy ta’na – «Siz blogerlar xalqni noto‘g‘ri yo‘lga chorlayapsizlar, ertaga xalq ko‘tarilib ketishi mumkin», deydi. Savol tug‘iladi: qanday qilib bir hovuch odam feysbukda o‘tirib, xalqni g‘alayonga chorlashi mumkin? Hech qanday ma’muriy yoki boshqa resurssiz? Buni xalqqa nisbatan hurmatsizlik deb hisoblayman.
[…] Paskal aytgan ekan, «Fransiyadan eng 300 nafar eng oldi ziyoli ketsa, bu Fransiya ahmoqlar mamlakatiga aylanib qoladi». Bizda 300 nafar emas, 30 000 nafari ketganov kamida…
Muhammad Shakur: «Inson qo‘rquv muhitidan ketishni istaydi»
— Nazarimda, bu yerda munosabatni o‘zgartirish kerak. Insonga nisbatan munosabatni. Inson qadriga nisbatan munosabatni. Shunda demokratiyaning ahamiyatini tushuntirish ham oson bo‘ladi.
Bizda inson qadri tushib ketgani uchun biz tushuna olmayapmiz. Yaxshi natijalarga erishgan mamlakatlar, hayotiy tartibini birmuncha yaxshilab olgan, inson huquqlari ma’lum miqdorda ro‘yobga chiqqan mamlakatlar bor. Agar e’tibor bersangiz, u yerda inson qadriga munosabat boshqacha.
Suhbatimizning ruhiyatiga e’tibor beradigan bo‘lsak, kuchishlatar tizimlarimiz go‘yo Mars sayyorasdan kelgandek. Aslida bu noto‘g‘ri. Bular o‘zimizning tashkilot-ku, o‘zimizning soliqlarimiz evaziga faoliyat yuritadi, o‘zimizning millatimiz vakillari.
Mana shu haqda ko‘proq o‘ylash kerak-da: nega bunday bo‘lib qoldi?
Sardor KGB haqida gapirdi. KGB bu – sovet ittifoqida bo‘lgan tashkilot. Bu tashkilot o‘sha tuzumga kerak edi. O‘sha tuzumning tarkibiy qismi edi. O‘sha tuzum uchun, qaysidir ma’noda, foyda ham keltirdi. Endi savol tug‘iladi, qanday qilib foyda keltirdi u tuzumga? Shunga bir nazar tashlasak.
Bu tashkilotga ma’lum vazifa yuklatilgan edi – ommani ma’lum chiziq ichida saqlab turish. Bu uchun ommani qo‘rquv ostida saqlab turish kerak bo‘ldi. Nega kerak edi ommani qo‘rquv ostida saqlash? Gap shundaki, odamlarga bir qancha erkinliklar berilmagan edi. Misol uchun, o‘sha din erkinligi. Deylik, diningizni o‘rganmoqchi bo‘lsangiz, kitoblar yo‘q edi. Davlat ishida ishlab, namoz o‘qisangiz, KGB olib ketardi. Haq-huquqlar ta’minlanmagani uchun ommani qo‘rquv ostida saqlash ehtiyojga aylangan edi – omma ichida norozilik paydo bo‘lishi aniq edi.
KGB o‘sha tuzumga foyda berdi, natija berdi, nega? Chunki SSSR yopiq mamlakat edi: chegaralari yopiq edi, axborot uchun cheklovlar qo‘yilgan edi, ko‘chib ketish imkoniyati deyarli yo‘q edi. Shu uchun qo‘rquv muhiti foyda berar edi.
Endi, ochiq mamlakatda bu narsa foyda beradimi, yo‘qmi, degan savol tug‘iladi.
Biz ochiq mamlakatmiz, chegaralar ochiq, informatsiya kirib-chiqib yotibdi. Bunaqa sharoitda qo‘rquv muhiti qanday natija beradi? Shu savolga javob beraylik.
Avvalo, inson qo‘rquv bilan yashashni istamaydi. Qo‘rquvsiz yashash inson uchun – bazaviy ehtiyoj. Shu uchun qo‘rquv muhitidan, har qanday lahzada qonunsiz uyingdan olib ketilishing mumkin bo‘lgan muhitdan odamlar imkon qadar boshqa – tinchroq joyga ko‘chishga harakat qilishadi.
Endi savol tug‘iladi: kim ko‘chadi? Javob: avvalo o‘z kasbini yaxshi egallagan insonlar chiqib ketadi. Chunki chet elda bunday insonlarga talab katta. Ikkinchidan, faol insonlar chiqib ketadi, zero faol insonlarning tabiatan ambitsiyalari katta bo‘ladi, katta-katta orzular qiladi. Bunday muhitda ular o‘zini yaxshi his qilmaydi, chiqib ketadi.
Ya’ni mamlakat o‘zining yaxshi kasb egalari, ziyolilari, olimlari, faol insonlar – tadbirkorlar, orzusi ko‘kka yetib boradigan insonlaridan ayriladi. Bu narsa bizda 25 yildan beri davom etyapti.
[…] Ikkinchidan, qo‘rquv muhiti iqtidorlarni so‘ndiradi. Chunki iqtidorli odamga erkinlik kerak. Iqtidor (talant) shunday narsaki, u erkinlik muhitida unib, o‘sib, ko‘karadi.
Qo‘rquv muhiti qayerdan paydo bo‘ladi? Agarki qonunlarga hamma amal qilmasa, qo‘rquv muhiti paydo bo‘ladi. Hamma birdek amal qilmasa. Deylik hamma amal qilyapti, ammo kimdir, qaysidir idora amal qilmayapti. O‘shanda inson ertangi kunini bashorat qilolmay qoladi. Ya’ni qonun himoyachilari qonunga amal qilmasa, inson ertaga qaysi harakati uchun ta’qibga uchrashini bashorat qila olmaydi.
Halkın çoğu toplama kamplarında olduğu için istenen kalabalık toplanamadı
Doğu Türkistan’da Çin devletinin 72 yıllık işgalinin son beş yılına tekabül eden 2016 sonrasında zulüm politikaları asimilasyondan imhaya (soykırıma) dönüşmüş olarak aynı şekilde devam ediyor.
2021 yılında ABD ve diğer batılı ülkeler, Çin’le olan rekabetlerinde en güçlü argüman olarak gördükleri Doğu Türkistan meselesini daha yoğun olarak kullanmaya başladılar. Bir çok ülkelerin parlamentosunda ardarda “Çin’in soykırım yaptığına dair” kınama ve yaptırım kararları alındı. Çin devleti bunları çok önemsemiyor görünse de son derece rahatsız olduğu açık. Yaptırımcı ülkelerin çoğalmasını engellemek için elinden geleni yapıyor. Özellikle üçüncü dünya ülkelerine (özellikle müslüman ülkelerine) karşı sahip olduğu ekonomik gücü kullandığı gibi, en ufak sivil veya siyasi eleştiriye karşı da diplomatik üsluba uymayan tepkiler verebiliyor. Türkiye’de iktidar sözcülerini ekonomik ilişkileri bozmakla tehdit ederken, Gulca katliamını anan muhalif siyasetçilerden hesap sorma tehdidine kadar işi ileri götürdü.
Dünya genelinde “soykırımcı ülke/ apatheid rejimi” damgasını yemekten korkan Çin devleti, 2021 Ramazan’ında (h.1442) bir propaganda atağı yaptı. 13 Mayıs’a denk gelen Ramazan Bayramı sabahında üç büyük camide kalabalık bayram namazları, bayramlaşma ve samah gösterileri düzenleyerek videolarını yayınladı. Böylece “Doğu Türkistanlılar’ın mutlu olduğu ve Müslüman Uygurlara baskı yapılmadığı” görüntüsünü yaymaya çalıştı.
Doğu Türkistan’dan aldığımız haberlere göre halkın çoğu toplama kamplarında olduğu için istenen kalabalık toplanamadı. Görevliler ev ev dolaşarak halkı bayram namazına katılmaya çağırdılar. Arefe gönü provalar yapıldı. Bayram hutbelerinde satılmış rejim imamları Çin Komünist Partisi’nin uygulamalarını öven konuşmalar yaptı. Büyük bir sevinç gösterisi olan samah törenlerine katılan insanların yüzüne baktığınızda zorla getirildiklerini anlamak zor değildi. Yüzü gülen bir tek kişi bile yoktu.
Ama Doğu Türkistan tarihinde ilk defa komünist rejimin, halkı camiye gelmeye teşvik ettiğine tanıklık etmiş olduk. Propaganda için de olsa önemli bir gelişme. Ümid ediyoruz ki, bundan sonra sistematik işkence ve cinayetlerinde de bir azalma olur da insanlar biraz nefes alabilir.